Yazı Kategorileri > Akademik Yazılar
05-05-2020
ULUS ÖTESİ ŞİRKETLER, AVRUPA BİRLİĞİ VE TÜRKİYE- II

3c. Hakimiyet Katsayısı

Yukarıda sunulan veriler yardımıyla UÖŞ egemenliğinin anlamlı bir göstergesi daha oluşturulabilir. Kentor’un “hakimiyet derecesi katsayısı” (H) dediği bu gösterge herhangi bir ülke (i) için şu basit oranlama ile hesaplanabilir:

3c. Hakimiyet Katsayısı

Yukarıda sunulan veriler yardımıyla UÖŞ egemenliğinin anlamlı bir göstergesi daha oluşturulabilir. Kentor’un “hakimiyet derecesi katsayısı” (H) dediği bu gösterge herhangi bir ülke (i) için şu basit oranlama ile hesaplanabilir:

Hi =  Üdi / T

Üdi:  i’nin ülke-dışı şubeleri

T:  Diğer şubeler toplamı

Bu ölçüt, küresel ekonomide tek bir ülke ya da ülke grubu kaynaklı UÖŞ’lerin örgütsel şebekelere hakimiyetinin bir ifadesidir.  AB’nin ve diğer ülkelerin hakimiyet derecesi katsayıları Tablo 4’de verilmiştir.

Tablo 4: Hakimiyet Derecesi Katsayıları

Ülke veya Ülke Grupları

  1962

  1971

  1983

  1991

  1998

ABD

   4.7

   5.8

   0.9

   0.4

   0.4

AB

   0.1

   0.1

   0.8

   1.0

   0.5

Japonya

   0.0

   0.0

   0.0

   0.1

   0.3

Diğer

   0.0

   0.0

   0.0

   0.1

   0.2

Kaynak: Tablo 3’deki verilerden hesaplanmıştır.

Örneğin ABD’nin UÖŞ’leri 1962’de en çok yabancı şubeye (toplam 1260 yabancı şubeden 1040’ına) sahiptir. Buna göre ABD kaynaklı UÖŞ’ler diğer UÖŞ’lerden 4.7 kat daha fazla yabancı şubeye sahip bulunmaktadır (1260–1040=220, 1040/220= 4.7).

Bu ölçüte göre Amerikalı UÖŞ’lerin hakimiyeti 1971’de 5.8 gibi bir skorla doruk noktasındadır. Buna karşılık 1971’den sonraki 12 yıl içinde dramatik bir azalma meydana geldiğini gözlemliyoruz: Katsayı 5.8’den, 1983’de 0.9’a, yani 1’in altına düşmüş bulunuyor. Bu gerileme (0.4)  1991’de de devam etmiş, 1998’de aynı düzeyde kalmıştır.

Görülüyor ki hakimiyet derecesi bakımından dönemin en anlamlı değişikliği, Amerikalı UÖŞ’lerin 1980 başlarından itibaren üstün konumlarını kaybetmiş olmalarıdır. Buna karşılık, diğer ülke ya da ülke gruplarında hareketlenme vardır. İlk öne geçen Avrupa Birliği’dir. Hakimiyet katsayısı 0.1’den 1983’de 0.8’e, 1991’de 1.0’a yükselmiştir. Ama bu, ABD’nin 1960’lı ve 1970’li yıllardaki üstünlüğü ile kıyas kabul etmez. Öte yandan AB’nin nispi ilerlemesi, 1990’lı yıllardan itibaren Japonya ve diğer ülkeler tarafından yavaşlatılmış bulunuyor (1998’de AB: 0.5, Japonya: 0.3, Diğer ülkeler: 0.2).

 

4. Avrupa Birliği ve Ulus Ötesi Şirket Yatırımları

Birleşmiş Milletler, UÖŞ’leri “ekonomik faaliyetlerin merkezi örgütleyicileri, uluslararası işbölümünün başlıca belirleyicileri” olarak nitelemektedir. Bu rollerini esas itibarıyla, “doğrudan yabancı sermaye yatırımları” vasıtasıyla yerine getiriyorlar. Bunda ev sahibi ülkenin girişimleri ile kurmuş oldukları “eşitsiz ilişkiler” de belirleyicidir. Aynı kaynağa göre, 1990 itibarıyla dünyada 35,000 adetten fazla UÖŞ vardı ve UÖŞ’lerin şube sayısı 150,000’in üzerindeydi. Bu niceliksel artışa, dev boyutlarda doğrudan (dolaysız) yatırım akımları eşlik etmiştir. Dolaysız yabancı yatırım stok’u 1.7 trilyon Dolar olarak tahmin edilmektedir (United Nations, 1992: 1)

Ülke veya ülke grupları itibariyle dolaysız yabancı sermaye yatırımlarını gösteren Tablo 5’deki verilerden, ABD, AB ve Japonya’nın, dünyanın en büyük dolaysız yabancı sermaye yatırımcısı merkezler olduğu anlaşılıyor. İkinci önemli gözlem ise, AB’nin dış yatırımlarının diğerlerine oranla büyük boyutlara ulaşma eğilimi göstermiş olmasıdır.

Tablo 5: Dünyada Dolaysız Yabancı Sermaye Yatırımları (1990-2000)         

  Milyar Dolar

Ülke veya Ülke Grupları

 1990-95Ortalama

1996

  1997

1998

  1999

  2000

ABD

    55

     92

   105

  143

   155

  152

AB

 115

   185

   223

  410

   714

  805

Japonya

   25

     23

     26

    25

     22

    32

Diğer

   40 

     85

   124

  134

   184

  282

Toplam

 235

   385

   478

  712

 1075

1271

Kaynak: Ferit Kula, Çokuluslu Girişimler ve Türkiye. İstanbul: İleri Yayınları,  2006, s. 31.

Bölgesel ekonomik bütünleşmeler doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını nasıl etkiliyor? Başka bir deyişle UÖŞ’leri nasıl etkiliyor? Bu şirketlerin büyümelerini kolaylaştırıyor mu, zorlaştırıyor mu? Somut bir bütünleşme hareketi olarak Avrupa Birliği UÖŞ’lerin yatırımlarını nasıl etkilemiştir? Türkiye’nin AB kanalıyla UÖŞ’lerden nasıl etkileneceğini görebilmemiz için, bölgesel bütünleşmelerin doğrudan yabancı yatırımlar üzerindeki etkileri hakkında bazı teorik açıklamalar yapmamız gerekmektedir.

4a. Teorik Yanıtlar

Bilindiği gibi Avrupa Birliği, bölgesel bütünleşme hareketlerinin en başarılı olanlarından biridir. Avrupa Birliği kapsamında yalnız dış ticaretin değil, dış yatırımların önündeki kısıtlamalar da kaldırılmıştır. Bu durumda “Avrupa Birliği ile kurulu ilişkiler UÖŞ’lerin yatırımlarını nasıl etkilemiştir” sorusuna teoride verilen yanıtlar büyük önem kazanıyor.

Şimdi bu soruya verilen başlıca yanıtlara geçebiliriz (Kula, 2006: 103-111).

Liberalleşme daha etkin bir üretimin önünü açacağı için, UÖŞ’ler bölgesel avantajlara göre dikey uzmanlaşmaya gidecek, bu sebeple de bütünleşme bölge içinde yabancı sermaye yatırımlarını teşvik edecektir. Ayrıca bölgesel bütünleşmenin oluşturduğu büyük piyasa da (daha önce ekonomik olmayan projeler artık hayata geçirilebileceğinden dolayı) aynı yatırımları artış yönünde etkileyecektir.

i. Bölgesel ekonomik bütünleşme hareketinin dolaysız yabancı sermaye yatırımları üzerindeki etkileri, teoride statik etkiler ve dinamik etkiler şeklinde sınıflandırılmaktadır. Statik etkiler “bütünleşme hareketi çerçevesinde bölge içindeki dış ticaret ve yatırımlar üzerindeki engellerin kaldırılmasıyla ortaya çıkan etkiler” olup ikiye ayrılır. Birincisi, “azalan ya da tamamen ortadan kalkan tarifelerin pazarı genişletmesiyle ortaya çıkan” etki; ikincisi, “düşen tarifelerin, daha önce tarife atlama amaçlı dolaysız yabancı sermaye yatırımlarını azaltıcı” etkisidir. Öte yandan, bölgesel bütünleşme hareketi ve somut olarak Avrupa Birliği; aynı zamanda sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesini de kapsar. Dolayısıyla, bu liberalleşme dolaysız yabancı sermaye akımlarını ayrıca teşvik edecektir.

Dinamik etkiler, bütünleşme nedeniyle ülkelerin ekonomik gelişme düzeylerinde meydana gelen artışların ortaya çıkardığı etkilerdir. Örneğin Avrupa Birliği, ortak pazar yoluyla üye ülkelerin ekonomik büyüme oranlarını artırmıştır. Yüksek büyüme oranı ise, çekici buldukları bölgeye UÖŞ’lerin daha fazla yatırım yapmalarına sebep olmaktadır.

ii. Bölgesel ekonomik bütünleşmenin, örneğin Avrupa Birliği’nin, UÖŞ’lerin doğrudan yatırımları üzerindeki etkileri “yatırımları motive eden faktörler” ölçütüne göre de sınıflanabilir. Bu etkiler çok özet olarak aşağıda sıralanmıştır:

-Bölgesel bütünleşme (örneğin Avrupa Birliği) dışında kalan üçüncü ülke şirketlerinin, bütünleşmenin doğurduğu ticaret sapmasına gösterdiği tepki. Üçüncü ülke bütünleşme üyesi ülkeye doğrudan yatırım yapar.

-Bütünleşmenin ticaret yaratıcı etkisinin sonucu olarak, üretimin yeniden düzenlenmesine dönük dolaysız yabancı sermaye yatırımı yapılması. Bu etki, maliyetlerin düşük olduğu rekabetçi ülkelere firmaların üretim tesislerini kaydırmaları şeklinde kendini gösterir.

-Bölgesel bütünleşmeye (örneğin Avrupa Birliği’ne) üye olan ülkelere ait şirketlerin bütünleşmenin ortaya çıkardığı ölçek ekonomilerine gösterdiği tepki. Bütünleşme sonucunda ölçeğe göre getiri artar, üretim maliyetleri düşer ve ilgili bölge üretim için avantaj kazanır. Dolayısıyla, bölgeye daha çok doğrudan yatırım yapılır.

-Bütünleşme sonucunda talep artar ve yeni pazarlar ortaya çıkar. Bundan faydalanmak isteyen küresel şirketler, yatırımlarını artırır.

4bAmpirik Çalışmalar

Bölgesel ekonomik bütünleşmeler ile UÖŞ tarafından yapılan dolaysız yatırımlar arasındaki ilişkilere dair ampirik çalışmalara gelince, bu konuda özetle aşağıdaki hususlar vurgulanabilir (Kula, 2006: 122-125).

i. Bölgesel ekonomik bütünleşmelerin dolaysız yabancı sermaye yatırımları üzerindeki etkileri hakkındaki ilk çalışmalar çoğunlukla Avrupa Birliği üzerinedir.  Literatür, Avrupa Birliği’nin oluşum yıllarında (1957-85), bütünleşmenin yatırımlar üzerinde olumlu etki yaptığı konusunda görüş birliği içindedir. Bunun ilk sebebi Avrupa Birliği’nin büyük bir pazar yaratmış olmasıdır. İkincisi, üçüncü ülkelere karşı uygulanan ortak korumacı politikalarla yaratılan “Avrupa kalesi”nin dolaysız yatırımları teşvik etmiş olmasıdır. Dunning’e göre bu dönemde Avrupa Birliği ülkelerine gelen dolaysız yabancı sermaye yatırımlarında büyük bir artış kaydedilmiştir. Bu artışın en önemli kaynağı ABD ve Japonya merkezli ulus-ötesi girişimlerdir. UÖŞ’ler yatırımlarının yaklaşık %90’ını Avrupa Birliği’nin çekirdeğini oluşturan ülkelere (Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg) yapmışlardır. Avrupa Birliği’ne daha sonra katılan İspanya ve Portekiz gibi ülkeler de, ilk beş yıl içinde önemli miktarlarda yatırım girişine sahne olmuştur.

ii. 1986-92 yılları ise Avrupa Birliği’nin “iç pazarı oluşturma programı”nın uygulandığı dönemdir. Bu dönemle ilgili olarak yapılan araştırmalar birbirinden oldukça farklı sonuçlara ulaşmıştır. Bazı araştırmacılara göre, tek pazarın kurulması dolaysız yabancı sermaye girişlerini uyarmıştır. Diğer bazılarına göre ise, genel bir yatırım yaratıcı etkiden bahsedilemez. Sözkonusu araştırmaların ulaştığı sonuçlardan başlıcaları aşağıda özetlenmiştir:

- K. Srinivasan ve A. Mody: Avrupa Birliği’nin iç pazarı oluşturma programının, AB’ye yapılan dolaysız yabancı sermaye yatırımları üzerinde herhangi bir etkisi olmamıştır.

-F. M. Beer ve S.N. Cory: Bu yazarlar ABD çokuluslu girişimlerinin AB’ye yaptıkları yatırımları belirleyen “yerleşim yeri” değişkenini sınamışlardır. Amerikan dolaysız yabancı sermaye yatırımlarının bazı AB ülkelerinde (Almanya, Fransa, İngiltere ve Hollanda) yoğunlaştığı, bu ülkelerin “diğer üyelere nispetle daha cazip yatırım yerleri” olduğu sonucuna varmışlardır.

-H. Görg ve F. Ruane: İç pazarın oluşmasının, Amerikan UÖŞ yatırımlarının AB ülkeleri arasındaki dağılımına etkilerini etüt etmişlerdir. Ulaştıkları başlıca sonuç şudur: Amerikan yatırımları AB’nin çekirdek ülkelerinde yoğunlaşmaktadır. Bütünleşmede yer alan bir ülke, yatırım çekebilmek için “yerleşim yeri avantajı”na sahip olmalıdır.

-J. Clegg ve S. S. Gren: AB’ye gelen Amerikan ve Japon dolaysız sermaye yatırımlarını karşılaştırmalı olarak, üye ülkeleri dört gruba ayırarak 1992 yılı için etüt etmişlerdir. Ulaştıkları temel sonuçlar şunlardır: Pozitif ve anlamlı etki yalnızca Japon dolaysız yatırımları hakkında gözlemlenmiştir. Amerikan firmaları Birlik içinde zaten yer aldıkları için, 1992 dönüşümüne tepki vermemiştir.

 

-G. Yannopulos: Japon yatırımları ortak pazar oluşumuna pozitif tepki vermiştir. Ancak bu etki sektörler itibariyle homojen değildir. En çok Japon sermayesi çeken sektörler, Japon sanayinin teknolojik üstünlüğe sahip olduğu taşıma araçları, elektrikli eşyalar ve benzerleridir.

 

5. Türkiye Üzerine Etkiler

Türkiye Avrupa Ekonomik Topluluğu’na katılmak için 1958’de başvuruda bulundu. Ortaklık Antlaşması 1964’de yürürlüğe girdi. 1987’de Avrupa Toplulukları’na üyelik için resmen başvuruda bulundu, ancak bu talebi reddedildi. 1989’da sermaye hareketlerini tamamen serbestleştirdi.  Taraflar arasında imzalanan Gümrük Birliği Antlaşması, 1 Ocak 1996’da yürürlüğe girdi. Türkiye’nin “aday ülke” olduğu,  10-11 Aralık 1999 tarihlerinde düzenlenen Helsinki Zirvesi’nde kabul edildi. 2002 yılından itibaren Avrupa Birliği müktesebatına uyum yasalarını çıkarmaya başladı. 12-13 Aralık 2002 Kopenhag Zirvesi’nde Türkiye’ye koşullu olarak “katılım müzakereleri”ne başlama sözü verildi. Türkiye ile katılım müzakerelerinin başlamasına 3 Ekim 2005’de yeşil ışık yakıldı (Dura ve Atik, 2007).

Bu süreç içinde Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri ulusal programlar ve uyum yasalarıyla Türkiye’de AB’nin, dolayısıyla da UÖŞ’lerin arzu ettiği yapı ve kurumlar oluşturuldu. Bu veriler ışığında UÖŞ’lerin büyümesi geleceğin Türkiye’sinin oluşumunu ne şekil ve yönde etkileyebilir? Türkiye’nin takip etmesi gereken politikalar neler olabilir?  Bu bölümde bu sorulara yanıt aranacaktır.

5aTekelleşme ve İşsizlik

Birinci olarak, Türkiye’nin AB üyeliği perspektifi UÖŞ’lerin Türkiye’ye yönelik yatırımlarını artıracaktır. Ancak geleceğin Türkiye’si bir “tekeller ekonomisi”ne dönüşebilecek, işsizlik büyük boyutlara ulaşacaktır.

Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik perspektifi, UÖŞ’lerin Türkiye’ye girişini kolaylaştırmakta ve ekonomiyi bu şirketlerin faaliyetleri için elverişli hale getirmektedir. Bilindiği gibi, UÖŞ’ler bir “dünya toplumu” istemektedir. AB oluşumunun yaptığı da bundan başka birşey değildir. AB kendi üyelerine olduğu gibi Türkiye’ye de, ortak gümrük tarifesiyle, ortak politikalarla, ortak para birimiyle, birçok alandaki ortak mevzuatla izomorfizm (tek-biçimlilik) dayatmaktadır. Böylece Türkiye, AB ile ilişkileri nedeniyle UÖŞ’lerin rahatça girip yerleşebilecekleri bir alan, bir ülke haline getirilmektedir.

Bundan başka, Türkiye büyük bir pazardır. Sermaye girişleri 1989’da tamamen serbestleştirilmiştir. Mevzuat ve kurumlar dış yatırımlara elverişli hale getirilmiştir. Bu koşullarda doğaldır ki UÖŞ’ler yatırımlarını artacaktır. Son iki yıldır, bu eğilimin öncü işaretleri görülmeye de başlamıştır. UÖŞ’lerin Türkiye’ye yapacakları yatırımlar, teorik olarak şu sebeplerden dolayı da artabilecektir:

-AB dışındaki Japonya, ABD ve diğer ülkeler ticaret sapmasına tepki olarak yatırımlarını artırabilir.

- Üretim tesisleri, ticaret yaratıcı etkinin bir sonucu olarak, maliyetlerin düşük olduğu ölçüde Türkiye’ye kaydırılabilir.

Günümüz Türkiye’sinin en başta gelen sorunlarından biri işsizliktir. Öte yandan UÖŞ’lerin çalıştırdığı işçi sayısı nispeten düşüktür. Yabancı sermaye girişi de çoğunlukla yerli şirketlerle birleşme veya bunların satın alınması şeklini alacağından, sermaye girişi işsizlik oranını yükseltici bir etki yapacaktır.  Birleşme ve satın almalar rekabeti olumsuz etkileyecek, tekel piyasaları yaygınlaşacaktır. Geleceğin Türkiye’sinde işsizlik bu sebeple de artacak, muhtemelen en yakıcı bir sorun haline gelecektir.

5b. Sanayileşme, Bağımsızlık ve Uluslararası Sorunlar

UÖŞ’lerin güçlü etkisi altına giren bir Türkiye’nin sanayileşmesi sekteye uğrayacaktır; hatta Türkiye yoksullaşabilecek, zamanla bağımsız bir ülke olmaktan da çıkabilecektir. Türkiye UÖŞ kaynaklı bir takım uluslararası sorunlarla da karşı karşıya kalabilecektir.

UÖŞ’ler bir ülkenin zaten mevcut olan sanayilerinde yoğunlaşmaktadır. Bundan başka genellikle tercih ettikleri sektörler ticaret, bankacılık, sigorta gibi hizmet faaliyetleridir. Büyük ihtimalle Türkiye’de olacak olan da budur. Son yıllarda artış eğilimi gösteren dış yatırımların sektörel dağılımı da buna işaret etmektedir. Söz konusu eğilim böyle sürerse Türkiye’nin sanayileşme süreci hızlanmayacak, hatta yavaşlayabilecektir. Bu sebeple geleceğin Türkiye’sinin, “sanayileşmiş” ülkeler arasında yer alma olasılığı düşüktür.

Türkiye’nin “sınai yoksunlaşma”sına genel bir yoksullaşma da eşlik edebilir. Şu sebeple ki UÖŞ’ler yatırım sermayesini ev sahibi ülkeden sağlama eğilimindedir. Bu takdirde “sermayesi kıt, birikimi yetersiz” bir azgelişmiş ülke olarak Türkiye,  yabancı sermaye ithal ettiği oranda yoksullaşacaktır. Çünkü sınırlı birikimlerini uluslararası şirketlerin emrine vererek, ulusal varlıklarından, bunları kendi kalkınması için kullanma imkanından yoksun kalacaktır. UÖŞ’ler Türkiye’nin işgücü, hammadde, enerji, kredi gibi kaynaklarına kolayca ve en düşük maliyetle sahip olmak için, hükümetlerin ve diğer ulusal kuruluşların ekonomik kararlarını etkilemeye, kurumlaşmayı kendi lehlerine çevirmeye, Türkiye’yi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırmaya çalışacaklardır. Bu olguların nihai sonucu Türkiye’nin bağımsızlığını yitirmesi, Atatürk’ün çizdiği kalkınma yolundan tamamen ayrılması olacaktır.

UÖŞ’ler birtakım isteklerini kabul ettirmek için kendi devletlerini, diğer hükümetleri birbirlerine karşı kullandıklarından, Türkiye’nin başına uluslararası sorunlar da açabilecektir.

5c. Ulus Devlet

UÖŞ’ler, hedefleri ve çıkarları gereği  ulus-devlet düşmanıdır. O halde bir ulus-devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de karşısındadır. UÖŞ’ler, Atatürk ilkeleri gerçeğiyle bağdaşmaz. Çünkü bilimsel gerçeği bile kendi çıkarları açısından tanımlarlar. Zihniyetleri neoliberalizm olduğundan, halk gerçeğini reddederler. Onların gözünde halk değil, sermaye sahipleri önemlidir.  Türk ulusunun çağdaşlaşması, ulusal ekonominin güçlenmesi, insanca ve hakça bir ekonomik gelişme umurlarında değildir. Aksi halde Türk pazarlarını, kaynaklarını ele geçirmezler. Cumhuriyete, demokrasiye de karşıdırlar; çünkü oligarşiye dayanır ve “elit” yönetimini savunurlar.

5d.  Politika Önerileri

Peki, böylesine tehlikeli riskler karşısında bulunan Türkiye, bundan böyle nasıl bir yol izlemelidir, hangi politikaları takip etmelidir?[4] 

-Temel ilke ulusal bağımsızlıktır. Bunu gerçekleştirmek için de:

-Cumhuriyetin 83 yıllık tarihi içinde en yüksek hızla kalkındığı ve Atatürk’ün cumhurbaşkanı olduğu 1923-1938 döneminde olduğu gibi, karma ekonomi temelinde devletçi bir politikaya dönülmelidir.

-Sektörler ve bölgelerarası kaynak tahsislerini uzun vadeli bir iktisadi kalkınma stratejisi doğrultusunda yönlendiren adil ve eşitlikçi bir ulusal plan uygulanmalıdır.

-Mali kesimin bütün aktörleri ile ülkenin bağımsızlığını hedeflemiş iktisat politikaları arasında tutarlı bağlar kurulmalıdır.

-Diğer alanlarda olduğu gibi, enerji alanında da sanayi, ulaştırma ve dış politikamızla entegre ulusal bir politika saptanmalıdır.

-Bağımsız düşünmenin ve bağımsız yaşamanın vazgeçilmez önkoşulu ulusal dilde eğitimdir; evrensel bilim dünyasının üyesi olmanın koşulu da, ulusal gerçeklik ve sorunlara duyarlı duruştur. Bilim dünyasını, bu zemin üzerinde yürümeyi sağlayan ilkelerle yükseltmek için ulusal bir bilim politikası oluşturulmalıdır.

-Halkçı devlet ilkesi uygulanmalı, bağımsızlıkçı kadrolar bu ortak amaç etrafında birleşmelidir.

6. Sonuç

i. Bu çalışmada son yıllarda büyük bir gelişme gösteren UÖŞ şebekeleri ile bunların içinde Avrupa Birliği’nin yeri belirlenerek, UÖŞ’lerin AB’ye üye olmak için ekonomik ve sosyal yapılarını Avrupa Birliği müktesebatına uyduran Türkiye üzerindeki olası etkileri değerlendirilmiştir. Bu amaçla Türkiye’ye etkileri açısından belirleyici olduğu açık olan, UÖŞ’lerin özellikleri üzerinde durulmuştur.  UÖŞ’lerin büyümesi; Avrupa Birliği’ne öncelik verilerek, bu şirketlerin dünya gelirindeki payı,  “ABD, AB, Japonya ve diğer ülkeler” itibarıyla şube dağılımı ve “hakimiyet katsayısı” göstergeleri kullanılarak analiz edilmiştir. Ardından bölgesel bütünleşmelerin doğrudan yabancı yatırımlar üzerindeki etkilerine ilişkin teorilerle AB’ye ilişkin ampirik çalışmalar özetlenmiştir. Nihayet, bütün bu verilere dayanılarak UÖŞ’lerin, geleceğin Türkiye’si üzerindeki etkileri tahmin edilmeye çalışılmıştır.

ii. Türkiye’nin AB üyeliği perspektifi içinde UÖŞ’lerin büyümesi,  geleceğin Türkiyesi hakkında başlıca şu tahminleri yapmamıza imkan vermektedir:

-Geleceğin Türkiyesi bir “tekeller ekonomisi” ve bu ekonominin başlıca sorunu da işsizlik olabilir.

-Türkiye sanayileşmesini tamamlayamayacaktır. Hatta Türkiye yoksullaşabilecek, Batı ekonomilerine bağımlı bir ülke haline gelecek ve UÖŞ’lerin sebep olduğu bir takım uluslararası sorunlarla da karşı karşıya kalabilecektir.

-Türkiye’nin en büyük kaybı ise, bir ulus-devlet olmaktan çıkması olacaktır.

iii. Bu durum, Türkiye açısından tehlikeli bir gidiştir. Peki, ne yapılabilir? Yapılacak olan, en kısa ifadeyle ulus-devlete ve ulusal bağımsızlığa sahip çıkmaktır. Bu amaçla:

-Türkiye’nin AB üyeliği uğruna yaptığı değişiklikler, Türkiye ekonomisini UÖŞ’ler için serbest bir alan haline getirmektedir. Türkiye bu tehlikeyi görmeli, “ulus-devleti”ne sahip çıkmalı, AB’ye üyelik projesini mutlaka gözden geçirmelidir.

-Karma ekonomi temelinde devletçi politikaya dönülmelidir. Ulusal bir kalkınma planı uygulanmalıdır. Mali kesim ve bağımsızlıkçı iktisat politikaları arasında tutarlılık sağlanmalıdır. Enerji, sanayi, ulaştırma ve dış politikamızla uyumlu ulusal bir politika saptanmalıdır. Bütün bu politikalar ulusal dilde eğitim, ulusal sorunlara duyarlı duruş, ulusal bir bilim politikası, halkçı devlet ilkesi, bağımsızlıkçı kadroların işbirliği ile tamamlanmalıdır.  


[1] Bu çalışmaya temel olan literatürün teminine ve gerekli teorik çatının geliştirilmesine katkıda bulunan doktora öğrencim Zerrin Kılıçarslan’a teşekkür ederim. 

[2] İzomorfizm (tek şekillilik, tek biçimlilik) bütün dünyada yasaları ve kuralları aynı hale getirmek anlamına gelmektedir. 

[3] Buraya kadar adı geçen yazarların, ilgili yapıtları şunlardır:

Charles Tilly, “Entanglements of European Cities and States.” In Cities and the Rise of States in Europe, A.D. 1000 to 1800, edited by Charles Tilly and Wim P. Blockmans. Boulder: Westview Press, 1994; Peter Evans, D. Rueschemeyer and Theda Skocpol, Bringing the State Back In. Cambridge: Cambridge University Press, 1985; Charles Kindleberger,  American Business Abroad. New Haven: Yale University Press, 1969; Leslie Sklair, Sociology of the Global System. Baltimore: Johns Hopkins University Pres, 1995, 2nd edition; Leslie Sklair, The Transnational Capitalist Class. Oxford: Blackwell Publisher, 2001; William Robinson, “The Debate on Globalization: The Transnational Capitalist Class and the Transnational State,” in New Theoretical Directions for the 21st Century World System, edited by Wilma Dunaway. Westport: Greenwood Press, 2003; William Robinson and Jerry Harris, “Toward a Global Ruling Class? Globalization and Transnational Capitalist Class.” Science and Society, 64:1, 2000, 11-54; Philip McMichael, Development and Change. Thousand Oaks, CA: Pine Forge Pres, 2000, 2nd edition; Saskia Sassen, The Global City: New York, London, Tokyo. Princeton, N.J.: Princeton University Press, 1991; Albert Bergesen and John Sonnett, “The Global 500: Mapping the World Economy at Century End.”  American Behavioral Scientist, Vol. 44, No. 10, 2001, 1602-1615; Christopher Ross, The Urban System and Networks of Corporate Control. Greenwich, CT: JAI Press, 1994; John Meyer et al. “World Society and the Nation State.” American Journal of Sociology, Vol.103, No.1, 1997, 144-181.  [4] Bu noktada düşündüklerim 13-16 Haziran 2006’da İnönü Üniversitesi İ.İ.B.F. tarafından gerçekleştirilen ve benim de bir bildiri ile katıldığım,  Ulusal Bağımsızlık İçin Türkiye İktisat Politikaları Kurultayı’nın (2006) Sonuç Bildirgesi ile öylesine uyuşuyor ki Bildirge’nin önerilerini, tümüne katılarak, burada sıralamakta bir sakınca görmedim.    

 Kaynakça

Anderson, Sarah ve John Cavanagh (2000). Top 200: The Rise of Corporate Global Power. Institute for Policy Study, December, http://www.ips-dc.org/downloads/Top_200.pdf (24.4.2007)

Dura, Cihan (2005). Sömürgeleşen Türkiye. 3.Baskı, İstanbul: İleri Yayınları.

Dura, Cihan (2007). “Yeni Ekonomi ve Ulus Devlet”. Oğuz Kaymakçı (Der.), Küreselleşme Üzerine Notlar, Ankara: Nobel Yayın Dağıtım, ss. 55-83.

Dura, Cihan ve Hayriye Atik (2007). Avrupa Birliği, Gümrük Birliği ve Türkiye. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım, 3. baskı.

Ellwood, Wayne (2003). Küreselleşmeyi Anlama Kılavuzu. (Çeviren: Betül D. Genç). İstanbul: Metis Yayınları, 2. baskı.

Kentor, Jeffrey (2005). “The Growth of Transnational Corporate Networks: 1962-1998.” Journal of World Systems Research, Vol. XI, No. 2, December, ss. 263-286.

Kula, Ferit (2006). Çokuluslu Girişimler ve Türkiye. İstanbul: İleri Yayınları.

Ulusal Bağımsızlık İçin Türkiye İktisat Politikaları Kurultayı: Bildiriler Kitabı (2006).

H. H. Doğan ve diğerleri (Der.), Malatya: İnönü Üniversitesi.United Nations (1992). World Investment Report 1992: Transnational Corporations as Engines of Growth. New York: United Nations Publication. 

 
(NOT: Bu çalışmanın ilk yayınlanış tarihi 13 Kasım 2007’dir.)

 

 

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura