Diğerleri > Sis Çanı
05-10-2016
NELER OLDU 7-12 TEMMUZ 2015 (Gelir dağılımı, sıcak para, savurganlık, özelleştirme, yabancı sermaye, AB, işsizlik, UÖŞ, yolsuzluk, yabancıya toprak, BOP, bölücülük, BRICS)

7.7.2015

GELİR DAĞILIMI, SERVET: AKP ZENGİNE ÇALIŞTI

AKP’nin iktidara gelmesiyle Türkiye’nin en zengin yüzde 1’i ülkenin toplam servetinin yüzde 54’üne sahip oldu. Türkiye’nin yüzde 99’u ise son 13 yılda servetinin önemli bir bölümünü kaybetti

Türkiye’nin en varlıklı yüzde 1’i, 2002’de Türkiye’nin toplam servetinin yüzde 39’una sahipti. AKP iktidara geldikten sonra bu oran hızla artarak, 2014’te yüzde 54’e çıktı. Prof. Dr. Oğuz Oyan, gelir dağılımındaki bozulmanın zenginlerin servetini daha da büyüttüğünü bildirdi.

Prof. Dr. Oğuz Oyan, AKP’nin izlediği ekonomik politikanın gelir dağılımını da servet dağılımını da dar bir grup olan zenginler lehine bozduğunu söyledi. Gelir dağılımında yaşanan bozukluğun yandaşları zengin ettiğini vurgulayan Oyan, Türkiye’de dolar milyarderleri sayısındaki artışın da bundan kaynaklandığını, geniş halk kesimleri yoksullaşırken dar bir grubun hızla zenginleştiğini vurguladı. Credit Suisse’nin “Küresel Servet Dağılımı Araştırması”na dikkat çeken Oyan, “Gelir dağılımı sadece o yıl kazanılanı belirler. Servet dağılımı ise uzun vadelidir. Birikimi gösterir. Gelir dağılımı bozulunca servet dağılımı da bozulur. Hele bizdeki gibi gelir dağılımı üst üste bozuk devam ederse servetler de belli merkezlerde toplanır. Yapılan araştırmalarda da bu açıkça görülmektedir” diye konuştu.

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Türkiye’nin toplam servetinin yüzde 39’unun nüfusun yüzde 1’inin elinde olduğunu kaydeden Prof. Dr. Oyan şu bilgileri verdi:

“TÜİK Türkiye’de servet dağılımı araştırması yapmıyor. Biz bunları yabancı kuruluşların araştırmalarından görebiliyoruz. Credit Suisse’nin “Küresel Servet Dağılımı Araştırması” AKP iktidarında izlenen politikalardan kimlerin nasıl kazançlı çıktığını açıkça gösteriyor. AKP iktidara geldiğinde Türkiye’nin en varlıklı yüzde 1’i Türkiye’nin toplam servetinin yüzde 39,4’üne sahipti. Bu oran 2013’te yüzde 52,3’e çıkmış durumda. Yani yüzde 1, Türkiye’nin toplam servetinin yarısından fazlasını ele geçirmiş. 2014 yılında işler daha da vahim hale gelmiş. En varlıklı yüzde 1 servetini 2 puan daha artırmış. En varlıklı yüzde 1’in servetinin toplamı 2014’te yüzde 54,3’e çıkmış. Bu da AKP’nin kime çalıştığını göstermesi açısından çok önemli bir gösterge.”

YÜZDE 99 SÜREKLİ KÜÇÜLÜYOR

AKP’nin iktidarda bulunduğu son 13 yılda Türkiye’nin yüzde 99’unun servetinin önemli bir bölümünü kaybettiğini ifade eden Oyan şunları söyledi:

“Türkiye’nin yüzde 99’u AKP iktidara geldiğinde Türkiye’nin toplam servetinin yüzde 60,6’sına sahipti. 2014 yılında bu oran yüzde 45,7’ye düştü. Toplam servetin yaklaşık yüzde 15’i yer değiştirdi. Yüzde 1 azınlığın eline geçti. Diğer bir deyişle AKP iktidarında çok küçük bir azınlık kazandı. Yüzde 99 küçülürken, yüzde 1 büyüdü. Bugün yaşadığımız sıkıntının ana nedeni de bu.”

ÇİFTÇİ MÜLKSÜZLEŞTİ

AKP iktidarı döneminde en büyük darbeyi yiyen kesimlerden birinin de çiftçiler olduğunu vurgulayan Oyan, “AKP iktidarında 2,5 milyon çiftçi çiftini, çubuğunu bırakmak zorunda kaldı. Çiftçiliği bırakanların önemli bir bölümü de tarlasını satmak zorunda kaldı, mülksüzleşti. O araziler de belli ellerde toplandı” diye konuştu. ■ Aydınlık, (7.7.2015)

YABANCI SERMAYE, SICAK PARA: YABANCILAR, BORSA İSTANBUL'DA HAZİRANDA NET ALIM YAPTI

Yabancı yatırımcıların yılbaşından bu yana gerçekleştirdiği işlemlerin toplamında net alıma geçtikleri görüldü.

Yabancı yatırımcılar, haziran ayında Boyner'de yaptıkları 325 milyon dolarlık alımın etkisiyle Borsa İstanbul'da 297 milyon dolarlık net alış gerçekleştirdi. Yatırımcılar, Borsa İstanbul'da haziran ayında 297 milyon dolarlık net alış gerçekleştirerek, yılın ilk yarısını sınırlı da olsa artıda tamamlamış oldu.

Borsa İstanbul tarafından açıklanan verilere göre, yabancı yatırımcılar haziran ayında 297 milyon dolarlık net alış gerçekleştirdi. Yabancıların yılbaşından bu yana gerçekleştirdiği işlemlerde ise son 3 aydır gerçekleştirdikleri alımlarla ilk çeyrekteki satışları telafi ederek artıya geçtikleri görüldü.

Yabancı yatırımcılar, yılın ilk çeyreğini 837 milyon dolarlık satışla tamamladıktan sonra ikinci çeyrekte 845 milyon dolarlık net alım yaparak toplamda 8 milyon dolar tutarında net alım yapmış oldular.

BIST 100 endeksi haziran ayındaki net yabancı yatırımcı alışına karşın aylık bazda yüzde 0,88 değer kaybetti. Böylece son iki ayda yabancıların net alım yapmasına karşın endeksin düşüş eğiliminde hareket etmesi dikkati çekti. Analistler, endeks ile yabancı yatırımcı işlemleri arasındaki ilişkinin bozulmasında, endeks üzerinde ağırlığı yüksek banka pay piyasalarında yapılan satışların etkili olduğunu belirtiyor. Ayrıca haziran ayında toptan satışlar pazarındaki 325 milyon dolarlık Boyner Pazarlama ve Tekstil alımının hesaplama dışı bırakılması durumunda yabancı yatırımcıların haziran ayında net 28 milyon dolarlık satış yaptıklarının görüldüğünü vurgulayan analistler, bu durumda yılın ilk yarısındaki toplam yabancı yatırımcı işlemlerinin 317 milyon dolar satış olarak hesaplanacağını ifade ediyor.

Yabancılar en çok Boyner aldı

Yabancıların haziran ayındaki işlemlerine bakıldığında toptan işlemler pazarındaki 325 milyon dolarlık alımın etkisiyle en çok Boyner Pazarlama ve Tekstil aldıkları görülürken, en fazla satış yaptıkları pay piyasası ise 39,9 milyon dolar ile Halkbank oldu.

En fazla alış yapılan pay piyasaları Boyner'in ardından Turkcell, Petkim, Erdemir ve Koç Holding olarak sıralandı. Yabancıların net satış yaptıkları pay piyasaları ise Halkbank'ın ardından Emlak Konut GYO, Vakıflar Bankası, Türk Traktör ve Garanti Bankası oldu. ■ Dünya, (7.7.2015)

 

İSRAF, SAVURGANLIK: DEVLETİN ‘ÇEREZ PARASI’ BİR YILDA DÖRT KAT ARTTI!

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in ‘çerez parası' dediği kamuda taşıt harcaması bu yılın ilk 5 ayında, geçen yılın aynı dönemine göre 4 kat artışla 72 milyon liraya çıktı. Aynı dönemde bütçeden kamunun kiralık taşıtlar ile kiralık lüks binalara yaptığı ödemelerde de büyük artış yaşandı.

Kamuda taşıt saltanatı tam gaz devam ediyor. Diyanet İşleri Başkanı’nın makam aracının tartışıldığı günlerde Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ‘çerez parası’ dediği kamunun taşıt harcaması bu yılın ilk beş ayında, geçen yılın aynı dönemine göre dört kat arttı.

Zaman gazetesinden İsa Sezen’in haberine göre 2014’ün ilk beş ayında taşıt alımına 19 milyon 154 bin lira harcanırken bu yılın ilk beş ayında bu rakam 72 milyon 905 bin liraya yükseldi.

Kamunun araç kiralama masrafları da yükselişte. 2014’ün ilk beş ayında araç kirasına harcanan para 135 milyon lirayken, bu yılın aynı döneminde kiralık taşıta verilen para 172 milyon lirayı geçti.

LÜKS BİNALARA MİLYONLARCA KİRA ÖDENİYOR

Kamunun lüks binalara ödediği kiralarda da durum farklı değil. Bina kiralamaları için bütçeden harcanan para 2014’ün ilk beş ayında 113 milyon lirayken, 2015’in ilk beş ayında bu rakam 172 milyon lirayı aştı. ■ İlerihaber, (7.7.2015)

 

8.7.2015

ATİNA 'ÖZELLEŞTİRME ÖDEVİ'NİN YÜZDE 6'SINI YAPABİLDİ

Yunanistan 2011 yılında ilk kurtarma paketi anlaşmasında belirlenen özelleştirme hedeflerinin yüzde 94'ünü gerçekleştiremedi.

 

Uluslararası Para Fonu'nun (IMF), borçlarını tahsil etmekte zorlandığı Yunanistan için hazırladığı en son analiz raporunda, 2011'deki kurtarma paketi anlaşmasındaki 2015'e kadar 50 milyar avroözelleştirme hedefinin 3,2 milyar avroluk kısmının gerçekleştirildiği ifade edildi. Buna göre, ekonomik olarak zor durumdaki ülke, özelleştirme hedefinin ancak yüzde 6'sını başardı.

Raporda, Yunan hükümetinin borçlarını ödemesi için 2018 yılına kadar her yıl 5 milyar avro özelleştirme yapması gerektiği belirtilerek, ülkede kamu kurumlarının özelleştirilmesinin politik olarak zor bir durum olduğunun da altı çizildi.

Yunanistan'ın kamu borcunun, Gayri Safi Milli Hasılasının yüzde 177,2'lik kısmına karşılık geldiğine işaret edilen raporda, "söz verdiği reformları uygulamış olsaydı ülkenin herhangi bir ek yardıma ihtiyacı kalmayacağı" yorumunda bulunuldu.

AA muhabirine konuşan Yunanistan'ın özelleştirme dairesinden bir yetkili, söz konusu 50 milyar avroluk özelleştirmenin bir hayal olduğunu belirterek, "(Özelleştirme) 2011'de dönemin Maliye Bakanı Yorgo Papakostandinu tarafından dile getirildi. 14 havalimanı için ihale süreci bitti. Alman şirket kazandı. Bunun onaylanması gerekiyor. Bundan sonra süreç nasıl işler bilmiyorum. Özelleştirme bu ülkede hassas bir konu" ifadelerini kullandı.

Avro bölgesinde en yüksek borçlanma oranına sahip Yunanistan'da radikal sol ittifak SYRİZA'nın lideri Aleksis Çipras başkanlığında kurulan koalisyon hükümeti ocak ayında kamu varlıklarının özelleştirmesini durdurma kararı almıştı. SYRİZA'nın hükümete gelmeden önceki en büyük vaatlerinden biri de kamu mallarının özelleştirmesini durdurmaktı. Fakat Yunan hükümeti özelleştirmeleri durdurduğu için uluslararası baskılara maruz kalıyor. ■ Star, (8.7.2015)

YABANCI SERMAYE: TÜRKİYE’YE NİYE YATIRIM YAPILMIYOR

Son dönemde Türkiye’de yatırımlar durdu. Doğrudan yabancı sermaye girişi azaldı. Ve Türkiye’de oturanların yurt dışındaki doğrudan yatırımları çoğaldı.

Hâlbuki önceki gün açıklanan reel kur endeksine göre Türkiye’de yatırım yapmak avantajlı hâle geldi.

Niye Türkiye’de yatırım yapmak avantajlı hâle geldi?

Geldi, çünkü tüketici fiyatları bazlı reel kur endeksi 98.38’e, yurt içi üretici fiyatları bazlı reel kur endeksi 98.04’e geriledi.

Hemen reel kur endeksinin ne olduğunu hatırlatalım. Bildiğiniz gibi reel kur endeksi enflasyondan arındırılmış döviz kurunu gösterir. İşte önceki gün açıklanan reel kur endeksine göre Türk parasının diğer para birimleri karşısında enflasyondan arındırılmış değeri 100’ün altına düştü. Böylece 2003 yılından bu güne Türk parasının üzerindeki enflasyon farkı ortadan kalktığı gibi bu enflasyon fakının üzerinde bir kayıp yaşandı.

TÜRK PARASI AŞIRI DEĞER KAYBETTİĞİ HÂLDE YATIRIMCI GELMİYOR

Peki, nedir bunun anlamı?

Bunun anlamı şu; Türk parası olması gerekenden daha fazla değer kaybettiği için Türk malları epeyce ucuzladı.

Gelelim bütün bunları niye anlattığımıza…

Şundan anlattık, Türk mallarının fiyatı küresel düzeyde aynı malların fiyatının altına düştüğü hâlde Türk mallarının ihracatı düşüyor. Ve ürün maliyetler ucuzladığı hâlde Türkiye’ye doğrudan yatırımcı gelmiyor. Üstelik Türk yatırımcı yurtdışına sermayesini götürüyor. Ve bu yılın ilk dört ayında 1,4 milyar dolar tutarında yerli sermaye yurtdışına gitti. Bu arada aynı dönemde tam 40 milyar dolar tutarında yabancı sermaye Türkiye’yi terk etti. İşte sorun bu.

YATIRIMCI KIRILGAN HÂLE GELEN EKONOMİ TÜRKİYE EKONOMİSİNE GÜVENMİYOR

Peki, niye Türkiye uzun yıllar sonra böyle bir tuhaf durumla karşılaştı?

Karşılaştı çünkü Türkiye yükselen 16 ülke arasında en riskli beş ülke arasına girdi. Şöyle: kısa bir süre önce BNP Pariba bankasının ekonomistleri Türkiye’yi PICTS olarak tanımladıkları en kırılgan beş ülkeyi Peru, Endonezya, Kolombiya, Türkiye ve Güney Afrika olarak sıraladılar. Bu nedenle Türkiye’de yatırım yapmak riskli hâle geldi. Tabii yatırım yapılmayınca ihraç ürünleri azaldı.

Gelelim asıl nedene…

Türkiye’nin en kırılgan üç ülke arasında olmasının nedeni yatırım ikliminin bozulması oluyor. O hâlde yatırım iklimini düzeltmek için hukuki öngörülebilirliği ortadan kaldıran makul şüphe, mal müsaderesi, çıplak arama, sulh caza mahkemeleri gibi antidemokratik düzenlemelerin kaldırılması şart. Bu arada sıcak siyasetin vergi idaresi ve bağımsız kurullardan uzaklaştırılması gerekiyor. Aksi takdirde 2015’te büyüme hayal olacak, ekonomi küçülecek. Bir de erken seçim olursa yatırımlar daha da azalacağı için ekonomik küçülmenin şiddeti artacak. Aman dikkat. ■ Süleyman Yaşar, Taraf, (8.7.2015)

AB: AVRUPA BİRLİĞİ BİTİYOR MU?

Bu soruyu sormanın zamanı geldi de geçiyor bile. AB’nin son on yılda en büyük çıkmazı Brüksel’deki Avrupa Komisyonu bürokrasisi ile üye ülkelerin demokratik seçimleri arasında gün geçtikçe açılan makası kapatamaması. Bu aslında temelde çok daha ciddi bir açmaza işaret ediyor. Avrupa’nın geleceğini belirleyecek olan Brüksel’deki kurumların yetkilerinin federal ölçüde genişlemesi mi, yoksa üye ülkelerde alınan demokratik kararlara saygı gösterilmesi mi, bir karara varılması gerekiyor.

AB’nin önünde üç büyük engel var; birincisi ekonomi. Kapitalist ekonominin şimendiferi yaratıcılık. AB içinde ne yazık ki yaratıcılık sınırlı. Finansal bütünleşme yaratıcılığın gelişmesine beklenenin aksine olanak vermedi. Birbirinden farklı ekonomileri ortak bir disiplin içinde tutmak, AB ekonomisinin yaratıcılığını sınırlandırdı. İkinci büyük engel politik; AB’nin büyük ülkeleri arasında giderek içine kapanık, yabancı düşmanın politikalara yönelik rağbet artış gösteriyor. İngiltere, Fransa gibi mülteci akınına uğrayan ülkelerde seçmen aşırı sağa yönelim gösteriyor. İngiltere’deki son seçimlerde UKIP’in ülke genelinde üçüncü parti çıkması bu yönelimin en belirgin örneklerinden. Benzer şekilde Fransa’da Charlie Hebdo saldırısı sonrası Marine Le Pen’in başını çektiği Ulusal Cephe’nin giderek artan popülaritesi Avrupa Birliği’nin yükünü çeken ülkelerin içinde artan bir bıkkınlığa işaret ediyor. Üçüncü büyük engel nüfus. AB’nin nüfusu giderek yaşlanıyor. Yaşlanan nüfusu dengelemek için kalifiye göçmene gereksinim duyan AB ortak bir politika geliştiremediği için yetenekli göçmenleri ABD’ye kaptırıyor.

Gelelim Yunanistan krizine.

Ben her krizde bir hayır olduğuna inanan iyimserlerdenim. Yüzde 61 gibi büyük bir oranda Avrupa Merkez Bankası’nın dayattığı pakete “hayır” diyen Yunanistan’ın önündeki seçim çok net. Bir an önce ortak para birimi Euro’yu terk ederek Drahmi’ye dönmek. Bu elbette ki bugünden yarına gerçekleşecek bir dönüşüm değil. Ancak şu saatten sonra Yunanistan’ın Euro Bölgesi’nde kalmakta ısrar edeceğini zannetmiyorum. Almanya buna zaten kendini hazırlamış durumda. Euro’nun Yunanistan yükünden kendini kurtararak daha güçlü bir şekilde yoluna devam edeceğini düşünüyorum. Yunanistan içinse AB’ye olana 250 milyar euro büyüklüğündeki dış borcu ödemeyi boş verip, Drahmi’ye dönmesi orta ve uzun vadede en akılcı karar olacaktır.

Yunanistan ölçütündeki bir ekonominin bölge ekonomileriyle bütünleşme yoluna giderek kendini yeniden yaratması mümkün. Özellikle Türkiye ile Yunanistan ekonomik olarak karşılıklı gümrükleri sıfırlayarak aynen 19. yüzyılda olduğu gibi Doğu Akdeniz’de ortak ve güçlü bir pazar yaratabilir. Türkiye’nin güçlü mühendislik şirketlerinin şimdiden Yunanistan pazarını gözlerine kestirdiklerini tahmin edebilirsiniz. Özellikle Kıbrıs’ta Mustafa Akıncı’nın önderliğinde çözüm gerçekleşirse, Doğu Akdeniz havzasındaki ekonomik bütünleşme Yunanistan için AB’de üçüncü sınıf bir yaşam sürmekten çok daha çekici bir seçenek olur. Bölgede vizelerin kaldırılması, serbest dolaşımın önünün açılması herkes için çok güzel bir gelişme olacaktır. ■ Ulaş Doğan Alp, Taraf, (8.7.2015)

 

9.7.2015

İŞSİZLİK: 10 İŞSİZDEN SADECE 1’İ FONDAN MAAŞ ALABİLDİ

İşsizlik Fonu’ndan haziran ayında 305 bin 407 işsize ödeme yapıldı. Resmi veriler 3 milyon 69 bin kişinin işsiz olduğunu ortaya koyarken, işsizlik maaşı alabilenlerin oranı yüzde 10'da kaldı.

İş­siz­lik Si­gor­ta­sı Fo­nu'yla il­gi­li ha­zi­ran ayı so­nuç­la­rı­na gö­re ge­çen ay iş­siz­lik öde­ne­ğin­den ya­rar­lan­mak üze­re 118 bin 793 ki­şi baş­vur­du.

Yi­ne ha­zi­ran ayın­da 305 bin 407 iş­si­ze 170,5 mil­yon li­ra öde­me ya­pıl­dı. Öde­me ya­pı­lan iş­siz sa­yı­sı ge­çen yı­lın ha­zi­ran ayın­da 254 bin 953, 2015 yı­lı Ma­yıs ayın­da ise 294 bin 901 ki­şiy­di.

Ger­çek iş­siz 5,6 mil­yon

Tür­ki­ye İs­ta­tis­tik Ku­ru­mu­’nun son açık­la­dı­ğı res­mi ve­ri­le­re gö­re Tür­ki­ye­’de iş­siz sa­yı­sı 3 mil­yon 609 bin ki­şi. İş­gü­cü­ne da­hil edil­me­yen an­cak iş bul­ma umu­du kal­ma­yan­la­rın da için­de ol­du­ğu iş ara­ma­yıp ça­lış­ma­ya ha­zır olan­lar ile yal­nız­ca mev­sim­lik iş bu­la­bil­di­ği için iş­siz olan­la­rın da ek­len­me­siy­le ula­şı­lan ger­çek iş­siz sa­yı­sı ise 5 mil­yon 633 bin dü­ze­yin­de bu­lu­nu­yor.

İlk 6 ay­da 1 mil­yar li­ra

Bu­na gö­re Tür­ki­ye­’de­ki res­mi iş­siz­lik ve­ri­le­ri­ne gö­re her 10 iş­siz­den yal­nız­ca 1’i, ger­çek iş­siz­lik he­sa­bı ile ise her 18 iş­siz­den yal­nız­ca 1’i ha­zi­ran ayın­da iş­siz­lik maa­şı ala­bil­di. Bu yı­lın ilk 6 ayın­da ya­pı­lan top­lam iş­siz­lik maa­şı öde­me­si ise 1 mil­yar 54 mil­yon li­ra ol­du. İş­siz­lik Si­gor­ta­sı öde­me­le­ri top­la­mı 2013'te 1 mil­yar 272 mil­yon li­ra, 2014'te 1 mil­yar 658 mil­yon li­ray­dı.

İşvereni iflas eden işçiye de yaramadı

İş­ve­re­nin if­la­sı ve ben­zer du­rum­lar­da ça­lı­şan­la­rın 3 ay­lık üc­ret ala­cak­la­rı­nın öden­me­si­ni içe­ren Üc­ret Ga­ran­ti Fo­nu­’n­dan ya­pı­lan öde­me­ler, ha­zi­ran ayın­da 328 ki­şi­ye top­lam 830 bin 341 li­ra ol­du. Eko­no­mik dar­bo­ğaz ne­de­niy­le iş­ye­rin­de ça­lış­ma sü­re­si azal­tı­lan ya da iş­ye­ri fa­ali­ye­ti du­ran 52 ça­lı­şa­na da ha­zi­ran ayın­da 2 bin 280 li­ra en faz­la 3 aya ka­dar ve­ri­len kı­sa ça­lış­ma öde­me­si ya­pıl­dı.

Fonda biriken para 87 milyar liraya çıktı

İşsizlere deva olmayan İşsizlik Fonu'nda biriken tutar ise haziran sonu itibariyle 87 milyar 177 milyon liraya yükseldi. Yatırım araçlarında değerlendirilerek sürekli nemalanan İşsizlik Fonu’na Mart 2002 tarihinden bu yana başvuran 5 milyon 796 bin kişiden 1 milyon 771 bini eli boş geri çevrildi. Mart 2002-30 Haziran 2015 döneminde fondan yapılan toplam ödeme ise 9,5 milyar lirada kaldı. Yelda ATAÇ, Bugün, (9.7.2015)

YABANCI SERMAYE: YABANCILAR NEYİ FİYATLADI NEYİ FİYATLAMADI?

Seçim sabahı koalisyon şokuyla uyanan piyasalarımızda dolar/TL kuru 2.81 seviyelerini, faizler yüzde 10.50 seviyelerini ve borsa endeksi de (BİST-100) 75 bin seviyelerini görmüştü. Bunun en önemli nedeni, ortaya koalisyonun çıkması değil, sonuçların erken bir seçimi de işaret ediyor olmasıydı. Fakat kısa sürede genel kanı koalisyon kurulabileceği yolunda şekillendi. Bu yüzden genel olarak piyasa parametrelerinde seçim öncesi seviyelere dönüş gördük. Örneğin dolar/TL kuru 2.65 seviyelerine kadar düşerken borsa yeniden 84 binlere kadar yükseldi ve gösterge faiz de 9.50 seviyelerine kadar geriledi.

Yunanistan kaynaklı olumsuz piyasa şartlarını bir kenara bırakırsak özellikle son 2-3 gündür piyasalarda ciddi bir yorulma ve sıkıntı var. Şu an siyasilerimiz “Nasıl olsa ekonomide bir olumsuzluk yok” havasıyla, hükümet kurulması işini çok hafiften alıyorlar, Suriye konusunda sıcak bir çatışmanın olası etkilerini gözardı ediyorlar ve erken bir seçim konusunu da çok rahatça gündeme getirerek konuşuyorlar.

İster beğenin ister beğenmeyin, bu ülkenin borsadaki şirketlerinin halka açık kısımlarının yüzde 63’ü yabancıda bulunurken, devletin çıkardığı borçlanma senetlerinin önemli bir kısmı da onlarda. Sıcak para denilen şey, her an başını alıp gidebilecek bir paradır. Geçmişte birçok ülke “Sudden Stop” (Ani Duruş) adı verilen paranın aniden ülkeden çıkmaya başlamasıyla büyük krizler yaşamışlardır.

Peki şu an yabancılardan bu tür bir ani çıkış olabilir mi? Yabancılar şu ana kadar yeni bir seçimi fiyatlamadılar. Ama bir erken seçim olacağı anlaşılırsa bu durum çok sert bir şekilde fiyatlanabilir. Bunu ben söylemiyorum, yabancıların yazdıkları raporlar söylüyor.

Bloomberght.com sitesinin haberine göre Citigroup Londra ofisinden strateji başkanı Luis Costa, e-posta yoluyla yaptığı değerlendirmede, "Görüşüme göre piyasalar, sırf ortalamadan daha yüksek 'carry'ye dayanarak, Türk Lirası riskine karşı aşırı kayıtsız durumda" diyerek, "Halen Türkiye'de cari işlemler açığının finansmanın kalitesinde kötüleşme görüyoruz ve bu Türk Lirası'nı doğal olarak kırılgan hale getiriyor" değerlendirmesinde bulundu.

Costa, "Piyasalar kesin bir şekilde erken seçime gidildiğinin farkına vardığı an, Türk Lirası ve Türk Lirası cinsinden varlıklardan çıkış olacak. Ben özellikle hisse senetlerinden çıkış konusunda kaygılıyım" yorumunu yaptı.

UBS'nin raporunda, bankanın Türkiye'nin de aralarında bulunduğu dört gelişen ekonomiden uzak durmak istediği söyleniyor. Bu raporda, Hindistan hariç diğer Kırılgan Beşli üyesi ülkelere dikkat çekiliyor. Ülke gelirleri Çin’e bağlı olan Endonezya ve ABD’deki bir faiz artırımından en fazla olumsuz etkilenecek olan Brezilya, Güney Afrika ve Türkiye’de hisse fiyatlarının çok sert düşebileceği belirtiliyor. Dikkat çeken bir diğer konu ise bu ülkelerin paraları çok değer kaybetmesine rağmen ihracatlarını artıramıyorlar yani önemli bir rekabet üstünlüğü yakalayamadıklarına dikkat çekiliyor.

Bank of America Merrill Lynch ise Türkiye’nin yüksek cari açığa dayalı büyüme modelinin artık sürdürülemeyeceğini belirtiyor. Yabancı raporları her zaman çok ciddiye almam ama bu raporlarındaki genel hava bana gelecek birkaç aya ilişkin hiç iyi sinyaller vermiyor. Yabancılar erken seçimi fiyatlamaya başlarsa (ki son 2 gündür başlamış olabilirler) ciddi sıkıntılar yaşarız. ■Yaşar Erdinç, Bugün, (9.7.2015)

UÖŞ: VENEZUELA KARŞITI KAMPANYAYI EXXON DESTEKLİYOR’

Venezuela ABD’li petrol şirketini komşusu Guyana arasında bulunan ve 150 yıldır hangi ülkeye ait olduğu konusunda anlaşmazlık bulunan Esiquibo bölgesinde yasa dışı petrol çıkartmakla ve iki ülke arasındaki gerginlik çıkarmaya çalışmakla suçluyor.

‘YASA DIŞI PETROL FAALİYETİ’

Venezuela Hükümeti, ABD’li petrol şirketi Exxon Mobil’i Venezuela’ya karşı ekonomik ve jeopolitik istikrarsızlık kampanyası yürütmekle suçladı. Venezuela’nın komşusu olan eski İngiliz sömürgesi Guyana ile arasında bulunan Esequibo bölgesinde, Guyana hükümetinin desteğiyle petrol çıkarma çalışmalarına başlayan Exxon’a tepki gösteren Devlet Başkanı Nicolas Maduro, bölgedeki petrol faaliyetinin ‘yasad ışı’ olduğunu ileri sürüyor.

Telesur’un konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Maduro, Exxon Mobil’in Guyana Devlet Başkanı David Granger’ın kampanyasını finanse ettiği bunun karşılığında petrolün verildiğini söyledi. Maduro, Exxon Mobil’in Karayip ülkeleri arasındaki ilişkiyi ve huzuru baltalayarak bölgede gerginlik yaratmak istediğini ifade etti.

Venezuela Devlet Başkanı, Guyana devletiyle Venezuela arasında 150 yıldır süren bir sorun olan Esequibo bölgesinin egemenliği sorununu önümüzdeki günlerde Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu (CELAC), Güney Amerika Ulusları Birliği (Unasur) ve Birleşmiş Milletlere (BM) sunulacağını da ekledi. ■Evrensel, (9.7.2015)

 

10.7.2015

YOLSUZLUK: DÜNYANIN NERESİNDE GÖRÜLMÜŞ BÖYLESİNE BALLI KAZANÇ?..

Sevgili okurlarım,
Bugün size AKP yandaşlarının köşeleri nasıl döndüklerini gösteren bir ballı
kazanç örneği anlatacağım.
Lafı uzatmadan başlayayım.
Efendim yıl; 2011…
İzmir Mavişehir’de 23 dönümlük, güzel mi güzel bir arsa var.
Tam yerini söylediğimde sevgili Karşıyakalılar sözlerimi onaylayacaklar.
Egepark adlı Moda ve Alışveriş Merkezi’nin tam karşısında, Mavişehir inşa edilirken şantiyenin yer aldığı alan…
Üstelik denize sıfır…
Yani konumu açısından altın değerinde…
Ama her güzelin olduğu gibi, bu güzelin de bir kusuru var:
Rant getirecek boyutta imar izni yok!
Şimdi kıs kıs güldüğünüzü, “Aman Uğur Bey, bu da kusur sayılır mı? AKP iktidarında böylesine değerli bir arsa, bir yolu bulunup, ranta açılmaz mı?” dediğinizi biliyorum.
Yerden göğe kadar haklısınız…

* * *

Neyse, arsa TOKİ tarafından 6 milyon TL bedelle ihaleye çıkarılıyor.
İhaleye katılanlardan biri, 6 milyon TL veriyor ama, gereken değer bulunmadığı gerekçesiyle iptal ediliyor.
Daha sonra ilk ihaleye katılanların bile fark edemedikleri, gözden kaçırılan bir duyuru yöntemiyle yeniden ihale yapılıyor ve 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarında adı sıkça geçen ünlü bir yandaşa 8 milyon TL’ye bırakılıyor.
Yandaş durur mu?
Hemen Ankara’ya gidiyor ve Erdoğan Bayraktar’ın başında bulunduğu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan “2 emsal imar iznini” kopartıyor.
Yani rant getirecek yapılaşma izni alınıyor.
Bu işlem yapılırken Büyükşehir Belediyesi’nin o bölgede düşük yapılanmayı hedefleyen, bir bakıma rant amaçlı girişimlere kapatan planları göz ardı ediliyor.
Böylece arsanın değeri yaklaşık 80 milyon dolara fırlıyor.

* * *

8 milyon TL koy, 80 milyon dolar al!
Dünyanın neresinde görülmüş, böylesine ballı kaymaklı kadayıf, pardon kazanç?

* * *

Sevgili okurlarım,
Bazıları öylesine açlarmış ki, 13 yıldır sürekli yemelerine rağmen hiç doymuyorlar.
Yağma Hasan’ın böreği de öylesine büyükmüş ki, bir türlü bitiremiyorlar.
O nedenle bir yığın riski göze alıp ülkeyi yeniden seçime götürmeye, yağma düzenini sürdürmeye çalışıyorlar.Uğur Dündar, Sözcü, (10.7.2015)

YABANCIYA TOPRAK: YUNAN ADALARINI PARSEL PARSEL SATIYORLAR

Yunanistan'da kriz sürerken şahsa ait adaların satışına başlandı

IMF’ye olan borcunu ödeyemediği için temerrüde düşen Yunanistan, kreditörlerin kendilerine sağladığı nakit akışı karşılığında uygulaması gereken reformları referandumla reddetti. Bu gelişmeler sonucunda ülkedeki ekonomik kriz gittikçe derinleşirken, Yunanistan’daki şahsa ait adaların satışına başlanıldı. Bugün itibarıyla şahsa ait 17 özel ada satışa çıkmış durumda. Bu sayının önümüzdeki süreçte 120′yi bulması bekleniyor.

KAZANÇLI BİR YATIRIM

Merkezi İngiltere’de bulunan uluslararası gayrimenkul şirketi Spot Blue Müdürü ve gayrimenkul piyasası uzmanı Julian Walker, ekonomik krizle mücadele Yunanistan’dan satışa çıkan şahsa ait adaları almanın uzun vadede kazançlı bir yatırım olacağını söyledi.

Walker, Yunanistan’ın avroyu bırakarak eski para birimi drahmiye dönme ihtimalini hatırlatarak, “Eğer avro para birimi olarak kullanılmaz ve yeni bir para birimine geçiş yapılırsa ev fiyatları düşer. Bu nedenle şu anda yatırım yapmak doğru değil. Ancak uzun vadeli yatırımcıysanız ve maddi gücünüz de varsa kriz döneminde satışa çıkan adalardan birini almak mantıklı bir yatırım olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Gayrimenkul kiralamanın da alternatifler arasında olduğunu aktaran Walker, “Kiralama seçeneği gereksiz ve finansal açıdan zarar verici olabilir. Bu seçenek, sadece kısa dönemli tatil düşünenler için bu cazip olabilir” dedi.

EN PAHALI ADA OMFORİ

Yunanistan’da satışa çıkarılan adaların bir kısmına değer biçilemese de en pahalı ada olarak 50 milyon avroluk değeriyle Omfori Adası öne çıkıyor. Omfori Adası yaklaşık 4,5 kilometrekare büyüklüğünde ve bölgenin en güzel, özel adası olarak biliniyor.

Omfori Adası’ndan sonra sırasıyla en değerli adalar Dulichium, Kuzey Ege, St. Thomas ve Nissos Makri adaları olarak listeleniyor.

Dulichium Adası, Yunanistan’da satışa çıkarılan en büyük özel ada olarak dikkati çekiyor. 5,4 kilometrekare büyüklüğündeki adaya biçilen değer ise 40 milyon avro. 4 binden fazla zeytin ağacına sahip adanın, lüks bir otelin yanı sıra marina ve özel villa inşaatına da uygun olduğu belirtiliyor.

ATİNA’YA YAKIN ADALAR ÖN PLANDA

Kuzey Ege Adası, 35 milyon avro değerinde ve metrekare başına değeri 100 bin avro. Adanın büyüklüğü ise 0,3 kilometrekare. Uluslararası yatırımcıların en çok ilgi gösterdiği adalardan biri olan Kuzey Ege, Atina’ya yakınlığı ile ön plana çıkıyor.

15 milyon avro değere sahip St. Thomas adası da deniz taksisi ile Atina’ya 45 dakika mesafede bulunuyor. Adanın büyüklüğü 1,2 kilometrekare ve adada 2 köy bulunuyor.

Fiyat tekliflerine açık olan 1 kilometrekare büyüklüğündeki Nissos Makri Adası ise ormanlarının güzelliğiyle övülüyor. Adada inşa edilecek binalar için tüm yasal izinlerin alındığı ifade ediliyor.

Değeri 3,75 milyon avro, büyüklüğü 0,17 kilometrekare olan Gaia Adası’nı öne çıkaran özelliği ise Brad Pitt ve Angelina Jolie çiftinin adaya gösterdiği ilgi oldu. 6 villa inşa edilebilecek büyüklüğe sahip ada İyonya Adaları grubunda bulunuyor.

İŞTE O ADALAR

Satılık diğer özel adaların isimleri ise Patroklos, Nafsika, Kardiotissa, Nissos Sofia, Kythnos, Stroggilo, Lihnari, St. John’s, Tragonisi, Vouvalos ve Kato Antikeri.

Gayrimenkul satış sitesinin operasyon müdürü Nicole Edwards da satılık ada bilgilerinin güncelliğini ve bilgilerin doğruluğunu onayladı. ■ Sözcü, (10.7.2015)

 

BOP, BÖLÜCÜLÜK: IŞİD’İN ABD VE TÜRKİYE BAĞLANTISI!

ABD Başkanı Obama, Amerika’nın Suriye’de ılımlı muhalifleri eğitmek ve donatmak için daha fazla çaba sarf edeceğini açıkladı ama Amerika’nın Sesi’ne göre Pentagon sözcüsü Yüzbaşı Jeff Davis gazetecilere, işi aceleye getirmek yerine doğru biçimde yapmanın öncelikleri olduğunu söyledi ve “Fazla çaba bu, bu kadar” dedi.

ABD Savunma Bakanı Ash Carter ise düşük sayıda Suriyeli muhalifin eğitilmesini iki sebebe bağlıyor. Birinci olarak, muhaliflerin ABD eğitimini IŞİD’e karşı kullanacağından emin olmaları gerektiğini söyleyen Carter, ikinci sebep olarak da ön inceleme sürecine dikkati çekti.

Amerikan ordusu programa katılmak için gönüllü olan 7 bin Suriyeli muhalifin yalnızca 60’ını eğitiyor.

Yani ABD’nin gerçekte IŞİD ile mücadele gibi bir derdi yok! Eğit-donat ile dünya kamuoyunu aldatıyor.

* * *

Amerika’nın derdi, savaşın Arap-Kürt mücadelesine dönüp dönmeyeceği! Havadan destekledikleri PYD’nin IŞİD’le mücadele adı altında Arap ve Türkmen köylerini boşalttığını, yani etnik temizlik yaptıklarını biliyorlar!

ABD’nin bir diğer meselesi ise Türk ordusunun, Ergenekon ve Balyoz soruşturmaları sonucunda muharebe gücünü kaybedip etmediği!

Amerikalı gazeteciler, Türk uzmanlar üzerinden bunun araştırmasını yaparken, ABD hükümeti de “IŞİD ile mücadele” bahanesiyle İncirlik ve Diyarbakır üslerinden faydalanmak istediğini bildirdi.

ABD zaten bölgedeki her türlü askeri hareketine IŞİD’i bahane olarak gösteriyor ama ortada ciddi bir mücadele yok. IŞİD’in yaptığı ise bölgeyi karıştırmak, İslâmı, bütün insanlığın gözünden düşürecek vahşet sergilemek! Amerikan sözcüleri de en büyük tehdit olarak İslami köktenciliği gösteriyordu. Hatta Alman Papa da İslam dininin savaşla kurulduğunu öne sürerek, CIA tezlerine katkıda bulunmuştu!

* * *

Odatv ise ODTÜ Felsefe Bölümü Araştırma Görevlisi Cenk Özdağ’ın Teori dergisinin Ekim 2014 sayısında yayınlanan “IŞİD ve ABD’nin olası stratejileri” başlıklı araştırmasının konuyla ilgili bütün sorulara cevap verdiğini belirtiyor.

Yazıda ABD’ye ve Atlantik İttifakı’na yakın kaynaklara dayanılarak, IŞİD’in emperyalizmle doğrudan ve dolaylı bağlantısı ile esas görevinin bölgenin egemen devletleri olan Suriye ve Irak’ı zayıflatmak, bölmek ve/veya bu devletleri bölme ve istikrarsızlaştırma sürecine katkı sunmak olduğu delilleriyle ortaya konuluyor.

Mesela IŞİD lideri Bağdadi, Bucca Kampı’nda 2004 yılı Aralık ayına dek Irak’taki ABD kuvvetlerince “sivil enterne” olarak tutulurken salıveriliyor.

Cenk Özdağ, Al Akhbar’ın yazarlarından Mohammed Mahmoud Mortada’nın “IŞİD’in liderlerinin büyük bir bölümünün neden hemen hepsinin Güneydoğu Irak’ta, Umm Kasr’ın yakınlarında ABD’nin işgal kuvvetlerince işletilen Bucca Kampı’nda tutuklu bulunduğunu sormaya hakkımız vardır” sözlerini hatırlatıyor. Özdağ, Mortada’nın araştırmasından Bucca kampından “mezun” olan IŞİD liderleriyle ilgili bilgileri tek tek naklediyor.

Daha vahimi, yine Amerikan raporlarından IŞİD’in Esad güçleriyle savaştırılan “Özgür Suriye Ordusu” adlı şemsiye örgütün altında geliştirildiğini belgeliyor.

Türkiye’nin, silah yardımlarını Özgür Suriye Ordusu’na yaptığını AKP yöneticileri de itiraf etti.

* * *

Özdağ’a göre 2012’nin Mart ayında Amerikan kongresine sunulan raporda “Esad rejimine karşı çalışan El Kaide’yle ilişkili terörist hücrelerin ortaya çıkması ABD ve silahlı muhalefete maddi destek çağrısında bulunanlar için tehdit oluşturmaktadır” deniliyordu ama “tüm bu uyarılar kenara itilerek ya da göz önüne alınıp, göz göre göre” bu cihatçı gruplar destekleniyordu..

Yine “Sünni Müslümanları kazanma stratejisiyle perdelenen süreç esasında Alevi Esad ve Şii Maliki düşmanlığını körüklemenin planlı ve sistemli bir pratiği idi...”

Aynı programın Türkiye’de bizzat Tayyip Erdoğan tarafından, üstelik CHP Genel Başkanı’nın Aleviliği üzerinden de sürdürülmesi herkesin hatırındadır. ■ Arslan Bulut, Yeniçağ, (10.7.2015)

 

11.7.2015

BRİCS: 5 ÜLKE BİRLEŞTİ, YENİ PARA BİRİMİNE GEÇİYORLAR

Putin, BRICS ülkelerinin yeni bir kalkınma bankası ve ortak bir döviz rezervi oluşturma konusunda çalışmaları tamamladığını bildirdi.

Rusya'nın dönem başkanlığında düzenlenen BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) liderler zirvesinde 77 maddelik ortak bildiri kabul edildi.

IMF'e rakip olacak birlik, yeni bir para birimi üzerinde deçalışmalarını sürdürüyor.

Rusya'ya bağlı Başkurdistan Cumhuriyeti'nin başkenti Ufa'da düzenlenen zirvenin ardından liderler "Ufa Deklarasyonu" ve "Ufa Eylem Planı"na imza attı.

Zirve sonunda ayrıca BRICS ekonomik ortaklık stratejisi, kültür alanında işbirliği zaptı, ortak internet sitesi oluşturulması ve yeni Kalkınma Bankası'yla işbirliği konularında mutabakat zaptı imzalandı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, zirvenin ardından basın mensuplarına yaptığı açıklamada, BRICS kapsamında yeni finansal bir yapı oluşturulduğunu söyledi. Geniş katılımlı toplantılarda toplam 200 milyar dolar hacimli yeni kalkınma bankası ve ortak döviz rezervi oluşturulması çalışmalarının tamamlandığını belirten Putin, yeni bankanın ulaşım, enerji, altyapı ve endüstriyel gelişim alanlarında kredi sağlayacağını aktardı.

Toplam sermayesi 100 milyar dolar olan BRICS ülkeleri döviz rezervleri havuzu, üye ülkelerde nakit dolar sıkıntısının oluşması durumunda mali istikrarı sağlamak amacıyla oluşturuldu. Ortak havuza Çin 41 milyar dolar, Brezilya, Hindistan ve Rusya 18'er milyar dolar, Güney Afrika Cumhuriyeti ise 5 milyar dolar katkı sağlayacak.

Putin, ayrıca BRICS ülkelerinin terörizm ve aşırılık tehditlerine karşı durarak Nazi ideolojisinin canlanmasını önleme, uyuşturucu ticareti, korsanlıkla mücadele ve sanal güvenlik gibi konularda birlikte hareket edeceklerini söyledi. Putin,BRICS ülkelerinin uluslararası güvenlik ve küresel güvenliğin sağlanmasına katkı sunmaya devam edeceğini belirtti.

BRICS yol haritasının en geç bu sene sonuna kadar hazır hale geleceğini ifade eden Putin, BRICS liderlerinin Antalya'da düzenlenecek G20 zirvesinde ayrıca bir araya geleceğini ifade etti.

İRAN'A YAPTIRIMLARIN KALDIRILMASI İSTENDİ

Öte yandan, BRICS ülkeleri, yayımladıkları ortak deklarasyonla İran'ın nükleer programının barışçıl amaçlarla kullanılmasını garanti altına alarak, Tahran'a karşı tüm yaptırımların kaldırılmasını sağlayacak anlaşmanın bir an önce hayata geçmesini talep etti.

Ukrayna'nın doğusundaki gelişmelere değinilen deklarasyonda, bu ülkedeki sorunun ancak politik yollarla çözülebileceği belirtildi.

BRICS ülkeleri, DAEŞ terör örgütü ve terörizmin her çeşidini de "en kararlı şekilde" kınadı. Liderler, ayrıca, uluslararası toplumu Afganistan'ı desteklemeye çağırdı. ■ Aktüel, (11.7.2015)

 

12.7.2015

-

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura