2007 - 2011 Makale Arşivi > Bilimsel Yöntem Yazıları
30-07-2007
SOYUT DÜŞÜNME VE BİLİMSEL YÖNTEM

İki tür düşünme vardır: Somut düşünme, soyut düşünme. Bilim “soyut düşünme”nin eseridir. Ancak düşünme de somuttan soyuta doğru ilerler. Soyut düşünme somuttan başlar ve yine ona döner.

Soyut düşünme bilimin genellik özelliği ile yakından ilgilidir. Soyut düşünme de, bilimler de, bu özelliği  bilimsel yöntem sürecinde kazanır.

I) SOYUT DÜŞÜNME VE BİLİM

Soyut demek, “soyutlama ile elde edilen, varlığı maddeden hareketle insan zihninde gerçekleşen” demektir. Soyut (abstrait) terimi, somutun (concret) zıddı gibi kullanılır. Bir nesnenin, kendine özgü tüm nitelikleriyle verildiği bir tasarım, somuttur. Bundan dolayı, maddi şeylere dair bir fikir, duyumlarımıza yakınlık sağladığı ölçüde somuttur. Bir nesneden, yalnızca ait bulunduğu türün karakterlerini alıkoyan bir tasarım, soyuttur. Bir fikir, kavrama yakınlaştığı ölçüde soyut olur. Somut reel dünyaya, soyut insan zihnine aittir.Soyut düşünmenin zıddına “somut düşünme” denir.Somut düşünme; “somut olana, maddî olarak şimdi ve burada olana dayalı düşünme şekli”dir.

İnsan hayata “somut düşünme” ile başlar, “soyut düşünme” daha sonra gelir. Ancak eğitimle geliştirilir.. Somut düşünme duyu verileriyle yapılır, somut düşünme ise kavramlarla.

A) Soyut düşünmenin bilimle iki tür ilişkisi vardır.

i) Bilimi soyut düşünme yapar, yaratır.

Reel dünyanın karmaşıklığı, düşünmenin önünde bir engeldir. Bu karmaşıklık aynı zamanda bilimlerin oluşumunu da zorlaştırır. Ona bir çekidüzen vermek gerekir ki çaresi, soyut düşünmedir. İnsan soyut düşündüğü ölçüde reel dünyanın karmaşıklığını çözer, böylece onu gittikçe daha iyi anlar.

ii) Soyut düşünme bilimsel bilgiyi anlamamızı sağlar.

Bilime ilgi duymak ve bilimsel bilgiyi talep etmek, soyut düşünmenin varlığını gerektirmektedir. Bilim soyut düşünmenin ürünü olduğu için, anlaşılması belli bir ölçüde soyut düşünme çabası ve yeteneği ister. Aksi halde kişi öğrenmeye çalıştığını anlamaz, zorlanır, usanır ve geri çekilir.

Başka bir deyişle soyut düşünemeyen, bilime ilgi duymaz, bilimi talep etmez. Bu bir ölçüde Türkiye’de bilime talebin neden az olduğunu da açıklar.

Somut düşünme evresindeki bir kişi fiziksel gerçeklikten sıyrılamaz, somut olmayan şeyler üzerine akıl yürütemez. Kavram, fonksiyonel ilişki nedir bilmez; teori kuramaz, felsefe yapamaz.

B) Soyut düşünme yokluğuna örnek verelim. Örnekler kendimizden…

i)Bilim tarihimize bakalım. Örneğin iktisadi düşünce tarihimize: Dünya ölçeğinde ses getirici çalışma ortaya koymuş iktisatçılarımız, parmakla sayılacak kadar azdır. Neden? Çünkü iktisatçılarımızın çoğu, Batı’dan çeviri yapmakla yetinir (Bunların çoğu da ne yazık ki kötü çevirilerdir). Böylece öğrendiklerini -hatta doğru dürüst de anlamadan- papağan gibi öğrencilerine, halka tekrarlarlar. Kendileri oturup da içinde yaşadıkları toplumun realitesini cesurca gözlemlemezler. Oysa böyle yapsalar, soyut düşünme için gerekli ilk adımı atmış olacaklar. Çünkü realitedeki olguları sınıflamak, yeni kavramlar oluşturmak, yeni değişkenler belirlemek zorunda kalacaklardır. Tabii bunun hemen ardından da varsayımlar, fonksiyonlar, denklemler, soyut modeller gelecektir. Bu durum, bir kuşaktan öbürüne değişmediğinden Türkiye’de “bilimsel süreklilik ve bilimsel birikim” de yoktur. Oysa soyut düşünmede ileriye gitmenin bir koşulu da budur.

ii)Türkiye’nin sanayileşme tarihini göz önüne getirelim. Sanayicilerimiz birçok alanda ileri ölçüde kaliteli, rekabet gücü yüksek mallar üretmişlerdir. Fakat bunların hemen hepsi Avrupa ürünlerinin taklidi olan mallardır. Gözlerinin önünde somut nesneler vardı ve yine somut işlemlerle onların aynısını yapmaya çalıştılar. Daha ileri giderek, özgün mallar, yepyeni mallar üretemediler. Pratikte (somutta) becerikli idiler. Teoride (soyutta) ise hayır…

Çünkü bilimsel birikimleri yeterli değildi. Neden? Bir kuşaktan öbürüne, soyut düşünmeyi çok az denedikleri için! Elde ettikleri deneyimleri soyut düzeye aktarıp kavramlaştıramadılar, sistemleştiremediler.

iii)Üçüncü örnek deprem olgusu ile ilgili. Türkiye’de yüzyıllardır, Cumhuriyet tarihi ile yetinirsek yıllardır depremler olur. Erzurum’u, Van’ı, Adana’sı, Gediz’i, Adapazar’ı ile, depremi biliriz ve somut olarak anlatırız. Buna karşılık deprem olgusu ile soyut olarak ilgilenmeyiz. Değerli birkaç bilim adamımız dışında, bu olgu üzerinde soyut olarak düşünüp önlemlerimizi ona göre almayız.  Deprem olgusunu açıklamakta (teoride) ve çözmekte (teknik ve politikada) bilime dayanmaktan hâlâ uzağız. Bilim olmadan bu işin altından kalkamayacağımızı daha yeni anlamaya başlıyoruz. Bununla birlikte yine de tam anlamıyla anladığımız söyleyemeyiz.

C) Geleneksel toplumlar somut kavramlarla yaşarlar, karşılaştıkları gerçekleri zihinsel olarak soyut sistemlere dönüştürme gereksinimi duymazlar. Hayatın somut sorunları yine somut yollarla ve acele çözülür (gerçekte, çözüldüğü sanılır). Daha kapsamlı yorumlara, geriye ve ileriye yönelik akıl yürütmelere gerek duyulmaz. Kısa erimli, geçiştirici (palyatif) çözümler yeğlenir. Geçmişe, geleceğe bakmak akla gelmez. Gelse de, bakma becerisi yoktur. Bu nedenledir ki, örneğin Türkiye’nin birçok sorunu, hiç ders ve karşı önlemler alınmadan, hattâ yüzyıllardır “tekerrür” edip durur. Belki de bundan dolayı “Tarih tekerrürden ibarettir” diyoruz. Örneğin geçmişin Girit sorunu tarihçilerimiz tarafından soyut olarak ele alınmış olsaydı, Bugün Kıbrıs diye bir sorunumuz olmazdı. Yunanistan ve arkasındaki Batı, olasıdır ki Kıbrıs sorununu bir soyut sistem çerçevesinde çözmeye çalışıyor. Biz ise tam tersine, onu somut bir sorun olarak ele alıyoruz. Neden? Çünkü teorik birikimimiz yok.

Ders çıkarmak da soyut düşünmekle olur. O da her işini somut olarak çözenlerde bulunmaz. Aziz Nesin Türk halkının yüzde altmışının “aptal” olduğunu söylerken, onun, bildiğimiz anlamda “aptal” olduğunu söylemek istemiyordu. Sanırım, Türkiye’deki muazzam boyutlara varan soyut düşünme eksikliğine dikkatimizi çekiyordu.

II) BİLİMİN GENELLİK ÖZELLİĞİ

Bilimin başlıca özellikleri şunlardır: Genellik, nedensellik, pozitiflik, nesnellik, eleştiricilik, sistemlilik, yöntemlilik.Bu özelliklerden, genellik özelliği soyut düşünme ile yakından ilgilidir.Bilimin “genellik özelliği” nedir?Bu özellik bilimin “genel olan”la ilgilenmesinden kaynaklanır. Bilim “bireysel olan”la, “tikel olan”la ilgilenmez. Yalnızca bir kez meydana gelmiş olanla ilgilenmez, sürekli olanla,  durmadan, her ülkede her yerde, her zaman tekrarlanıp duran olgularla ilgilenir. Klasik bir formülle özetleyelim: Bireysel veya özel olanın bilimi olmaz; ancak “genel olan”ın bilimi olur. Örneğin bilim Adapazarı depremini doğrudan doğruya konu olarak almaz. Öyleyse neyi alır? Yanıt: Soyut olarak deprem olgusunu... Öyle ki bu yoldan elde edilen gerçekler, bütün somut depremler için geçerli olacaktır. Başka bir örnek:  İktisat biliminin bir dalı olan mikroekonomide talep analizinde ne belli bir mekân, ne belli bir zaman, ne filanca ülke ya da mal için analiz yapılmaz. Örneğin “tüketicinin x malı talep eğrisi” bilgisi oluşturulur; bu bilginin bütün tüketiciler ve bütün mallar için doğru (geçerli) olduğu kabul edilir. Bir “talep eğrisi” hakkında somut bir şekilde “şu karşıdaki otomobilin”, “şu dolaptaki elbisenin” talep eğrisi denseydi, bu bilgi genel olmaktan çıkar, tikel bilgi olurdu ve bilimi doğrudan doğruya ilgilendirmezdi.

III) GÖZLEM: BETİMLEME VE SINIFLAMA

Bilimsel yöntem, en basit şekliyle iki aşamadan oluşur: Gözlem ve muhakeme. Eş deyimle olgular önce betimlenir, sonra açıklanır. Bilim, genellik özelliğini daha gözlem aşamasında kazanmaya başlar.Bilimsel araştırmanın üç düzeyi vardır: Betimleme, sınıflama ve açıklama.Betimleme ve sınıflama gözlem ister. Evren çok karmaşıktır. Olduğu gibi kavranamaz. Karmaşıklığını gidermek, basitleştirmek gerekir. Bunun yolu soyutlamadır. Ayrıca olgular genellemeler yoluyla, zihinsel olan kavramlara dökülür.

A) Evrenin Karmaşıklığını Giderme

Önce şu soruyu yanıtlayalım: Bilim adamı evrenin, daha doğrusu “araştırma alanı”nın, “araştırma konusu”nun karmaşıklığını nasıl giderir?

1)Bilim adamları nesnel gerçeği (realiteyi), gözlem alanını daraltarak inceler.

-Realiteyi çeşitli bilimler arasında paylaştırır (matematik, astronomi, fizik, kimya, biyoloji, psikoloji, sosyoloji, iktisat gibi). Artık bir bilim alanının karşısında, muazzam bir gözlem alanı değil, nisbeten çok daha dar bir gözlem alanı vardır.

-Her bilim kendi alanını disiplinlere ayırır (örneğin iktisat bilimi: makro ekonomi, mikroekonomi, uluslararası iktisat, … gibi). Her disiplinde ayrı bir grup araştırmacı olduğundan gözlem alanı daha da daralmıştır.

-Her büyük alan kendi içinde büyük bölümlere ayrılır (örneğin uluslararası iktisat: Uluslararası ticaret, faktör hareketleri, parasal ilişkiler,… gibi).

-Her büyük bölüm kendi içinde kesimlere ayrılır (örneğin uluslararası ticaret: uluslararası ticaret teorisi, uluslararası ticaret politikası gibi)

-Her kesimde de araştırma alanı olarak sınırları belli ve dar bir konu seçilir (Uluslararası ticaret teorisi: Karşılaştırmalı üstünlük teorisi, teknoloji açığı teorisi, nitelikli işgücü teorisi,… gibi).

2)Basitleştirme bununla da bitmez. Realite öylesine karmaşıktır ki sadeleştirme devam eder. Seçilen konu da uygun teknikler, “soyutlama” ve “genelleme”  teknikleri kullanılarak daha da basitleştirilir. Şimdi bu tekniklere bakalım.

B) Soyutlama ve Genelleme Yoluyla Basitleştirme

1) Soyutlama genel olarak “bir şeyi bilerek ya da bilmeyerek hesaba katmama, göz önüne almama” demektir.

Soyutlamabir olguyu, bir kimseyi, durumu, düşünceyi,... içinde bulunduğu toplum, ortam veya zihinden ayrı, uzak tutma eylemidir.” Örnek verelim:  Bir malın talep eğrisinde, miktardaki değişmeleri yalnızca fiyatın belirlediği kabul edilir. Gelir, tüketici tercihleri gibi diğer faktörler hesaba katılmaz. Bu işlem, yukarıda belirttiğimiz anlamda bir soyutlama işlemidir.

2) Genel  “bir şeye ya da bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan” demektir.  Genelleme “varlıklar ya da olaylar arasındaki benzerlik bağıntılarını bir düşüncede (fikirde) toplama” demektir.

Bu tanım şu üç ögeyi kapsar: 

-Genelleme varlıklar, olgular hakkında yapılır.

-Bunlar arasındaki benzerlikler belirlenir.

-Benzerlikler kullanılarak yeni bir fikir oluşturulur. 

Genelleme “zihnin kavram  üretme işlemidir.”   Kavram oluşturmada kullanılan genelleme tekniğini  “aynı türden nesne veya olguların sâhip oldukları ortak karakterlerin, aynı bir fikirde bir araya getirildiği bir zihin işlemi” olarak tanımlayabiliriz.

Demek ki kavram oluşturma, bir basitleştirmedir.Kavram oluştururken, aynı türden olguların ortak özellikleri aynı tasarımda toplanır. Başka bir deyişle kavram “bir türün, sadece temel karakterleri esas alınarak oluşturulmuş zihinsel bir tasarımıdır.”  Tür bir olgu, nesne topluluğu (küme’si) anlamındadır. Özelliklerin ortak olması, kavramların tekrarlı ve sürekli, genel olması demektir. Örneğin, gezegen, açı, bulut, metal, karınca, aile, mal,… birer kavramdır. Kavramlar bilimlerin yapıtaşlarıdır. Kavram genel olunca, bilim de genel olur.

3) Şimdi genelleme tekniğini daha yakından, örneklerle görelim:-Dünya üzerinde her biri hem “duygulu ve hareketli” (B1), hem de “akıllı”  (B2) olan altı milyardan fazla canlı yaşamaktadır.  Bu altı milyar canlının ortak karakterleri olan B1 ve B2 karakterlerini tek bir kavramda topluyor ve “insan” kavramına ulaşıyorum. Bu karakterlerden sâdece B1 vasfına sâhip olan milyarlarca canlı için “hayvan ”  kavramını oluşturuyorum.  Hayvan bir kavram olarak zihnimdedir. Ona verdiğim ad ise, “terim”dir.-Dünya üzerinde insan ihtiyaçlarını tatmin edebilen pek çok sayıda somut tüketim malı vardır. Bunlardan kimileri  “uzun süre kullanılan” (B3), kimileri de “bir kullanışta yok olan” (B4) mallardır. B3 karakterine sahip olan bütün tüketim mallarını tek bir kavramda topluyor ve onlara “dayanıklı tüketim malları ” adını veriyorum. B4 karakterine sâhip olan bütün tüketim mallarını da “dayanıksız tüketim malları ” kavramıyla ifade ediyorum. -Bir ekonomide “esas faaliyeti üretim olan” ekonomik birimleri “işletme ” kavramı,  bunlardan tarımsal mal üretenleri “tarım işletmesi ”, sınâi mal üretenleri “sanayi işletmesi ”, hizmet üretimi yapanları “hizmet işletmesi ” kavramı içinde topluyorum. Bir ekonomide “esas  faaliyeti tüketim olan” ekonomik birimleri “tüketici ” veya “hanehalkı ” kavramlarıyla ifade ediyorum. Bütün bunlar benim zihnimdedir. Yazı ya da sesle ifadeleri ise “terim” adını alır.-Şimdi bütün somut örnekler için kullanılabilecek genel bir örnek verelim :  A karakterine sâhip olduğu için A  kavramı ile tasarladığımız bir bireyler topluluğu düşünelim. Bunlardan bir kısmı B karakterine, kalan kısmı C karakterine sahiptir. Genelleme tekniğini kullanarak iki yeni kavram oluşturabilirim: A’nın yanısıra B karakterine  sahip olan bütün bireyleri (A)B, A’nın yanısıra C karakterine sahip olan bütün bireyleri de (A)C kavramı ile anlatırım.

4) Bazı soyut kavramlarda genellemeden önce bir ön işlem gerekir. Buna “zihinsel sıyırma” adını verebiliriz. Zihinsel sıyırma “gerçek hayatta maddeden ayırt edilmesi mümkün olmayan bir şeyi, zihinde maddeden ayrı ve bağımsız olarak düşünme işlemi”dir.. Örneğin, sayı, nokta, doğru, açı, üçgen, çember,... gibi matematik kavramlar bu işlemle elde edilmiştir. Doğada maddeden ayrı olarak ne bir sayı, ne bir açı, ne de bir çember vardır; ancak, bütün bu kavramları zihnimizde maddeden bağımsız olarak düşünebiliyoruz. Fayda, ihtiyaç, değer, esneklik, gelişme, işsizlik,... gibi birçok ekonomik kavram da aynı işlemle oluşturulmuştur. Realitede maddeden tamamen bağımsız olarak ne fayda, ne değer, ne gelişme,... vardır. Ancak zihnimizde bütün bunları maddeden ayırıyor ve genelleme yaparak birer kavram hâline getirebiliyoruz.

IV) AÇIKLAMA

Yukarda bilimsel yöntemle olguların önce gözlemlendiğini, sonra “açıklanma”ya çalışıldığını belirtmiştim. Soyut düşünme açıklama ile daha yüksek bir mertebeye yükselir. Çünkü varsayımlar yapar. Denklemler, fonksiyonlar, teoriler kurar. Yeterli sayıda bir olgular küme’si gözlemlenip betimlendikten, gerekli görülen sınıflama ve tanımlamalar yapıldıktan sonra, bilimsel açıklama safhasına geçilir. Bu safhada olguların sebepleri bulunur, yasalar keşfedilir. Açıklama düzeyi tahmin yapmayı içerdiği gibi, politika oluşturmayı da mümkün kılar. Madem ki bilimsel açıklama bir X olgusunun Y’yi belirlediğini söylemektedir, öyleyse X meydana geldiği zaman Y’nin de meydana geleceği önceden tahmin edilebilir. Ayrıca bir politika çerçevesinde Y’nin meydana gelmesi bir amaç ise, X bir araç olarak kullanılabilir.Bir Y olgusu nasıl açıklanabilir? Açıklama yapmak, aynı zamanda, bir teori ya da bir model kurmaktır. Öyleyse sorumuzu şöyle de sorabiliriz: Y olgusunun teorisini kurmak için nasıl bir yol izleyebiliriz?

i)Önce Y’yi belirlediği varsayılan X1, X2, …Xn olguları belirlenir.

Örneğin, Y olgusu “emek talebi” olsun. Emek talebi’ni belirleyen türlü değişkenler vardır: Ücret düzeyi (X1), sermaye birikimi (X1), işsiz sayısı (X1), bölgenin gelişmişlik derecesi (X1), eğitim olanakları (X1) ve diğerleri (Xn).

ii)İktisatçının bir ekonomik olgu olarak emek talebini (Y) etkileyen bu değişkenlerin tümünü birden dikkate alması, aralarındaki bağlılıkları belirlemesi ve her birinin Y’yi ne ölçüde etkilediğini ortaya koyması olanaksızdır. O zaman açıklanacak olguyu etkileyen etmenlerden önemli saydığı bazılarını, hattâ başlangıçta yalnızca birini seçmesi ve analizini buna göre yapması gerekir. Başka bir deyişle varsayım yapar: Ceteris paribus varsayımı… Bu, seçtiği değişkenler dışındaki tüm değişkenlerin –zihinsel olarak- aynı kaldığının, değişmediğinin kabul edilmesi demektir.

Demek ki bir teori (model) son derecede karmaşık olan realiteyi geçici olarak basitleştirme zorunluluğunu içerir. Model gerçek dünyanın basite indirgenmiş  bir örneğidir.

Yukarıdaki örneği sürdürürsek,  “emek talebi modeli” şöyle kurulabilir:

Y = f (X1, X2 )  veya sadece Y = f (X1 ) 

Buna göre birinci fonksiyonda emek talebinin, ücret (X1)  ve sermaye stoku (X2 ) tarafından , ikinci fonksiyonda ise yalnızca ücret (X1)  tarafından belirlendiği varsayılmıştır.

iii)Y olgusu X1, X2 değişkenleriyle belli bir ölçüde açıklandıktan sonra, ceteris paribus (diğer değişkenler aynı kalmak koşuluyla) varsayımı kaldırılır. Neden? Çünkü her ne kadar bir Y’ye bir açıklama getirmiş bulunuyorsak da, X3, X4 gibi değişkenler de Y yi etkilediğinden, yaptığımız açıklama eksik durumdadır. Zihnen sabit tutulan değişkenleri de analizimize dahil etmemiz gerekmektedir. Bu son aşamada sırasıyla X1, X2, …, Xn ‘nin de etkili olması durumunda, Y’nin nasıl değiştiği görülmeye çalışılır. Başka bir deyişle daha önce hesaba katılmayan değişkenler de analize dahil edilerek “Y teorisi” geliştirilir, böylece Y hakkında daha mükemmel açıklamalara ulaşılır.

Açıklama, biri deneysel öbürü teorik, genelleme yoluyla yapılır. Deneysel genelleme tek tek ilişkiler hakkında yapılan genellemedir. Teorik genelleme ise, deneysel genellemenin açıklanmasında kullanılır. Hedef tüm tekil ilişkileri açıklayan genel yasalara erişmektir.

Bütün bu işlemler realitede değil zihinde yapıldığı için de, soyut düşünme açıklama sayesinde en yüksek mertebeye doğru  kanat açar. Ancak ne orada, ne de daha önce somuttan kopmaz, soyut düşünme. Yol boyunca sık sık geri dönüşler yapılır: Açıklama ile elde edilen soyut bilgiler somut hallere uygulanır. Onlarla karşılaştırılır. Eğer gerekli örtüşme sağlanırsa, sorun yoktur. Gerçek bulunmuştur. Örtüşme sağlanamazsa, her şeye yeniden başlanır.

SONUÇ

Bilim “soyut düşünme”nin eseridir. Soyut düşünme bilimin genellik özelliği ile yakından ilgilidir. İnsan soyut düşündüğü ölçüde bilimleri oluşturur, reel dünyayı gittikçe daha iyi anlar. Bilime olan talep de soyut düşünmeyi gerektirir. Soyut düşünme bilimin anlaşılması için de gereklidir. Türkiye’nin birçok sorunun çözülememiş olması, bunlara yenilerinin eklenmesi, yaygın soyut düşünme eksikliğinin sonucudur.Bilimin genellik özelliği soyut düşünme ile yakından ilgilidir. Çünkü ancak “genel olan”ın bilimi olur. “Genel” olan da soyuttur. Bilimler, genellik özelliğini bilimsel yöntem sürecinde, daha onun gözlem aşamasında kazanmaya başlar. Çünkü realite uygun tekniklerle sadeleştirilir, basitleştirilir. Soyut düşünme bilimsel yöntemin açıklama aşamasında en yüksek mertebeye erişir. Ancak tüm bunları başaran akıl, somutu unutmaz: O yüksekliklerden yere iner. Bulduğunu sınamak için…Doğru mu, yoksa eğri mi diye…     

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura