Atatürk Okulu > Tam Bağımsızlık Dersleri
13-01-2021
TÜRKİYE’YE BATI SALDIRISI

Kendilerini dünyanın sahibi olarak gören batılı emperyalistler yurdumuzu da ‘açık arazi’ saydılar. Milletimizi hor görüp mahvetmek istediler. Türkiye’yi imha için birleştiler, içimize kadar nüfuz ettiler.  Bağımsızlığımız ve ekonomimiz üzerinde türlü entrikalar çevirdiler, azınlıkları kullandılar. Aleyhimizde yalanlar, zalimlik, yeteneksizlik iftiraları uydurdular. İçerde kötü yönetim de eklenince, milletçe ilerlememiz tümüyle engellendi. Avrupa ilerlerken Türkiye sürekli geriledi. Tehlike Cumhuriyet döneminde de kendini gösterdi. Batı’nın savunucusu öncü bir sınıf yaratıldı. Bugün, ulusal varlığımız bütün değerleriyle yok olma sürecinde... Batı kararlı: Güçlü ve bütün bir Türkiye’ye geçit yok!

● Atatürk diyor ki, emperyalistler gururlu kafalarında Doğu dünyasının kayıtsız koşulsuz sahibi ve yöneticisi olma emelini taşırlar. Kendi varlık ve rahatlarının devam ve kalıcılığının, bu sahiplikte olduğunu iyi bilirler. Dolayısıyla, söz konusu durumu sağlamak için başta İngilizler olmak üzere, bütün İtilâf devletleri kullanabildikleri bütün araç ve kuvvetlerle bizi mahvetmek, bizi ezmek için çalışmışlardır.

Bu zalim sömürgeciler bizi nasıl görüyorlardı? Bütün insanî hukuktan yoksun bir sürü olarak, bağımsız bir devlet olarak yaşama yeteneğinden yoksun bir millet olarak görüyorlardı. Ülkemizi ise sahipsiz, açık arazi olarak kabul ediyorlardı. Bu yanlış görüş yüzündendir ki, bize her gün artan zulüm ve haksızlıkları uygulamaktan çekinmediler. Aynı kabulü bahane ederek ülkemizi parçalamak ve milletimizi esaret altına almak istiyorlardı. Onları bu anlayışta aldatan sebep, milletimizin kendi kendini yönetmeye muktedir olmadığı sanısıdır.

Oysa milletimiz hayatının, bütün insanî görevlerinin idrakindedir; vatanına bütünüyle sahip, özgürlüğüne ve bağımsızlığına sadakatle bağlıdır. O, varlığını, kutsalını savunmaktan başka bir şey yapmıyor. Milletimiz ilk yıldan beri her türlü yardım ve yol göstericilikten, yüzyıllardan beri alışmış olduğu idare şeklinden yoksun olarak, milletlerin başına gelebilecek felaketlerin en büyüğüne maruz bulunduğu halde en uygar, en insancıl ve bütün özgürlük koşullarına saygılı bir şekilde kendini yönetmektedir. Bağımsızlık ve özgürlük için mücadele eden milletimiz, haklı davasını bütün insanlık vicdanının takdirine havale eder.

Her toplum gibi Batı’nın da iki katmanı vardır: Yöneticileri ve halkları…  Batı “uygarlık düzeyi”nin içerdiği yönetici ve kapitalistlerle halk karşıtlığı gerçeği… Bizi yutmak isteyen yabancı kapitalistlerle onların maşası olan yöneticiler… bir vesile ile bu hususa şöyle değinmiştim: Avrupa’nın yöneticilerinden ve kapitalistlerinden ayrı olan asıl milletleri, bizim hayatımızı bize çok görmüyorlar. Çünkü yaşamak isteyen milletimizin talebinin gayet meşru olduğunu biliyorlar: Bağımsızlık! Eğer bugün İngiliz, Fransız, İtalyan milletleri ile düşmanlık halinde bulunuyorsak, bu o milletlerin, seslerini işittirmemelerindendir. Kendi yöneticilerinin istila ve sermayeleri için bizi imha etmelerine ses çıkaramamalarındandır.

● Atatürk devam ediyor: Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve uygarlaşmasına karşılık Türkiye, aksine gerilemiş, düşme vadisinde yuvarlanadurmuştur. Türkiye'yi imhaya girişenler, Türkiye'nin imhasında çıkar ve hayat görenler, aralarındaki çıkarları denkleştirerek birleşmişler, ittifak etmişlerdir. Bunun sonucu olarak birçok zekâ, duygu ve fikirler Türkiye'nin imhası noktasında yoğunlaştırılmıştır.  Bu yoğunlaşan şey, yüzyıllar geçtikçe gelecek kuşakları adeta tahrip edici bir gelenek şeklini almıştır. Bu geleneğin, Türkiye'nin hayat ve varlığı üzerinde devamlı uygulanması sonucu olarak en nihayet Türkiye'yi ıslah etmek, Türkiye'yi uygarlaştırmak gibi bahanelerle ülkemizin iç hayatına, iç yönetimine girmişler, nüfuz etmişlerdir. Böyle, elverişli bir zemin hazırlamak kudretini kazanmışlardır.

Son yüzyıl boyunca Avrupa kuvvetlerinin hükümet merkezimizdeki entrikaları ve bu entrikaların sonucunda bağımsızlığımıza müdahaleleri, ekonomik hayatımızı sekteye uğratan kayıtlar, yüzyıllarca bir arada kardeşçe yaşadığımız Müslüman olmayan unsurlarla aramızda ektikleri anlaşmazlık tohumları ve bu durumlara ek olarak hükümetlerimizin zayıflığı ve bunun sonucu olan kötü yönetim; çağdaş düzeyde gelişme ve gönenç yolunda ilerlememize engel teşkil etti. Osmanlı’nın çöküşü sırasında içinde bulunduğumuz müşkül durum hiçbir zaman bizim esastan ehliyetsizliğimizi veya çağdaş uygarlığa intibak edemediğimizi ifade etmez. Bu tamamen yukarıda sayılan birbirine zıt sebeplerden kaynaklanmıştır.

Düşmanlar kendi ekonomik ve siyasi çıkarlarını sağlamak için, aleyhimizde icat ettikleri iki görüşü uygulamaya koydular. Bu görüşlerden birincisi, sözde milletimizin, Müslüman olmayan unsurları eşitlik ve adalet ilkesine uygun olarak yönetmeye muktedir olmadığıdır. İkincisi, milletimizin, tamamıyla yetenekten yoksun olduğundan bayındır olan yerlere girip oraları harabeye çevirdiği iddiasıdır. Birincisi ile millete zalimlik, ikincisi ile yeteneksizlik isnat ediyorlardı.

Ataname’den öğreniyoruz: Sultanlarla, halifelerle idare edilmiş ve edilmekte olan ülkelerde, vatan için en büyük tehlike, sultanların ve halifelerin düşmanlar tarafından satın alınmasıdır. Bu, çok defa kolaylıkla sağlanabilmiştir. Meclislerle idare edilen ülkelerde ise en tehlikeli durum, bazı milletvekillerinin yabancılar adına satın alınmış olmalarıdır.

Bu tehlike Cumhuriyet döneminde de sürdü. İlginç bir örnek vereyim: 1949’da hükümet ABD ile bir antlaşma imzaladı. Bu antlaşma ile Batı’ya tam bağımlı öncü bir sınıf yaratılması kararı alındı. Bu kişiler Fulbright ve benzeri burslarla eğitilerek Türkiye’ye batının birer savunucusu olarak döndüler. Birer Batı uyumlusu olarak devlet idaresinin en yetkili makamlarına getirildiler. Bir de Atatürkçü geçiniyordu bütün bunları yapanlar!

Sonunda, Türkiye’nin varlığını ulus devlet olarak sürdürüp sürdürmemesi, yabancıların vereceği kararlara bağlı duruma getirildi. Ulusal varlığı ayakta tutan ekonomik, siyasi ve kültürel değerler ortadan kaldırılmaya başladı. Kararlar artık Washington ve Brüksel’de alınmakta, Ankara’da uygulanmaktadır. İktidara gelen partiler dışarıda alınan kararları uygulayan basit aracılar konumundadır. Batı başkentlerinde Türkiye için verilen temel karar şudur: “Anadolu’da merkezî ve güçlü bir Türk devletine izin verilmeyecektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, denetim altında tutulan etnik ve dinsel yapılanmalara dayanılarak dağıtılacak, Anadolu’da güçsüz bölgesel yönetim birimleri oluşturulacaktır.”

___________________.

Kaynaklar: C. Dura, Ataname, Doğu Kitabevi, 2019; C. Dura, Türkiye’ye Batı Saldırısı: Ekonomimiz Hangi Silahlarla İşgal Ediliyor? Galeati Yayıncılık, Ank., 2020.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura