Atatürk Okulu > Milliyetçilik Dersleri
08-02-2018
OSMANLI’DA TÜRKLER

Ataname’de M. K. Atatürk anlatıyor:

Osmanlı’nın iç siyaseti dış siyasete uydurmasının, asli unsur [Türkler] üzerinde çok olumsuz etkileri oldu. Asıl olan noktayı unutan, bütün harekât ve eylemleri, duyguları ve emelleri üzerine inşa eden Osmanlı hakanları; iç teşkilatlarını dış siyasetlerine uydurmak zorunda kalınca, zapt ettikleri ülkelerde bütün unsurları, dilleri, dinleri, gelenekleri, her şeyi başka başka olan ve birçok milletlerden ibaret bulunan bu unsurları olduğu gibi muhafazaya kalkıştılar ve onlara bütün bu şeyleri muhafaza edebilecek istisnalar, ayrıcalıklar bahşettiler. 

Buna karşılık aslî unsur, yani Türkler uzun seferler yapmakla, fetih meydanlarında ölmekle, zapt olunan ülkelerin kendisini ve halkını beslemekle ve onlara bekçilik yapmakla kendi kendini tahrip ediyordu. [Osmanlı Siyaseti: 12]

Bu itibarla millet, aslî unsur; kendi evinde, kendi yurdunda ve kendi hakiki yaşamsal araçlarını elde etmek için çalışmaktan tamamen yoksun bir halde bulunuyordu. Bu taç sahipleri milleti böyle diyar diyar dolaştırmakla, onlara kendi yurtlarını düşünmeye müsaade etmemekle de yetinmiyorlardı. Belki fetih dairesi içine giren halkı memnun edebilmek için, son yabancıları memnun edebilmek için doğrudan doğruya aslî unsurun, Türklerin hukukundan, yaşamsal ve ekonomik kaynaklarından birçok şeyleri lütuf olarak, hediye olarak onlara bahşediyorlardı. [Osmanlı Siyaseti: 13]

Osmanlı padişahlarının siyaseti, Türk unsurunun hayatının, toplum yapısının, mutluluğunun gerektirdiği bir siyaset değildi. Bu, yalnız bu milletin her nasılsa başına geçmiş ve onu nasılsa tahakkümü altına almış bir kişinin, kendi ihtirasını tatmin için uyguladığı bir siyaset idi. Onun için şahıslar değiştikçe, şahıslar söndükçe bu siyaset de sönmüştür. Ancak değişken ve kararsız olan bu siyaset karşısında millet her birini ayrı ayrı elde etmeye çalışarak, kendi kuvvetini, kendi kudretini, her şeyini vermiş ve kendi hayatı ile ve kendi evi ile meşgul olmaya vakit bulamamıştır. [Osmanlı Siyaseti: 14]

Görülüyor ki, yeni Türkiye devletinin oluşumundan önce, milletimiz hiçbir zaman kendi tarihine, kendi hayatına, kendi gönenç ve mutluluk araçlarına sahip olamamıştı. Hatta bu, kendisine düşündürülmemişti bile. Sanki milletin görevi; herhangi bir padişahın hırs ve hevesini, herhangi bir serdarın geniş ve gösterişli hayatını temin için sürüler halinde şuraya buraya gitmekten ibaretti. [Osmanlı Siyaseti: 15]

Yoksulluğun bir nedeni, milletin kendi işi ile uğraşacağı yerde, birtakım fatihlerin peşinde dolaştırılmış olmasıdır. Bu bakımdan fetihler yapma uğruna, ülkemizde çalışan eller, kollar azalmıştır. Dışarda ölüp gelmemek yüzünden daima noksana mahkûm kalınmıştır. Ve bu seferleri yapabilmek için, ülkeye ve ülkenin içine harcanması gereken büyük paralar heba olmuştur. İmparatorluktan miras aldığımız şey harap bir ülkeden ibarettir. Şöyle bir benzetme yapayım. Vefat eden bir babadan oğullarına bir ev kaldı farz ediniz. Ev o kadar harap, o kadar harap ki, mutlaka esaslı bir onarıma muhtaç… Buna ise para lazım… Varisler bu halden memnun olurlar mı sanırsınız? İşte bulunduğumuz durum… Vaktiyle Osmanlı sultanları halkın en iyi unsurlarını imparatorluğun uzak kısımlarına, sınırlara harbe gönderirlerdi. Geride kalan ikinci derecede yetenek sahibi olanları ise öldürünceye kadar çalıştırırlar ve bunların emek ürününü hemen bütünüyle gasp ederlerdi. Halk bu yüzden daima yoksul bir halde kaldı. [Yoksulluk: 21]

Yedi yüzyıldan beri dünyanın çeşitli taraflarına sevk ederek, kanlarını akıttığımız, kemiklerini yabancı topraklarda bıraktığımız ve yedi yüzyıldan beri emeklerini ellerinden alıp israf ettiğimiz ve buna mukabil daima hakaret ve aşağılama ile karşılık verdiğimiz ve bunca fedakârlık ve ihsanlarına karşı nankörlük, küstahlık, zorbalıkla uşak derecesine indirmek istediğimiz bu asli sahibin huzurunda bugün büyük bir utanç ve saygı ile hakiki yerimizi alalım. [Tarım: 12]

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura