Yazı Kategorileri > Emperyalizm Yazıları
27-06-2015
BATI EMPERYALİZMİNE KARŞI NE YAPMALIDIR?

Cihan Dura

27.6.2015


Bilgiyurdu Gençlik Dergisi’nin bundan önceki sayısında, Nisan 2015’de Elmadağı Yayınları tarafından  yayımlanan “Türkiye’ye Batı Saldırısı: Ekonomimiz Hangi Silahlarla İşgal Ediliyor?” adlı kitabımın sonuç kısmından özet yaparak, Emperyalizm’in Türkiye gibi ülkelerin gelişmesini nasıl engellediğini anlatmaya çalıştım. Bu yazımda ise yine aynı kaynaktan yararlanarak “ Türkiye ve benzeri sanayileşmesi engellenmiş ülkeler ne yapmalıdır, bu saldırıya karşı hangi politikaları, nasıl izlemelidir” sorusunu yanıtlıyorum.

A) Genel olarak, bu ülkelerin yapmaları gereken şey açıktır: İngiltere'nin, Amerika'nın ve benzeri ülkelerin, sanayileşmek ve kalkınmak için 1800’lü yıllarda uyguladıkları korumacılığı, bugün daha fazlasıyla uygulamak!...

B) Bundan başka, izlenecek politikalar şu yadsınmaz gerçek üzerine oturtulmalıdır: "Evrensel" olan -her ülkede geçerli-bir ekonomik ve kurumsal politika ve yapılanma yoktur. Her ülkenin, örneğin Türkiye'nin kendine özgü bir yapısı,  gelişme süreci, kendine özgü bir kurtuluş reçetesi vardır. Özellikleri bazı açılardan diğer ülkelerle ortak olduğu kadar, bazı açılardan –özellikle ileri derecede gelişmiş ülkelerden-  çok farklıdır. Teoriler ve politikalar bu yadsınmaz bilimsel gerçeğin ışığında, farklı unsurlar hesaba katılarak yeniden düzenlenip belirlenmelidir.

1- Aydınlarımız, bilim adamlarımız –özellikle Atatürkçü olanlar-  Batı’nın bilimlerinden yararlanmakla birlikte bağımsız düşünmeye çalışmalı, bağımsız eserler ortaya koymalıdır. Küreselleşme, kalkınma politikaları, yeni ekonomi ve devlet şekli gibi konuları; Batı’nın ideolojik etkisinden kendilerini sıyırarak ele almalı, özgürce düşünebilmeli; eleştirel olmalı, bağımsız araştırmalar yapabilmelidir. Böyle bir tutum aynı zamanda Atatürk’ün kurtuluş formülünün, “Ya istiklal ya ölüm!” parolasının gerektirdiği onurlu bir tutum ve davranıştır. Köleleşip sömürülmektense, ölmek yeğdir!

2 -İkinci olarak bilim insanlarımız, politika yapıcılarımız;  ABD’nin, İngiltere’nin, Almanya’nın, Fransa’nın bugün ne dediğine –yazıp çizdiğine- değil, geçmişte ne yaptıklarına, 2000 Türkiyesi’nin yapısal özelliklerine sahip oldukları 1800’lü yıllarda ne yaptıklarına bakarak düşünmeli ve karar vermelidir. Prensip kısaca şudur: Batı’nın bugün ne dediğine değil, geçmişte ne yaptığına bak!... Ekonomi politikalarımızı bu esasa göre belirlemeliyiz. Bunu da ancak Atatürkçü ve ulusalcı hükümetler başarabilir. Atatürk’ün uyardığı gibi: Bir vatan, bir ulus yabancıların öğütleriyle yükseltilemez. Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.

3- Üçüncü olarak Çevre ülkeleri, tabiî Türkiye de, Merkez’in istediği biçimde bir küreselleşmeye ve yeni ekonomi sürecine karşı direnmeli, âdil ve gerçek bir küreselleşme için mücadele etmelidir. Ancak söz konusu direniş ve mücadele, tek başına değil, diğer çevre ülkeleriyle ortak bir hareket şeklinde olmalıdır.

Bütün Çevre ülkeleri, Türkiye uzun bir süre daha ulus-devlet modelini korumak zorundadır. Bu da ancak ulus-üstüleşme, bölgeselleşme ve yerelleşme baskıları karşısında, teslimiyetçilikten uzak, bağımsız-ulusalcı politikalar uygulamakla mümkün olabilir.

C) Yukarda belirttiğim esaslardan hareket ederek, pratikte yapılması gereken hususları ise, şöyle sıralayabilirim:

1) Çevre ülkeleri mutlaka sanayileşmelidir. Türkiye de sanayileşme sürecini yeniden başlatmalıdır. Bu da ancak adı geçen ülkelerin, Türkiye’nin, sosyal değişim hızlarını -Merkez’den bağımsız olarak- kendileri ayarlamak suretiyle mümkün olabilir.

Daha somut bir ifadeyle, ekonomik gelişme açısından ülkemiz şu önlemlere başvurmalıdır: Washington Uzlaşması’ndan ayrılmalıdır. Yeni bir kalkınma planı hazırlanmalıdır. Devletin hâkim olduğu bir karma ekonomi sistemine dönülmelidir. Serbest ticaret sonlandırılmalıdır. Gümrük rejimi değiştirilerek sanayileşmeyi yeniden başlatacak olan gümrük tarifeleri ve miktar kısıtlamaları uygulamaya konulmalıdır.

Özelleştirmeler durdurulmalı, dış borçlanma en aza indirilmeli, yabancı sermaye girişi kısıtlanıp kontrol altına alınmalı, yabancıya toprak satışına son verilmelidir.

2) Asla yılgınlığa meydan vermeden, tam bir cesaretle -ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar- Derin-Merkez’e karşı, Batı Emperyalizmi’ne karşı, onların aramızdaki ortaklarına karşı sağlam bir cephe oluşturmak, direnmek, mücadele etmek gerekir. Türkiye, Çevre ülkeleri ile bir dayanışma zemininde dünya ölçeğinde işbirliği yollarını aramalıdır. Bunun da ilk koşulu, içerdeki işbirlikçilerin sindirilmesi ve etkisizleştirilmesi, iktidardan uzaklaştırılmasıdır.

3) İdeolojimiz; Devrimcilik ilkesi gereğince, çağın koşullarına uyum sağlamış Atatürkçülüktür. Hedefimiz ulus devletimizi bütün varlığımızla, aklımızla, bilgimizle, kanımızla, canımızla korumak, ihya etmektir. Çözüm yolu “Yeni Atatürkçülük”tür. “Yeni Atatürkçülük”, ON İLKE’ye dayanır: Ulusal Egemenlik, Tam Bağımsızlık, Milliyetçilik, Halkçılık, Cumhuriyetçilik, Devletçilik. Laiklik, Devrimcilik, , Sosyal Ahlâk, Bilimsel Zihniyet... Ekonomik açıdan bakarsak, bunlar arasında şu sırada en önemli olanı, devletçiliktir.

Türkiye sanayileşememiş, kalkınamamıştır; merkez ülkelerin dayattığı liberalizmle de asla kalkınamayacaktır. Tarih açıkça göstermektedir ki, sanayileşmesi engellenmiş bir ülke olarak Türkiye ulus devlet zırhını yeniden giyinmek zorundadır. Bu sayede toplumsal yapısıyla, ekonomisiyle güçlenecek, rakipleriyle eşit koşullarda rekabet edebilir bir konuma gelecektir. Bunun tersi olan bir strateji ancak çöküş getirir. Çünkü sanayileşmesi ve kalkınması Avrupa Birliği ve ABD tarafından (küresel şirketler tarafından)  ekonomik ve siyasal silahlar kullanılarak sürekli engellenecektir.

Kısacası, Türkiye Ulus Devlet yapısı içinde, “Üçüncü Yol”a dönmelidir.

Bu da Atatürk’ün çizdiği kalkınma yoludur, devletin önde olduğu karma ekonomi sistemidir.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura