Yazı Kategorileri > Ekonomi Yazıları
25-03-2016
AKP İKTİDARINDA DIŞ BORÇLANMA (2003 – 2015)

Cihan Dura

25.3.2016

 


Türkiye’nin dış borç verileri Hazine tarafından yayınlanıyor. Bu verilere göre Türkiye’nin toplam dış borcu, AKP’nin iktidara geldiği 2002 sonunda 130 milyar dolardı; 2014 sonunda ise 406 milyar dolar!...  276 milyar dolarlık, yani yüzde 210 artış!... Buna bakarak diyebiliriz ki, AKP hükümeti Türkiye’nin daha önce 80 yılda yaptığı dış borçlanmanın, iki katından fazlasını 12 yılda gerçekleştirmiş bulunuyor. Kişi başına dış borç, 2002’de 1963 dolardı, bugünse (2015) 5000 doların üzerinde. Başka bir deyişle AKP hükümeti Cumhuriyet tarihinin en yüksek dış borçlanmasını yaparak, yurttaşları da ağır borç altına soktu. Dahası var: Dış borç bu miktardan da ibaret değil. Çünkü sıcak para da dış borç demektir. Sıcak para stoku  2014 sonunda 131.3 milyar dolardı. Demek ki, Türkiye’nin dış borcu, kâğıt üzerinde görülenden çok daha fazladır.

DIŞ BORCUN ÖNEMİ

Dış borçlar Türkiye ekonomisinin iki yumuşak karnından biridir; diğeri,  bilindiği gibi dış açık… İkisi de artış eğiliminde...

Dış borç stokunun millî gelire oranı diğer ülkelerinkine oranla çok yüksek değil, yüzde 45 civarında ama, Türkiye için yine de önemli bir sorun teşkil ediyor. Şöyle ki, oranın yüksek olduğu ülkelerin, avantaj olan bazı özellikleri var. Örneğin, ABD borcunu kendi bastığı Dolar’la ödüyor. Japonya ve Almanya cari işlem fazlası veren ülkeler… Türkiye’ninse böyle avantajları yok: Sürekli cari açık veriyor, döviz rezervleri yetersiz, sıcak paraya muhtaç… Cari açığını dış borçla kapatıyor, borç taksitlerini ödemek için tekrar borçlanıyor. Sanayileşme duraklamış olduğundan döviz kazanma potansiyeli de düşük. Eğer dış borçlar yatırıma yönlendirilmiş olsaydı, bu yatırımlar dış borç ödemelerini kolaylaştırabilirdi.  Ne var ki, böyle bir avantajdan da yoksun bulunuyor Türkiye.

Ciddî başka handikaplar da var:

-İhracata dönük üretimde yüzde 80 ithal girdi kullanıyoruz.

-Uzun vadeli borçların vadeleri gelişmiş ülkeler için 20-30 yıl iken, Türkiye için 10 yıl...

-Özel kesimin dış borçları içinde, kısa vadeli olanların payı yüksek. Kur artınca şirketler borç ödeme sıkıntısı yaşıyor [Esfender Korkmaz]

ULUSLARARASI KONUM

Küreselleşme edebiyatında “yükselen ekonomiler” adıyla anılan, Türkiye gibi “sanayileşmesi engellenmiş ülkeler”in borçlanması son yıllarda çok hızlandı. Nitekim 2014’ün ilk yarısında dünyada en çok borçlanan ilk beş ülke şunlardı (milyar Dolar olarak): Meksika 8.4; Slovenya 6.2; Türkiye 5.3; Endonezya 5.3; Polonya 4.6

Öte yandan uluslararası finansal danışmanlık şirketi McKinsey’in, “borcun milli gelire oranı”na göre -en yüksekten başlayarak- yaptığı sıralamaya göre 2015 başlarında Türkiye, 47 ülke içinde 38. sırada. En borçlu ülke Japonya, Yunanistan yedinci, ABD 16’ncı sırada... Türkiye’nin “erişki”si (performansı) iyi görünüyor, ama bu konum Türkiye’yi kurtarmıyor, cari açık, bütçe açığı, borçlanma baskısı sebebiyle…

Soruna, çevre ülkeleri düzleminde de bakabiliriz. Bu takdirde görürüz ki, Türkiye Rusya’dan sonra dünyanın en borçlu ekonomisi konumunda. Borçlanma eğilimi gerçekten yüksek ve giderek de şiddetleniyor. Borçlanmadaki bu aşırılık -tüketici kredileri dışında- özel sektörde gözlemleniyor.

BORÇ YÜKÜ

Dış borçlara sadece toplam olarak bakmak yanıltıcıdır; kimi başka göstergeleri de kullanmak gerekir. Bunlardan biri “toplam dış borç/gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH)” oranıdır. Türkiye’de bu oran 2002’de yüzde 56.2’ idi. 2011’de yüzde 39.4’e geriledi. 2014’de ise yeniden yükseldiğini görüyoruz: yüzde 48… Türkiye’ye benzer veya herhangi başka ülkelerle kıyaslanırsa, makul boyutta, ama düşük de sayılamayacak bir oran... Genel eğilim olarak bir azalma var.

Bu durum bir başarı olarak yorumlanabilir mi?  Yorumlanabilir. Ancak yine de ihtiyatı elden bırakmamak gerekir. Çünkü, birincisi, bu gösterge dış borç yükünün ağırlığını tek başına yansıtamıyor. Başka göstergelere, örneğin ekonominin “ödeme kapasitesi”ne, “döviz kazanma potansiyeli”ne de bakmak gerekiyor.  Oysa, Türkiye’nin cari açık sorunundan dolayı döviz kazanma potansiyeli hayli zayıftır. İkincisi, TÜİK Türkiye’nin millî gelir hesaplarında birtakım oynamalar yaptı, hatta bir ara milli gelir rakamını bir kalemde artırdı. Dış borç/GSMH oranının azalmasında, bu istatistik “dokuntu”nun (rötuşun) da etkisi olabilir. 

DIŞ BORÇ YAPISI

AKP döneminde dış borçlanmanın yapısında iki önemli değişiklik oldu: Birincisi, borçlanmada özel sektör öne geçti; ikincisi, kısa vadeli borçların payı arttı. Kırılma AKP iktidarının üçüncü yılına (2005) rastlıyor.

a) Hazine’nin son verilerine göre, özel sektör borçlarının toplam dış borç stoku içindeki payı, yüzde 70; kamu borçlarının payı ise yüzde 30.

b) Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası "Kısa Vadeli Dış Borç İstatistikleri" ne göre 2002 yılında toplam dış borç stokunun yüzde 87’si orta ve uzun vadeli iken, yüzde 13’lük bölümü kısa vadeli borçlardan oluşuyordu. 2012 yılında kısa vadeli borçların payı yüzde 30’a yükseldi. 2015’de biraz daha arttı: yüzde 33… Bu borçların, yaklaşık yüzde 89’u özel sektöre aittir.

Peki, dış borç yapısındaki değişmelerin sebebi nedir? Özel dış borç stoku neden AKP döneminde bu derece şahlandı? Ne oldu, ne değişti de böyle keskin bir değişikliğe sahne oldu Türkiye ekonomisi?

Bir sebebini daha önceki bir yazımda şöyle ifade etmiştim: Türkiye’de başta bankacılar, bir kısım özel girişimci “kolay kazanç” yoluna sapmış bulunuyor. Dışarıdan yurt içine oranla daha düşük faizle kredi buluyorlar. Borçlandıkları dövizleri TL’ye çevirtip devlete ve halka yüksek faizle kredi açıyorlar, iki faiz arasındaki farkı da cebe indiriyorlar. Bir diğer sebepse özelleştirmelerle ilgili: Özel sektör yapılan özelleştirmeler sırasında satın aldığı kamu tesislerinin bedeli için gerekli fonları dışardan borçlanarak sağladı.

ÖZEL DIŞ BORÇLAR

Özel sektörün döviz borçları; bankalar ve finans kuruluşları ile reel kesimin (şirketlerin) döviz borç ve yükümlüklerini içerir. Reel kesimin döviz borcu ise, şirketlerin yerli veya yabancı bankalara olan döviz borçlarından oluşmaktadır.

Şirketlerimiz yabancı bankalardan çok, Türkiye’deki bankalardan döviz kredisi sağlıyor. Bunun anlamı şudur: Bankalarımız yurtdışından borçlanıyor, yurt içindeki müşterilerine döviz kredisi açıyor. Bankalar ve şirketler yurtdışında “kâğıt satarak“ (yani tahvil çıkararak) borçlanıyor. Buna “Eurobond ile borçlanma” deniyor. Bonolar elektronik kayıt sisteminde alınıp satılıyor. Bu işlemlerin Avrupa’daki merkezi Londra’dır. Bankalar ve şirketler, mali durumları ile güvenilirliklerine göre genelde devletin borçlanma faizinin (yüzde 4),  1-3 puan üzerinde bir faizle borçlanabiliyor [Güngör Uras].

AKP iktidarı boyunca özel dış borçlarda büyük artışlar oldu. Gerçekten, 2003 başında Türkiye’nin dış borç stoku 130 milyar dolardı. Bunun 87 milyar doları (üçte ikisi) kamuya, 43 milyar doları, yani sadece üçte biri özel kesime aitti. 2005’de kalıcı bir değişim başladı: Özel sektörün payı hızla artarken, kamununki azalmaya başladı. Şöyle ki, bu kesimin toplam dış borç stokundaki payı 2002-2007 arasında yüzde 34’den yüzde 60’a tırmandı. Son verilere göre ise toplam 405 milyar dolar olan brüt dış borç stokunun 287 milyar doları (yani yaklaşık yüzde 71’i) özel sektöre ait. Bu borcun yaklaşık yarısı özel bankaların borcu... Görülüyor ki, yapısal değişim devam ediyor ve şiddetleniyor.

Şimdi biz bu değişime bakarak, “kamunun borcu azaldı” sonucunu çıkarabilir miyiz?  Bence çıkaramayız, çünkü kamunun borçlanması aslında azalmadı; dışarıdan yüklü borçlanmalara giden banka ve finans kuruluşları bu fonları, iç borçlanma ihaleleri yoluyla yine devlete sattı; devletin dış borçlanması kamu iç borcuna dönüştürüldü. Denebilir ki, AKP iktidarı dış borçlanmayı da özelleştirdi! Büyük banka ve finans patronlarına faiz geliri şeklinde geniş ve ilave bir kazanç kapısı daha açmış oldu.

SONUÇ

1) Türkiye 13 yıldır süren AKP iktidarında tarihinin en yüksek dış borçlanmasıyla tanıştı, yurttaşlarımız ağır bir dış borç yükü altına sokuldu.

Dış borç stoku, millî gelire oranı nispeten fazla değilse de, Türkiye için yine de önemli bir sorun teşkil ediyor. Çünkü diğer ülkelerin avantajı olan - ekonominin “ödeme kapasitesi”, “döviz kazanma potansiyeli gibi- bazı özelliklerden yoksun bulunuyor. Kronik cari açık, bütçe açığı sorunları var; borçlanma eğilimi kuvvetli...

Dış borçlanma yapısında iki önemli değişiklik borçlanmada özel sektörün öne geçmesi ve kısa vadeli borçların payının artmasıdır.

Borçlanmada görülen aşırılığın kaynağı özel sektördür. Bir kısım özel girişimci “kolay kazanç” yoluna saptı. Büyük banka ve finans patronları faiz geliri şeklinde geniş ve ilave kazançlara kavuştular. Özelleştirmeler sırasında satın aldıkları kamu tesislerinin bedelini döviz olarak borçlanarak sağladılar. Denebilir ki, devletin dış borçlanması kamu iç borcuna dönüştürüldü. AKP iktidarı dış borçlanmayı bile özelleştirdi!

2) AKP iktidarı boyunca Türkiye’nin dış borçlanması; Emperyalizm’in ve onun iç ortaklarının klasik sömürme modeline uygun bir seyir izlemiştir. Dış borçlanma önemli ölçüde artırılmıştır. Bir yandan küresel şirketlere, hedefledikleri faiz ödemeleri yapılırken, bir yandan da bir kısım “rantçı” özel girişimcilere, kolay yoldan yeni kazanç kapıları açılmıştır.

Bu süreç, bildiğimiz  “Merit Stratejisi”nin eseridir. Söz konusu strateji küresel şirketlerin başlıca serbest ticaret, özelleştirme, yabancı sermaye…, gibi silahlarını içerir ki, biri de Türkiye gibi “sanayileşmeleri engellenmiş ülkeler”i borçlandırmaktır. Kurban seçilen ülkeler bu yoldan, küresel finans şirketlerine muhtaç duruma düşürülür ve o konumları yapısallaştırılır. Tuzağa düşürülen ülke, içinden kolay kolay çıkamayacağı şekilde borç batağına sürüklenir. Bu sonucun sağlanmasında küresel şirketlerin en büyük yardımcıları, o ülkenin işbirlikçi kadrolarıdır, Atatürk’ün deyişiyle“dahilî bedhahlar”dır.

AKP iktidarında Türkiye’nin deneyimi adı geçen modele son derecede uygun bir seyir izlemeye devam etmiştir. Bununla da kalmayarak, durumu daha da ağırlaşma eğilimi göstermiş, kayıpları hiç şüphesiz çok daha büyük boyutlara ulaşmıştır.

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura