Atatürk Okulu > Milli Egemenlik Dersleri
22-10-2020
TÜRKİYE’DE EGEMENLİK MİLLETİN DEĞİLDİR

Önce Millî İrade nedir? Bu kavram üzerinde anlaşalım.

Türkiye’de Millî İrade kavramı yanlış biliniyor. Millî İrade sadece “milletin, seçim sandığından çıkan siyasî tercihi” değildir. Atatürkçe tanımından da anlaşılacağı gibi, “milletin ortak istek ve tercihlerinin bir bileşkesi”dir. Yani milletin, bütün ihtiyaçlarıyla ilgili tercih ve beklentileriyle ilgilidir. Siyasi tercih bunlardan sadece biridir. Seçilmiş olanların oluşturduğu bütün kurumlar, Meclis, cumhurbaşkanlığı, hükümet ile mahkemeler, bütün kararlarını milletin tercih ve beklentilerini karşılayacak şekilde almakla görevlidir; belirli bir şahsın, grupların ya da herhangi bir dış gücün iradesini yerine getirecek şekilde değil…

Şimdi soruyorum: Bizim meclisimiz, cumhurbaşkanı ve hükümetlerimiz, yargımız bu belirttiğim şekilde mi davranıyor? İcraatları sırasında yalnızca milletin ortak talep ve eğilimlerini mi göz önüne alıyorlar? Yoksa kendi kişisel isteklerini, ilişkili oldukları şahısların, bağlantılı oldukları grup veya dış merkezlerin arzularının tatmini amacıyla mı hareket ediyorlar?

Örnek vereyim: Millet yıllardır iktidarda olan AKP’nin yasa yapıcı ve yönetici kadrolarını seçerken, onlara:

- “Üç yıl boyunca dokunma, rahat bırak, PKK istediği gibi hareket etsin, şehirlerimizde de rahatça örgütlensin, militan bulsun, mühimmat yığsın” mı dedi? Böyle bir irade beyanı mı var?

-“Ey hükümet! Suriye sınırını aç, yurt dışından herkes istediği gibi girip çıksın, ülkemiz yolgeçen hanına dönsün” mü dedi?

-“Bağrımdan çıkardığım namuslu ve yetenekli aydınları zindanlara at, devlet teşkilatını tarikatlara terk et, sonra ‘ne istediniz de vermedik’ de, en sonra da ‘affedersiniz kandırıldık’ deyip işin içinden sıyrıl” şeklinde bir öğütte mi bulundu?

-Devlet kadrolarını Cumhuriyet düşmanı bir cemaate peşkeş mi çek dedi?

-“Cumhuriyetimizin aydınlık liselerini imam hatip okullarına çevir” diyerek mi oy verdi?

-“Ülkemizin topraklarını, fabrikalarını, bankalarını para babalarına, elin haydutlarına sat, bir de devleti 400 milyar Dolar borca sok” mu dedi?

Bu sıraladığım marifetlerin hangisi Millî İrade’ye saygıdır, milletin arzularını yerine getirmektir? Millî İrade’ye göre devlet yönetmektir?

Başı sıkışınca Millî İrade lafından medet uman kadrolar çok acıdır ki, devletimizi, milletin gerçek eğilimlerine göre yönetmediler, yönetmiyorlar. Dolayısıyla, Millî İrade’den asla söz edemezler. Çünkü bu yüce kavramı ne doğru biliyorlar, ne onun değerinden haberdarlar; ne de ona saygı duyuyorlar. Ancak kendi işlerine geldiği için ve sadece bu amaçla bir silah, bir kamuflaj olarak kullanıyorlar.

● Peki, devleti yönetenler nasıl oluyor da böylesine yanlış, Millî İrade’ye böylesine aykırı işler yapıyorlar? Bu gücü, bu cesareti nereden alıyorlar? Yanıt: Bu gücü Millî Egemenliği kullanma yetkisinden alıyorlar; ancak bu yetkiyi adam gibi kullanmıyorlar. Milletin yüksek kurumlarına bir kere çöreklendiler mi, her istediklerini, akıllarına gelen her şeyi yapabileceklerini sanıyorlar.

Oysa o güç onların eline geçmemiştir, onlara verilmemiştir, o güce sahip değillerdir; kendilerine sadece o gücü kullanma yetkisi, o da şartlı olarak emanet edilmiştir. Yetkiyi şunun bunun keyfi için değil, yalnızca Milletin iradesi yönünde, millete hizmet için kullanacaklardır. Bu kullanım da bilim verileri ve sosyal ahlak esaslarına uygun olarak gerçekleştirilecektir. Oysa Türkiye’de bunun tam tersi oluyor, yetkiyi emaneten alanlar kendi nefislerine tabi oluyorlar. Çünkü bilgi yoksunular, çünkü kötü niyetliler, ya da ikisi birden... Nitekim bir başbakanımız bir 23 Nisan bayramı dolayısıyla, koltuğunu sembolik olarak devrettiği çocuğa “Artık başbakansın; istediğini yapar, istediğini asar istediğini kesersin” dememiş miydi?

Millî İrade kendini nasıl belli eder? Birçok yolu vardır bunun, ancak başta gelen biri milletvekilleridir. Medyadır, mitingler ve gösterilerdir. Ancak bunlar bugün ne haldedir? Hepsi de üç maymun konumuna getirilmedi mi? Milletvekilleri sus pus, medyanın tamamı tek ses; iktidarın emrinde…, gösteri, miting yapmak cesaret istiyor. Gerçekte egemenlik Meclis’in, dolayısıyla milletin elinden çıkmış durumda. Nerdeyse, tek bir şahıs tarafından kullanılmakta...

Demokraside böyle mi olur? Bugün Türkiye’nin başına şeriatçılık, bölücülük, Suriye krizi gibi felaketlerin gelmesinin ana sebebi bu gasp değil midir? Milletse bu gaspa karşı gerekeni yapamıyor: Egemenliğini gasp etmiş olanlara haddini bildiremiyor. Çünkü genel olarak bilinçsiz, gücünü ve haklarını bilmiyor. Aydınlar derseniz…, ilgisiz, çoğu korkak, kifayetsiz…

Sonra, bilimsel gerçeklerin yönlendirmediği, sosyal ahlakın güdüp yedmediği seçmenlerle, iyi yetişmemiş aydınlarla demokrasi rejiminin meyvesi acı oluyor.

Yukarda vurguladığım gibi Türkiye’de egemenlik millete ait olmaktan çıkmıştır. Eğer devlet teşkilatında egemenlik; millet değil de, başka odaklar, yurt içinde bir şahıs veya grup, dışarda yabancı bir devlet veya kuruluş lehinde kullanılıyorsa, egemenlik milletin elinden alınmış, gasp edilmiş demektir. Bunun anlamı Türkiye’de demokrasinin olmadığıdır. Ülkede eşitlik ve adaletin esaslı ölçüde yıpranmış olması da diğer bir kanıttır. Siyasal, ekonomik, mali, kültürel bağımsızlığımız da kalmamıştır. Bağımsız olmayan bir devlette demokrasiden söz edilebilir mi? Çünkü Millî İrade yerine getirilemez. Çünkü iç ve dış bedhahları doyurmaktan, halka sıra gelmez.

Türkiye’de demokrasi yoktur! Çünkü demokrasi sandıktan ibaret değildir. Bir siyasal iktidar sadece seçim sandığından çıkmış olmakla meşruiyet kazanmaz. Meşruiyetini, yapacağı icraatla tamamlamak zorundadır.

Demokrasinin son derecede önemli, vazgeçilmez, belirleyici koşulları vardır. Bunlara baktığımız zaman sonuç şu oluyor: Türkiye’de demokrasi yok mesabesinde… Neden? Aşağıda sayıyorum somut sebeplerini:

-Ülkede Eğitim düzeyi hâlâ düşüktür. Büyük halk çoğunluğu kullandığı oyun bilincinde değildir.

-Halk yoksulluk koşullarında tutularak iktidarda olan partinin yardımlarına muhtaç bırakılmaktadır (sadaka demokrasisi).

-Toprak ağaları, tarikatlar, patronlar, terör örgütü… bireylerin oyu üzerine ipotek koymaktadır.

-Seçim sistemi halk iradesini meclise yansıtmaktan uzaktır. Seçimlerde hile yapıldığına dair iddia ve emareler vardır (Hileli demokrasi).

-Seçimlerde uygulanan baraj çok yüksektir.

-Milletvekili adaylarını parti liderleri belirlemektedir (Lider demokrasisi).

-Büyük muhalefet partileri etkisizdir, görevlerini gereğince yerine getirmiyorlar.

-Aydınlarımız ülke sorunları ile yeterince ilgilenmemektedir.

-İktidara gelen partiler milli iradeyi bir tarafa iterek, iç ve dış odakların iradeleri hizmetine girmektedir.

-İktidarda olan parti seçime yönelik olarak devlet imkânlarını kullanabiliyor, bu da partiler arası eşitsizliğe yol açıyor.

-Parti liderlerinin ve iktidarın belirlenmesinde dış güçlerin etkisi vardır. Meclis duvarında “hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” yazmasına rağmen, TBMM’nin bazı yasama yetkileri -üyesi bile olmadığımız- Avrupa Birliği adlı uluslararası kuruluşa devredilmiştir.

Demokratik rejimlerde yasama görevini, halkın seçtiği meclis; yürütme görevini, hükümet; yargı görevini mahkemeler yerine getirir. Bu üç organ sırasıyla hukuk oluşturur, hukuku uygular, hukuku denetler. Bütün bu örgütlenme millet içindir; Millî İrade içindir, Millî İrade’nin, milletin arzu ve emellerinin yerine getirilmesi içindir. Her organ, görevini yerine getirirken tek bir çekim merkezine tabidir, tabi olmalıdır: Millî İrade!... Bu amaçla yasalar çıkarılır: gıda, konut, sağlık, iş, güvenlik, adalet, eğitim… yasaları çıkarılır. Devletimizin ana işlevi Ulusal Egemenliğin, her zaman, Türk milletinin iradesini yerine getirecek şekilde kullanılmasını sağlamaktır. Demek ki, yasaları yapmak yetmiyor; hukuku, yasaları Millî İrade’nin gösterdiği yönde ödünsüz olarak uygulamak gerekiyor.

Teori böyle…, peki ya uygulama? Uygulamada sağlanıyor mu bunlar? Kesinlikle hayır, sağlanmıyor!... Neden? Çünkü Hukuk’a uyulmuyor, yasalara uyulmuyor, hukuk çiğneniyor, ayaklar altına alınıyor! Ve bu itaatsizliği öncelikle kimler yapıyor, biliyor musunuz? Yukarda adını verdiğim en yüce kurumlar: Meclis, Cumhurbaşkanlığı, Hükümet, Yargı... Millet adına Millî Egemenliği kullananlar, halkımızın “benim irademi yerine getirsinler”, ihtiyaçlarımla ilgili yasaları çıkarıp adam gibi uygulasınlar diyerek oluşturduğu kurumların başında olanlar, bu kurumların üyeleri olanlar!...

Peki, nasıl yapıyorlar bu itaatsizliği? Bir daha vurgulayalım:

Millet; gücünü, Millî Egemenliği, İradesini yerine getirsin diye üç ana organa emanet eder. Millî İrade’nin gerçekleşmesi bu üç organın, Meclis’in Hükümetin, Yargı’nın, görevlerini hakkıyla yapmalarına bağlıdır. Bunun da birinci koşulu kendi yapıp uyguladıkları, denetledikleri yasalara, yani Hukuk’a harfiyen uymalarıdır, kanunların gereğini özenle yerine getirmeleridir.

İşte Türkiye’de bu yapılmıyor. Dolayısıyla Millî İrade saptırılıyor, çiğneniyor. Çiğneniyor, çünkü o kanunlar milletin arzu ve eğilimleri en uygun şekilde karşılansın, yerine getirilsin diye çıkarılmıştır; kanunlar, yani hukuk çiğnenince, Millî İrade de çiğnenmiş oluyor. Oysa hukuk Millî İrade’nin gerçekleşmesinin en başta gelen bir koşuludur.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura