Atatürk Okulu > Kitaplık
27-06-2014
BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE / GRİGORY PETROV

Cihan Dura

27.6.2014


Grigory Petrov, Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Koridor Yayıncılık, İst., 2009, 229 s.

 

 Yayınevleri bu ünlü kitabı şöyle tanıtıyor:

Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçeye ilk kez çevrildi. Atatürk, kitabı okuduğunda bu destansı başarıya tek kelimeyle hayran olmuştu. Derhal kitabın ülkedeki okulların, özellikle askeri okulların müfredatına dahil edilmesini emretti. Türk askerleri, ülkelerindeki “yaşamı yenilemek” için mutlaka bu kitabı okumalıydılar. O vakitler, kitap o kadar çok ilgi gördü ki, Kuran-ı Kerim’den sonra en çok okunan kitap haline geldi.

Bu kitap tüm yoksulluğa, imkânsızlıklara ve elverişsiz doğa koşullarına rağmen, bir avuç aydının önderliğinde; askerlerden din adamlarına, profesörlerden öğretmenlere, doktorlardan işadamlarına kadar, her meslekten insanın omuz omuza bir dayanışma sergileyerek, Finlandiya’yı, ülkelerini geri kalmışlıktan kurtarmak için nasıl büyük bir mücadele verdiklerini, tüm insanlığa örnek olacak biçimde gözler önüne sermektedir.

Kitabı tanıtıcı mahiyette, farklı kaynaklardan yaptığım iki özet ve bir alıntıyı aşağıda sunuyorum.

 

-I-

Grigory Petrov; Finlandiya örneğinde, fakir, zayıf ve baskı altındaki bir ülkenin, ulusal kültürüne sahip çıkarak ve halkını her aşamada eğitip doğru yönlendirerek nasıl kısa sürede “Bataklıklar Ülkesi” olmaktan çıkarılıp “Beyaz Zambaklar Ülkesi” haline getirilebileceğini destansı bir dille anlatmıştır.

Petrov’un akıcı ve sade bir dil kullanılarak yazdığı “Beyaz Zambaklar Ülkesi” adlı yapıta, pek çok lider gibi Atatürk’ün de hayran olduğu ve bu kitabı ülkedeki tüm okulların müfredatına koydurttuğu bilinmektedir.

Petrov, kitabında  Finlandiya’nın kalkınmadan önceki koşullarını ortaya koymuştur. Finlandiya’yı “Bataklıklar Ülkesi” olarak nitelendirmiş, İsveç ve Rusya arasında sürekli el değiştiren verimsiz bir toprak parçası olarak betimlemiştir. Petrov, Finlandiya’nın kalkınmasını, İsveç egemenliğinden kurtulup, iç işlerinde bağımsız Rusya’ya bağlı bir eyaleti haline gelmesiyle başlatır, bu dönemde olgunlaşan koşullara paralel olarak ülkenin kaderini değiştiren bir kahraman, Snelman, ortaya çıkar.

Snelman’a göre, Fin halkını ulus yapacak ortak kültürün yaratılması gerekmektedir. Finlandiya’nın, Rusya ve İsveç gibi güçlü komşularının egemenliği altına girmekten kurtulması, ancak onlardan daha üstün bir kültür ve uygarlığa sahip olmasıyla sağlanabilecektir. Snelman’a göre, her toplumun, dolayısıyla Finlandiya’nın, aydınlanmasında en önemli yeri aydınlar alacaktır. Snelman, bu noktada, toplumdaki aydınların yozlaşmış olduğunu, halkı hor görmeye başladıklarını dile getirmiş ve bu durumu eleştirmiştir.

Snelman’a göre, eğitim almış herkes belirli bir sorumluluk bilinciyle davranmalı, milli ruhu, milli iradeyi geliştirmeye çalışmalıdır. Snelman’ın düşünceleri aydınlar arasında yansıma bulmuş, aydınlar halkın bilgilendirilmesi için Snelman önderliğinde, her pazar halka yönelik sohbetler yaparak onları ekonomi, sağlık, tarım gibi alanlarda bilgilendirmeye çalışmışlardır.

Petrov ülkelerin kalkınmasında hemen herkese düşen roller olduğunu vurgular.  Snelman, devletin temsilcisi olarak görülen memurların Finlandiya’nın kalkınmasındaki önemini şöyle açıklamıştır:

“Memurlar! Kanunların temsilcileri! Halka, yasalara uymayı memurlar öğretiyor. Bu yüzden yeni Finlandiya’nın adına sizlerden, yasa koyucu insanlardan, halkımıza yasa duygularını aşılamaya yardımcı olmanızı istiyorum. Hatta daha fazlasını, adil olma duygusunu.” 

 Bir devletin kalkınmasında ve bu kalkınma sonucu ulaştığı seviyeyi korumasında silahlı gücün yani ordunun niteliğinin önemi üzerinde durulur.  Finlandiya İsveç egemenliği altındayken kışlalar oldukça pistir ve askeriye kurumu ahlak bozucu bir yer olarak değerlendirilmektedir. Özerklikten sonraki kalkınma sürecinde yeniden düzenlenen kışlalar temizlenir, bahçelerine çiçekler dikilir. Öyle ki, artık askerlik çağına gelmiş gençlere de ülkenin her tarafını güzelleştirecek çiçeklerin tohumları olarak bakılmaktadır. Askerler, danstan matematiğe kadar her konuda eğitilir. Sonunda, orduya güven sağlanır ve kışlalar bir eğitim ocağı olarak görülür.

Snelman da, bizim ulusal kahramanımız Atatürk gibi, kendi ulusunun geleceğini gençlikte görmektedir. Ne var ki; gençliğin karşı karşıya olduğu tehlikelerin de farkındadır. Avrupa’da; Napolyon’un başlattığı büyük savaşlara son veren İngilizler kültürel bir emperyalizm başlatmıştır. Bu kültürün gençlik için yol açtığı en büyük tehlikelerden biri de futboldur. Snelman’ı mutsuz eden gençlerin spor yapmaları değil, vücutlarını güçlendirirken akıllarını güçsüz bırakmalarıdır. Snelman, Fin ulusunun diğer ulusları sadece futbolda değil, bilim ve teknoloji alanında da yenmeleri gerektiğini öne sürmektedir.“Ey Fin Gençliği! Sizin vazifeniz şutla topu yükseklere fırlatmak değil, Fin milletinin haysiyetini yükseltmektir.” 

 Petrov’un aydın kimliği altında değerlendirdiği din adamları ise, kalkınmaya çok daha farklı bir şekilde katkıda bulunmaktadır. Din adamları, suç işlemiş insanları dahi aydınlanmaya katkıda bulunacak neferler haline getirecek şekilde donatılmalıdır. Onlar sadece dini ayinler yapmakla görevli değildir. Halklarının vicdanını geliştirmek gibi temel bir görevleri de vardır.

Yapıtta örneklenen kahramanlardan biri “Doktor”dur. Bu doktor, önceden penceresiz, dar evlerde, nadiren banyo yaparak yaşayan halkı kötü yaşam koşullarından kurtarmak için halkı sağlık taramasından geçirmiş, dahası barınma sorununa da çözüm bularak köylerin çehresini değiştirmiştir. Ülkede, olumsuzlukların çoğu, yine böyle, üst sınıfların desteği ile ortadan kalkmış, üretime katılan eller çoğalmıştır.

Snelman bütün köylülerin, işçilerin, imalatçıların ve diğer bütün halk kesimlerinin her yönden aydınlanmasını, halkın öğrenim ve öğretimini yaşamının en önemli görevi saymakta, toplumun kalkınmasını ve daha iyi yaşam koşulları sağlanmasını hep eğitimle bağdaştırmaktadır.

Bunların hepsi; Snelman’ın eğitim seferberliğine destek olan Fin halkının katkısıyla yapılmıştır. Snelman’a ölümünden sonra milletinin “en büyük bahçıvanı” diye hitap edilmesi de, işte halk ormanını, bir bataklığa dönüşmekten kurtarıp yükseltmesindendir.

“Beyaz Zambaklar Ülkesinde” romanı; Fin halkının tüm imkânsızlıklara rağmen bir avuç aydının önderliğinde, askerinden din adamına, öğretmeninden doktoruna, iş adamından memuruna kadar her meslekten insanın halkla omuz omuza bir dayanışma göstererek çabalamasını gözler önüne seren bir yapıttır.

 KAYNAK: Anıl Öztürk, http://www.gazetebilkent.com/2012/04/25/modern-bir-destan-beyaz-zambaklar-ulkesinde/  (23.6.2014)

 

-II-


- Bu kitap Finlandiya tarihinin bir aşamasını, Fin Kültürü'nün hayranlık uyandıran gelişimini ve düşünce gelişimini yakından inceleyen bir yazarın izlenimlerini içerir. İzlenimlerin ağırlık merkezi, bir zamanlar bataklıklar diyarı olan Finlandiya'yı "Beyaz Zambaklar Ülkesi"ne dönüştüren kültürel ve sosyal faaliyetlerdir. Bu çalışmalar arasında Finli aydınlarla halk arasındaki sıcak ilişki ve yakınlaşmanın büyük yeri vardır.

- Finler kendilerine "Suomi" derler ve çok sevdikleri ülkelerini "Suomi" diye tanımlarlar ki bu "Bataklık arazi" anlamına gelmektedir. Finlerin sahip oldukları büyük kültür ve medeniyet, halkın bizzat kendi çabasının ürünüdür.

 -Kitapta, bir milletin kamu kuruluşlarının, okullarının ve askeri kurumlarının birbiriyle işbirliği yaparak ülkeyi kalkındırmak ve yükseltmek için neler yaptıkları, özellikle Finlandiya'nın yükselmesi için bazı kişilerin gösterdikleri fedakârlık ve başarılar anlatılmaktadır.

 -Halka gerçek hizmet nasıl yapılır? Bir avuç aydının kendilerini halka adayan fedakarlıklarıyla, bütün bir çalışma ve üstün gayretler sayesinde Fin ailesi gaflet uykusundan uyanmış ve büyük bir hızla ilerleme ve yükselmeye başlamıştır.

-Bu kitapta; harap olmuş bir ülkeyi imar eden, yurdun gelişmesi ve yükselmesi için hiçbir sınıf farkı gözetmeden hep birlikte ve aynı amaçla çalışan; bataklıkları kurutan, sarı tenli, uçuk dudaklı, zayıf bilekli insanlarla çalışarak, bataklıklarını gül bahçelerine ve zümrüt ovalar haline; sarı tenli insanlarını tunç rengine, uçuk dudaklı çocuklarını yakut kızıllığına, zayıf bilekli çocuklarını demir bileklere dönüştüren bu çalışkan Finlerin milli şuurunun bu kadar olağanüstü ve benzersiz olduğu anlatılmaktadır.

-Finlandiya, doğal zenginliklerinden yoksun, kıraç göllerle dolu bir ülke, bir zamanlar işgal altında, yabancı kamçısı altında inlemekteymiş. Bu ülke 60-70 yıl içinde akıllara durgunluk veren bir devrim yapmış, ileri ülkelerle yaptığı yarışta rekor kırmış. Bu ilerlemeyi de öyle büyük bilim adamları, güçlü liderleri olmadan yapmış, ama güçlü nesiller, büyük yurtseverler, çalışmayı seven yurttaşlar, inançları granit gibi sağlam bir toplum yaratmıştır. Ülkenin yetiştirdiği bu insanlar, isimsiz kahramanlar, yer altında çalışan işçiler, halkın aydınlanması için çalışan kültür savaşçılarıdır. Yalnızca yurtlarını ve halklarını düşünmüşler ve bu uğurda her şeylerini feda etmekten çekinmemişlerdir.

KAYNAK: http://www.turkcebilgi.org/kitap-ozetleri/b/beyaz-zambaklar-ulkesinde-24294.html (23.6.2014)

 

-III-

Beyaz Zambaklar Ülkesinde" kitabı hakkında ben de bir yazı kaleme almıştım: Halk aydının aynasıdır. O yazıda şunları yazmışım:

...

Grigory Petrov’un kitabının ana fikri, verdiği ana mesaj; aydınların, halkı küçük görmemesi, onunla hemdert olması, hattâ ayağına kadar giderek, onu aydınlatması, yetiştirmesi, sorunlarına çare bulmasıdır. Atatürk’ün de aydınlara vermiş olduğu görevlerin en başında gelenlerden biri budur. Unutmayalım ki halk aydının aynasıdır. Aydın halka bakınca aslında kendini görür, dolayısıyla, hatalarını, sorumluluklarını ve ödevlerini de görür. Tabii görebilenler için, gerçek aydınlar için bu sözüm.

 Büyük Uyarıcı’nın “okulların müfredatına konulmasını istediği” kitaba, bu sebeple sık sık dönüşler yapıyorum. O kitabın sayfalarında işgal altında bulunan yoksul bir ülkeden, o ülkenin “halk”ından söz ediliyordu, yoksul, eğitimsiz, yabanıl bir halktan, perişan, tembel, ilkel, geri...

 Derken, nasıl olduysa bu ülkede bir öncü adam, onun peşinden başka aydınlar ortaya çıkıyor. Sayıları azdır ama yurtseverler, fedakâr, kararlı ve yetenekliler. Halkı sahipleniyor, sırça köşklerini terk edip onun ayağına gidiyor, ona bilimin ışığını, yüksek ahlakı ve değerleri götürüyorlar. Gittikçe çoğalıp çok geçmeden bütün ülkeyi kaplıyorlar. Aslında“halk” bile denemeyecek o insanlara hizmet aşkıyla, onlara ışığı götürme idealiyle yanıp tutuşuyorlar. Bütün rahatı tepiyor, boş, masabaşı polemiklerini bırakıp yürüyor, koşuyor, bütün engelleri aşıyorlar; sayıları gittikçe artıyor, on kişiyken, on binler oluyor; ellerinde meşaleler, bütün ülkeye yayılıyorlar.

 İki yaratıcı güç bir araya geliyor!

 O kutsal buluşmadan yepyeni bir toplum doğuyor. O perişan halk canlanıyor, okumaya, çalışmaya, düşünmeye, iş yapmaya, ürün vermeye başlıyor; ülke bayındırlaşıyor, kalkınıyor.

 Hangi ülkeydi bu ülke, biliyorsunuz: Finlandiya!...

 Peki o her şeyi başlatan tek adam, o öncü adam kimdi? Johan Wilhelm Snelman’dı (1806-1881) o, Finlandiya’nın Atatürk’ü!...

 Snelman bir filozoftu. Yaşamı boyunca ülkesinin kalkınması için çırpınıp durdu.
O ve onun oluşturduğu halk öğretmenleri ordusu, "bataklıklar ülkesi" olan Finlandiya'yı "beyaz zambaklar ülkesi"ne dönüştürmeyi başardı.

 Snelman, askerlerden, öğretmenlerden, din adamlarından, doktorlardan, iş adamlarından,… oluşan gönüllüler ordusuyla ülkesinin yoksulluktan kurtarılmasının, ekonomik, politik ve kültürel açıdan mükemmel bir duruma getirilmesinin öncülüğünü yaptı.

...

Yazının tamamını okumak için tıklayınız:

http://www.cihandura.com/eski/index.php?option=com_content&task=view&id=772&Itemid=61

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura