Atatürk Okulu > Diğer Konular
24-04-2018
SORULARLA ATAÖĞRETİ: MİLLÎ EGEMENLİK İLE BİLİMCİLİK ARASINDAKİ İLİŞKİLER

Atatürkçü Öğretiye Göre Millî Egemenlik İle Bilimcilik Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır?

Her işin bir yolu, yordamı, yöntemi vardır. Önceden benimsenmiş bir yönteme göre hareket edilirse, varılan sonuç çok daha verimli ve yerinde olur. Bir soruya verilecek yanıt işinde de böyle davranmalıdır. Ben de bu esastan hareket ederek, sorunun hangi şekillerde yanıtlanabileceği hususu üzerinde kafa yordum ve şu düşüncelere ulaştım:

Soruyu iki yolun birinden giderek yanıtlayabilirim.

1- Birincisi, doğrudan doğruya, hazır bilgimi kullanarak yanıtlayabilirim. Genel olarak, hiçbir kayıtla bağlı olmayarak, fazla uğraşmadan, hatta alel acele, aklıma ne geliyorsa o şekilde yanıtlarım. Bu tutum, yani “hazır bilgi” ile yetinmek mantık biliminde ve psikolojide bir “düşünme hatası” olarak nitelenmektedir.

2- İkincisi, soruyu iyice gözden geçirerek, benden tam olarak ne isteniyor, onu belirlemeye çalışırım. Yalnız kafamda mevcut bilgiyle yetinmem, olabildiğince kapsamlı bir araştırma yapar, başka kaynaklardan da yararlanırım. O zaman şu hususlar karşıma çıkıyor:

- Benden “Atatürkçü Öğreti” sınırları içinde olan bir yanıt isteniyor, kesinlikle bu alanın içinde kalmam, dışına çıkmamam gerekiyor.

- Benden, sadece belirli bir “ilişki” hakkında yanıt vermem isteniyor: Millî Egemenlik ile Bilimcilik arasındaki ilişki!...

Öyleyse, soruyu, kesinlikle belirttiğim çerçeve içinde kalarak, sistemli şekilde, Atatürkçülüğe özgü olan kavram, ilişki ve görüşleri olabildiğinde kullanarak yanıtlamam gerekiyor.

O zaman, kendi hazır bilgimle yetinmeyip, onun yanı sıra  diğer kaynaklardan da istifade etmeliyim. Ben, ATANAME’den yararlanıyorum. Buna göre oluşturduğum yanıt aşağıdaki gibidir:

Atatürk öğretisi (Ataöğreti) on ilkeden meydana gelir. Bu ilkeler ancak bütünüyle, birlikte ve her biri en iyi şekilde uygulandığı zaman, kendilerinden beklenen sonucu verir. Tek biri bile aksadığında, bütün sistem aksar. Çünkü her ilke diğerlerine bağlıdır; hepsi birbirini çalıştırır, birbirini ayakta tutar.

Örneğin Millî Egemenlik ilkesi… Bu ilkenin en iyi sonucu vermesi, diğer ilkelerin, mesela Bilimcilik ve Ahlak ilkelerinin gerektiği şekilde uygulanmakta olmasına bağlıdır. Uygulanmazsa, Millî Egemenlik İlkesi kendinden beklenen sonucu vermeyecektir. Bilindiği gibi Millî Egemenlik İlkesi demek; ülkenin bugününü ve geleceğini iç ve dış düşmanların değil, yalnızca  halkın hizmetinde gerçekleştirmek demektir. Nasıl sağlanacak bu? Millî Egemenlik ilkesi, “ham” halinden kurtarılarak, örneğin Bilimcilik İlkesiyle, Ahlak İlkesiyle rafine edilecek, geliştirilecek, olgunlaştırılacaktır.

Millî Egemenlik bir yetenek, bir güçtür. Derecesi; bir milletin nüfusu, ekonomisi, sosyal ahlakı gibi unsurlarıyla birlikte o milletin “beyin ve bilim gücü”ne (eğitim düzeyi, kültürel, bilimsel ve teknolojik düzeyine) bağlıdır.

O halde Millî Egemenlik İlkesi’nin en verimli şekilde işlemesi, kendinden beklenen en iyi sonuçları verebilmesi için, uygulanması sırasında, Bilimcilik İlkesi’nin zorunlu kıldığı kural ve görüşlere uygun olarak hareket edilmesi gerekmektedir. Bunun ilk gereği de cehaletten kurtulmuş, Millî Egemenlik hakkında iyi eğitim almış, egemenlik bilinci olan, ona sahip çıkan bir halkın varlığıdır. Bu saydığım yetenek ve beceriler ise ancak Bilimcilik İlkesinin ülkede geçerli ve söz sahibi olmasıyla kazanılabilir. Aksi takdirde egemenlik düşmanların eline geçer. Atatürk bu koşulu, ATANAME’de örneğin şu yöneltilerde ifade etmiştir:

  • Egemenliğin kayıtsız koşulsuz milletin sorumluluğunda kalabilmesi için, halkın kendi yazgısını kendisinin idare etmesi esastır; aksi halde Millet şunun bunun oyuncağı olur. Ulusal hayatımız, tarihimiz ve geçmişteki yönetim şeklimiz bunun trajik kanıtlarıdır. [Egemenlik Bilinci: 5]
  • Bir millet hükümetin bekçisi olmalıdır, takipçisi olmalıdır. Çünkü hükümetlerin icraatı olumsuz olup da millet itiraz etmez ve o hükümeti düşürmezse, bütün kusur ve kabahate o da ortak olmuş demektir. Şunun bunun oyuncağı olabilen milletler, haklarını idrak etmemiş demektir. Böyle bir millet de denetim altında bulundurulmayı hak etmiş olur. [Hükümet: 30]
  • Milletimiz siyasî partiler yüzünden, bu partilerin ihtirasları ve çatışmaları yüzünden çok büyük zararlara uğramıştır. Kendi menfaatleri unutturulmuş, şunun bunun menfaatlerinin hizmetkârı yapılmıştır. Gerçekten milletin türlü sınıflarından bir veya iki veya üçünü alıp da diğerlerinin zararına olarak, yalnız o sınıfların çıkarlarının teminiyle meşgul olan bir siyasi parti bizim milletimiz ve ülkemiz için zararlıdır. [Parti: 11]
  • İnsanlar yalnız maddi değil, özellikle maddi kuvvetin içindeki manevi kuvvetin etkisiyle de yapıcı olurlar. Milletler de böyledir. Manevi kuvvet özellikle bilim ve kültürle yüksek bir şekilde gelişir. Dolayısıyla hükümetin en verimli ve en önemli görevi eğitim işleridir. Eğitim ve öğretimde yüksek bir düzeye çıkacak bir milletin yaşam mücadelesinde maddi, manevi bütün kudretlerinin artacağı muhakkaktır. Bu nedenledir ki,  millî eğitim işlerinde zafere ulaşmak şarttır.  [Eğitim ve Öğretim: 2]
  • Milletin yüzyıllarca başkalarının hırs ve faydalanma aracı kılan en büyük düşmanı cehalettir. Milleti kendi benliğine sahip yapmayan, milleti yüzyıllarca kendi hakkından gafil bulunduran hep bu cehalettir. Hükümdarların, şunun bunun, milleti esir gibi, köle gibi çalıştırmaları, bütün vatanı kendi özel malikâneleri gibi kabul etmeleri; hep milletin bu cehaletinden istifade edilmek sayesinde idi. Gerçek kurtuluşu istiyorsak, her şeyden önce, bütün kuvvetimiz, bütün hızımızla cehaleti gidermeye mecburuz. [Eğitim ve Öğretim: 13]
  • Halkı gerçek durumdan haberdar etmek son derecede önemlidir. Çünkü her şey açık söylendiği zaman halkın kafası çalışacak, iyi şeyler yapacaktır. Milletin zararına olan şeyleri reddedecek, şunun bunun arkasından gitmeyecektir. [Devlet işleri: 12]
  • Yeni nesil en büyük Cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan, onların yetiştireceği öğretmenlerden alacaktır. Evet siz, Cumhuriyet’in fedakâr öğretmenleri, eğitimcileri! En büyük görev size düşüyor. Yeni nesli sizler yetiştireceksiniz; o kuşak sizin eseriniz olacak. [Emanet: 2]
  • Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet henüz millet adını almak yeteneğini kazanmamıştır. Ona sıradan bir insan topluluğu denir, millet denemez. [Öğretmenler: 2]
  • Bu yöneltilere Atatürk’ün şu sözünü de ekleyebiliriz: Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır ya da milleti esaret ve sefalete terk eder.

Daha fazla bilgi edinmek için şu kaynaklara başvurunuz:

- Birinci Görev Okulu: Atatürkçü Öğreti Dersleri, 2016. (Millî Egemenlik İlkesi, Bilimcilik İlkesi) https://drive.google.com/…/0BxQSfWvlTlZvSlA3MjhnVlRhUE0/view

- Ataname, Nergiz Yayınları, İst., 2017. (Dizin: Millî Egemenlik, Bilim ve Bilimcilik ile ilgili terimler)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura