Yazı Kategorileri > Atatürk Yazıları
09-09-2012
ATATÜRKÇÜNÜN EL KİTABI (HALKÇILIK İLKESİ - 2): PARTİ

-Atatürkçülüğün on ilkesi Bilimcilik, Sosyal Ahlâk, Devrimcilik, Laiklik, Millî Egemenlik, Tam Bağımsızlık, Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik’tir.

-Bir Atatürkçü Halkçılık İlkesi için, hayatında hangi ortam ve koşulda olursa olsun, burada verilen öğütleri uygular. Atatürkçüler bir araya geldikleri zaman birbirlerini bu öğütler bakımından bilgilendirir, aralarında bu öğütleri konuşur, tartışır, işler ve yayar.

-Bir Atatürkçü ancak bu öğütleri uyguladığı derecede Atatürkçüdür. Kim ki bu öğütlerin hepsini bilir, üzerinde düşünür, uygular, başkalarına anlatır, açıklar, ancak o “ben tam bir Atatürkçüyüm” diyebilir.

Okuduğunuz yazı Halkçılık İlkesi’nin “Parti” bahsi üzerine bir çalışma denemesidir.

PARTİ

Parti kurma kararı

2.1.- Ey bu satırları okuyan!  Benim milletime olan görevim İstiklal Savaşımızı yönetmekle bitmemişti. Halkım için daha yapacağım hizmetler vardı. İlkelerimi milletime anlatmalıydım, uygulamaya koymalıydım onları. İşime Halkçılık İlkesi ile başladım, bu ilkeye dayalı bir siyasal örgüt kurmayı düşündüm. Nasıl başladım, hangi düşüncelerle başladım bu yeni görevime? Dinle, onu anlatacağım sana.

Programın hazırlanması

2.2.-  Ulusal amaç ve düşünceleri göz önünde bulundurarak milletimin en alçakgönüllü bir bireyi sıfatıyla hayatımı, sonuna kadar vatanımın iyiliğine adamaktı benim emelim. Bu amaçla, barışın sağlanmasının ardından halkçılık esasına dayalı siyasi bir parti kurdum. Başka ülkelerde kurulmuş benzeri partilerin programlarını gözden geçirdim; ne var ki ülke ve milletimizin gerçek ihtiyaçlarını tatmine yeterli bulmadım onları. Bu nedenle, böyle bir programın esaslarını belirlemek üzere bütün yurtseverlerin, bilim adamlarının ve uzmanların yardım ve işbirliğine başvurmayı gerekli gördüm.

Partilerin amacı

2.3.-  Siyasî örgütler, yani partiler ekonomik amaçlara dayalı olarak kurulur. Parti kurulmasında başka bir amaç yoktur. Başka amaçla kurulan partiler gerçek partiler değildir. Onlar hırs, çıkar ve çapulcu partileridir.

Partimin herkesi gözetmesi

2.4.-  Ben partimi kurarken istedim ki, ayrım yapmadan bütün milletimin çıkarlarını gözetsin, milleti koruma araçlarını, onun mutluluğunu sağlamayı görev bilsin. Öyle bir parti kurmayı düşündüm ki, bu parti milletin bütün sınıflarının refah ve mutluluğunu sağlamaya yönelik olsun. İstedim ki programı milletimin ihtiyaçlarına uygun olsun. Bütün aydınlarımız, uzmanlarımız onunla ilgili olsun. Düşündüm ki ancak o zaman bütün milletin programıdır o, hepimizin programıdır. Programda bütün millet kendi düşüncelerini, kendi duygularını bulacaktır.

Programı takip kolaylığı

2.5.-  Doğal olarak öyle bir programı ortaklaşa takip için bir heves olacaktır, gayret de meydana gelecektir. Gerçek bir program da başka türlü olamazdı bence. Tek bir adamın uzmanlığı çok şey bilmeye yeterli değildir. Geri kalmış bir milleti kalkındırmak için takip edilecek görüşleri sıkı bir şekilde ifade etmek de kolay değildir. Yalnız o ülkeye ait bilgiyle de yetinilemez. Çeşitli uygar milletlerin hayat safhalarını bilmek gereklidir.

Bütün sınıfların programı

2.6.-  Kurduğum parti milletin bütün sınıflarının gönenç ve mutluluğunu sağlamaya yönelikti. Programı ülkenin tamamının çıkarına hizmet eden bir programdı, bir millet programıydı. Milletimizin koşulları da böyle bir programa elverişliydi. Program tüm halkımız için âdeta bir *“Çalışma Millî Andı” gibiydi. Onun etrafında toplanmakla meydana gelecek siyasi oluşum, sıradan bir parti olarak düşünülemezdi.

Partimin başarısı

2.7.-  Böyle bir siyasi kuruluşun başarılı olacağı hakkındaki kanaatim tamdı, kuvvetliydi.  Yeter ki diyordum, millet şimdiye kadar olduğu gibi azimli olsun, inançlı olsun; birlik ve dayanışmasıyla birbirine yardımcı olsun. Peki, sonuç ne oldu? Başarılı oldu partim: Düşünce hayatında ve günlük hayatta, genellikle millî eğitimde halkçılık bilinç ve kültürünü geliştirerek, millete milletvekillerinin seçiminde yol göstererek büyük bir görev yaptı.

Parti konusunda öğütler

2.8.-  Ey kendine güzel bir yol arayan! Bir partiye katılırken, oy verirken dikkatli ol, derin düşün. İyi incele bir çıkar partisi midir, yoksa gerçek parti mi? Bilimcilik ilkem, Ahlak ilkem ve diğer ilkelerim yol gösterecektir sana. Elbette yurttaşlarına da yardımcı ol, onları da uyar, bilgilendir bu konuda. Tercihin bütün milletimiz için, bütün sınıfların mutluluğu için çalışan parti olsun daima. Kendin de kurabilirsin…, topla arkadaşlarını, çağır halkını yanına. Sadece halkın ihtiyaçlarından doğsun programı, yalnızca milletin programı olsun. Bilginizi, yüksek ahlakınızı, yurtseverliğinizi, her şeyinizi koyun ortaya. Milletimize azim aşılayın, inanç ve birlik aşılayın. Halk güvensin size, sizinle tanış olsun, birlik olsun.

UYGULAMA

A) Konu ve Altbaşlıklar

Halkçılık İlkesi’nin “Parti” bahsini dikkatle okuduk. Atatürk burada Halkçılık ilkesi çerçevesine kurduğu parti hakkındaki görüşlerini açıklıyor.

Alt konular sırasıyla şöyledir:

-Parti kurma kararı

-Programın hazırlanması

-Partilerin amacı

-Bir partinin herkesi gözetmesi

-Programı takip kolaylığı

-Bütün sınıfların programı

-Partinin başarısı

-Parti konusunda öğütler

B) Temel Kavramlar

Halkçılık İlkesi’nin “Parti” bahsinde karşımıza çıkan temel kavramlar şunlardır:

İstiklal Savaşı, siyasi parti, parti programı, Milletimizin koşulları, “Çalışma Millî Andı”

Aşağıda tanımlamaya, açıklamaya çalıştığım bu kavramları ne kadar iyi öğrenirsek, öğrendiklerimizi unutmazsak, Atatürkçülüğü bir düşünce sistemi olarak o derecede kolay öğrenir, o kadar kolay anlarız. Ondan o kadar fazla istifade eder, onu o kadar verimli işler ve geliştiririz. Başkalarına o derecede kolay anlaşılır şekilde anlatırız.

1) İstiklal Savaşı

İstiklal savaşları genellikle Emperyalizm’e karşı verilir.

İlgili ülke çeşitli yollardan bir dış güce bağımlı hale getirilmiştir. Bağımlı duruma getirilen toplum, artık, ya “tarımcı,” ürünlerini yok pahasına satan, dışa bağlı ve muhtaç, ya da yeraltı zenginliklerini işlemeden satan, asalak bir insan yığını olmaya mahkûmdur. Sömürücü-koruyucu devlet; “yardım ettiği devlet”in sanayileşmesini, doğal kaynaklarını kendi öz yararı için kullanmasını engeller.

Bağımlılık oluşturan yollardan kimileri şunlardır:

i) Ülke fiilen ve temelli işgal edilir. Ulusun her türlü bağımsızlığına son verilir.

ii) Ülke fiilen işgal edilir. Yenilgiden sonra, ülkenin yabancı askerlerden arındırılması karşılığında, o toplumdan ekonomik, mâli, adlî ve öbür alanlarda bağımlılık yaratacak ödünler kopartılır.

iii) Sömürgen devlet o toplumda “Biz büyük bir devletin yardımı olmaksızın varlığımızı koruyamayız” diyen kişiler bulur. Onları iş başına getirtir. Bu yöneticiler ülkenin yazgısını koruyucu devlete bağlar. Toplum, uzun erimde vasi devletin emellerini gerçekleştirecek şekilde yeniden düzenlenir.

iv) Kimi politikacılar ve devlet adamları; zorluklar arttıkça, tam bağımsızlık yerine “az bağımsızlığa” razı olmaya, halkı da bu duruma boyun eğdirmeye çalışırlar.

vi) Koruyucu devlet; en etkili ve önemli bir araç olarak, kültür emperyalizminden de geniş ölçüde yararlanır. Az gelişmiş ülkenin kamuoyuna egemen olmak üzere, kitle eğitim ve haberleşme araçları (basın, radyo, televizyon) yoluyla, yurttaşların kafaları sistemli ve sürekli olarak yıkanır. Eğitim ve kültür kurumları, şu ya da bu yoldan koruyucu devletin buyruğu altına girer.

vii) Büyük devletlerin, az gelişmiş ülkelerin bağımsızlıklarını ortadan kaldırmak için başvurdukları yollardan biri de “sıkı ve geniş kapsamlı askerî ittifaklar” ile bunları izleyen “ikili antlaşmalar”dır. Bu çerçevede tanınan ayrıcalıklar, ulusal orduyu kumanda olanakları, askerî üsler, silah ve teçhizat bakımından tek bir devlete bağlılık gibi olgular; az gelişmiş ülkenin iç işlerinin, dolaylı olarak büyük devletin denetimine geçmesi sonucunu doğurmaktadır.

İstiklal Savaşı 1. ve  2. durumlarda söz konusudur.

Dünyada bağımsızlık savaşlarına –Türk İstiklal Harbi’nden başka- şu örnekler verilebilir: Amerikan Bağımsızlık Savaşı, Arjantin Bağımsızlık Savaşı, Peru Bağımsızlık Savaşı, Çin Hindi Savaşları, Şili Bağımsızlık Savaşı,…

2) Siyasi Parti

-Ortak düşünce ve görüşteki kişilerin oluşturdukları siyasal topluluk...

-Benzer siyasî görüşleri paylaşan kişilerin bir ülkenin yönetiminde söz sahibi olmak üzere kurdukları örgüt. (Siyasal, siyasî: Siyasetle ilgili olan. Siyaset: Bir insan topluluğunu, özellikle devleti idare etme sanat ve becerisi)

Modern anlamdaki siyasî partilerin oluşması, Fransız Devrimi sonrasında başladı. Önce Avrupa'da, sonra da dünyanın diğer bölgelerinde çeşitli siyasî görüşlere sahip kişiler resmen bir araya gelerek örgüt kurmaya ve yapılan seçimlerde bu örgütler topluca ülkelerinin yönetiminde söz sahibi olma hakkını kazanmaya başladılar.

Demek ki siyasi parti bir örgüttür, bir düşünce ortaklığıdır, ülke yönetimini hedefler. Yönetime genel bir seçimle gelir.

Partilere düşüncelerine yani ideolojilerine göre şu örnekler verilebilir:

Muhafazakâr partiler, hıristiyan demokrat partiler, milliyetçi partiler, sosyal demokrat partiler, sosyalist partiler, komünist partiler, faşist partiler, islamcı partiler, yeşil partiler, …

Ülke yönetimi açısından, siyasî parti sistemleri çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir:

-Tek Parti Sistemi: Ülkede siyasi parti fonksiyonunu yerine getiren, sadece tek bir parti vardır (Örnek: Çin).

-Çift Parti Sistemi: İktidara alternatif olma bakımından ülkede iki siyasi partinin bulunduğu sistemdir (Örnek: ABD, İngiltere).

-Çok Parti Sistemi: İktidara alternatif olabilme bakımından ülkede birden daha fazla partinin bulunduğu sistemdir (Örnek: Fransa, Almanya, Türkiye).

3) Parti Programı

Partiler, toplumun değişik kesimlerinin istek ve tercihlerini siyasal sisteme aktarır. Bir toplumun, halkın talepleri kendi içinde oldukça dağınık bir görünüm arz eder. Bu taleplerin uygulamaya geçirilmesi için belirli bir biçimde formüle edilmeleri, yani politikalara dönüştürülmeleri gerekir. Siyasal partiler, amaçlarını ve bu amaçlara ulaşmak için gerekli plan ve programı oluşturarak siyasal sistem içinde dolaşıma sokarlar. Bunlar aynı zamanda siyasal partinin iktidara geldiği zaman uygulamayı taahhüt ettiği programı oluşturur.

Siyasal partinin ideolojik formasyonuna ilişkin kısa ve öz bilgiyi parti programı aracılığıyla elde edilebilir.

4) Milletimizin koşulları

İnsanın, gerçeği öğrenmek için kullandığı çeşitli araştırma yöntemleri vardır, bunlardan biri de “yapısal yaklaşım”dır. Yapısal yaklaşımın özü; bir olguyu anlamak istediğimizde ister fizikî ya da biyolojik, ister psikolojik, sosyal veya ekonomik olsun, o olguyu ilk önce bir “küme” olarak görüp o bakış açısından değerlendirmekten ibarettir. Daha somut bir deyişle yapısal yaklaşımda, anlamak istediğimiz her olguyu kendisinden daha basit ögelerden oluşan bir küme olarak görüyoruz. Örnek olarak bir karıncayı ele alalım. Karınca ilk bakışta yekpare bir bütün olarak görülür gözümüze. Oysa öyle değildir: O yan yana, iç içe, derinliğine ve genişliğine birçok basit ögeden, organlardan, dokulardan, hücrelerden, moleküllerden, hatta atomlardan oluşmaktadır. Bir takım öğeler sırasıyla ve bir düzen dahilinde bir araya gelip karınca dediğimiz bütünü teşkil etmiştir. İşte bu bir araya-gelişe ve bu oluşumun şekline “yapı” ve “yapılaşma” adını veriyoruz.

Evrende her varlığın yapısı yekdiğerinden farklıdır. Böyle farklı farklı yapılar (farklı öğeler ve farklı öge bileşimleri) olduğu içindir ki her varlık, her olgu diğerinden farklıdır. Ülkeler, toplumlar, ekonomiler için de geçerlidir bu söylediklerim. Örneğin Amerikan ekonomisi sanayileşmiş olan, hatta bu aşamanın da ötesine geçmiş olan bir ekonomidir. Buna karşılık Türkiye ekonomisi hâlâ tarımın etkisinde olan, tam sanayileşememiş bir ekonomidir. Bu farklılık yapısal farklılıkla bir aradadır. Her iki ekonominin yapıları birbirinden farklıdır. ABD’nin üretim, ihracat, zihniyet yapısı başka, Türkiye’ninki başkadır; sorunları, bu sorunların hal çareleri de farklıdır.

Yapısal yaklaşımda her olguyu bir bütün, bir küme olarak görürüz. Sonra bu bütünün hangi öğelerden, hangi bileşime göre oluştuğuna bakarız. Bir ülkenin yapıları deyince, örneğin aşağıdaki unsurlar anlaşılır: -Fizik ve coğrafi yapılar, -Teknik ve ekonomik yapılar, -Demografik yapılar, -Zihniyet yapıları, -Sosyal yapılar.

Atatürk “milletimizin koşulları” derken, büyük olasılıkla bu unsurların durum ve özelliklerini kastetmiştir. Ancak buna ülkenin karşı karşıya bulunduğu o zamanki askerî ve siyasal durumu da katabiliriz.

5) “Çalışma Millî Andı”

Önce Millî Ant (Misakı Millî, Millî Yemin, Ulusal Ant) nedir, kısaca onu öğrenmemiz gerekiyor.  Millî Ant Türk Kurtuluş Savaşı'nın siyasî bildirgesidir. Türk milletinin temsilcileri aracılığıyla Osmanlı topraklarına ilişkin talepleri ortaya koyan, bu konudaki kararlılığı ifade eden 6 maddelik bir metindir. Metindeki hükümler, aslında 28 Ocak 1920’den çok daha önceleri Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas kongreleri sürecinde tasarlanmış ve belirginleşmiş prensiplerdir.

Millî Ant İstanbul'da toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından 28 Ocak 1920'de oybirliği ile kabul edilmiştir.

Bildirge, I. Dünya Savaşı'nı sona erdirecek olan barış antlaşmasında Türkiye'nin kabul edebileceği asgari barış şartlarını içerir. Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları, bazı ayrıntılar hariç, Misak-ı Millî ilkeleri doğrultusunda oluşmuştur. Misakı Millî, Türk Millî Mücadelesi’nin temel prensiplerini, hedeflerini belirler; hatta bu belgenin Türkiye’nin daha sonraki politikalarına rehberlik ettiği kabul edilir.

Atatürk “çalışma”yı en büyük ödevlerimizden biri olarak görür. Asıl kurtuluşumuzu, kalkınmamızı, “medenî ve müreffeh” (uygar ve gönençli) bir toplum olmamızı ona bağlar. Çalışmak en az bağımsızlığımız için yaptığımız silahlı mücadele kadar önemlidir. Milletçe canla başla, kararlılıkla çalışmalıyız, başarmak için. Öyle ki milletçe adeta yemin etmeliyiz, bir prensibe bağlamalıyız bu irademizi. Bu çalışma iradesi bize bireysel ve toplumsal hayatımızda rehberlik etmelidir. Öyle sanıyorum ki Atatürk söz konusu düşüncelerini bir kavramla ifade etmek istedi ve buna “Çalışma Millî Andı” adını verdi.

C) Yardımcı Kavramlar

Atatürkçü düşünce sistemi, insanın bireysel hayatıyla ilgili bazı esaslar koymakla birlikte, toplum hayatı ile çok daha fazla ilgilidir. Gerçekten, Atatürkçülüğün On İlkesi esas itibariyle toplum ve devlet hakkındadır. Bu sebepledir ki toplumsal yaşamla ilgili bazı kavramları, uzmanlık alanımız ne olursa olsun, genel anlamlarıyla öğrenmek zorundayız. Yoksa, Atatürkçü Düşünce’yi anlamakta güçlük çekeriz, tam olarak anlayamayız; bu yüzden de gerçek bir Atatürkçü olamayız. Halkçılık ilkesinin “Parti” konusu kapsamında bilmemiz gereken başlıca yardımcı kavramlar şunlardır:

bilim adamı, uzman, gönenç

Bu kavramların anlamlarını ilgili sözlüklere bakarak, halk için yazılmış kitaplara, ansiklopedilere başvurarak öğrenebiliriz, uzmanlara sorabiliriz. Birkaç arkadaş bir araya gelerek, “imece” yoluyla araştırır, birbirimizi bilgilendirebiliriz.

C) Sorular

Bir Atatürkçü merak eder, sürekli sorar ve sorusuna yanıt arar. Öyleyse, siz de aşağıdaki sorular üzerinde kafa yorunuz. Siz kendiniz de, metnimizi okuyarak başka sorular oluşturabilirsiniz.

Her soruyu yanıtlamaya çalışınız. Size yol gösterecek, bilgi sağlayacak kaynaklara başvurunuz. Arkadaşlarınıza sorunuz, ortaklaşa yanıt arayınız, tartışınız.  Bazı sorular için verdiğim ipuçlarını kullanınız. Çabalarınızı zamana yayınız, örneğin bugün, 2 soru üzerinde, yarın diğer 2 soru üzerinde durunuz, kalan sorular için de böyle yapınız.

Soruları, yanıtları çok iyi öğreniniz. Bunu sağlamak için geri dönüşler yapınız. Özet çıkarınız. Sorular ve yanıtların içerdiği bilgileri birbirinize anlatınız, başkalarına aktarınız.

1) Bağımsızlık Savaşımızın ardından, barış ne zaman ve nasıl sağlandı?

Barış 24 Temmuz 1923 tarihinde istilacı emperyalist devletlerle imzalanan Lozan Antlaşması ile sağlandı. Turgut Özakman “Türk Mucizesi: Cumhuriyet” kitabının 1. Cildinde Lozan görüşmelerini, İsmet İnönü’nün mücadelelerini uzun uzun anlatır.

2) O tarihlerde ülkemizin gerçek ihtiyaçları nelerdi?

Elbette az gelişmiş yoksul bir ülkenin ihtiyaçları söz konusuydu. Ekonomi çok geriydi, sanayi çok zayıftı. Birçok zorunlu ihtiyaç maddesi yurt dışından getiriliyordu. Bulaşıcı hastalıklar yaygındı. Sağlık hizmetleri çok yetersizdi. Eğitim düzeyi düşük, okullar, öğretmenler çok azdı. Şehirleşme zayıftı. Tarımda ilkel tekniklerle üretim yapılıyordu. Ülkemizin gerçek ihtiyaçları başlıca bu alanlarda kendini gösteriyordu: Sanayileşme, dışa bağımsızlığın azaltılması, sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi, eğitimin yaygınlaştırılması, şehirleşmenin teşviki, tarımın modernleştirilmesi…

3) Atatürk diyor ki “partiler ekonomik amaçlara dayalı olarak kurulur. Parti kurulmasında başka bir amaç yoktur.” Bu sözü irdeleyiniz.

“İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisi”ne göre, insan davranışlarını yönlendiren baş etken, insan ihtiyaçlarıdır. İnsan ihtiyaçları üst üste beş basamak halinde sıralanabilir. En temelden yukarıya doğru bir hiyerarşi söz konusu olup bunun anlamı şudur: İnsanlar yüksek düzeyli ihtiyaçları ortaya çıkmadan önce alt düzeyde bulunan ihtiyaçlarını tatmin etmek zorundadır. İnsanın belli bir andaki davranışını “motive” eden, güdüleyen, yani insanı harekete geçiren ihtiyaç; o anda duymakta olduğu, etkisi altında bulunduğu, tatmin edilmeyi bekleyen ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç giderilmedikçe, birey daha üst düzeyde olan ihtiyacına ilgisiz kalır, aklına bile getirmez onu.

Söz konusu ihtiyaçlar sırasıyla Fizyolojik ihtiyaçlar -Güvenlik ihtiyacı -Bağlanma ihtiyacı -Benliğe yönelik ihtiyaçlar -Kendini gerçekleştirme ihtiyacıdır.

Bunların tatmini ise, baştan itibaren ekonomik faaliyete bağlıdır. Partiler de bu gerçeğe bağlı olarak öncelikle ekonomik amaçlar benimsemek zorundadır.

4) Bir ülkede bütün sınıfların gönenç ve mutluluğu sağlanabilir mi, nasıl?

Bilimi esas alan, sosyal ahlakın yaygın olduğu bir düzende bütün sınıfların mutlu ve gönençli olması mümkündür. Şu şartla ki ekonomik hayatın muharriki rekabet değil, dayanışma olacaktır. Rekabeti esas alan kapitalist toplumda herkesin gönençli ve mutlu olması mümkün değildir. Buna karşılık, dayanışmacı bir toplumda söz konusu durum, muhtemelen daha kolay gerçekleştirilecektir.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura