2007 - 2011 Makale Arşivi > Akademik Yazılar
13-11-2007
ULUS-ÖTESİ ŞİRKETLER, AVRUPA BİRLİĞİ VE TÜRKİYE

1. Giriş

Bu çalışma[1], dünya ekonomisinin yeni aktörleri olarak ulus-ötesi şirket (UÖŞ) şebekelerini (network) ele almakta ve Avrupa Birliği’nin (AB) bu konudaki yerini belirlemektedir. Çalışmanın amacı, Türkiye’nin AB ile olan ilişkilerinin uyaracağı UÖŞ yatırımlarının geleceğin Türkiyesi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Günümüzde Tilly, Evans, Rueschemeyer ve Skocpol gibi araştırmacılar dünya ekonomisinin etüdü için ulus-devletlerin analiz birimi olarak kullanılmasını uygun bulmakla beraber, bazı araştırmacılar (örneğin Kindleberger, Sklair, Robinson, Haris, McMichael) ulus-devletlerin UÖŞ’ler karşısında gittikçe etkisizleşme eğilimi gösterdiği tezini ileri sürmüşlerdir. Bu son yazarlara göre, UÖŞ’ler dünyada gittikçe artan miktarda sermayeyi kontrol altına aldıklarından dolayı, içinde bulundukları ulus-devlet sisteminden ayrı olarak küresel ekonominin önemli aktörleri konumuna yükselmişlerdir. Söz konusu şirketlerin faaliyetleri, yine gittikçe artan bir hızla ulus-devletlerin kontrolünün ve hukuki düzenlemelerinin dışına çıkmaktadır. Özetle UÖŞ’ler, faaliyetleriyle ulusal sınırları zorlayarak küresel ekonomide nispeten yeni ve etkili bir boyut kazanmış ve kazanmaya da devam etmektedir.

Gerçekten dünya ekonomisinde UÖŞ’lerin faaliyet alanı hızla genişlemektedir. Bu büyük değişim araştırmacıların da dikkatini çekmiş ve söz konusu olguyla ilgili önemli çalışmalar yapmışlardır. Bu çalışmalardan bazı genel nitelikte olanlardan -konumuzla ilgisi ölçüsünde- söz etmemizde yarar bulunmaktadır.

Örneğin Saskia Sassen bir yapıtında üretimin küresel dağılımını incelemiştir. Bu çalışmaya göre, büyüyen şirketler üretim kararlarında daha düşük ücret uygulama, hammaddeye ve piyasaya daha yakın olma ve işgücünü yayma eğilimi göstermektedir.  Ayrıca, üretimin küresel dağılımının bir sonucu olarak yeni bir olgu ortaya çıkmıştır: Merkez- şube bağlantıları. Bu olgu da ekonomik gücün yeni boyutunun temelini oluşturmuştur. Bergesen ve Sonnett ise bir makalelerinde Fortune Global 500 kapsamındaki şirketlerin coğrafi dağılımını incelemişlerdir. Çalışmada ayrıca UÖŞ’lerin yarattığı küresel şebekeler (network) etüt edilmiş ve bu tür şirketlerin esas itibariyle ABD, Avrupa ve Japonya arasında dağıldığı sonucuna varılmıştır.  Christopher Ross ise 1994 tarihli çalışmasında şehir sistemlerini ABD örneğinde incelemiştir. Ross ABD’deki şehir sistemi hiyerarşisini açıklamak için, büyük metropol bölgelerde şirket merkezleri ve onların şubelerinin yerleşimlerini tanımlayarak örgütsel bir matriks oluşturmuştur. Ulaştığı başlıca sonuç şudur: şehir sistemleri piramidimsi yapıdadır.  Piramidin zirvesinde, New York ve Chicago gibi birkaç egemen şehir yer almaktadır. Buna karşın, piramidin aşağı taraflarına doğru şehir sayısı artmaktadır. Ross bu yapıtıyla söz konusu örgütsel şebekeler hakkında yeni bir bakış açısı geliştirmiş, güç ilişkilerini “şirketin merkez ve şube yerleşim alanları” anlamında incelenebilir hale getirmiştir.

Bu makale dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde UÖŞ’ler bir kavram olarak ve önemleri açısından ele alınacaktır. Sonraki bölümde, UÖŞ şebekelerinin kaydettiği gelişmelere yönelik istatistiksel bir analiz sunulacaktır. İzleyen iki bölümde ise, teorik açıdan bölgesel bütünleşmenin Avrupa Birliği’nde UÖŞ yatırımları üzerindeki etkileri irdelenecek ve bu şirketler ile yatırımlarının geleceğin Türkiyesi üzerindeki etkileri değerlendirilecektir. Sonuç kısmında ise ulaşılan başlıca yargı ve önerilere yer verilecektir.

2. Ulus-Ötesi Şirketler

UÖŞ’lerin geleceğin Türkiye’si üzerindeki etkilerini tahmin edebilmek için, bu şirketleri kavram olarak ve başlıca özellikleri itibariyle bilmemiz, bunların “dünya toplumu” ideolojisini vurgulamamız , ayrıca küresel ekonomideki yeri hakkında fikir sahibi olmamız gerekir.

2a. Ulus Ötesi Şirket Kavramı

Dolaysız yabancı sermaye yatırımı yapan şirketlere kısaca “çokuluslu şirketler” adı verilir. Ancak çokuluslu şirket terimi, işletmenin mülkiyetinin birden fazla ülkeye ait olduğu anlamını verdiği için bazı yazarlarca kullanılmamakta ve fakat şirketlerce kaynakların uluslararası alanda kullanımını yansıttığı için “uluslararası şirket” terimi tercih edilmektedirler. Öte yandan, Dunning, Caves ve Vernon gibi araştırmacılar “şirket” (company) terimi yerine “business, corporation, enterprises” gibi terimleri kullanmaktadır. Bunun sebebi Ferit Kula’nın belirttiği gibi “şirket teriminin, uluslararası alanda faaliyet gösteren, en az iki ülkede yerleşmiş ve en üst düzeyde koordinasyon içeren bu faaliyeti tanımlamadaki yetersizliği”dir (Kula, 2006: 29-30).

Bu düşünce tarzı da,  bazı iktisatçıları “çokuluslu girişim” terimini kullanmaya sevk etmiştir.Bu makalede tercih edilen terim ise “ulus-ötesi şirket”tir  (UÖŞ). Bu terimin basit bir tanımı şöyle yapılabilir: ulus-ötesi şirket, bir ana merkezle, bu merkeze bağlı olarak değişik ülkelerde faaliyet gösteren şubelerden oluşan bir ekonomik bütündür. Dunning ise şu tanımı veriyor: Bir “ulus-ötesi girişim” ya da çok uluslu girişim, doğrudan yabancı sermaye yatırımı yapan, birden fazla ülkede katma değer faaliyetlerinde bulunan ve bu faaliyetleri kontrol eden girişimdir.

UÖŞ’ler, Batı’da Sanayi Devrimi’nin ardından, 19. yüzyılın sonlarında, uluslararası faaliyet gösteren güçlü sanayi şirketleri olarak ortaya çıktı. Singer, Standart Oil, General Electric, Kodak AEG, Siemens, Bergmann, Shell, Unilever, Philips, Bayer gibi şirketler Batı’nın ilk UÖŞ’leri oldu. Bu şirketler neden ulusal sınırların ötesine taştı? Çünkü kendi ulusal pazarları, yapabilecekleri satışlar karşısında yetersiz hale gelmişti.

Uluslararası şirketler yalnız mal ihracatı yapmıyorlardı, aynı zamanda sermaye de ihraç ediyorlardı. Sermaye yatırımları zamanla büyük yoğunluk kazandı. Daha sonra mali sermaye yatırımları da artmaya başladı. 1920’lerden itibaren, tekelleşme hızlandı. Küresel şirketler, kendi ülkelerine aktardıkları karların itici gücüyle, rakipleri üzerinde üstünlük kurdular. Birleşme ve satın almalarla, dev boyutlu dünya şirketleri haline geldiler. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleştirilen uluslararası serbest ticaret antlaşmaları, dünya pazarlarını gümrük birlikleri temelinde büyüttü ve uluslararası şirketlerin büyümesine elverişli bir küresel ticaret ortamı yarattı. Uluslararası şirketler, denetimsiz dünya ortamının sağladığı olanaklar sayesinde hızla büyüdüler ve güçlendiler. Yüzyılın başından beri görülen tekelleşme girişimleri, olağanüstü bir boyut kazandı ve gittikçe yoğunlaştı. Önde gelen şirketler arasında günümüzde neredeyse her hafta  yeni bir birleşme gerçekleşiyor. UÖŞ’ler 1997’de birleşme ve satın almalar için 1,6 trilyondan fazla harcama yaptılar. Dev şirketlerin birleşmesi kaçınılmaz olarak binlerce çalışanın işsiz kalmasına ve çok sayıda fabrikanın kapanmasına yol açıyor. Ayrıca şirketlerin sayıca azalmasının sonucu olarak rekabet ortadan kalktığından, ekonomilerde tekelleşme eğilimi güçleniyor (Ellwood, 2003:52-56). Neticede, dünya ekonomisi belirli sayıdaki güçlü UÖŞ’lerin kontrolü altına geçmiş bulunuyor. Yalnız sınaî üretim ve ileri teknoloji alanları değil, mal ve hizmet ticareti de birkaç şirketin tekeline geçmiştir.

1999 yılı itibariyle dünyada en büyük 200 şirketin satışlarının yarıdan fazlası dört sektörde yoğunlaşmış bulunmaktadır:

-Finansal hizmetler (%14.5)

-Motorlu araçlar ve aksamı (%12.7)

-Sigorta (%12.4)

-Perakende ve toptan ticaret (%11.3)

Küresel tekeller ulusal pazarların kontrolünü ele geçirerek, küçük işletmeleri yok etmekte ya da onları küresel bir dağıtımcının ağına dahil etmektedir. Uluslararası şirketler hammadde, işgücü, enerji gibi ucuz girdilere ve yerel kredi kaynaklarına kolayca ve en az maliyetle ulaşmayı hedefler. Bunun için, en uygun ülkelerde üretim üsleri oluştururlar. UÖŞ’lerin stratejik hedefi şudur: “Az sermaye ile çok yatırım.” Bu nedenle UÖŞ’ler, dış yatırımlar için gereksinim duydukları sermayenin büyük bir bölümünü yatırım yaptıkları ülkenin kaynaklarından sağlama eğilimindedir.  

2b. Ulus Ötesi Şirketlerin Özellikleri

UÖŞ’lerin başlıca özelliklerini hatırlatmakta yarar bulunmaktadır (ki, bu özellikler aynı zamanda ev sahibi ülke açısından birer sakınca mahiyetinde olabilir).   

i. UÖŞ’lerin özellikleri genel olarak aşağıdaki gibidir (Dura, 2005: 254-259; Anderson ve Cavanagh, 2000):

•UÖŞ’ler son derece farklı yapılanmalara, ulusal yasalardan sıyrılma yeteneğine, büyük siyasi ve mali güce sahiptirler. Yasal olsun veya olmasın her türlü kazancın meşru sayılmasını isterler. Sahip oldukları devasa finans ve üretim gücü sayesinde ulusal ekonomilere, özellikle de gelişmekte olan ülkelere her türlü ekonomik ve siyasi müdahalede bulunabilirler. Ulusal ekonomileri kendi çıkarları doğrultusunda etkileyip yeniden yapılandırırlar. Nitekim Eylül 2000 tarihli Business Week dergisinde yer alan bir ankete göre, ankete katılanların yaklaşık %80’i; UÖŞ’lerin Washington’da hükümet politikaları, politikacılar ve karar alıcılar üzerinde büyük etkiye sahip olduğunu düşünüyordu. En büyük 200 şirketten 82 Amerikan şirketi, 2000 yılındaki seçim kampanyasına 33 milyon Dolar katkıda bulunmuştur. UÖŞ’ler politikayı lobicilik yoluyla etkilemek amacıyla her yıl büyük paralar harcamaktadır.

•Çoğu UÖŞ belirli bir ulusal temele sıkıca bağlıdır. Yerel yönetimlerden vergi muafiyeti, hibe ya da benzeri ayrıcalıklar istediklerinde ulusal bayrağa sarılmakta geri kalmazlar. Ancak sadakat konusunda sorunlar yaşarlar; başka yerde kâr fırsatı çıktığında derhal kamp değiştirirler. UÖŞ’lerin nispeten serbest olmaları, faaliyetlerini maliyetlerin en düşük olduğu yere taşımaları anlamına gelir. Bu süreçte hükümetleri de birbirlerine karşı kullanırlar. Sahip oldukları politik güç; istihdam ve döviz artışı isteyen hükümetlerden daha fazla ödün elde etmekte işlerine yarar (Ellwood, 2003: 58).  

•UÖŞ’ler yabancı bir ülkeye iki şekilde yatırım yaparlar. Ya yeni bir şirket kurar ya da var olan bir şirketi satın alırlar. Her iki durumda da, özellikle de “yeni şirket kurma” durumunda, kendisine yerli ortak bulur. Kurulan ortaklıkta, hisse oranları ne olursa olsun, yönetim yabancı şirketin kontrolündedir.

•UÖŞ’lerin yerli özel firmalarla ortaklık kurmaktaki amacı, “yabancı sermaye” olma durumunun dezavantajlarını gidermektir.

•UÖŞ’ler ihracata-yönelik yatırımlar yoluyla, ev sahibi ülkelerin dış ticaretini denetimleri altına alırlar.  

•UÖŞ’ler mali açıdan kolay denetlenemezler, çalışma koşullarını da kendileri belirlemek isterler.

•UÖŞ’ler; boyutlarının büyüklüğünü ve ekonomik güçlerini kullanarak toplumsal sorunlar ve devletin işlevi konularındaki tartışmaları kendi çıkarlarına uygun biçimde yapılandırmaya çalışırlar. Bu amaçla etkin bir propaganda mekanizması oluşturmuşlardır. Halkla ilişkiler, medya yönlendirme çalışmaları ve nüfuzlu dostlar sayesinde neoliberal ekonomi perspektifini, çoğu ülkenin yönetiminde “sağduyu” haline getirmişlerdir (Ellwood, 2003:59).

•Uluslararası şirketlerin “birleşmeler ve satın almalar” şeklindeki sınır-ötesi doğrudan yatırımları; 1997’de toplam doğrudan yatırımların yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyordu. Ancak bunların hemen hiçbiri yeni üretken faaliyetlere yönelik değildi. Birleşmeyi takip eden küçülmelerden dolayı istihdam kaybı, kârların denizaşırı merkezlere transferi sebebiyle net döviz kaybı sözkonusu olabiliyor. Bu şirketler yerel pazarlar için üretim yaptığından dolayı, ithalatı ikameyle ilgilenmeyip yerli üreticileri piyasadan kovdukları için, ciddi ödemeler dengesi sorununa yol açabiliyorlar (Ellwood, 2003: 57).

•UÖŞ’ler, ulus-devlete karşıdır. Bilindiği gibi “Yeni Dünya Düzeni,” İkinci Dünya Savaşı öncesindeki düzene son vermiştir. Yeni düzen, devletçi iktisat politikası uygulamalarını ve ülkelerin ulusal bağımsızlığını ortadan kaldırmayı hedefler. Ekonomik, politik ve askeri yapılanmalar ile bu yapılanmaları düzenleyen uluslararası antlaşmaların tümü, küreselleşmenin ve dolayısıyla UÖŞ’lerin ulus-devlete karşı olan tutumu üzerine inşa edilmiştir.

UÖŞ’lerin ulus-devlet karşıtı tutumu “küreselleşme teorisi” içinde temellenir. Buna göre UÖŞ’ler; “yeni ekonomi” çerçevesinde yapacakları “zenginleşme ve iktidar dürtüsü”nden kaynaklanan müdahalelere karşı direnişi, ancak ulus-devletten görecektir. Öyleyse önce ulus-devlet etkisizleştirilmelidir. Bunu sağlamak için de düşündükleri çare bellidir: Devletleri “ulusallık” niteliklerinden soyutlayarak, küreselleşme süreciyle uyumlu bir kalıba sokmak! Bu amaçla ulus-devletler, ulusüstüleştirme, bölgeselleştirme ve yerelleştirme olmak üzere üç farklı taraftan baskı altına alınarak yeniden biçimlendirilmektedir (Dura, 2007).

ii. J.R. Markusen ise “çokuluslu girişimler”in özelliklerini şöyle sıralamıştır: 1) Çokuluslu girişimler, yüksek “Ar-Ge/satışlar” oranına sahip firmalardır, 2) Çok sayıda beyaz-yakalı çalışan istihdam ederler, 3) Yüksek düzeyde “gayri-maddi varlıklar”a sahiptirler, 4) Üretimleri yeni ürünlerle ya da teknolojik açıdan karmaşık ürünlerle ilgilidir, 5) Ürün farklılaştırmaya önem verirler, 6) “Reklam harcaması/satışlar” oranı yüksek firmalardır, 7) Kendilerine “çokulusluluk” niteliği kazandıran minimum bir firma büyüklüğüne sahiptirler.

P. Magee’ye göre bir “çokuluslu girişim”i diğer firmalardan ayıran önemli bir özellik, bilgidir (teknoloji). Buna göre çokuluslu girişimler, sahip oldukları bilgilerin başka firmaların eline geçmemesi, kopya edilmemesi için büyük çaba gösterirler (Kula, 2006: 56, 59).

2c. “Dünya Toplumu” İdeolojisi

Üretimin küresel ölçekte yayılması, John Meyer ve diğerlerinin “dünya toplumu” adını verdikleri ideoloji sayesinde kolaylaşmıştır. Bu ideoloji yabancı çıkarlarının azgelişmiş ülkelere girişini meşru hale getirmektedir.  “Dünya toplumu” denilen ideoloji; yasalar ve anlaşmalar alanında izomorfizm (tek-şekillilik) oluşturulmasında kendini gösteriyor.  Bu “tek şekillilik” özel mülkiyet hakkı, sermayenin giriş ve çıkışı, işçi ve işveren hakları gibi hususlarla ilgilidir. Yasa ve anlaşmalarla sağlanan bu “izomorfizm”[2] UÖŞ’lerin bütün dünyada çok sayıda ülkeye yerleşmesine ve faaliyet göstermesine imkan tanımaktadır[3].

Küresel tek-şekilliliğin tesisi amacıyla Çok Taraflı Yatırım Antlaşması’nın da (MAI) kullanılmak istendiği anlaşılıyor. MAI, büyük şirketlerin dünyayı kendilerine göre yeniden şekillendirme girişimlerinin yakın tarihlerde en çok bilinen örneklerinden biridir. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) 1994’de kurulduğunda, dünyanın belli başlı şirketleri ticaret kurallarını kendilerine tam bir serbestlik sağlayacak şekilde düzenleyen bir plan hazırladılar. Bu plan MAI üzerine kuruluydu ve onaylanacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Ancak Üçüncü Dünya ülkeleri haklı olarak MAI’yi kuşkuyla karşıladılar ve birçoğu bunu “sömürgecilik dönemi ekonomisine geri dönüş” olarak değerlendirdi. Esas olarak antlaşma, özel şirketlere antlaşmanın tarafı olan devletlerle aynı yasal statüyü sağlamayı hedefliyordu. Daha da önemlisi, elde ettiği yasal hakları şirketlerin egemen devletlerin itirazlarına karşı savunabilmelerini sağlayan bir dizi kural getirmekteydi. Yabancı yatırımcılara; dünyanın her yerinde hükümet programlarına, politikalarına ve yasalarına meydan okumalarına sağlayacak haklar tanıyordu. MAI öylesine ezici şekilde uluslararası şirketlerin çıkarlarından yanaydı ki, eleştirel yaklaşanlar antlaşmayı derhal “şirket egemenliği antlaşması” olarak adlandırdılar.

Müzakerelerin tamamlanması için saptanan son tarih Mayıs 1998’di. Ancak toplumsal muhalefet öylesine güçlüydü ki, görüşmeler durdu ve antlaşmanın daha ileri bir noktaya gelmesi engellendi. MAI bu şekilde son buldu. Ancak bu; şirketlerin, bir küresel yatırım antlaşması talebinden vazgeçtikleri anlamına gelmiyordu (Ellwood, 2003: 60-62). 

2d. Küresel Ekonomide Ulus Ötesi Şirketlerin Yeri

UÖŞ’ler dünya yatırımında, üretim ve ticaretinde önemli bir rol oynamaktadır. İstatistik veriler açıkça göstermektedir ki, UÖŞ’ler küresel ekonomide gücün önemli ve giderek büyüyen bir boyutu haline gelmiştir. Bu hususu çeşitli göstergelere başvurarak kanıtlayabiliriz:

•BM Kalkınma Programı (UNDP) 1999 İnsani Kalkınma Raporu’nda “artık birçok küresel şirketin ulus devletlerden daha fazla ekonomik güce sahip olduğu” vurgulanıyor.  1999’da, şirket satışları ve ülke gayrisafi yurtiçi hasılası (GSYH) ölçütüne göre dünyadaki en büyük 100 ekonomi içinde 51’i UÖŞ, sadece 49’u ülke ekonomisiydi. En büyük 100 UÖŞ’den bazıları kimi ulusal ekonomilerden daha büyüktür. Buna göre General Motors Danimarka’dan, Yunanistan’dan, Norveç’ten ve Güney Afrika’dan; Daimler-Chrysler Polonya’dan, Royal Dutch/Shell Venezüella’dan, IBM Singapur’dan, Sony Pakistan’dan, Mitsubishi Suudi Arabistan’dan daha büyüktü.•Dünyadaki en büyük beş şirketin (General Motors, Wal-Mart, Exxon Mobil, Ford Motor ve Daimler-Chrysler) her birinin 1999 yılı satışları, 182 ülkenin GSYH’sından daha büyüktü. En büyük 200 şirketin yıllık gelirleri toplamı, dünya nüfusunun beşte dördüne sahip 182 ülkeninkinden daha büyüktür (Ellwood, 2003: 51).

•1983’te dünyanın en büyük 500 şirketinin geliri, dünya GSYH’sının %15’ine eşitti. Aynı oran  1998’de %28’e yükselmiştir. En büyük 200 şirketin gelirleri 182 ülkenin gelirini aşmış bulunmaktadır. Aynı şirketlerin toplam satışları, yoksulluk koşulları altında yaşayan 1,2 milyar insanın yıllık gelirinin 18 katıdır.

•En büyük 200 şirketin toplam satışı, dünya iktisadi faaliyetinden daha hızlı artmaktadır. Buna bağlı olarak UÖŞ’lerin toplam satışları, dünya GSYİH’sının 1983’de %25’inden, 1999’da %27,5’ine yükselmiştir. Bununla birlikte bu şirketler dünya işgücünün sadece yaklaşık %4’ünü çalıştırmaktadır. Aynı dönemde karları %360 artarken, çalıştırdıkları işgücü ancak %14 artabilmiştir.

•Jeffrey Kentor’un (2005) bulgularına göre 1962’de dünyanın en büyük sanayi şirketleri 1260 yabancı şubeye sahip bulunuyordu. Oysa aynı şirketler 1998’de yaklaşık 9977 yabancı şubenin sahibi durumuna gelmişlerdir.  Başka bir deyişle 36 yıl içinde şube sayılarını 8 kat artırmışlardır. Örneğin, UÖŞ’lerden Philip Morris’in faaliyet gösterdiği ülke sayısı 170’dir.

•2000 yılı itibarıyla, en büyük 100 UÖŞ’nin toplam varlıklarının %40’ı yurtdışında bulunmaktadır. 

3. Ulus Ötesi Şirket Şebekeleri: İstatistiksel Analiz

Bu bölümde, Avrupa Birliği’ne öncelik verilerek UÖŞ’lerin gelişmesinin istatistiksel analizi yapılmıştır. Bu analizde, istatistiklerin elverdiği ölçüde Jeffrey Kentor’un (2005) metodu kullanılmıştır. UÖŞ’lerin coğrafî dağılımı “ABD, Avrupa Birliği, Japonya ve diğer ülkeler” gruplamasını göre yapılmıştır. Bulgular Kentor’un esas aldığı 1962, 1971, 1983, 1991, 1998 yıllarıyla ilgilidir. Kentor hesaplamaya adı geçen yılları dahil etme sebebini, istatistiksel verilerin bulunabilirliği şeklinde açıklamaktadır. Analiz, en büyük 100 imalat firması ile sınırlıdır. Kentor’un analizini “imalat firmaları” ile sınırlama gerekçesi, bu şirketlerin “ev sahibi ekonomi üzerinde diğer sektörlere nispetle daha büyük etkiye sahip olması”dır. Sözkonusu “şirketler genel olarak en büyük sabit yatırıma sahip, en çok işçi çalıştıran ve çevreleri üzerinde en geniş etkiye sahip olan kuruluşlardır.” Doğal olarak şirketler yıldan yıla farklılaşabilmekte, kimi şirketler kapsama girerken, kimileri kapsam dışında kalmaktadırlar. Bu yüzden bazı şirketler -birleşmeler, bölünmeler, ad değişiklikleri gibi sebeplerle- dönem boyunca kalıcılık göstermemiştir.

Aynı şekilde Avrupa Birliği de statik değildir. Bilindiği gibi, art arda gerçekleştirilen altı genişleme ile bugünkü durumuna gelmiştir. Bundan dolayı, belirli bir yıla ait üye sayısı ile bir başka yıla ait üye sayısı birbirinden farklıdır (Bkz: Tablo 1). Üye sayısı, etüt yıllarımızdan örneğin 1962’de 6, 1983’de 10, 1998’de 15’dir. Bu genişlemeler UÖŞ’lerin şube sayılarını etkileyen bir faktör olarak, analizimizde hesaba katılmıştır.

Tablo 1: Avrupa Birliği’nin Genişlemesi (1957-2007)

1957KuruluşBelçika, Fransa, Almanya, İtalya, Lüksemburg,  Hollanda6
19731. GenişlemeDanimarka, İrlanda, İngiltere9
19812. GenişlemeYunanistan10
19863. Genişlemeİspanya, Portekiz,12
19954. GenişlemeAvusturya, Finlandiya, İsveç15
20045. GenişlemeÇek Cumhuriyeti, Estonya, Güney Kıbrıs, Letonya, Litvanya,  Macaristan, Malta, Polonya, Slovakya,  Slovenya25
20076.GenişlemeBulgaristan, Romanya27

 20.yüzyıl boyunca (1912-1998), UÖŞ şebekelerinin büyümesi etkileyici olmuştur. Bu husus UÖŞ’lerin dünya gelirindeki payı,  ülke ve ülke grupları itibarıyla şube dağılımı ve “hakimiyet katsayısı” bakımından ortaya konulabilir.

3a. Ulus-Ötesi Şirketlerin Dünya Gelirindeki Payı

Tablo 2’de 100 büyük şirket gelirlerinin, toplam dünya GSYH içindeki payında meydana gelen gelişmeler görülüyor. Bu pay 1912’de %4 iken, 1991’de %11’e yükselmiştir; 1998’de ise %9’dur. Dönem sonundaki azalma hizmet sektörünün büyümesiyle açıklanabilir. Bütün ekonomik sektörleri kapsayan “100 Total”da UÖŞ gelirlerinin dünya GSYH’na oranı, 1983’te %9 iken 1998’de %13’e yükselmiştir. “500 Total” için bu oran 1983–1998 yılları arasında %15’ten %28’e tırmanmıştır. Hizmetlerdeki büyümenin başka bir göstergesi en büyük 100 firma gelirinin, “Global 500” gelirine oranıdır. Bu oran, beklendiği gibi 1971’de %60’dan, 1998’de %46’ya düşmüştür.

Tablo 2: Dünya GSYH’sında Ulus-Ötesi Şirket Gelirlerinin Payı (1912-1998)     

                                                                                                                              Yüzde olarak

 191219621971198319911998
100 Sanayi (SN)     4     7     9     8    11     9
100 Total        9    13
500 Total      15    28
SN 100 / Global 500       60    46

Kaynak: Jeffrey Kentor,  “The Growth of Transnational Corporate Networks: 1962-1998”,  Journal of World Systems Research, Vol. XI, No. 2, December 2005, s. 269. 

3b. Ulus-Ötesi Şirketlerin Şube Dağılımı

Jeffrey Kentor’a göre UÖŞ’lerin merkez-şube bağlantılarının incelenmesinde iki bakış açısı ya da iki yol vardır.

i) Birinci olarak, ülkeden ülkeye ikili (dichotomous) bağlantıların sayısına bakılır.

ii) İkincisi, UÖŞ’lerin merkezleri ile şubeleri arasındaki bağlantıların toplam sayısına bakılır.

UÖŞ şebekelerinin bu iki yönünün her biri farklı bir anlam içerir, her birinin etkileri farklıdır. Birincisi,  ikili bağlantılar ülkeler arasındaki ilişkileri gösterir. “İkili bakış açısı”na göre önemli olan husus, bağlantıların mutlak sayısından ziyade, bağlantının mevcudiyetidir. Eğer iki ülke arasında bir ya da birkaç bağlantı varsa, UÖŞ’ler ev sahibi ülkede yerleşebilmek için çeşitli politik, ekonomik ve sosyal kanunlara, belirli düzenleme ve normlara ihtiyaç duyar. 

Merkez-şube bağlantılarının toplam sayısı ise, UÖŞ’lerin ev sahibi ülkeye nüfuz ediş (penetration) derecesinin daha net bir ölçüsüdür. 

ABD, Avrupa Birliği, Japonya ve diğer ülkeler gruplamasına göre,  ülke ya da grubuna ait UÖŞ’lerin yabancı ülkelerde açtığı şube sayısı (Üd) ile yabancılara ait UÖŞ’lerin ilgili ülke ya da grupta açmış olduğu şube sayısı (Üi) Tablo 3’de gösterilmiştir. Üd için kısaca “ülke-dışı şubeler”, Üi için “ülke-içi şubeler” terimlerinin kullanılması yararlı olacaktır.

Tablo 3: Ulus Ötesi Şirketlerin Şube Dağılımı  (1962 – 1998)                                   

a) Sayı olarak