Yazı Kategorileri > Emperyalizm Yazıları
15-10-2021
TÜRKİYE BATI’NIN “VADEDİLMİŞ TOPRAĞI” MI?

Derin Merkez’in - ve onun , başta Amerika olmak üzere yuvalanmış olduğu Merkez ülkelerinin- Türkiye gibi Çevre ülkelerinin kendilerine rakip bir güç haline gelmesini önlemek için kullandığı özel silahlar vardır. Bunlardan biri de o ülkelerdeki işbirlikçilerine toprak sattırmaktır.

Atatürk -Osmanlı Devleti’nin başına gelenlerden ders aldığı için- Türkiye Cumhuriyeti’nde yabancıya toprak satışını son derecede zorlaştırmıştı. Ne var ki toprak satışları bütün diğer yanlışlıklar gibi AKP döneminde yeniden başlatıldı ve çok vahim sorunları peşi sıra sürükleyerek kısa sürede büyük bir ivme kazandı. Okuduğunuz yazının konusu -halkımı uyarmak amacıyla- yabancıya toprak satışlarının bazı tehlikeli sonuçlarını gözler önüne sermektir.

I) PARALAR GELİYOR AMA TOPRAKLAR GİDİYOR

A) “Ak” parti’nin büyük ve göz yaşartıcı (!) başarısı: Cumhuriyet tarihinde hiçbir hükümet bu performansı tutturamadı. Beş yıldır en değerli topraklarımız hızla yabancıların, İngiliz’in, Alman’ın, Fransız’ın, Yunan’ın… tapulu malı haline geliyor.  2003-2007 yıllarında, yani AKP iktidarında yabancılara sattığımız toprak miktarı rekor seviyeye çıkmış bulunuyor.  Bu yüzkarası satışlardan 10 milyar doları aşkın gelir elde etti AKP iktidarı. Ne var ki eline geçeni de faiz olarak yine aynı yabancılara aktardı büyük bir olasılıkla . Satış gelirlerinin bir özelliği de yıldan yıla artması; nitekim bu yoldan elde edilen yıllık döviz miktarı yaklaşık 1 milyar dolardan, dönem sonunda 3 milyar dolara yükselmiş bulunuyor.

B) Peki AKP’nin bu marifeti, basit bir satış işleminden mi ibarettir, yoksa önemli başka yönleri de var mıdır? Akıl sahibi olan bilir, gerçek ayrıntıdadır. Peki nasıl ulaşırız ayrıntıya? Analizle, ince gözlemlerle... Yerimiz ölçüsünde biz de ufak bir analiz denemesi yapabiliriz.

1)Ekonomik açıdan bakınca, toprak bir üretim faktörüdür, hem de yerine yenisi konamayan bir üretim faktörü... Aynı zamanda, o millî servetin temel bir unsurudur. Demek ki biz yabancıya toprak satınca, ülkenin üretim faktörünü, millî servetini satmış oluyoruz. Demek ki yabancıya toprak satışı bir millî servet kaybıdır. Şöyle ki nasıl yabancıya satılan işletmelerimiz başka ülkelerin millî servetine ekleniyorsa, toprak satışı yoluyla da bir üretim faktörü olan topraklarımız da yabancı devletlerin millî servetine eklenmiş oluyor. Buna karşılık Türk devleti de üretim faktörü açısından, millî servet açısından aynı derecede fakirleşmiş oluyor. Çünkü toprak bizim olmaktan, Türk milletinin olmaktan çıkıyor; orada yerli yerinde duruyor ama, tapusu bizim kasamızdan çıkıp yabancıların kasasına girmiş oluyor, tabii satılan topraklar üzerindeki her türlü tasarruf hakkı da.  Böyle bir uygulamanın uzun vadede anlamı, milletçe yoksullaşma ve ülkenin tapusunun, en değerli topraklarımızın giderek yabancı ülkelerin eline geçmesi demektir. İstersek geri alabiliriz mi diyorsunuz? Hayır, bu hemen hemen imkânsızdır.

2)Toprağın ekonomik yönünden başka, bir de siyasi yönü vardır ki en az diğeri kadar önemlidir. Ülke toprağının siyasi yönünün önemine Anayasa Mahkememiz şöyle parmak basmıştır: “Yabancının [Türkiye’de]arazi ve emlak edinmesi salt bir mülkiyet sorunu gibi değerlendirilemez. Toprak devletin vazgeçilmesi olanaksız temel unsuru, egemenlik ve bağımsızlık simgesidir.” Ne demek istiyor Yüce mahkeme bu hükmüyle, kısaca şunu: Toprak bir millet için devlet olmanın temel şartıdır. Toprağı satmak devleti satmaktır. Toprağından vazgeçmek, devletinden, egemenlik ve bağımsızlığından vazgeçmek demektir. Kemal Unakıtan ve benzerleri kirli paralarını kasalarına istif ederken, işin asıl bu can alıcı yönünü, ne büyük değerlerin varlığımızdan kopup gittiğini görmezden geliyorlar.

Böyle bir politika asla kabul edilemez, hele Gabar dağında fidanlarımız o topraklar için can verirken hiç kabul edilemez. Tek tesellîm şudur ki CHP’nin Anayasa Mahkemesi nezdinde açtığı iptal dâvâları sayesinde AKP’nin bu çılgınlığı az da olsa dizginlenebilmiş, başlangıçta hemen hemen sınırsız olan satışlar bazı kayıtlar altına alınabilmiştir.

C)Hükümet çaresiz, ödenecek borçlar var, başka ne yapabilir” diyebilirsiniz. Bu doğru değil: Başka yolları var, gerekli dövizi elde etmenin başka birçok yolu var. Hükümet ihtiyaç duyduğu dövizleri daha sağlam, büyük bir millete yakışır ve makbul yollardan da elde edebilirdi. Pek çok örnek verilebilir buna… Dikkatle bakınca hepsinin ortak paydasının - toprak satmak gibi bir ilkellik değil - çalışmak, ter dökmek, yeni bir değer yaratmak olduğunu görürüz. Somut bir örnek mi istiyorsunuz,  hemen vereyim. AKP iktidarı Amerika’ya, her istediği zaman akıl almaz ödünler veriyor. Bir kez de bu emperyalist devlet elini taşın altına koysun, Türkiye’den yaptığı ithalatını artırsın. Türkiye’nin ABD’ye yaptığı ihracat sadece 4 milyar dolar civarında, yani Almanya’nın ABD’ye olan bira ihracatı kadar sadece. AKP Tekel’in içki bölümünü satmayarak her yıl ortalama olarak, Almanya’nın bira ihracatının yarısı kadar ABD’ye içki ihracatı yapsaydı,  5 yılda 10 milyar dolar -yani toprak satışıyla elde ettiği dövize eşit miktarda- gelir elde eder, vatan topraklarını satmak gibi bir vebal altına girmemiş olurdu. Tabii öyle bir ihracatı da ha deyince gerçekleştiremezdi. Uğraş, çaba, akıl, inanç gerekirdi; pazarlama bilgisi, uzman elemanlar, tanıtım, kalite ve maliyet sorunlarının halli gerekirdi. Bütün bunlar için de ciddî bir teşkilatlanma elbette… Japonya, Kore, Fransa gibi ülkeler yıllar önce kurdukları dünya çapındaki, JETRO, KOTRA, SOPEXA gibi örgütleriyle büyük ihracat başarıları elde ettiler. AKP ise daima işin kolayında. Sanıyorum, zoru görünce şöyle konuştular aralarında: Aman sen de, kim uğraşacak bunlarla; neymiş, örgütlenmeymiş, planlamaymış, uzmanlıkmış, kim uğraşacak şimdi bunlarla; işte orada zebil gibi toprak, satıver gitsin, dolarlar da gelsin. “Babalar gibi satarım”cılık varken, kafa mı yorulur teşkilatlanmaya, tanıtıma, kaliteye, maliyete…

Aslında AKP ata toprağını satarken bir taşla iki kuş vurmuş oluyor. Başka bir deyişle Avrupa Birliği’ni de memnun etmiş oluyor. 1839 Islahat Fermanı’ndan sonra Türkiye’deki ekonomik egemenliğini sağlamlaştırmak isteyen İngilizlerin sürekli baskısı sonucu, 1866 yılında çıkarılan bir yasayla yabancılara taşınmaz mal sahibi olma hakkı tanınmıştı. Bunun üzerine yabancıların satın aldıkları topraklar hızla arttı ve genişledi, Anadolu’da. Günümüzde de AB -daha doğrusu yine İngiltere, Fransa ve Almanya- aynı dayatmayı AKP hükümetine yaptı, istediğini de elde etti.

II) BATI’NIN TÜRKİYE ÖVGÜLERİNİN ARKASINDA NE VAR?

A) Duymuşsunuzdur, süper Maliye Bakanımız Kemal Unakıtan İngiliz The Banker dergisi tarafından “Avrupa’da yılın maliye bakanı” seçildi. Geçenlerde koşa koşa gidip ödülünü de aldı. Neden gerekti bu ödül acaba? Bayram değil seyran değil, eniştem beni niye öptü? Sebebi reformlardan bir adım dahi geri atmamış olmasıymış. Hangi reformlardan? Şu Korkunç İkizler’in sözde reformlarından.  Bence bu görünürdeki sebep, asıl sebep başka. AKP iktidarı sömürgeci Batı’nın bir dediğini iki etmiyor. Ne derse, er ya da geç yerine getiriyor. Bunlardan biri de yabancıya toprak satışı… Yağmacı Avrupalıyı Türkiye’de mülk sahibi yapmakta gösterdiği cansiperane gayret.!... Temelsiz değil bu görüşüm. Bakın, AKP’nin sağladığı sınırsız serbestlik sayesinde başta İngilizler, yabancılar nezdinde nasıl bir Türkiye hayali oluşmakta, aşağıda aktarıyorum:

1)Türkiye Batı’nın gözdesi, yabancı emlak alıcılarının yeni gözdesi!... Böyle yazıyor İngiliz dergileri. Dikkat isterim, “gözdesi” demiyor, “yeni gözdesi” diyor. Demek ki Türkiye, AKP sayesinde birilerinin eski gözdesini -muhtemelen İspanya’yı- tahtından indirmiş.  Başka bir deyişle öncekinin işi bitmiş, sıra tazesinde. Aynı dergilere göre Türkiye “bir içim su” imiş. Kış mevsimi ılıman, nisan ayından ta kasım ortasına kadar güneşli, sahilleri nefes kesiciymiş. Özellikle kıyı bölgeleri cennetten bir köşe imiş. Doğu ve Batı kültürlerinin buluştuğu ülkeymiş Türkiye. Dahası var: Türkler de pek sıcak kanlı insanlarmış. The Observer gazetesine göre Alanya’da Almanlar, Marmaris ve Didim’de İngilizler, Hollandalılar ve İrlandalılar, Kuşadası’nın Davutlar beldesinde ise İrlandalılar hızla konut ediniyormuş.  Ne var ki Türkiye’deki emlak piyasası hâlâ “çocukluk” çağındaymış. Yabancılara yönelik “tutsat” (mortgage) kredileri ancak son iki yılda sağlanabilmiş. Büyük yatırım potansiyeli varmış ülkemizde; İspanyol piyasasının 1970’li yıllarda izlediği rotaya benzer bir eğilim bekliyormuş Türkiye’yi.

B) Anlatmak istediğim şu ki yabancılar, Hıristiyan-sömürgeci Batı, başta İngilizler Türkiye’ye, Türkiye’de arsa ve konut sahibi olmaya öteden beri büyük önem veriyorlar. Bunun bir kanıtı da Türkiye’de de temsilcilik açmış olan İngiliz denizaşırı gayrimenkul şirketi Overseas Property Professional Pazarlama Müdürü Stuart Dacre’nin söyledikleri. Bu pazarlamacıya göre - aklıma birden başbakanımız geldi her nedense - İngilizler, dünyada en fazla denizaşırı gayrimenkul edinen milletlerin başında geliyormuş. 1993’ten bu yana 2 milyonun üzerinde İngiliz ve İrlandalı diğer ülkelerde yaşama yolunu seçmiş. İngilizler şimdiye kadar ülkeleri dışında 4 milyon 700 bin adet gayrimenkul satın almış. Bunun yalnızca 17 bini Türkiye’de imiş. Buraya dikkat!... Tahminlere göre gelecek 10 yıl içinde İngilizler Türkiye’de 150 bin gayrimenkul sahibi olacaklarmış. Değerli okur, şimdi birlikte küçük bir hesap yapalım: Konut başına 3 kişi dersek, 10 yıl sonra Türkiye’ye yerleşmiş İngilizlerin sayısı 500 bine yaklaşmış olacak. Ya 25 yıl sonra, ya 50 yıl sonra?  Ya diğer yabancılar, Almanlar, Fransızlar, Amerikalılar? Ya nüfus artışlarını da hesaba katarsak? O zaman kaç milyonu bulur bu adamlar? Türkiye’ye gelip yerleşen ve yerleşecek İngilizlerin, vaktiyle Amerika’yı, Hindistan’ı, Ortadoğu’yu, Afrika’yı, Avustralya’yı işgal eden sömürgecilerin torunları olduğunu; Fransız ve Almanların da sömürgecilik işinde, İngilizlerden hemen sonra geldiklerini; Amerikalıların ise bugün, dünyanın gözü önünde nereleri vahşice işgal ettiklerini de göz önüne al!

Muhakememizi destekleyen bir kanıt daha sunayım sana: İngilizler Türkiye’nin 2015’in haziran ayında AB üyesi olacağına inanıyor ve yatırımlarını bu temelde planlıyorlarmış. Bunun anlamı şudur:  Türkiye gerçekten AB’ye üye olursa, Anadolu çok kısa bir süre içinde sadece milyonlarca İngiliz’in değil, Alman’ın, Fransız’ın, hattâ Yunan’ın yurdu haline gelecektir. Bu sebeple toprak satışı da, AB üyeliği de böylesine tehlikelidir Türkiye için.

SONUÇ

Yabancıya toprak satışı, Türkiye gibi özel bir tarihi ve coğrafî konumu olan, henüz sanayileşememiş bir ülkenin yapabileceği en büyük hatâların başında gelir. Bundan süratle vazgeçilmesi gerekir. Vatansever aydınlarımız, üniversitelerimiz, medyamızın namuslu kesimi, askerimiz demokratik yollardan üzerinde baskı kurarak, AKP iktidarını bu meşum politikasından mutlaka vazgeçirmelidir.

Başta AKP’ye oy veren kısmı olmak üzere halkımız -AKP’nin birçok diğer zararlı politikaları gibi-yabancıya toprak satışının tehlikeli yönlerini bilmemektedir; onu uygun ve basit anlatımlarla, ısrarla bilgilendirip uyaralım.

Yabancıya toprak satışını Batı’nın tek dünya devleti projesi ışığında da değerlendirelim. Bu satışların önümüzdeki 50 yıl, 100 yıl boyunca da devam edeceğini düşünün. Ne olacak Türkiye’nin hali, çevre ülkelerin hali, dünyanın hali?

Yine O, yine Atatürk ışık tutuyor düşüncemize:

Bir yolcu yalnız ufku değil, ufkun ötesini de görmeli, ona göre hareket etmelidir.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura