Atatürk Okulu > Diğer Konular
20-10-2018
SORULARLA ATAÖĞRETİ: SEBAT, EĞİTİM, MİLLÎ İRADE

Atatürk’ün şu öğüdünü açıklayınız: Kapıyı asla aralık bırakmayın; farkına varmadan, ardına kadar açılır.

Yanıt:

Atatürk bu sözüyle bir yüksek ahlak kuralını alegori* yoluyla anlatıyor. Kural “bir prensipten, bir karardan, bir kere benimsedikten sonra asla geri adım atmamak, tek bir ödün dahi vermemek gerektiği, verildiği takdirde prensibin tamamen yok olacağı” şeklinde ifade edilebilir.

Bu öğüt geniş kapsamlıdır. Hem birey ölçeğinde hem kamusal ölçekte geçerlidir. Ancak Atatürk’ün bunu, Cumhuriyetimiz ve onu ayakta tutan devrimler için söylediği açıktır.

Öğütte prensip “kapalı kapı” benzetmesi ile, geri adım atmak “kapıyı aralık bırakmak”la, prensibin yozlaşıp yok olması ise “kapının sonuna kadar açılması” benzetmesi ile ifade edilmiştir.

Peki, neden böyle oluyor? Ödün veren, kendisine sunulan bir çıkar karşılığında ödün vermiştir. Bir zaman bu çıkarın keyfini sürer, artık ikinci geri adım için elverişli hale gelmiştir.

Ödün alan, muhatabın zayıflığını ve bunun yönünü keşfetmiş, umudu artmıştır. Çok geçmeden yeniden harekete geçer, ikinci bir adım atar; ödün veren bunu yanıtsız bırakmaz,  karşılıklı alıp verme zincirleme sürüp gider. Ta ki prensibin tamamen yozlaşıp ortadan kalkmasına kadar... Şöyle de ifade edebiliriz: Ödün karşılığında bir menfaat sağlanır. Ancak ödün veren, bundan zarar da görmüştür. Ne var ki, başlangıçta menfaat büyük, zarar ise nispeten küçük olduğundan, kaybettiğini önemsemez. Taviz süreci uzun bir zamana yayıldığı için farkına varılmaz. Bir uyuşturucu almış gibidir. Ödünler arttıkça zarar büyür, sonunda katlanılmaz boyutlara ulaşır. Düştüğü batağı artık görmektedir ama, iş işten geçmiştir.

Atatürk’ün bu öğüdü, anlam olarak Stoa felsefesinde de yer alır. En güzel bir anlatımını ise “sarı öküz” hikâyesinde buluruz.

Atatürk’ün hayatı baştan başa bu prensiple örülüdür. Uzun süre üzerinde düşünüp candan benimsediği, doğru olduğuna kuvvetle inandığı bir ilkesinden en ufak bir fedakârlıkta bulunmamıştır. Kapıyı nasıl aralık bırakmamıştır, ilk ödünü nasıl vermemiştir, “Bağımsızlık, Sarı Öküz ve Sonrası” ** başlıklı yazımda anlattım.

O’nun aramızdan ayrılışından sonraki Türkiye ise, bu ilkenin ihlalleriyle doludur. Kapı ilk kez İsmet İnönü hükümetleri zamanında aralanmıştır. Sonra gelen hükümetler döneminde ise, kapı “farkına varmadan” açıla açıla, işte günümüz Türkiye’sine gelinmiştir.

Bugün kapı, ardına kadar açıktır.

*

Soru: Atatürk’e göre kalkınma için eğitim ve öğretim nasıl olmalıdır?

Önce soruyu çözümleyelim. Sorunun özü şudur: “Eğitim ve öğretim nasıl olmalıdır?” Ancak iki sınırlama getirilmiş: 1) Kalkınma için nasıl olmalıdır? 2) Atatürk’e göre nasıl olmalıdır? Demek ki, kendi görüşümüzü değil, Atatürk’ün görüşünü yazacağız. Herhangi bir açıdan değil, sadece kalkınma açısından yanıt vereceğiz.

Sorunun yanıtını ATANAME’nin 481. sayfasında) buluyoruz (Derge: Kalkınma; yöneltiler: 17-19), aşağıya aynen alıyorum:

- Peki, yeni eğitim ve öğretimimiz nasıl olacak? Arkadaşlar, eğitim ve öğretim şöyle olacaktır, böyle olacaktır diye açıklamalara girişmek çoğunlukla insanı hayali bir yönde boş yere yürütmekten başka hiçbir şeye yaramaz. Çünkü hiçbir şeye yaramamıştır. Eğitim ve öğretim nasıl olmalıdır sorusuna bendenizin vereceği yanıt şudur: Ekonominin isteyeceği gibi olmalıdır. Yani çalışmak için muhtaç olduğumuz şey nedir? Onu yapabilmek için ne öğreneceğiz? İstiyoruz ki, çiftçiyi yükseltelim, o halde çocuklara o şekilde bilgi verelim ki ve onları o şekilde yetiştirelim ki, bir tarafta okulda okuduğu şeyin, anasıyla babasıyla temas ettiği zaman, tarlasına gittiği zaman yapılmakta olduğunu görsün. Yalnız bir farkla: kendisi, anasının ve babasının yapmakta olduğunun eksik olduğunu ve daha iyisinin şöyle ve böyle olacağını okulda öğrenmiş olsun.

- Örneğin, sanat erbabı istiyoruz, kunduracı istiyoruz, terzi istiyoruz, her şeyi istiyoruz. Hayır, bunları öğrenmek lazım değildir ve bunları öğrenmek güzel bir şey değildir, denmiştir. Ve sanatkâr yoktur ülkemizde. O halde okullarımızda öyle şeyler öğretelim ki ayakkabı nedir, nasıl yapılır, öğrensin. Elbise nedir, nasıl yapılır, öğrensin… Sonra bu kadar sahillerimiz vardır. Bir takım şeyler oluyor. Vapurlar geliyor, gidiyor. Ticaret denilen bir şeyler oluyor. Fakat çocuk onları bilmez ve öğrenmemiştir. O halde öyle bir şey öğretelim ki, bu ülkede en çok gerekli olan şeyi öğrenmiş olsun.

- Şunu demek istiyorum ki, hayat için gerekli olan şeyleri başarıyla, hızla ve kolaylıkla elde etmekte bilmemiz gereken şeylerin hepsi eğitim ve öğretim programımızı oluştursun. Ve öyle de olacaktır. Yani genel cehaleti yok etmeye çalışacağız. Bunun için herkes rast geldiği yerde dindaşlarını, soydaşlarını aydınlatmayı ulusal bir görev bilmelidir. İlköğretimden itibaren gerçek ihtiyaçları karşılayacak tarz takip olunmalıdır ki, yetişecek olan çocuk yalnız teorik olarak kalmasın. Çalışma hayatında verimli olsun, faal olsun. Elbette orta öğretimde de aynı şeyi takip etmek lazım. Fakat bugünkü uygarlığın gerektirdiği düzeyde varlık gösterebilmek için, tabii yüksek ve bizim kuvvetimizin gerektirdiği milliyet derecesinde insanlar yetiştirmek lazım. Yüksek meslek adamları yetiştirmek lazımdır. Günün istediği meslek sahiplerini yetiştirmek lazım... Bunlar için gereken her türlü bilim ve öğretim yuvaları yapılacaktır ve yapılmalıdır. Bu dediğim şeyler bir eğitim-öğretim programı çizebilir.

Soru: 24 Haziran seçimlerinde oy sayılarının bir aday/partiden diğerine kaydırılarak bilgisayara girildiği belirlenmiştir. Bunun millî irade bakımından anlamı nedir?

Yanıt:

Sorudan anlıyoruz ki, sandık sonuç tutanaklarındaki oy sayıları SEÇSİS’e girilirken veriler bir aday/partiden diğerine kaydırılarak bilgisayara girilmiştir. Gayet açıktır ki, bu girişim seçimin sonucunu çarpıtmaktır, hileye başvurarak Millî Egemenliğin bir unsuru olan millî iradeyi olduğundan farklı göstermek anlamına gelir. Hem bilime aykırı hem de ahlaka aykırı bir eylemdir. Bu son noktadan yorumlarsak, Ataöğretinin temel niteliğindeki yöntem ilkelerine uymamak demektir. Bu ilkeler bilimcilik ilkesi ile ahlak ilkesidir.


Yöntem ilkelerinin Ataöğreti’deki işlevini hatırlayalım:


-Bilimcilik İlkesi ile Sosyal Ahlak ilkesi Ataöğreti’nin yöntem ilkeleridir. Bütün öğretinin temelini oluştururlar. Milliyetçilik ilkesi dahil, diğer bütün ilkelerin mükemmel şekilde anlaşılıp uygulanması, bu ilkelerden en iyi sonuçların alınması; bilimcilik ve sosyal ahlak ilkelerinin gereklerinin sürekli ve tam olarak yerine getirilmesine bağlıdır. Bu ilkelere ne kadar uyulmazsa, sistem hedefinden o kadar sapar.


-Bilimcilik ilkesi düşünme ve eylemin bilim kurallarına göre yapılmasını gerektirir. İlkeleri anlama ve uygulama bilimlerin en son kural ve verilerine göre yapılmalıdır. Sosyal ahlak ilkesi ise başta bilimsel veriler, bütün esas ve uygulamaları insanileştirir. Sosyal Ahlak olmazsa bilim dahil, diğer ilkelerin hiçbiri doğru işlemez, işe yaramaz, umulan sonucu vermez.


Bu durum, bilim ve ahlak ilkelerini ihlal edilmesi halinde, diğer ilkelerin de, bu örnekte Millî Egemenlik ilkesinin (Millî İrade'nin) işlevini yerine getiremeyeceğine iyi bir örnektir.

_____________________________.

*   Alegori: Bir düşünceyi simgelerle anlatma.

** http://www.cihandura.com/tr/makale/baimsizlik-sari-oekuez-ve-sonrasi-

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura