2007 - 2011 Makale Arşivi > Akademik Yazılar
03-12-2017
SANAYİLEŞEMEYEN ÜLKE BİLGİ TOPLUMU OLAMAZ

Dünyada ortaya çıkan iki güçten sağlanan kazançlar, yani bir yandan ticaretin küreselleşmesinden, öbür yandan bilgi ve iletişim teknolojisi (BİLTE) devriminden sağlanan kazançlar; Batı’nın sanayileşmiş zengin ülkelerinde, verimlilik artışı ve ekonomik büyüme şeklinde kendini gösterdi.  

Bu iki gücün etkisi özellikle ABD ekonomisinde gözlemleniyor. Pohjola (2002) gibi araştırmacıların analizleri; ABD’nin söz konusu güçlerden yararlanarak, verimliliğini ve ekonomik büyümesini önemli ölçülerde arttırdığını ortaya koyuyor.

Günümüzde birçok iktisatçı ülkeleri ekonomik büyümeye götürecek anahtar faktörün bilgi ve iletişim teknolojileri (BİLTE) olduğuna inanmaktadır. Geçmişte, bu nitelikte  olduğu düşünülen faktör “makine-teçhizat yatırımları” idi. Kuşkusuz, “BİLTE-ekonomik büyüme ilişkisi”ne dair bu görüş yanlış değildir, ancak tam doğru olduğu da söylenemez. Daha açık bir deyişle, yalnız gelişmiş ülkeler için doğrudur. Genelleme yaparak, ilişkinin kapsamına bütün ülkeleri almak çok yanlıştır. Hele az gelişmiş ülkeler için, hiç doğru değildir. Dolayısiyle böyle bir ülkede “BİLTE büyümeye yol açar” genellemesine dayanarak uygulanacak ekonomi politikaları da yanlış, en azından verimsiz olacaktır.

Bilgi ve iletişim teknolojilerinin (BİLTE) ekonomik büyüme etkileri hakkında geniş bir literatür oluşmuştur. Araştırmaların çoğunda, bazı gelişmiş ekonomiler hariç, “bilgi-iletişim teknolojisi yatırımı” ile “toplam verimlilik” arasında zayıf bir korelasyon ilişkisi bulunmuştur. Başka bir deyişle BİLTE yatırımının, gelişmenin anahtarı sayılan verimlilik üzerindeki etkisi çok zayıftır.

Ben bu makalemde, bilgi ve iletişim teknolojileri ile büyüme arasındaki ilişkilere dair yatay kesit analizlerinin ortaya koyduğu sonuçlar ışığında, şu tezimin, yani “sanayileşmenin bilgi toplumunun bir ön koşulu olduğu, az gelişmiş ülkelerin  öncelikle sanayi toplumu olmaya çalışmaları gerektiği”, kısaca  “bilgi toplumu için önce sanayileşme” tezimin ne ölçüde doğru olduğuna ilişkin kanıtlar bulmaya çalışacağım.

   Çalışmamda  ülkelerin  “zengin ülkeler, gelişmekte olan ülkeler, en az gelişmiş ülkeler” şeklindeki sınıflanması benimsenmiş, bunun dışında “gelişmekte olan ülkeler”le “en az gelişmiş ülkeler”,  ikisi birden “yoksul ülkeler” olarak adlandırılmıştır.

Makale beş bölümden oluşmaktadır. İlk iki bölümde sırasıyla dünya ülkelerinde bilgi ve iletişim teknolojisi (BİLTE) donanım ve kullanım durumu ile BİLTE’nin ekonomik büyüme üzerindeki etkileri üzerinde durulacaktır. Üçüncü bölüm BİLTE’nin üretim etkisine dair uygulama sonuçlarına  ayrılmıştır. Dördüncü bölümde BİLTE yatırımlarının büyüme etkisine dair deneysel çalışmaların sonuçları özetlenmiştir. Son bölümde ise BİLTE yatırımlarının bazı gelişmiş ekonomiler dışında büyümeyi neden etkileyemediği konusuna yer verilecektir. Ancak daha da önemlisi bütün bu malzemeyi, her gerektiğinde “bilgi toplumu için önce sanayileşme” tezim açısından değerlendirmeye çalışacağım. Sonuç bölümünde ise hüküm ve önerilerimi sundum.

I) DÜNYA ÜLKELERİNDE BİLTE KULLANIMI

Önce dünya ülkelerinde BİLTE donanım ve kullanımına dair verilerle “BİLTE harcamaları” hakkında fikir sahibi olmamız gerekmektedir.

A) Dünyada BİLTE donanımı ile bunun kullanımına ilişkin istatistik bilgileri, çalışmamda geniş ölçüde yararlandığım Pohjola’nın (2002) makalesinde bulabiliyoruz. 1990’lı yıllara ait olan bu istatistikler bilgi ve iletişim alt yapısındaki gelişmeleri kişisel bilgisayarlar, Internet kullanıcıları, telefon hatları ve cep telefonları itibariyle ortaya koyuyor.

M. Pohjola adı geçen verilerin gözleminden başlıca şu bulgulara ulaşmıştır: Kişisel bilgisayar ve Internet kullanıcılarının sayısı yüksek gelirli (zengin) ülkelerde, gelişmekte olan ülkelerden 10 kat fazladır; telefon 6 kat, mobil telefon 7 kat fazladır. Bu zıtlık zengin ülkeler en az gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında, daha da belirginleşiyor.

Bu bulgular, benim “bilgi toplumu için önce sanayileşme” tezim açısından ne anlama geliyor? Yanıtı, aşağıdaki yorumlarımla vermeye çalışacağım.

1) İstatistikler kişisel bilgisayar ve Internet kullanıcılarının, zengin ülkelerde nispeten çok daha fazla olduğunu gösteriyor. Bu gözlem son derecede normaldir, beklenen bir olgudur; eğer “nispeten daha fazla” olmasaydı, o zaman şaşırmak gerekirdi. Çünkü yüksek gelirli ülkelerde BİLTE  ürünlerine talep yaratan, onların kullanımını gerektiren ve bunu gittikçe çoğaltan gelişmiş bir sanayi sektörü vardır. Ayrıca sanayi sektörü gittikçe daha eğitilmiş, daha rafine işgücü talep eder. Sanayileşme ne kadar ileri giderse, eğitilmiş ve nitelikli insan talebi de o kadar artar ve çeşitlenir. Çok sayıda eğitilmiş ve rafine işgücü de çok sayıda bilgisayar kullanır, çok sayıda Internet kullanıcısı olur, yoğun iletişime daha fazla ihtiyaç duyar.

Sanayi sektörünün bu BİLTE talebi yaratıcı özelliğini ya da gücünü daha somut olarak göstermek için, bir sanayi tesisini göz önüne alalım. Bu tesis kuruluşundan başlayarak şu bilgi yoğun hizmetleri talep edecektir [Aktan ve Vural, 2004: 162]: Mimarlık ve inşaat ile ilgili hizmetler,  piyasa araştırmaları, çevre ile ilgili hizmetler (çevre düzenleme, atık kontrolü, geri dönüşüm hizmetleri), dizayn hizmetleri, teknik mühendislik hizmetleri, işe alma ve teknik personel hizmetleri, iletişim hizmetleri, bankacılık ve diğer finansal hizmetler, hukuk hizmetleri, üretim tekniği, üretim planlama ve denetimi, kalite kontrolü, pazarlama ve reklam, muhasebe ve mali müşavirlik, bilgisayar ve bilgi teknolojisi ile ilgili hizmetler, Ar-Ge danışmanlık hizmetleri, sigortacılık hizmetleri, teknoloji yoğun eğitim hizmetleri…

2) İkincisi, yalnızca yukarda verdiğim bulgulara bakarak, zengin ülkelerin, bilgi ve iletişim teknolojileri (BİLTE) donanımı ve kullanımı sayesinde gelişmiş ve bugün bulundukları düzeye erişmiş olduklarını düşünmek elbette doğru değildir. Bu önermenin tersi de doğrudur, yani yoksul ülkelerin BİLTE donanımı ve kullanımı eksikliği yüzünden yoksul kaldıklarını da söyleyemeyiz. Çünkü zengin ülkeler bugünkü gelişme düzeylerine yaklaşık 200-250 yıllık bir süreç sonunda erişmiştir. Oysa BİLTE donanımı ve kullanımı olgusu, son 50 yılın bir gerçeği ve verisidir. Öyleyse BİLTE zengin ülkelerin ancak son yıllardaki gelişme sürecini -onu da kısmen- açıklayabilir. Bilindiği gibi gelişmişlik uzun ve yoğun bir birikimin, diğer faktörlerle desteklenen fizik sermaye birikimi ile ona son 50 yılda eşlik etmeye başlayan BİLTE sermayesi birikiminin ürünüdür. Dolayısiyle ekonomik gelişme sürecinin asıl büyük bölümünün, fizik sermaye  tarafından açıklanması gerektiğini ileri sürmek yanlış olmaz. Bu takdirde iki durumu birbirinden ayırt etmek gerekir:

i) Zengin (gelişmiş ve en gelişmiş) ülkeler büyüme sürecinde fizik sermayenin baskın olduğu dönemi artık geride bırakma yolundadır.

ii)Buna karşılık yoksul  ülkeler zenginleri henüz çok geriden takip etmekte, gelişme sürecinde “fizik sermayenin hâlâ baskın olduğu aşama” içinde bulunmaktadır. Dolayısiyle BİLTE ve büyüme ilişkisi analizlerinde, yoksul ülkelerin bu bağlantıya verdiği yanıt negatif olacaktır. Bu durumun ekonomik politika bakımından anlamı şudur: Yoksul  ülkeler öncelikle “fizik sermaye birikimi”ni  gerçekleştirmek, yani sanayileşmeye öncelik tanımak zorundadırlar.

            Türkiye Bilişim Vakfı Bilişim Sanayicileri ve İşadamları Derneği tarafından hazırlanan, DPT’nın katkıda bulunduğu bir dokümanda şöyle yazıyor [E-Dönüşüm Türkiye İcra Kurulu, 2004: 3,4] : “Ülke yöneticileri yolumuzu tanımlamışlardır: ... Dünya’da küresel ölçekte rekabet edebilecek, … refah standartları yüksek bir Türkiye ... yani rekabetçi, dinamik bir bilgi ekonomisi ve bilgi toplumu.. Vizyonumuz, “10 yıl içerisinde dünyanın önde gelen 15 bilgi ekonomisi ülkesinden birisi olmak”tır. Bence bu doğru bir “yol tanımlaması” ve doğru bir “vizyon” değildir; doğrusu şöyledir : “Ülke yöneticileri yolumuzu tanımlamışlardır: ... ‘Dünya’da küresel ölçekte rekabet edebilecek,... yani rekabetçi, dinamik bir sanayi ekonomisi ve sanayi toplumu... Vizyonumuz, “10 yıl içerisinde dünyanın önde gelen sanayi  ekonomilerinden biri olmak”tır.

3) Yukardaki muhakeme, geçmişte yapılan ekonomik kalkınma analizlerinin temel yaklaşımıyla karşılaştırılınca kolaylıkla görülür ki gökkubbe altında değişen bir şey yok. Eskiden de, yani 1960’lı, 1970’li yıllarda da, az gelişmiş ülkelerin kalkınma politikalarıyla ilgili olarak şimdikilere benzer karşılaştırmalı analizler yapılırdı. Ancak önemli bir farkla : BİLTE yatırımları değişkeni o yıllarda iktisatçıların ilgi alanına günümüzdeki kadar girmemiş olduğundan, ülkeler birbiriyle fizik sermaye (makine-teçhizat yatırımları) ölçüt alınarak karşılaştırılırdı. Başka bir deyişle ekonomik gelişmenin temel belirleyicisi olarak fizik sermaye merkezî plana oturtulurdu. Karşılaştırma (yatay kesit analizi) yapıldıktan sonra da bugünküne benzer bir sonuca ulaşılırdı: Gelişmiş ülkelerde makine-teçhizat birikimi hızlı, az gelişmiş ülkelerde yavaştır. Öyleyse az gelişmiş (yoksul) ülkeler, kalkınmak istiyorlarsa, olabildiğince makine-teçhizat ithal ederek yatırım yapmalıdır. Tabiî böyle politikalar da öncelikle o zamanın sanayileşmiş (bugünün zengin) ülkelerinin işine geliyor, büyük makine-teçhizat ihracatçıları olarak onlara büyük kazançlar sağlıyordu. Yaklaşım günümüzde de değişmiş değil. Yoksul ülkelere yine aynı şey söyleniyor: Kalkınmak mı istiyorsunuz, olabildiğince bilgisayar alın, Internet kullanın;  cep telefonu sayısını artırın.

B) BİLTE donanım ve kullanımına ilişkin olarak, literatürde kullanılan bir gösterge de ülkelerin “BİLTE harcamaları”dır. Yukarda vurguladığım önemli farklılık, kaçınılmaz olarak, ülkeler bu gösterge açısından karşılaştırıldığında da ortaya çıkmaktadır. İlişki ülkelerin BİLTE harcaması ile kişi başına GSYİH’ları arasında kuruluyor. Pohjola’nın (2002), 50 ülke örneğinde 1990’lı yıllar için yaptığı hesaba göre “toplam hasılanın yüzdesi olarak BİLTE harcaması oranları” zengin ülkelerde yoksullara kıyasla 4-5 kat daha yüksek çıkmaktadır.

R. Yamak ve H. Y. Bozkurt’un (2003), 47 ülkede bilgi teknolojisi ve ekonomik büyüme ilişkisini inceledikleri makalelerinde sunulan veriler de ülkelerin gelişme düzeyleri yükseldikçe  bilgi teknolojisi yatırımlarının arttığını göstermektedir: 1996-2000 dönemi için “bilgi teknolojisi yatırımı / GSMH” oranı ortalaması; gelişmekte olan ülkelerde %4.99, gelişmiş ülkelerde % 6.8, G-7 ülkelerinde %7’dir.

Bu tür bulguların şaşırtıcı olmadığını ve sebeplerini biliyoruz. Ancak bir tekrar da olsa, bakış açısı biraz farklı olduğundan, sebepler üzerinde bir kez daha durmak yararlı olacaktır. Açıklama, sanırım, şu sorunun yanıtında: Bir ekonomide BİLTE harcamasını daha çok hangi kuruluşlar ve kimler yapar? Elbette başta sanayi firmaları yapar, nitelikli insangücü yapar. Yukarda vurguladığım gibi bunların sayısı sanayileşmiş ülkelerde fazladır, dolayısiyle BİLTE harcamaları da nispeten fazla olacaktır. Ayrıca onlar bilgiye dönüktür, araştırmaya ve yeniliğe düşkündür ve yaratıcıdırlar. Buna karşılık az gelişmiş ve yoksul ülkede durum hayli farklıdır: Bilgiye talep düşük, araştırma ve yenilik eğilimi zayıftır, yaratıcılık çoklukla teşvik görmez. En büyük handikaplardan biri patolojik bir dışa dönüklük, her şeyin, bu arada bilgi ve teknolojinin dışardan beklenmesi, sürekli olarak gelişmiş ülkelerden ithal edilmesidir. Öyle ki bu ülkelerde yetişmiş insangücü bile çoklukla taklitçidir, aktarmacıdır. Doğrudan, yeni bilgi üretilmez; özgün 

yatırımlar yapılmaz; inovasyona, yaratıcılığa olan talep zayıftır.

M. Pohjola, çalışmasında bir hususa daha dikkat çekmiştir ki çok önemlidir. Şöyle ki aynı gelir düzeyindeki ülkeler arasında da BİLTE harcaması ile kişi başına GSYİH ilişkisi bakımından anlamlı farklılıklar vardır; öyleyse, BİLTE harcamalarını etkileyen başka faktörler de olabilir. Ben bu faktörlerden birinin, ülkelerin sanayileşme düzeyleri olduğuna inanıyorum. Çünkü ülkelerin kişi başına gelir düzeyleri aynı, ancak sanayileşme dereceleri farklı olabilir.

II) BİLTE’NİN BÜYÜME ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

BİLTE’nin çıktıyı, verimlilik ve ekonomik büyümeyi nasıl etkilediği bir toplam üretim fonksiyonu kullanılarak belirlenebilir. Etki birkaç kanaldan geçerek ortaya çıkmaktadır.

A) Pohjola (2002) BİLTE’nin çıktıyı, verimlilik ve ekonomik büyümeyi nasıl (hangi kanallardan) etkilediğini belirlemek için aşağıdaki toplam üretim fonksiyonunu kullanmıştır.

Toplam Katma Değer   =  ( BİLTE-kaynaklı Gelir, BİLTE-dışı Gelir)

                                       =  Teknolojik Düzey  f (BİLTE Sermayesi, Fizik Sermaye,                                              Beşerî Sermaye, Emek)

Eğer,

Yt               : Gelir  (Toplam katma değer)

Yt BİLTE         : BİLTE-kaynaklı (mal ve hizmetlerden elde edilen) gelir

Yo                     : BİLTE –dışı (mal ve hizmetlerden elde edilen) gelir

Ct               : BİLTE sermayesi

Kt              : Fizik sermaye

Ht               : Beşerî sermaye

Lt               : Emek

A            : Teknolojik düzey

 

ise, o zaman:

Yt   =  Y (Yt BİLTE ,    Yo  )  =  At f ( Ct,  Kt,  Ht,  Lt )

Yazılabilir[1].

B) Pohjola’nın (2002) belirttiği gibi, modern ekonomide BİLTE ikili bir rol oynamaktadır; biri çıktı olarak, öbürü girdi olarak… Bu roller şöyle de ifade edilebilir:

-BİLTE’yi üreten, yani BİLTE çıktısı arz eden endüstrilerin oynadığı rol,

-BİLTE’yi kullanan, yani  BİLTE’yi  girdi olarak talep eden endüstrilerin oynadığı rol.

Bundan başka BİLTE teknolojik sürece de katılır. Öyleyse, BİLTE çıktıyı  ve ekonomik büyümeyi başlıca 3 yoldan etkilemektedir:

i) BİLTE’nin Çıktı (Katma Değer) Etkisi: BİLTE mal ve hizmetlerinin üretimi ekonomide toplam katma değerin bir parçasını oluşturur. BİLTE mal ve hizmet üretimi, katma değer artışına yol açar. BİLTE’nin GSYİH büyümesine doğrudan katkısı, BİLTE mal ve hizmetlerinin nominal çıktıdaki payları, bunların üretim miktarlarının büyüme oranıyla çarpılarak  hesaplanır.

ii) BİLTE’nin Girdi Etkisi: Diğer mal ve hizmetlerin üretiminde girdi olarak kullanılan BİLTE sermayesi, ekonomik büyümeye ikinci bir katkıda bulunur.

iii) BİLTE’nin Teknolojik İlerleme Etkisi: BİLTE, teknolojik sürece BİLTE endüstrileri aracılığıyla katkıda bulunur. Bir başka deyişle, BİLTE yeni teknolojilerin bulunmasına yardımcı olmaktadır. BİLTE ekonomik büyümeyi, BİLTE sanayilerinin genel olarak teknolojik değişmeye yaptığı katkı yoluyla etkileyebilir.

Bu etkilerden ilki ve sonuncusu kendilerini daha çok zengin ülkelerde gösterir. İkinci etki her ülkede karşımıza çıkabilir.

Pohjola’nın saydığı bu üç etkiye ben bir dördüncüsünün daha eklenebileceğini düşünüyorum: BİLTE’nin beşerî sermaye etkisi… Buna göre BİLTE, beşerî sermayenin (toplam üretim fonksiyonundaki H’nin) iyileşmesine, kalitece yükselmesine katkıda bulunabilir[2]

 III) BİLTE’NİN ÜRETİM ETKİSİ : UYGULAMA SONUÇLARI

BİLTE üretimi -yukarda belirttiğim gibi- iki yoldan ekonomik büyümeye katkıda bulunur:

-BİLTE mal ve hizmetlerinin reel GSYİH’ya doğrudan katkısı

-BİLTE sanayilerinin teknolojik ilerlemeye yaptığı katkı.

A) BİLTE Mal ve Hizmetlerinin Reel GSYİH’ya Doğrudan Katkısı

1) BİLTE mal ve hizmetlerinin reel GSYİH’ya doğrudan katkısı aşağıda gösterildiği şekilde hesaplanır (Pohjola, 2002: 7) .

Yt   =  Y (Yt BİLTE ,   Yo  )  fonksiyonundan hareketle

y    = wBİLTE y BİLTE + wo yo

denklemi yazılabilir.

Burada:

y : değişme oranıdır.

w: ağırlık olup ilgili değişkenin nominal üretim payını gösterir.

İfadeyi hafifletmek için, zaman işareti t kaldırılmıştır.

“BİLTE mal ve hizmetlerinin reel GSYİH’ya doğrudan katkısı”, yukardaki denklemde yer alan (wBİLTE y BİLTE  ) terimidir.  

2) OECD’nin hesaplamalarına göre BİLTE mal ve hizmetleri üye ülkelerde cari fiyatlarla GSYİH’nın %3 - %9’unu oluşturmaktadır.

1990’ların ortasında BİLTE’nin çıktı büyümesine doğrudan katkısı, ancak istatistik veri elde edilebilen ülkeler için hesaplanabilmiştir. Bu katkı ABD’de ’dir; Avustralya’da %5-%8, Finlandiya’da %25-%30 arasında değer almıştır.

İstatistik veriler ne yazık ki OECD ülkeleri dışında kolayca erişilebilir değildir. Ancak OECD’nin tahminlerine göre, dünya BİLTE üretiminin yüzde 80’den fazlası OECD üyelerine aittir. Sonuç olarak, BİLTE malları üretimi ezici bir şekilde sanayileşmiş ülkelerde ve birkaç az sayıda, yeni sanayileşmiş ülkede yoğunlaşmıştır [Singapur (%5), Malezya ve Tayvan (her biri %3), Brezilya (%2), Hong Kong ve Tayland (her biri %1)].

Kanı’mca böyle bir bulguya ulaşılması da kaçınılmazdır. Sebep de aynıdır: BİTE malları üretimi adı geçen ülkelerde yoğunlaşmışsa, bu o ülkelerin sanayileşmiş olduklarından dolayıdır. Öyleyse şu  gözlem de doğru olacaktır: OECD dışında pek fazla ülke yoktur ki BİLTE mallarının GSYİH büyümesine doğrudan katkısı, OECD ülkelerinki kadar yüksek olsun.

Yukarda adı geçen az sayıdaki başarılı ülkelerden biri Singapur’dur. Wong’un hesaplarına göre, Singapur’da 1990’ların ortasında BİLTE mal ve hizmetlerinin GSYİH payı ’ün üzerindeydi. BİLTE malları üretimi 1970-95 döneminde ekonomik büyümenin ’sini açıklamaktaydı. Hindistan’ın yazılım endüstrisi  çok hızlı büyümüş, ihracat ve GSYİH büyümesine çok önemli katkıda bulunmuştur. Arora ve Athreye’nin hesaplamalarına  göre, BİLTE endüstrisi Hindistan’daki çıktı büyümesinin %7’sini açıklamaktadır (Pohjola,2002: 7-9). Burada Singapur ve Hindistan’ın sanayileşme dereceleri önem kazanmaktadır. Bu ülkelerin sanayileşmede birçok az gelişmiş ülkeye oranla hayli ileri düzeyde oldukları bir gerçektir.

B) BİLTE Sanayilerinin Teknolojik İlerlemeye Yaptığı Katkı.

Bilgi ve iletişim teknolojisi (BİLTE) sanayileri teknolojik ilerlemenin önemli bir kaynağıdır. Ancak bu etkinin ölçülmesi üretim katkısından daha zordur. Şu sebeple ki toplam faktör verimliliğini ölçmek için, üretim faktörleri hakkında endüstri düzeyinde verilere ihtiyaç vardır. D. W. Jorgenson 1990’ların ikinci yarısı ABD ekonomisi için yaptığı bir çalışmada toplam faktör verimliliği artışının yüzde 0.5 puanını BİLTE üretimine atfetmiştir. Toplam faktör verimliliği artış oranı yüzde 0.75 olduğuna göre, bu bulgunun anlamı şudur: BİLTE sanayileri teknolojik ilerlemenin üçte ikisinden sorumludur (Pohjola, 2002:9).

 

IV) BİLTE YATIRIMLARININ BÜYÜME ETKİSİ 

“Bilgi toplumu için önce sanayileşme” tezimi sınayıcı kanıtları burada “BİLTE yatırımlarının büyüme etkisi” kanalında arayacağım. Kullanacağım malzemeler; yine Pohjola’dan (2002:12-16) yararlanarak, S. Dewan ve K.L. Kraemer’in bir araştırması,  büyüme muhasebesi temelli çalışmalar ve Pohjola’nın kendi analizleri olacaktır.

A) BİLTE yatırımlarının büyüme etkisi hakkında, üretim fonksiyonu yaklaşımından hareketle birçok araştırma yapılmıştır. Bunlardan biri, S. Dewan ve K.L. Kraemer’e aittir. Kullandıkları fonksiyon, Cobb-Douglas biçimindeki

 

Y   =   ACac  Kak   Hah   Lal     

denkleminin logaritması olup şöyledir:    

 

ln =  ln A + ac ln C + ak ln K + ah ln H + al ln L

 

Burada:

Y : GSYİH’dır.

Bağımsız değişken olarak yalnızca şunlar alınmıştır:

C : BİLTE sermayesi yatırımı (Burada “bilgi teknolojisi” sermayesi)

K : BİLTE-dışı sermaye yatırımı

L : İşgücü

Yazarlar 1985-93 dönemi itibariyle, 36 ülkenin yıllık verilerini kullanarak bir havuz oluşturmuşlar, hesaplamalarını bu verilere göre yapmışlardır[3].

Dewan ve Kraemer, elde ettikleri bulgulardan şu iki sonuca ulaşmıştır:

- BİLTE sermaye yatırımlarının getirileri gelişmiş ülkeler için pozitif ve istatistik olarak anlamlıdır.

- Gelişmekte olan ülkeler için önemli ve anlamlı değildir.

Örnekteki 22 gelişmiş ülke için üretim esneklikleri şöyledir:

BİLTE sermayesi                        :  0.057

BİLTE-dışı sermaye                   :  0.160

Emek                                         :  0.823

Bu bulgulara göre BİLTE sermaye stokundaki ’luk bir artış, yıllık çıktıyı yüzde 0.57 artırmaktadır.

Aynı hesaplamalar gösteriyor ki örnekteki 16 gelişmekte olan ülkede, “BİLTE-dışı sermaye” yatırımları verimli iken, BİLTE yatırımlarının verimliliği hakkındaki kanıtlar yetersiz kalmıştır: “BİLTE-dışı sermaye”nin esneklik katsayısı  0.593’dür; oysa BİLTE esnekliği istatistik olarak sıfırdan farksızdır. Bu bulgular yazarları şu sonuca götürmüştür: BİLTE yatırımlarının verimli olabilmesi için bir önkoşul vardır ki o da şudur: Esaslı (substantive) bir sermaye stoku temeli ile altyapının mevcudiyeti.... Bu koşul “sanayileşme bilgi toplumunun önkoşuludur” anlamına gelmekte ve benim tezimi desteklemektedir.

B) M. Pojhola (2002) Büyüme muhasebesi analizleri kapsamında üç araştırmaya yer veriyor. Bu çalışmaları Schreyer, G-7 ülkeleri için; Daveri, Amerika ve 14 Avrupa ülkesi için; Colecchia ve Schreyer ise 9 OECD ülkesi için yapmıştır. Çalışmalar kullandıkları BİLTE sermaye stokları verileri bakımından birbirinden farklıdır.

Pohjola’ya göre, adı geçen araştırmalardan alınabilecek  iki temel ders vardır:

i) BİLTE’nin GSYİH büyümesine katkısı ülkeden ülkeye farklı olmaktadır. Örneğin 1990’larda Avrupa BİLTE’den, ABD’ye nispetle daha az yararlanmıştır (Daveri). Bu sonuç da benim tezimi destekliyor.

ii) BİLTE’nin GSYİH büyümesine katkısı genel olarak zaman içinde artmıştır (Collegchia ve Schreyer).

C) Pohjola’nın Analizleri

M. Pohjola, analizlerini iki ayrı makalede yapmıştır. Bunlardan ilki 2001 yılında yayımlanmıştır. Öbürü 2002 tarihlidir.

1) Pohjola ilk çalışmasında 39 ülkede bilgi teknolojisi yatırımının ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini incelemiştir. Etüt dönemi 1980-95’dir. Kullandığı model, genişletilmiş neoklasik büyüme modelidir[4]. İşte ulaştığı sonuçlar:

i) 39 ülkenin tamamı için, bilgi teknolojisi yatırımları ekonomik büyüme üzerinde etkili olmamıştır. Gelişmiş ve gelişmekte olan bütün ülkelerde  işçi başına GSYİH büyümesinin anahtar faktörü,  fizik sermayedir. Ne beşerî sermaye ne de bilgi teknolojisi, anlamlı bir etkiye sahip değildir.

ii) Buna karşılık, model 23 gelişmiş ülke ile sınırlandırıldığı zaman, bilgi teknolojisi yatırımı derhal ön plana çıkmaktadır. Bilgi teknolojisi yatırımının, büyüme üzerinde güçlü bir etki yaptığı, hattâ bu etkinin nerdeyse sermaye stokunun geri kalan kısmınınki kadar kuvvetli olduğu görülmektedir.

R. Yamak ve H.Y. Bozkurt (2003) da 47 ülke ve 1996-2000 dönemi için yaptıkları bir regresyon analizinde aynı sonuca ulaşmışlardır. Üç ayrı model (47 ülkenin tamamı, 25 gelişmekte olan ülke, 22 gelişmiş ülke) için ayrı ayrı yapılan hesaplamalara göre bilgi teknolojisi yatırım harcamalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi, gelişmiş ekonomilerde pozitif ve kuvvetlidir. Gelişmekte olan ülkelerde ise, ya negatiftir ya da sıfır etki yapmaktadır.

Kolayca görülüyor ki Pohjola’nın bulguları da “Bilgi toplumu için önce sanayileşme” tezimi destekleyici nitelikte. Şu bakımdan ki gelişmiş ülke sanayileşmiş olan, sanayi altyapısını kurmuş, sınaî örgütlenmesini gerçekleştirmiş bir ülkedir. Bilgi talep eden, dolayısiyle bilgi teknolojisi yatırımlarını tetikleyen ise, bu sınaî altyapı ve örgütlenmedir. Başka bir deyişle sanayi sektörü ile bilgi sektörü arasındaki input-output ilişkileri güçlüdür, çokludur ve gelişmiştir. Buna karşılık az gelişmiş ülkelerde bu özellikler yoktur ya da çok zayıftır. Eğer söz konusu ilişkileri ölçen teknik katsayılar hesaplanır ve karşılaştırılırsa, tezimin daha güçlü kanıtlara ulaşacağını düşünüyorum.

2) Pohjola’nın (2002) ikinci analizi 1985-99 dönemini kapsamaktadır. Yazar yine iki ayrı ülke örneklemi kullanmıştır. Bunlardan biri farklı gelir düzeylerindeki 42 ülkeyi,   diğeri 24 yüksek gelirli ülkeyi içeriyor. Ülkeler, açıklayıcı değişkenler hakkında WİTSA’dan istatistik veri sağlanabilen ülkelerdir.  Bağımlı değişken, çalışan başına reel GSYİH’daki değişmedir[5].

Pohjola üç ayrı hesaplama yapmış olup:

-İlki, yatırımı yalnızca fiziksel sermaye olarak alan standart Solow modeline göre,

-İkincisi, Mankiw-Romer-Weil tarafından önerilen, yatırımı hem fizik hem beşerî olarak alan genişletilmiş modele göre,

-Sonuncusu ise “BİLTE sermaye yatırımları[6] değişkenli” formüle göre yapılmıştır.

Yazarın ulaştığı sonuçlar öncekileri desteklemektedir:

i) Standart neoklasik sonuç doğrulanmıştır. Verimlilik artışında, hem fizik sermaye yatırımları hem de beşerî sermaye yatırımları belirleyicidir.

ii) BİLTE sermaye yatırımları  42 ülkenin ekonomik büyümesinde istatistik olarak anlamlı değildir. Yalnızca fizik sermaye yatırımları anlamlı görünmektedir.

iii) Ülkelerin büyüme farklılıklarının açıklanmasında, BİLTE yatırımının zayıf etkisine dair bu sonuç, BİLTE devrimi ve “Yeni Ekonomi”nin  etkileri üzerine birçok popüler görüşle çelişmektedir. Buna karşılık iki çalışmanın, Dewan ve Kramer ile Pohjola’nın bulgularıyla örtüşmektedir.

Ben, burada BİLTE yatırımının zayıf etkisinin, ekonomik politika bakımından anlamına ilişkin bir vurgulama ile yetineceğim. Bu teorik bilgi de savunduğum politika tercihini öne çıkarmaktadır. Şöyle ki az gelişmiş bir ülke, eğer kalkınmak istiyorsa bilgi toplumu hedefine değil, sanayileşme hedefine odaklanmalıdır. Bilgi toplumuna geçiş, yeterli sanayi alt yapısı kuruldukça kendiliğinden ve zamanla gerçekleşecektir. Aksi hedefe yönelik bir politika, o ülkenin değil, gelişmiş ülkelerin işine yarar. Bu berikiler yoksul ülkelerin, kendi çıkarları yönünde hareket etmesini isterler; bunu da onları doğal gelişme sürecinden saptırarak sağlarlar. Çünkü bundan büyük kazançlar elde ederler. Neden? Çünkü gelişmiş ülkeler BİLTE ürünleri üretiyor ve satıyorlar, hem de gittikçe daha fazla miktarlarda… Böylece az gelişmiş ülkeleri yukarda belirttiğim politikalara iterek, adı geçen ürünler için daha geniş pazar imkânlarına kavuşmuş oluyorlar. Ben bunu “saptırma politikası” olarak adlandırıyorum. Saptırma politikasına şu kanıtları verebilirim: J. Stiglitz’in (2004) vurguladığı gibi  Uruguay Turu’nda ticaretin serbestleştirilmesine yepyeni alanlar açılmış,  gittikçe önem kazanan hizmet sektörü de ticaret liberalizasyonu kapsamına alınmıştır. Peki, neden hizmetler? Yanıtı çok basit: Çünkü ABD öyle istedi; BİLTE, ABD için büyük önem ifade ediyordu. ABD ekonomisi artık öyle bir yapı kazanmış bulunuyor ki, BİLTE üretimi ABD’nin büyümesine olumlu etkiler yapabiliyor, tabii dış ticaretine de... Böyle bir yapıyı diğer ülkeler ya hiç kazanmamıştır ya da daha az ölçüde kazanmıştır. Böylece Amerika’nın, dış ekonomik ilişkilerinde sıkı pazarlık ettiği yeni alanlardan biri de, bu ülkenin eriştiği ekonomik gelişme düzeyinin, bir bilgi toplumu olmasının ürünü olmuştur: Patent ve telif hakları, “entelektüel varlık hakları gibi… Bunlar da, başta ilaç şirketleri olmak üzere ABD şirketlerinin, önemi giderek artan gelir kaynaklarıdır. Hattâ ilaç şirketleri bazı çok önemli dengeleri göz ardı ederek, entelektüel varlık haklarının kabulünü yoksul ülkelere çok katı bir şekilde dayatıyor.

V) BİLTE’NİN BÜYÜME ETKİSİ NEDEN ZAYIFTIR?

BİLTE yatırımlarının bazı gelişmiş ekonomiler dışında büyümeyi neden etkileyemediği olgusu en az üç sebeple açıklanabilir [Pohjola,2002: 16-18]. Benim adlandırmamla bu sebepler şunlardır:

-BİLTE yatırımı eksikliği

-Tamamlayıcı yatırım eksikliği

-Neoklasik modelin yetersizliği.

Pohjola bu üç sebebi “tüketken” (exhaustif) olarak saymamıştır; çünkü “en az üç sebep” diyor.

Ben bunlara, şu sebebi de ekliyorum: Sanayileşme eksikliği.

1. BİLTE Yatırımı Eksikliği

Birçok ülke bilgi-iletişim teknolojilerine (BİLTE’ye) henüz önemli miktarda yatırım yapmamıştır.

Zengin ülkeler GSYİH’dan BİLTE harcamalarına,  yoksul ülkelere oranla  daha fazla pay ayırmaktadır. BİLTE ekipmanının gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki dağılımı, bu hükmü daha da güçlendirmektedir. Bununla birlikte, BİLTE yatırımı; yüksek gelirli OECD ekonomilerinde bile, ekonomik büyümenin zayıf bir açıklayıcısı olarak kendini göstermektedir. Demek ki BİLTE gelişme olgusunun tek sebebi değildir.

Bana gelince, ben “yeterli düzeyde bir BİLTE yatırımı”nın bir AGÜ için hiçbir zaman mümkün olmayacağını savunuyorum. Çünkü bir az gelişmiş ülke sanayileşmemiş bir ülkedir. Yeterli bir sanayi yapısı ve nüfusu oluşmadıkça, BİLTE yatırımı talebi asla gelişmeyi etkileyici bir düzeye ulaşamayacaktır. Ülke böyle bir düzeye ancak sanayileştikçe, uzun sürede adım adım erişebilir.

2.Tamamlayıcı Yatırım Eksikliği

Bir ülke bol miktarda bilgi ve üretim teknolojisi (BİLTE) yatırımı yapmış olsa bile, bu yatırımlardan fayda sağlayacak derecede tamamlayıcı “örgütlenme”den ve diğer altyapı yatırımlarından yoksun olabilir. Bu takdirde büyüme BİLTE’den yine etkilenmez. Bilinen bir gerçektir ki teknoloji tek başına gelişme problemine çözüm getiremez; o sadece gelişme için fırsatlar yaratır.

Birçok ülke zayıf örgütlenme ve diğer altyapı sistemleri yüzünden BİLTE’nin faydalarından yararlanamamaktadır. Dewan ve Kraemer ile Mansell’in ortaya koydukları gibi BİLTE yatırımlarının etkilerini genişleten ve yoğunlaştıran yeterli fiziksel altyapı stokuna, beşerî sermayeye ve  uygun hükümet politikalarına yalnızca gelişmiş ülkeler sahiptir. Gelişmekte olan ülkeler ise BİLTE’nin etkilerini arttırıcı ve yayıcı böyle tamamlayıcı yatırımlardan yoksundur. Bundan dolayı bu sonuncular BİLTE’nin getirdiği modern avantajları üretimde, çalışmada ve işte yeteri kadar kullanamazlar.  3. Neoklasik Modelin Yetersizliği

BİLTE yatırımının büyümeyi neden etkileyemediğini açıklayan üçüncü sebep, “neoklasik modelin yetersizliği”dir. Bu, üzerinde en çok tartışılan sebeptir. Buna göre neoklasik model “Yeni Ekonomi” ve BİLTE devriminin en temel bakış açılarını açıklamada yetersizdir. Dolayısiyle araştırmalar yanlış alanda yapılmakta, kanıtlar yanlış yerde aranmaktadır. Ekonominin -sözü edilen modellerde varsayıldığı gibi- arz yönüne değil, talep yönüne bakmak gerekmektedir.

SONUÇ

Bu makalede şu tezimin doğruluğunu araştırdım: Sanayileşme bilgi toplumu olmanın bir ön koşuludur. Bu sebeple az gelişmiş ülkeler bilgi toplumunun değil, öncelikle sanayi toplumu olmanın gereklerini yerine getirmeye çalışmalıdır.

1) İktisatçılar arasında yaygın olan, “ülkeleri ekonomik büyümeye götüren anahtar faktör bilgi ve iletişim teknolojileridir” görüşü, birçok uygulamalı araştırma göstermiştir ki yalnızca gelişmiş ülkeler için doğrudur; az gelişmiş ülkeler için değildir. Hattâ aynı gelir düzeyindeki ülkeler arasında bile, “BİLTE harcaması ile kişi başına GSYİH ilişkisi” bakımından anlamlı farklılıklar görülmektedir. Bunun anlamı BİLTE harcamalarını etkileyen başka faktörlerin de olabileceğidir. M. Pohjola BİLTE yatırımlarının bazı gelişmiş ekonomiler dışında büyümeyi neden etkileyemediği olgusunu üç sebeple açıklamaktadır. Ben önemli bir faktörün de ülkelerin sanayileşme düzeyleri olduğuna, başka bir deyişle az gelişmiş ülkelerdeki “sanayileşme yetersizliği” olduğuna inanıyorum. Çünkü bir ekonomide BİLTE harcamasını başta sanayi firmaları yapar, nitelikli insangücü yapar. Ayrıca sanayileşme ne kadar ileri giderse, eğitilmiş ve nitelikli insan talebi de o kadar artar ve çeşitlenir; bilgi ve iletişim teknolojisi talebi o derecede artar.

2) Ekonomilerin gelişme tarihi iki farklı durumun varlığını hissettiriyor:

i) Zengin (gelişmiş ve en gelişmiş) ülkeler, büyüme sürecinde fizik sermayenin baskın olduğu dönemi geride bırakma yolundadır.

ii)Yoksul  ülkeler ise gelişme sürecinde “fizik sermayenin hâlâ baskın olduğu aşama” içinde bulunmaktadır. Dolayısiyle “BİLTE ve büyüme ilişkisi” analizlerinde, yoksul ülkeler olumlu bir bağlantıdan yoksun bulunmaktadır. Bunun politika bakımından anlamı şudur: “BİLTE büyümeye yol açar” genellemesine dayanarak uygulanacak ekonomi politikaları yanlıştır.

Yoksul  ülkeler öncelikle “fizik sermaye birikimi”ni  gerçekleştirmek, yani sanayileşmeye öncelik tanımak zorundadırlar. Kısa bir deyişle  “bilgi toplumu için önce sanayileşme” gerekir. Bilgi toplumuna geçiş, yeterli sanayi alt yapısı kuruldukça, kendiliğinden ve zamanla gerçekleşecektir. Aksi hedefe yönelik bir politika, o politikayı uygulayan ülkenin değil, gelişmiş ülkelerin işine yarar. Zengin ülkeler yoksul ülkelerin, kendi çıkarları yönünde hareket etmesini isterler; bunu da onları doğal gelişme sürecinden saptırarak sağlarlar.

Bilgi ve iletişim teknolojileri ekonomik büyümenin yeni bir kaynağı olarak dünya ülkeleri arasındaki gelir eşitsizliğinin artmasına katkıda bulunacaktır. Bu kaygı verici bir durumdur. Geçmişte dünya ülkeleri arasındaki gelir eşitsizliği fizik sermayeye ilişkin teknolojilerin, önce dünyanın belirli bölgelerinde keşfedilip uygulamaya konulmasıyla ortaya çıktı. Şimdi ise yeni bir teknoloji nedeniyle, BİLTE yatırımlarının dünyanın önce belirli ülkelerinde başlaması nedeniyle aradaki fark daha da açılıyor. Burada da ilk çare sanayileşmedir; eğer yoksul ülkeler sanayi yatırımlarına ağırlık verirse, ülkeler arasındaki gelir uçurumunun aşırı derecede açılması önlenebilir.

3) Türkiye’nin önünde iki yol var:

-Sanayileşerek bilgi toplumuna yönelmek,

-Sanayileşmeden bilgi toplumuna yönelmek.

Bana göre doğru ve güvenli olan, birinci yoldur. Bu makalede ortaya koyduğum kanıtlar, bu görüşü desteklemektedir. “Sanayileşerek bilgi toplumuna yönelme” politikası Batı’dan bağımsız, Türkiye’nin önceliklerine dayanan politikalar ister. Türkiye yanlış olan ikinci yolda ısrar ederse, zamanla “bir şeyler” olur ama bilgi toplumu olmaz. Tabii sanayi toplumu da olamaz. Peki ne olur? Batı’nın önceliklerinin ve çıkarlarının biçimlendirdiği “çarpık bir ekonomi” olur.

 KAYNAKÇAAktan, Coşkun Can ve İstiklal Y. Vural (2004), Yeni Ekonomi ve Yeni Rekabet, TİSK yayını, Ankara. Dura, Cihan ve Hayriye Atik (2002), Bilgi Toplumu Bilgi Ekonomisi ve Türkiye, Literatür Kitabevi. İstanbul. E-Dönüşüm Türkiye İcra Kurulu (2004), Bilgi Toplumu Stratejik Plan Hazırlığı, Dpt Kdep Eylem No 1, Revizyon: 1.4. Pohjola, Matti (2002), “New Economy in Growth and Development”, Discussion Paper No.2002/67, United Nations University World Institute for Development Economics Research. Stiglitz, Joseph (2004), 90’ların Yükselişi, CSA Global Yayın Ajansı, İstanbul. Yamak, Rahmi ve Hilal Y. Bozkurt (2003), “Bilgi Teknolojisi ve Ekonomik Büyüme: Panel Veri Analizi”, II. Ulusal Bilgi, Ekonomi ve Yönetim Kongresi Bildiriler Kitabı, Kocaeli Üniversitesi İİBF, Derbent-İzmit, ss.151-160.             

 

[1] Bu son fonksiyonu şu yoldan da elde edebiliriz:Y   =   f ( K , L )Realiteye daha yaklaşmak için, homojen oldukları varsayımı kaldırılarak, C ve L sırasıyla ögelerine ayrılıyor: K = K  + C ,               L = H + LK : Fizik sermaye , C : BİLTE,   L: Emek,  L : Beşerî sermayeÖyleyse:Y   =   f ( K , C , H,  L)yazılabilir. 

          [2] Ayrıca şöyle bir hipotez de düşünülebilir :Bugünün BİLTE sermayesi (KbT ) geçmişin fizik sermayesinin  [ Kf (T-1)  ] pozitif  bir fonksiyonudur:  KbT ,= f [ Kf (T-1)  ]. Geçmişte ne kadar fazla fizik sermaye biriktirilmişse, günümüzde o kadar çok BİLTE sermayesi gerçekleşecektir.

[3] Hesaplama için gerekli istatistik veriler Penn World Table (GSYİH ve BİLTE-dışı sermaye), International Data Corporation ve Bureau of Economic Analysis’ten alınmıştır. Veriler, kaynaklar ve yöntem hakkındaki ayrıntılar için bkz: (Pohjola 2002: 12). [4] Pohjola bilgi teknolojisine ilişkin verileri “International Data Corporation”dan sağlamıştır.  [5] Çalışan başına reel GSYİH verileri, 1985-98 için Penn World Table’dan alınmıştır. 1999 verileri ise, Dünya Bankası’nın Dünya Gelişme Göstergeleri veri seti kullanılarak “öteleme” yoluyla hesaplanmıştır. [6] Burada BİLTE’nin nispi fiyatlarının bütün ülkeler için aynı olduğu kapalı varsayımı yapılmaktadır. Pohjola’ya göre bu gerçekçi bir varsayım değildir ama ilerlemek için tek yoldur. Çünkü BİLTE fiyat indeksleri ABD dışındaki ülkeler için mevcut değildir.     

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura