Atatürk Okulu > Milliyetçilik Dersleri
03-03-2018
TARİHÎ BİNALARIN YIKILMASININ İHANET YÖNÜ

Şu sıralarda Metin Aydoğan’ın “Ben ve Ülkem” adlı anıtsal kitabını okuyorum. Sağ olsun, imzalayarak bana da göndermiş. İnsan, bir kitabı bu kadar mı benimser,  okurken bu kadar mı etkilenir, duygulanır! Ya o çağlayıp giden, yumuşak, içten, pürüzsüz üslup? Anlatılanların o zenginliği, gerçekçiliği, zihne ve kalbe işleyişi… İnsan bazen kendi geçmişini, çocukluğunu, gençliğini bile yaşar gibi oluyor. Elinize aldınız mı, bırakmak mümkün değil. Onca işim arasında, iki gün geçmeden 120. sayfaya gelmişim.

Kitapta birçok konu insanı sarsıyor, dikkat kesiliyorsun. Biri öyle etkiledi ki beni, mutlaka hemen yazmalıyım dedim. Önce o üç sayfanın bir özetini sunuyorum.

* ** *

İzmir bugün benim çocukluğumun İzmir’i değil. İki katı geçmeyen, yüzlerce yılın ustalığını yansıtan zarif evleri, kentin içine kadar uzanan yeşil örtü ve olağanüstü zengin kültürel birikim artık yok. İzmir’i bu hale getirenlere karşı olağanüstü bir öfke duyuyorum. Onlar bu güzelim kentle birlikte, bizim kuşağın kişisel tarihini de yok ettiler. Kendimi geçmişi olmayan bir toplumun silik bireyi gibi hissediyorum.

İzmir’in yok edilişinin öyküsünü araştırdım, inceledim. Kentleri yok edenlerin, nasıl insanlar olduklarını, nasıl yetiştiklerini öğrenmeye çalıştım. Karşıma kültürsüzlüğüyle övünen, geri kalmış, çıkarcı, doymak bilmeyen tipler çıktı. Tornadan çıkmış gibi birbirine benzeyen bu insanlar; özellikle çok partili döneme geçtikten sonra kentlerde yönetici oldular. Yolsuzluk yaptılar, üç beş kuruş için kentleri mahvettiler. Aslan yattığı yeren belli olur, derler. Demek ki, bunlar “sırtlan”, bu bizi yönetenler sırtlan!...

İzmir’in “zarif gerdanlığı” yalılar 15-20 yıl içinde yok edildi. Yerlerine, insana sıkıntı veren çok katlı binalar inşa edildi. Bu yapılan, benzeri olmayan bir kentsel cinayetti. 1953 yılında şehrin simgelerinden olan Sarıkışla yıkıldı. 1829’da yapılan bu tarihî bina pek çok olaya, özellikle yunan işgaline tanıklık etmiş değerli bir kent kalıtıydı. Birçok ünlü kişinin yattığı tarihî hapishane 1958’de yıkıldı.

1954 yılında yol genişletme uğruna Gümrük’ten Basmane’ye kadar, bütün tarihî binalar yıkıldı. 12 Eylül darbecileri; İzmir İktisat Kongresi’nin yapıldığı ve Atatürk’ün ünlü konuşmasını yaptığı binayı, tarihî değerine bakmaksızın yerle bir ettiler. Kalkınma atılımının başlangıcı olan “Ekonomi Misakı”nın kabul edildiği bu mekânı da yok ettiler. Misakı İktisadi (Ekonomi Andı) yalnız bir kalkınma programı değil, Türk halkının geleneksel dayanışma ruhunun, tarih önünde yinelenmesiydi. Ulusun kurtuluşunu tamamlayacak çok önemli bir adımdı. Bu nedenle, İzmir’de yok edilen yalnızca Kongre’nin yapıldığı bina değil, ulusun tarih bilinci ve bu bilinci yaşatacak olan belleğiydi. [ss. 60-62]

* ** *

Metin Aydoğan’ın büyük bir acıyla dile getirdiği “kent katliamı” bütün Türkiye’de yıllardır, yapılıyor. Bu aslında tarih ve kültür katliamıdır. Bazılarından  yazılarımda bahsettim: Atatürk’ün Samsun’da karaya çıktığı rıhtım,  Atatürk’ün Havza’da kaldığı ev, Amasya’da ünlü genelgesini kaleme aldığı konak, İnebolu’da tarihî Türk Ocağı binası (Atatürk burada giyim kuşam hakkındaki ünlü söylevini vermiş), Yalova’da kullandığı sinema ve Yürüyen Köşk; İzmir’de İsmet İnönü’nün doğduğu ev, Ankara’da Mustafa Necati’nin evi, Kayseri’de Müdafaai Hukuk Kulesi,  Atatürk’ün Gazianteplilere armağanı olan tarihî Şırahanı, ya bakımsızlıktan yıpranmaya, yok olmaya terk edildi ya da imha edildi. Atatürk Orman Çiftliği yağmalandı, Atatürk’ün kurduğu KİT’ler halk düşmanlarına peşkeş çekildi, bilim kurumlarının kapılarına kilitler vuruldu. Atatürk’ün resim, heykel, sokak adı gibi biçimlere bürünen simgelerine karşı yapılan saygısızlıklar   bitmek bilmedi. Bu “sosyal” cinayetlerden, yakınlarda olan birini ayrıca vurgulamak isterim. 2016’nın mayıs ayı idi. Atatürk’ün konut olarak kullandığı, Cumhuriyet’in simge mekânlarından Atatürk Orman Çiftliği’ndeki Marmara Köşkü’nü yıktılar! Marmara Köşkü, Atatürk’ün AOÇ arazisi içinde tasarladığı ilk yapılardan biri, Cumhuriyet’in modernleşme projesinin ilk örneklerindendi. Sadece bir mekân değildi, aynı zamanda bizi millet yapan bir hatıralar mirasının barınağıydı. Yıkılması, bu mirasın tahribi, yok edilmesi demektir.

Atatürk’e ve Cumhuriyetimize yönelik saldırılar, anlaşılıyor ki öteden beri ve bugün de yapılıyor. Ancak 2003 yılından bu yana sıklaştığı, açıktan, hatta doğrudan hükümetler eliyle ve teşvikiyle yapılmaya başladığı da bir gerçek…

Neden böyle yapılıyor, maksatları nedir? İlk bakışta üç neden akla geliyor:

-Kapitalist kâr hırsının hiçbir kutsal değer tanımaması,

-Atatürkçü ideolojiden nasip almamış yöneticilerin cehalet eseri kararları,

-Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı iktidarların bir plan çerçevesinde yaptıkları tahrip ve imhalar.

Her üç durumda da zarar gören, Cumhuriyet tarihimiz ve Cumhuriyet kültürümüz, kısacası Cumhuriyetimiz ve Atatürk… . Asıl sonuç ise Milli bilinç ve birliğimiz... Saldırılara hedef olanlar, bizi millet yapan unsur ve değerler!...

Açıklıyorum:

Millet birbirine dil, kültür ve ülkü birliği ile bağlı olan yurttaşların meydana getirdiği siyasal bir topluluktur. Tıpkı İlk Meclis binası, Çankaya Köşkü, Taksim Anıtı gibi, İzmir İktisat Kongresi’nin yapıldığı bina da, Marmara Köşkü de, ortak kültürümüzün paha biçilmez unsurlarındandı, birer tarih ve kültür mirasıydı. Ancak yok edilmişlerdir. Yıllardır yapılan benzeri diğer saldırılar da hesaba katılırsa, görürüz ki, hedef bizi millet yapan ortak kültürümüzdür, ortak mirasımızın yok edilmesidir.

* ** *

Bir toplumda ulusal bilinç nasıl oluşur? Milletin kendi kendini tanıması, kendi varlığının bilincine varmasıyla kuşkusuz… Nasıl olacak bu, nasıl sağlanacak? Yurttaşlarımız, bir millet olarak, kendi tarihlerini öğrenecek, ulusal kültürünü, dilini öğrenecek; maddî ve manevî unsurlarıyla onlara bilgiyle, severek sahip çıkacak, gözünü korur gibi koruyacak. Bu süreçte en büyük desteği de devletinden, o devletin başına getirdiği hükümetten görecek.

Milli bilincin tahribi demek, son tahlilde Millî Birliğin hedef alınması, Millî Birliğin hedef alınması da Millet düşmanlığı demektir. Çünkü Millî Birlik tarih, dil, kültür, ülkü birliklerinden doğar. Cumhuriyet tarih ve kültürüne, onun maddî unsurlarına yapılan her saldırı, bu birliğe yapılmış bir saldırıdır. Tarihî mekânlar bizim ortak kültürümüzün mahfazaları, ortak tarihimizin hatırlatıcılarıdır. Ortak duygu ve heyecanları harekete geçiren, ortak hatıra ve geleneklerin anılıp uygulanmasını sağlayan varlıklardır. Eğer bir yönetici otorote İzmir İktisat Kongresi’nin yapıldığı bina gibi, Marmara Köşkü gibi tarihî bir eseri yıkıyorsa, bu; bizim ortak duygu ve heyecanlar yaşamamızı engellemek, ortak tarihimizi, hatıra ve geleneklerimizi unutturmak, ortak kültürümüzün değerli bir unsurunu daha yok etmek sonucunu verir. Bu tutum bir yönetimin kendi milletine düşmanca bir tavrıdır, tarihte örneği azdır, iç ve dış düşmanların ekmeğine yağ sürer.

***

Ne yapılabilir? Ben, somut ve etkili bir önlemi önermekle yetineceğim: Her ilde, ilçede, mahallelerde yurttaşlarımız “Cumhuriyet değerlerini takip ve koruma ekipleri” oluşturabilir. Bu birimler bulundukları yerlerde Cumhuriyetimizin kültür mirasını büyük bir titizlikle takip eder. En ufak bir saldırı girişimi gördüklerinde, bunu derhal kamuoyuna duyurur, diğer yerel oluşumlarla da işbirliği yaparak önlemeye çalışırlar. Bu ekiplerin oluşup örgütlenmesini, mevcut, yurt çapında etkili, güçlü bir dernek, örneğin Atatürkçü Düşünce Derneği üzerine alabilir.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura