Atatürk Okulu > Laiklik Dersleri
03-03-2017
ÖĞRETİM BİRLİĞİ

Atatürk’ün Büyük Zafer’den sonraki ilk işlerinden biri halka dinle ilgili sorunları açmak, bu kapsamda öğretim birliğinin gerekliliğini anlatmak olmuştur. Okullarda modern bilimlerin yanı sıra İslam da öğretilsin istiyordu. Ülkemizde bilim ve kültür merkezleri tek olmalıydı; kadın erkek, herkes yalnızca oralarda yetişmeliydi. 

“Öğretim birliği” demek tüm eğitim kurumlarının aynı programa göre eğitim vermesi demektir. Bu kurumlar aynı yasalara tabidir. “Öğretim birliği” Türkiye’de “Tevhidi Tedrisat Kanunu”  (Öğretim Birliği Yasası) ile sağlanmıştır. Yasa ile ülkedeki tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.

1) NEDEN GEREKLİYDİ?

Öğretim birliği neden gerekliydi? Atatürk bunu şöyle açıklıyor: Dini öğrenmek için gerekli olan yer medrese değil, yalnızca okuldur. Gençler orada hem bütün insani ihtiyaçları için gerekli bilgiyi alacak, hem de dini öğrenecektir. Medreselerde muhtaç olduğumuz bilimler, teknik bilgiler verilemiyor. Öte yandan her Müslüman islamî hükümleri de bilmek zorundadır. Okullarda bu ikisi de öğretilecektir. Bundan başka nasıl doktor, mühendis yetiştiriyorsak, yüksek meslek adamları yetiştiriyorsak, dinimizi hakkıyla bilen âlim insanlara da ihtiyaç vardır. Bu insanlar da medresede yetiştirilemez.  Dinî bilgiden önce hayatın, bilimin, tekniğin gerektirdiği bilgiler vardır. Bunları gerektiği kadar öğrendikten sonradır ki, dinin öğrenilmesi aşamasına geçmek lazımdır.

İşte bu sebeple öğretim birliği gereklidir; bunu sağlamak için de ülkemizin bilim ve kültür veren merkezleri bir olmalıdır. Bütün çocuklarımız oralardan, gerçek ihtiyaçlarını, ilerleme araçlarını, ülkesini ve dinini de öğrenerek, kadın ve erkek birlikte çıkmalıdır.  

2) SÜRDÜRÜLEMEYEN BİR BAŞARI

-İlk Yıllar: Atatürk ve arkadaşları öğretim birliği için gerekli somut adımları gecikmeden attılar. 3 Mart 1924’de Tevhid-i Tedrisat Kanunu, yani Öğretim Birliği Yasası kabul edildi. Bütün eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. Eğitim ve öğretimdeki mevcut ikilik kaldırıldı, çağdaş bilimlere dayanan laik bir eğitim sistemi uygulanmaya başladı. Artık yeni kuşaklar tek ve belirli, akılcı ve ulusal bilinç veren bir eğitim programıyla yetiştiriliyordu. Bu kuşaklar birbirine zıt eğitim kuruluşlarından yetişmediklerinden aralarında temel bir anlaşmazlık çıkmıyordu.

Gerçekten de pürüzsüz, çatışmasız bir yirmi beş yıl geçti. Türkiye Cumhuriyeti’nin yükselmesi için çalışan yepyeni bilim ve yönetim kadroları yetişti.

-Sapmalar: Ne var ki, 1950’li yıllara doğru durum değişti. Büyük çabalarla gerçekleştirilen laik ve çağdaş öğretim birliğinden, özgür ve bilimsel düşünce programından uzaklaşılmaya, tekrar geriye doğru adımlar atılmaya başladı. Özellikle 1970’lerden itibaren öğretim birliğinden sapıldı; eğitimde sistem ikiliği gittikçe belirginleşti. Tevhidi Tedrisat Kanunu gereğince imam-hatip okullarının açılmasından ve 1973 tarihli Temel Eğitim Yasası’nın 25. maddesi yeni bir biçime sokulduktan sonra, laik eğitimden iyice sapılmış oldu. Hükümetlerin de desteğiyle dinî okul ve kursların sayısı giderek artırıldı.

3) İMAM HATİP OKULLARI İLE CAMİLERDE EĞİTİM

Medreselerin yerine birer meslek okulu olarak kurulan imam hatip okullarında okuyan gençlerle çağdaş eğitim gören gençler ve Atatürk ilkelerini uygulamak isteyenler arasında fikir ayrılıkları ortaya çıktı. Bunun nedeni İslam hukukunun, ibadet dışında kalan şer’i kurallarından başka yasa tanımak istemeyen öğrencilerin, bu yolda telkinlerden geçmiş olmalarıdır. Sayısı 1972’de yani 12 Mart döneminde 42’ye indirilen, daha sonra hızla artırılan bu dinsel okullar, sanki temel ve yaygın eğitim veriyormuş gibi genelleştirilmek, bu okulları bitirenler her türlü mesleğe yöneltilmek istendi ve bunda da başarı sağlandı.

Din eğitimi veren resmî ya da gayri resmî okullarda mezhep ve tarikat akımları geniş faaliyet imkânı buldu. Türk toplumunun eğitimsiz bireylerine cami yolundan ulaşan eğitim,  yurttaşlar arasında bölünmelere neden oldu. Alevilik, Sünnilik ayrımı; kimi iktidarlar döneminde öğretim konusu haline geldi, hatta bunun kışkırtıcılığı yapıldı. Cumhuriyet tarihimiz, devrimler unutturulmak istendi.

Biri Batı’ya, öbürü Doğu’ya bağlı, birbirine ters düşen bir eğitim uygulaması toplumu iç çatışmalara, parçalanmalara sürükledi.

4) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

Diyanet İşleri Başkanlığı da geniş mali olanaklarıyla, çeşitli yayın araçlarıyla pek zararlı propagandalar yürüttü. Yayınlarıyla ve diğer yollardan padişahlık, halifelik dönemlerinin özlemini dile getirdi. Atatürk’e ve Türk devrimlerine karşı bir hareket oluşturma çabası içine girdi.

Sünnî imamların gösterdiği yoldan şaşmamak, bunun dışındaki bütün yollardan uzak durmak koşul olarak dayatıldı. Aleviler bidatçı ve sapık olarak damgalandı ve dışlandı. Devrimlere karşı cihat çağrıları yapıldı.

5) DİĞER GELİŞMELER

Toparlarsak, imam hatip okulları ile tamamlayıcıları; giderek, kuruluş amaçlarının çok ötesine geçti, dinsel dünya görüşünü yayan kurumlar haline geldiler. Cumhuriyetin en önemli başarılarından biri olan öğretim birliği zedelendi; Türk çocuklarının, yine birbirine karşıt iki ayrı doğrultuda yetiştirilmesinin yolu açıldı. Ayrıca, sayıca çok olan, Kur’an kursları da aynı sonucu doğurdu.

Böylece Türkiye’nin geriye götürülmesi bir plan çerçevesinde, gözler önünde ara vermeden sürdürüldü. Tesettür önce üniversitelerde, sonra devlet dairesi ve okullarda,  hatta orduda serbest bırakıldı. Okullara zorunlu din dersleri kondu. Düz okulları imam hatip liselerine çevirmeye başladılar. Karma okullar yerine çok sayıda kız liseleri açtılar. Osmanlıca örtüsü altında Arap harflerini geri getirme çalışmaları bile başlatıldı. Öğretim müfredatından Cumhuriyet değerlerimizi, tarihimizi çıkarmaya başladılar. 

6) NE YAPMALI

Peki, çare nedir, ne yapmalıyız? Çare çağdışı güçlere karşı durmak, cüretlerini kırmak, önlerini kesmektir. Devleti gericilerin tasallutundan kurtarmak, yeniden öğretim birliğini sağlamaktır. Çare bir yandan da her aile yuvasını bir okul, bir Atatürk okulu haline getirmektir. Her hafta bir iki saat orada çocuklarımıza Cumhuriyetimizi, Cumhuriyet tarihini, Atatürk’ü, Cumhuriyet devrimlerini öğretmemiz gerekir. 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura