Yazı Kategorileri > Emperyalizm Yazıları
30-09-2019
YABANCI SERMAYENİN OLUMSUZ ETKİLERİ

Uluslararası iktisat teorisine göre, yabancı sermayenin, ev sahibi ülkeye sağladığı ekonomik yararlar şunlardır:

- Yabancı sermaye ev sahibi ülkenin yatırım oranını yükseltir. Sermaye birikimini ve üretim kapasitesini artırır.

- Ülkeye ileri teknoloji ve işletmecilik bilgisi getirir.

- İthal ikamesi ve ihracatı artırma etkileriyle, dış açığı azaltır.

- Yurt içi rekabeti artırır, tekelciği kırar.

- İşsizlik sorunun çözümüne katkıda bulunur.

- Sağladığı kârlar yoluyla, vergi gelirini artırır.

Bununla birlikte unutmamak gerekir ki bu sonuçlara soyut teorik modeller çerçevesinde varılmıştır. Her teori zihinsel bir oluşumdur. Her ne kadar bu oluşumda gözlemin de payı varsa da, teoriler önemli ölçüde varsayımlara dayanır. Varsayımlar ise, teoriyi gerçeklikten uzaklaştırır.

Öte yandan yabancı sermayenin elbette olumsuz etkileri de vardır. Türkiye’nin –hamiyetsiz patronu, politikacısı ve bürokratıyla, televole aydını ve dolarcı medyasıyla- mutlu azınlığı, yabancı sermayenin hep olumlu yönlerinden söz eder. Daima bu etkileri ön plana çıkararak yabancı sermayeye toz kondurmaz, göklere çıkarırlar. Yabancı sermayenin sakıncalarını halktan gizlerler. Onlara göre yabancı sermaye uğruna, Türkiye her özveride bulunmalı, bağımsızlığını, hattâ onurunu bile feda etmelidir. Siz hele bir yabancı sermayeyi eleştirin, kıyameti koparırlar: Ne dinozorluğunuz kalır, ne eski kafalılığınız, ne vatan hainliğiniz.

Acaba bu tek boyutlu bakış, ölçüsüz ve çılgınca tepki neden? Çünkü bu gruplar yabancılarla birlik olarak Türk halkının kanını emerler; tıpkı Osmanlı zamanındaki azınlıklar, levantenler, yerli kompradorlar gibi.

Ben burada yabancı sermayenin olumsuz yönleri üzerinde duracağım. Amacım, yabancı sermayenin yıkıcı yönü üzerine, tıpkı gümrük birliği konusunda 1995’de yapıldığı gibi özenle çekilen perdeyi aralamaktır.

Emperyalizmin işbirlikçileri yabancı sermayenin hep olumlu görünen yönlerini öne çıkarır ve överler. Oysa yabancı sermayenin son derecede önemli sakıncaları vardır. Halkın kanını emenler bu yıkıcı etkileri görmezden gelir, üstünü örter, halktan özenle gizlerler. Sanayileşmesini yüksek oranda ulusal kaynaklara dayandıramamış ülkelere, yabancı sermaye yalnızca felaket getirir. Çünkü yabancı yatırımların etkileri gelişmiş ülkede başka, az gelişmiş ülkede başkadır. Dünyada yabancı sermaye ile kalkınmış tek bir ülke yoktur.

Yabancı sermayenin olumsuz etkileri şunlardır: Bağımsızlığın yok olması, düalizm, dış bağımlılık, haksız rekabet, dış dengesizlik, teknolojik bağımlılık, kalkınmanın engellenmesi. Türkiye’ye yabancı sermaye girdiği ölçüde, bu etkiler de kaçınılmaz olarak ortaya çıkacak ve tahribatlarını yapacaktır.

A) Türkiye’nin Bağımsızlığı Yok Olacaktır

Ülkeye plansız olarak, büyük boyutlarda sokulan yabancı sermaye; ulusal işletmeler üzerinde denetim kurarak, üretim sektörlerine el koyarak ulusal ekonomiyi ele geçirecektir. Böyle bir durum ülkenin ekonomik ve siyasal bağımsızlığının yok olması demektir.

Ülke bağımsız ekonomi politikaları izleyemeyeceği gibi, siyasal kurumlar da yabancıların kontrolüne geçecektir. Yabancı sermayenin özellikle kimya, demir-çelik, petrol, enerji gibi kilit sanayilerde yatırım yapması halinde, tehlikenin boyutları çok daha geniş olacaktır.

B) Türkiye Düalist Bir Yapı Kazanacaktır

Yabancı sermaye, ekonominin bütünlüğünü bozar. Bu etki “ileri teknoloji” girişinin bir sonucudur: Yabancı sermayeli şirketlerde ileri üretim teknolojileri kullanılırken, yerli şirketlerde geleneksel üretim teknikleri kullanılırsa, ekonomi ikili (düalist) bir yapı kazanmaya başlar. Ekonomi birbirinden kopuk, iki parçaya bölünür.

C) Dış Bağımlılık Artacaktır

Yabancı firma Türkiye’nin “tüketimi daraltmak, yerli üretimi artırmak“ amacıyla koyduğu dış ticaret kısıtlamalarını aşar. Tüketimi kısılmak istenen malı yurt içinde üretir. Dolayısiyle tüketim kısılamayacaktır. Yabancı şirketin üretimi de bütünüyle ulusal nitelikte değildir. Çünkü üretim sürecine son aşamalardan başlar. Asıl üretim girdilerini, ithalat yoluyla  ana merkezden sağlar.

Sonuçta yerli üretim dışa bağlı hale gelecek, ekonominin döviz rezervleri üzerindeki  baskı ağırlaşacaktır.

D) Haksız Rekabet ve Tekelleşme Olacaktır

Yabancı sermaye işletmelerinin arkasında dev sermaye, ileri teknoloji ve yöneticilik bilgisi vardır. Oysa yerli firmalar küçüktür, belirtilen avantajlardan yoksundur. Bu dengesizlik, yabancı sermayeye bir haksız rekabet üstünlüğü sağlayacaktır. Ulusal firmalar yabancı işletmelerle rekabet edemeyecek, endüstriyi terk edecek ve yok olacaktır. Yabancı işletmeler, zamanla tekelci konuma geçecektir.

E) Dış Dengesizlik Şiddetlenecektir

Yabancı şirketler çoğunlukla ihracat yapmaz. Üretim girdilerini de yurt dışından, ana merkezden ithal ederler. Ayrıca her yıl ana ülkeye kâr aktarımı yaparlar. Bu olgular Türkiye’nin ödemeler bilançosunu olumsuz etkileyecek, dış açığını artıracaktır.

F) Türkiye’nin Teknolojik Bağımlılığı Artacaktır

Yabancı işletmeler araştırma ve geliştirme (A v G) faaliyetlerini, yatırımcı ülkede (ana merkezde) toplar. Ev sahibi ülke bu faaliyetlere katılamadığından, yeni teknikleri sürekli olarak yurt dışından ithal etmek zorunda kalır.

Yabancı sermayenin ülkeye yeni teknoloji getirme olasılığı da zayıftır. Çünkü küresel ölçekte sermayeler arasındaki rekabet teknolojiye dayanmakta. Bunun bir sonucu şudur: Bir teknoloji, demode olmadan, uluslar arası ticarete konu olmamaktadır (Ürün devreleri teorisi).

Yabancı sermayenin bu özelliği Türkiye’nin Batı ülkelerine teknolojik bağımlılığının şiddetlenmesi sonucunu doğuracaktır.

G) Türkiye’nin Gelişmesi Engellenecektir

Yabancı sermaye yatırımları Türkiye’nin, kalkınma planlarında belirlediği hedeflere ulaşmasını engelleyebilir.

Dünya çapındaki faaliyetlerini daima kendi amaçları doğrultusunda sürdüren çok uluslu şirketlerin çıkarları, ulusal kalkınma planımız ile çelişkiye düşebilir. Bu çelişkili durum sürdükçe, gelişme hızımız düşük kalacaktır.

H) İstihdam ve Gelir Etkisi Sınırlı Olacaktır

1) Günümüzde dünya ölçeğinde hareket halindeki yabancı sermayenin teknolojik içeriği giderek yoğunlaşmaktadır. Bunun, istihdam bakımından anlamı şudur: Doğrudan yabancı sermayenin teknolojik içeriği arttıkça, gittikçe daha yüksek kaliteli eleman talep etmektedir. Yüksek nitelikli emek bir de görece ucuzsa yabancı sermayenin keyfine diyecek yoktur. Dolayısiyle emeğin genellikle düşük nitelikli ve verimsiz olduğu Türkiye gibi ülkelerde yeni iş yaratma kapasitesi sınırlı olacaktır.

2) Yabancı sermayenin üretim ve gelir etkisi her zaman olumlu değildir. Ancak, girmesini iyi göstermek için bu yönde propagandası yapılır. Bir örnek, tütünden verilebilir [N. Doğru, Cumhuriyet, 27.2.2002]. Bilindiği gibi dünya sigara devi firmalar, yerli holdinglerle işbirliği yaparak Türk piyasasına girerken, yurtsever çevreler Türk tütüncülüğü ve sigara üretimi açısından kaygılarını dile getiriyorlardı. Bu itirazlara yerli işbirlikçiler şöyle karşı çıkıyorlardı:  bir topluluğun yok olması gibi, endüstri yok olacaktır.” “Korkmayın, bu fabrikalar Türkiye’de kurulunca yalnız sigara kaçakçılığı bitmekle kalmayacak, aynı zamanda Türk tütün çiftçisi de bu sigaraların üretiminde kullanılacak Amerikan tipi tütün yetiştirecek. Dolayısiyle yaratılan gelirin büyük bölümü, Türkiye’de kalacak. Millîci olmayın, yabancı sermaye düşmanlığı yapmayın.”

Bakın daha sonra neler oldu: İç pazarda, ithal yabancı tütünle üretilen sigaraların payı hızla artarken, yerli tütünle üretilen yerli sigaraların satışı geriledi. Türkiye’de Amerikan tütünü, Adapazarı’ndaki göstermelik ekim dışında yetiştirilmedi. TBMM, IMF’nin isteğiyle yasa çıkararak, tütün üretimine desteği kaldırdı. Üretici, ortada bırakıldı. Türkiye’de sigara üreten yabancı firmalar, gereksindikleri Amerikan tipi tütünü, ABD çiftçisinden satın alıyorlar. Tütün ithalatına yapılan döviz ödemeleri her yıl artarak, 2000 yılında 350 milyon doları buldu.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura