Yazı Kategorileri > Diğer Yazılar
05-06-2013
BAŞBAKAN OLDUN DA USTA, DEVLET ADAMI OLAMADIN

Cihan Dura

5.6.2013


- “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir lafı koca bir yalandır. Egemenlik kayıtsız şartsız Allah'ındır.”

- “Demokrasi amaç değil araçtır. Amacımıza ulaşana kadar demokrasiye bağlıyız.”

- “Ata'ya saygı duruşunda sap gibi durmaya gerek yok.”

-“Bu kuvvetler ayrılığı denen olay var ya, o geliyor önünüze engel olarak dikiliyor."… “Ben yargının işine karışmam, yargı da benim işime karışmamalı.”

-“Bir mozaik oluşturacağız. Bu mozaikte 30’u aşkın etnik topluluk olacak.”

-“Türkiye’nin Ortadoğu’da bir görevi var. Nedir o görev? Biz geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’nin eş başkanlarından bir tanesiyiz. Ve bu görevi yapıyoruz.” … “Irak’ta savaşan ABD’li kahraman bay ve bayan askerlere, ülkelerine en az zayiatla, mümkün olan en kısa zamanda dönmeleri arzusuyla dua ediyoruz.””

-“PKK ile görüşmedik. Görüştüğümüzü söyleyenler şerefsizdir” … “PKK ile biz görüşmedik, devlet görüştü”… “PKK ile görüşen arkadaşı ben gönderdim. Sıkıntısı olan varsa bana söylesin”.

- “Referansımız İslam’dır.”… “Bütün okullar imam hatip yapılacak.”

-"iki tane ayyaşın yaptığı yasa muteber oluyor da dinin emrettiği bir yasanın, size göre neden reddedilmesi gerekiyor?"

-“Twitter denilen bir bela var. Yalanın daniskası burada. Bu sosyal medya denilen şey aslında toplumların baş belasıdır.”

-“Biz birkaç çapulcunun o meydana gelip halkımızı yanlış bilgilendirmek suretiyle tahrik etmesine pabuç bırakmayız.” …  “CHP ve bir kaç çapulcudan izin alacak değiliz. AKM’yi yıkıp Taksim'e kışla da yapacağız, cami de...”

-“Şu anda evlerinde bizim zor tuttuğumuz Türkiye’nin en az yüzde 50’si var.”

İnsanın kanını donduruyor bu ifadeler… Peki, kime ait? Bir başbakana …, Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanına!

Bir devlet adamı böyle laflar eder mi? Elbette etmez. O zaman, ister istemez insanın aklına şu sorular geliyor:

-Nasıl oluyor da bu kıratta biri, asla hak etmediği böylesine yüksek bir makama gelip yıllardır oturabiliyor?

-Neden böyle davranıyor, neden böyle düzeysiz laflar edebiliyor?

I) İkinci soru ile başlayalım.

Çünkü bu zat iyi yetişmemiş, devlet yönetiminin gerektirdiği birikime sahip değil. Tecrübe de kazanamamış.

Hatırlıyorum, daha 15 yıl önce bir partinin ilçe başkanı idi. Bir de baktım, belediye başkanı olmuş. Aradan 3-4 yıl geçmedi, parti kurup genel başkan, ilk seçimde de kazanarak başbakan oldu. Böyle bir iki sıçrayışla o yüksek makama ulaştı. Emek yok, sıra yok, pişme, olgunlaşma yok. Eğer aşama aşama yükselseydi, en azından tecrübesi, kültürü artardı; siyaset nedir, devlet nedir, vatan, millet nedir öğrenirdi. Millî Egemenlik, Milli İrade, bağımsızlık, Meclis, hükümet nedir, bilirdi. Yine bilirdi ki Devletimizin iki temeli vardır: Millî Egemenlik ve Tam Bağımsızlık!... Millî Egemenlik yalnızca Millet’e aittir, ne bir kuruma ne de bir şahsa devredilemez. Yalnızca Millet Meclisi’ne geçici olarak kullanım hakkı verilir. Atatürk’ün dediği gibi: “Millet, egemenliğini elinde tutar. Ancak Millet Meclisi’ni egemenliğinden gereği kadarını kullanması için görevlendirir. Bu yetki asla tek bir adama veya bir gruba verilemez.” “Milletvekilleri ancak milletin verdiği yetki ve görevler çerçevesinde çalışacaklar, bunların dışına çıkmayacaklardır. Seçilmiş olmakla egemenlik onların eline geçmiş değildir, sadece görevlendirilmişlerdir, egemenliği Millî İrade sınırları içinde kullanmakla görevlendirilmişlerdir yalnızca. Yetki tek bir adama herhangi bir şekilde devredilemez.”

Eğer bu zat devlet adamlığının gerektirdiği şekilde yetişmiş olsaydı, Millî İrade’ye titizlikle uyardı. Millî Egemenliğin, kendinin ve bağlı olduğu menfaat odaklarının aracı olarak kullanılamayacağını görürdü. Bilirdi ki Millî Egemenlik’te ne hükümet ne bir başbakan kendi iradesiyle hareket edemez; o iradenin yerini millet iradesi almıştır çünkü. Bir başbakan istediği her şeyi yapmakta serbest değildir! Aksi davranış yanlıştır, tehlikelidir: Görevini yaparken, kendi iradesi silinir, yerini Millet İradesi alır. Yalnızca onun gereklerini yapar. Çünkü ancak bu koşulla seçilmiş, ancak bu koşulla görevlendirilmiştir. Görevini çoğunluğa dayanarak yapar ama azınlıkta kalanların isteklerini de göz önünde tutar. Çünkü Millî Egemenlik ilkesi bunu gerektirir, yoksa Millî İrade’ye olabildiğince değil, kısmen uymuş olur. Ancak, bütün bunlar da yeterli değildir. Yetkilerini bilim ve ahlak esasları çerçevesinde kullanacaktır. Devletin ve milletin bağımsızlığına en ufak bir zarar vermeyecek şekilde kullanacaktır. Bütün işlerini millet adına ve yalnızca millet lehine yapacaktır. Bütün eylemlerini bu açıdan değerlendirecek, bu koşulu yerine getirmiş olmanın vicdan rahatlığını duyacaktır.

Peki, hangi koşullarda bu şekilde davranma başarısını gösterebilir? Elbette belirttiğim yönlerde eğitilmişse, böyle bir davranışı ahlak edinmişse, bilimlerin ışığıyla aydınlanmışsa, aydınlanıyorsa... Çünkü Cumhuriyet rejimi bilim ve erdem rejimidir, bilimsel doğrulara ve yüksek ahlaka dayanır. Bir başbakan yüksek karakterli olmalıdır, bilgili, dürüst, güvenilir, yurtsever olmalıdır. Yoksa, demokrasi yerine, işte, havanda böyle su döveriz.

Vaktiyle bir babanın, vezir olan hayırsız oğluna söylediği gibi: “Oğlum, ben sana vezir olamazsın demedim, adam olamazsın dedim.” Biz de şöyle mi diyelim: “Başbakan oldun ama, devlet adamı olamadın.”

II) Gelelim, diğer sorunun yanıtına:

Nasıl oluyor da bu yapıda biri, devletimizin en kritik, en önemli makamına gelebiliyor, en stratejik yetkilerle donatılıyor, milletimizin geleceğini belirleyici kararlar alıyor?

Yanıt kısaca, devenin, “boynun neden eğri” sorusuna verdiği cevapta gizli…

Çünkü, yukarda belirttiğim bütün sakıncalar burada da geçerli… O zat için olduğu kadar, onun çevresi, kadroları, partisi, hatta muhalefet ve çoğu aydınımız için de geçerli… Son derecede önemli olan devlet, Millî Egemenlik, Millî İrade, bilimcilik, sosyal ahlak gibi kavramlardan genellikle habersizler, bunların bilincinden yoksunlar. Dolayısıyla böyle birinin, bütün eksiklikleriyle devletin en stratejik mevkiine gelmesini yadırgamıyorlar. Böyle bir şahsın, sadece sayısal güce dayanarak, o makama gelmesini önleyemiyor, hatta destek bile oluyorlar.

‘***’

Ve sonuç olarak…

Bu zata sesleniyor ve diyorum ki, hiç okumadığın belli, oysa Atatürk’ten öğreneceğin o kadar çok şey var ki… Eğer öğrenip uygulasaydın, düşmezdin bu hallere…

Örnek Devlet Adamı…, dinle, daha neler diyor:

-Sizi iktidara ve yetkili makamlara getiren iradenin ve egemenliğin sahibi, Türk milletidir. İktidar mevkiine saltanat sürmek için değil, millete hizmet için getirildiniz. Milletin kudretini yalnız ve ancak yine milletin hakikî ve sağlanabilir menfaatleri yolunda kullanmakla yükümlüsünüz.

-Devlet işleri çocuk oyuncağı değildir. Bir devlet adamı; kendi insanî duygularının tutsağı olarak devlet sorunlarını halledemez, o yetkiye sahip de değildir. Çünkü ülke kimsenin malı, mülkü değildir. Ülke ve millet işlerinde, hakikî işlerde duygu olmaz; hatıra, dostluğa bakılmaz. 

-Sıradan politikacılıkla milleti parçalamak ihanettir.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura