Atatürk Okulu > Tarih
18-10-2017
TARİHİNİ BİLMEYEN ULUSLAR YOK OLMAYA MAHKÛMDUR: İLK MECLİS BİNAMIZI GEREĞİNCE KORUYABİLDİK Mİ?

İlk Meclis binamız, 22X43 metre boyutlarında, bodrum üzerine tek katlı, bir büyükçe toplantı salonu ile küçüklü büyüklü 9 odalı taş yapıdır. Dış cepheler, kemerler, geniş saçaklar ve iki balkonla zenginlik ve derinlik kazandırılmıştır.

İlk Meclis binamız, 22X43 metre boyutlarında, bodrum üzerine tek katlı, bir büyükçe toplantı salonu ile küçüklü büyüklü 9 odalı taş yapıdır. Dış cepheler, kemerler, geniş saçaklar ve iki balkonla zenginlik ve derinlik kazandırılmıştır.
Devletin kuruluşu ve Kurtuluş Savaşı'nın tüm askerî ve siyasî kararların alındığı, Cumhuriyetin ilan edildiği bu çok elverişsiz, küçük bina, 18 Ekim 1924 tarihine, kadar kullanılmıştır.
Bu tarihi bina bugün "Kurtuluş Savaşı Müzesi" olarak ziyarete açıktır. Eğer ziyaret etmediyseniz, bir gün mutlaka edin, özgünlüğünden çok şey kaybetmiş olsa bile...

Biz ne yazık ki tarihin, tarihî eserlerin değerini bilmeyen bir toplumuz. Bu kötü eğilimin, aydınlarımızda da olması ne büyük talihsizliktir. Zaten sorunun asıl sebebi de budur.

Birçok tarihî eser bu yönümüzden kaynaklanan bir tür “vahşet”in kurbanı olmuştur. Bütün şehirlerimizde geçmişten kalma eserler, binalar, köprüler sözde modernleşme uğruna yıkılmış, yerle bir edilmiştir. Restorasyonlar da tarihe saygı bilinci içinde yapılmamıştır. Bundan payını, ilk meclis binamız da almıştır. Bu dramı, bundan çok önce yayınladığım bir makalemde sergiledim. O kısım şöyledir:

İLK MECLİS

Cumhuriyet tarihimizin en anlamlı yapılarının başında kuşkusuz Ankara Ulus Meydanındaki TBMM binası gelir. Bu başlı başına bir tarih olan binayı birkaç kez ziyaret edip o görkemli bağımsızlık savaşının havasını, o otantik koridorları, odaları, salonları ve eşyalarıyla, doya doya içime çekmişimdir. Meğer bütün bunları son kez tatmışım. Şimdi bu artık mümkün değil. Çünkü o tarihî özgünlük de vandallığın kurbanı olmuş.

Değerli yazarımız Mustafa Yıldırım’dan dinleyelim:

Eskiden döşemeler tahtaydı, gıcırdardı. Eski okul sıralarının arasından, ayaklarımızın ucuna basarak geçerdik... Amerikalılar Türk mimarisinin tahta döşemelerini kaldırıp atmışlar, laminat döşetmişler. Artık ne gıcırtı, ne de tarihten gelen tahta kokusu kalmış. O eski püskü okul sıraları vardı ya, onları da bir güzel boyatmışlar. Hele konuk iskemleleri... Onları da gıcır gıcır deriyle kaplatmışlar. Odalardan birinde Büyük Millet Meclisi üyelerinin, tahta panolarda yeşil çuhaya iliştirilmiş kırışık fotoğrafları vardı. Kimin aklına geldiyse kaldırıp atmış. Duvara bir güzel laminat döşeyip, fotoğrafları da son teknolojiyle renklendirip laminat panonun üzerine nakşetmişler. Küçük salonlardaki bütün eşyaları kaldırmışlar... Bakanlar Kurulu’nun toplantı masasının çevresindeki koltuklara da kabarık ve kabaralı deri geçirtilmiş. Meclis Başkanı’nın odasına da el atmışlar. Odanın girişine asılan parlak pirinç levha üzerinde şu yazı okunuyor: Speaker’s Room... Zaten binanın her bölümünün girişine İngilizce levhalar konmuş. Pencerelerde eskiden koyu kadife perdeler vardı. İçerisi biraz loş olurdu. Kasvet basardı. Sanki düşman Polatlı’ya gelmiş... Şimdi ise, krem beyaz sentetik perdeler asılmış. Girişteki panoda ise ABD şirketi, Marlboro üreticisi Philip Morris’in adı yazılı .. . Biz sanırdık ki İlk Meclis yokluk ve yoksunluk içinde çalışmıştı. Bilemezdik bunca postmodern olduğunu. Ne diyelim, kandırılmışız, Resmî Tarih işte .... Bir gün bu ulus ayağa kalkıp “Ben İstiklal Meclisimi isterim” der mi acaba?

Diyeceksiniz ki bu Philip Morris şirketi de nereden çıktı? Bağımsızlık Savaşımızın karargâhı o kutsal yerde ABD’nin işi ne? Efendim, koskoca Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin, binanın yeniden düzenlenmesine ne bilgisi ne de parası yetiyor; işi özel sektöre, S.Sabancı’ya havale ediyor. Ancak özel sektörün, Sakıp Sabancı’nın da gücü ve parası yetmemiş olacak ki o da gidip Amerikan şirketinden yardım dilenmiş. Bari yaptıklarını adam gibi yapsalar, Cumhuriyet tarihimizin en şerefli izleri orada da göz göre göre yok olup gitmiş. Bu cinayet işlenirken başbakan, kültür bakanı, aydınlar ve benzerleri ne yapıyordu acaba? Herhalde “Atam, izindeyiz” diye nutuk çekiyorlardı. Hangi uğursuz adam yaptırdı, bu kaba restorasyonu? Tanrım, şu Ankara’da hiç mi vicdan sahibi biri kalmadı?

Kaynak: Cihan Dura, Atatürk'e Saygısızlık Neyin Habercisi?

http://www.cihandura.com/tr/makale/ATATURK-E-SAYGISIZLIK-NEYIN-HABERCISI-608

Tarihimize olan saygısızlığımızın birçok başka örneğini bu makalemde bulabilirsiniz.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura