Yazı Kategorileri > Diğer Yazılar
29-07-2013
AKP İKTİDARI, ABD’NİN TÜRKİYE’Yİ PARÇALAMA PLANINI UYGULARKEN NEREDEN GÜÇ ALIYOR?

Cihan Dura

29.7.2013


Bu ülkenin başbakanı her akşam “çapulcular, ayyaşlar, kemirgenler” diyerek esip gürlerken, bakın, ülkemizin güneydoğusunda neler oluyor:

PKK dağı taşı PKK flamaları ile donatıyor. Resmî şehitlik açılışı yapıyor. Ve bunları devletin valisinin, askerinin, polisinin gözleri önünde yapıyor. Bundan daha vahimi yine Güneydoğu illerimizde güvenlik örgütü kuruyor. Yol çeviriyor, kimlik soruyor. Mali örgüt kurarak vatandaştan resmen vergi topluyor. Sokaklara Kürtçe tabelalar asılıyor. Devletin, kendi arazisinde karakol inşa etmesi engelleniyor. Dahası var:  Güneydoğu'daki ilçelerimize PKK kaymakam atamaları yapıyor! Bu “kaymakam”lar, devletin resmi kaymakamlarına uğrayıp onları tehdit ediyor, 'Bizden habersiz hiçbir iş yapmayacaksın' diyorlar.

Gazetelerde, sosyal medyada sık sık rastlıyorum: Duyarlı yurttaşlarımız şaşkın… “Nasıl oluyor bu” diyorlar, “Bu hükümet bu kadar mı âciz, güneydoğumuzda olup bitenlere neden bu kadar kayıtsız? Oysa Gezi Parkı deyince, masum halk gösterileri deyince, hükümetin başı aslan kesiliyor. Söylemedik laf, yapmadık hakaret bırakmıyor.”

Evet, çoğu yurttaşımız böyle şaşkın, kafaları böylesine karışık ama ben öyle değilim. Kendi kendime diyorum ki: “Bunda şaşılacak bir şey yok. İktidar ve onun başındaki şahıs son derecede tutarlı davranıyor.” Şöyle ki, kendileri söyledi, artık saklamıyorlar: PKK ile epeydir, 4-5 yıldır diyalog halindeler, senli benli görüşüyorlar. Sonunda anlaştılar da. Bence şöyle anlaştılar eli kanlı bölücü başıyla: "Size özerkliği verdik gitti. Hedefinize doğru gerekli gördüğünüz somut adımları serbestçe atın, biz hükümet olarak bunları görmezden geleceğiz." Hükümetin sergilediği bu aczin, derin suskunluğun tek açıklaması, bence budur. Öyleyse AKP iktidarından, onun başındaki şahıstan, devletimiz ve milletimiz lehine, onurlu hiçbir davranış beklememek gerekir. Üniter devleti ne yazık ki gözden çıkarmış durumdalar. Ancak daha acı olanı şudur ki, muhalefet partileri, Genelkurmay paşaları, medya, üniversiteler, aydınlar, devletimizin bu ağır çöküşünü seyretmekten başka hiçbir şey yapmıyorlar.

‘***’

Peki, AKP hükümeti nasıl oluyor da böylesine büyük ve kapsamlı, böylesine sorumluluk getirici bir işe cesaret edebildi? Bunun sebepleri ne olabilir? Ben üç sebep görebiliyorum: Birincisi, BOP planı çerçevesinde, arkalarında dünyanın süper gücü ve bunun beslediği iç destekler var. “Sen anlaş, korkma, arkanda biz varız” diyor Amerika. Hükümetin başı, “bize görev verdiler, o görevi yapıyoruz” demedi mi?  İkincisi, devlet olarak varlığımıza son verecek böyle bir girişime karşı çıkabilecek, muhalefet edecek bütün güçleri –aynı plan uyarınca- tasfiye ettiler, sindirdiler: Ergenekon davaları, yargının siyasileştirilmesi, askerin pasifleştirilmesi, medyanın ele geçirilmesi, üniversitelerin, aydınların susturulması gibi…

Üçüncü ve sonuncu sebep ise, asıl üzerinde duracağım sebep… Yazımın konusu da bu... Şimdi ona geçiyorum.

İnsan, esas itibariyle “mikro” boyutlu bir varlıktır. Kendi küçük dünyasında yaşar genel olarak. O dünyada olanı görür, duyar, ona göre düşünüp davranır, tepki verir. Öncelikle, yaşamak, hayatını idame ettirmek ilgilendirir onu; mutlu olmak ve kendi sonu da olan ölüm ilgilendirir. Öte yandan, insan hayatında öyle olgular, öyle süreçler vardır ki geneldir, makro düzeyde cereyan eder. Birey bunları doğrudan göremez, duyamaz, fark edemez, o dünyaya göre düşünüp davranamaz, tepki veremez. “Kürt sorunu” dedikleri olgu da böyledir. Halk artık şehit cenazelerinin gelmediğini görüyor, fark ediyor. Çünkü doğaldır, günlük hayatının, mikro dünyasının bir parçası olan ölümle ilgilidir. Yıllardır yaşamaktadır da, şehitlik söz konusu olduğu için ayrıca saygı da duyar. Günlük hayatı ile, dinle ilgisi olan bir vakadır. Doğrudan, kolayca gözlemleyebilir bu olguyu. Buna karşılık, devletin bütünlüğü bağımsızlığı, gerçek demokrasi,… ülkenin bir tarafında olup bitenler, bunların toplumla, devletle ilişkisi… Bunları bilmez, üzerinde kafa da yormaz. Kısacası geniş mekânda ve zamanın akışında olup bitenleri fark etmez, etse de bağlantılarını ve sonuçlarını göremez, değerlendiremez.

‘***’

Genellikle zorunlu ihtiyaçlarının etkisin altında olan sade yurttaşın tutum ve davranışları, işte bu özetlediğim şartlar altında şekillenir. Ancak eğer isterse, zaman ve mekânın o geniş dünyasında olup bitenleri de görebilir, değerlendirebilir. Şu şartla ki hayatın o boyutları ile ilgilenecek donanımda olmalıdır. Bunun için de eğitimli olmalı, o dünya hakkında bilgi birikimi olmalı, bilgisini kullanarak muhakeme etmeli, doğru sonuçlar çıkarabilmelidir. Eğitim düzeyine bağlı olarak mikro dünyada kaldıkça, hep bilinçsizlik durumdadır. O dünyayı anlamak için makro düzeyde bilgiye ihtiyacı vardır, makro düzeyde gözlem yapması, bilgi sahibi olması, akıl yürütmesi gerekir. Çünkü orada olup biten, onun küçük dünyasını, onunla ilgili bilgilerini aşar! Çünkü yeteri kadar eğitim-öğretim görmemiştir.

İşte bundan dolayı genel olarak halkımız güneydoğumuzdaki vahim gelişmeler karşısında duyarsız, suskun ve kayıtsız kalıyor. Bu sebepledir ki orada bir kanser gibi bir “devlet”in oluşmakta olduğunu fark etmiyor; belki fark ediyor, ancak ilgilenmiyor, ikinci, üçüncü derecede önem veriyor. Kendisine sabırla açıklansa da, büyük olasılıkla başarı sağlanamayacaktır. Çünkü devletinin bölünmesinin anlam ve sonuçlarının bilincinde değildir. Devletin 70 yıllık eğitim-öğretim uygulamasının, ona bu bilinci kazandırmış olması lazım gelirdi; medyanın, siyasetçilerin, aydınların açıklaması, uyarması, bilinçlendirmesi gerekirdi. Ancak yok, hiçbiri yok, hatta tam tersi yapılıyor. Sandığa oy atan halk kitlelerinin büyük kısmı, bu nitelik ve imkânlardan, bu bilinçten yoksun bulunuyor.

Şimdi görebiliyoruz sanırım, üçüncü sebebin ne olduğunu: AKP, halkın işte bu eksikliğinden yararlanıyor, bu eksikliğine güveniyor, bu eksikliğinden güç alıyor. Halkın bu durumundan istifade ederek, hem de onun aleyhine olan, varlığını da, geleceğini de tehlikeye atan işlere girişiyor: Bir yabancı devletin projesine, dış politikasına, kendi devletinin parçalanması pahasına destek ve yardımcı oluyor! Bu sebepledir ki Türk milletinin baş düşmanlarından olan bir terör örgütüne, PKK’ya, âdeta: “Sen anlaştığımız gibi davran, somut ne gerekiyorsa yap. Çekilme, çekilir gibi yap. Hedefin olan özerklik ne gerektiriyorsa ardına koyma. Ben, hiç oralı olmayacağım. Yaptıklarını görmezden geleceğim. Halkın dikkatini de başka taraflara çekeceğim” diyebiliyor.

Şunu da ekleyeyim ki, halk arasında, AKP’ye olan destek eğitim düzeyi düştükçe artıyor, eğitim düzeyi yükseldikçe azalıyor. Düşük eğitimin de bir sonucu olarak sokaktaki adam –mekân ve zaman boyutunda- genellikle toplumsal olaylardan habersiz yaşıyor. AKP bunu biliyor, buna göre davranıyor. “Ben böyle işler yaparım, oy da kaybetmem, bana oy verenlerin büyük kısmı yaptıklarımın, kendi aleyhine olduğunu fark etmez” diyor.

Çare mi? Kısa vadede yok gibi... Uzun vadede ise, görev namuslu aydınlara düşüyor. Halk zamanla bilinçlendirilebilir. Ancak ne yazık ki iyi yetişmiş, yüksek ahlaklı aydınlarımız azdır. Kısacası, aşılması zor bir çıkmaz içindeyiz.

Yetmiş yılın gereğince değerlendirilmemiş olması, bize çok pahalıya mal oluyor.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura