Yazı Kategorileri > Bilimsel Yöntem Yazıları
18-09-2019
NEDEN HEP ELEŞTİRİ, NEDEN HEP AŞAĞILAMA…, NEDEN ADAM GİBİ TARTIŞMAMA?

Çok beğendiğim bir söz vardır, "Küçük insanlar kişilerle, orta insanlar olaylarla, büyük insanlar fikirlerle uğraşır" der. Atatürk'ün de şu mealde bir sözü vardır: Eleştirmek kolaydır; yapmak, eser ortaya koymak zordur.

Ben yıllardır sosyal medyadayım. En çok gördüğüm şey; insanların, büyük çoğunluğuyla diğer insanları eleştirmeleri, aşağılamaları, tahkir etmeleridir. Ulaşabildiklerime bu tutumun yanlış olduğunu açıkladım. Hiç anlayanına, “haklısın” diyen birine rastlamadım; tam tersine, kendim eleştiri yağmuruna tutuldum.

Elbette insanları iyi yönüyle olduğu kadar kötü yönüyle de tanıyacağız, tanıtacağız. Tespitimizi sözle yazıyla ifade edeceğiz, ancak o noktada çakılıp kalmayacağız. Hemen “bu şahıs neden böyle davranıyor, neden böyle konuşuyor, bunun fikirleri, eylemleri nelerdir, onunla nasıl mücadele ederim, topluma verdiği zararları nasıl önlerim” diye kendi kendimize sormaya ve araştırmaya başlayacağız. Çözümler bulup fikir ve iş olarak karşı hareket başlatacağız.

Kişilere karşı salt eleştirici, aşağılayıcı ve tahkir edici şekilde davranmak, mantık biliminde inceleme konusu olmuştur, “kişiye yönelik muhakeme (argumentum ad hominem)” adıyla kavramlaştırılmıştır. Bunu bir yazımda açıklamıştım, aşağıya alıyorum.

***

Nedir “kişiliğe yönelik muhakeme” adlı yanlış düşünme şekli?

Önce Montaigne’in şu sözüne dikkatinizi çekmek isterim: Çatabilirsen, önce fikirlerime çat; sonra bana! Adını hatırlayamadığım bir filozof da “vur fakat dinle” demiş.

Bu güzel sözlerle neyi anlatmak istiyor bu tarihî şahsiyetler acaba?

“Kişiye yönelik muhakeme”yi!

“Kişiye yönelik muhakeme”de insanların kişiliği, şahsiyeti işe karıştırılır. Latince terimi Argumentum ad hominem’dir, Türkçesi “insana yöneltilmiş muhakeme”. “Birinin kanıtını, o kişi hakkında elverişsiz yorumlar yaparak çürütmeye çalışmak” demektir. Muhatabın fikirleri, kanıtları çürütülecek yerde; onun namusu, şahsi âdetleri, kökeni, sağlığı, zihnî durumu, geçmişi, ailesi, yakınları gibi hususlar sözde “kanıt” olarak ileriye sürülür.

Türkiye’de çok yaygındır bu tür muhakeme ve bence kaynağı duruma göre: cehalet, sathî bilgi ve ahlak zayıflığıdır. Karşısındakinin görüşünü çürütemeyeceğini anlayan taraf, bu tür muhakemeye cankurtaran simidi gibi sarılabilir; yetersiz kaldığı için, açık yenilgiden sıyrılmak için, dürüst olmadığı için.

Holding medyamızda yer alan haberlere, yorumlara, manşetlere bir göz atın, her gün belki onlarca örnek bulacaksınız, yurttaşlarımızı kandırmak, uyutmak amacıyla başvurulan “kişiye yönelik muhakeme”lere. Siyasetçilerimiz de onlardan hiç geri kalmaz ha…

***

Bu yanlış ve çok zararlı tutumun karşısında yapılacak olan nedir?

Yanıt: Mücadeleyi fikirle yürütmek!

Ataname’de okuyoruz ki, Atatürk fikir mücadelesine çok önem veriyor. Diyor ki, bir fikre karşı fikirle mücadele etmelidir. İlgili yöneltileri aşağıya alıyorum.

- İnsanlar arasında fikir mücadelesi olur. Bu mücadele nasıl olmalıdır? Benim görüşüm şudur ki, bir fikirle, bir düşünce ile kuvvet yoluyla değil, yine fikirle mücadele etmelidir. Fikir akımlarına karşı fikre dayanmayan kuvvetle karşılık vermek, o akımı yok etmez. Herhangi bir insanla konuştuğunuz zaman, onun herhangi bir fikrini kuvvet zoru ile reddederseniz, o kişi ısrar eder. Israr ettikçe kendi kendini aldatmakta daha çok ileri gidebilir. Aynı şekilde bir şeyi halka, anlatarak, onu ikna ederek benimsetmek en geçerli yoldur. Baskı insanların, yanlış düşüncelerinde direnmelerine yol açar. Özetle fikir akımları cebir, şiddet ve kuvvetle yok edilemez; tersine, pekiştirilmiş olur. Buna karşı en etkili çare; sakince tartışmak, fikre fikirle karşılık vermek, fikir akımına karşı fikir akımı oluşturmaktır. Şu da var ki, bazı sorunların tartışılabilmesi için o soruna ilişkin gerçek, somut, istatistik bilgiler gereklidir; bunları bilmedikçe tartışma yürütülemez.

- Tartışma sırasında asla bağırmamalı, yüksek sesle konuşmamalıdır. İtiraz ve eleştirileri sinirlenmeden dinlemeli, aynı ölçülü sesle yanıt vermelidir. Nadir Nadi’nin hakkımda yazdığı gibi: Meclis’te kürsüye çıktığı zaman, gürültüler bir anda kesilir, sözleri dikkatle ve saygıyla dinlenirdi. Asla bağırmaz, yüksek sesle de konuşmazdı. Arada bir itiraz edildiği de olurdu. O, eleştiricileri sinirlenmeden sonuna kadar dinler, aynı ölçülü sesle yanıtlarını verirdi.  

- Ben hep bu yolu tuttum. Bir örnek vereyim. Tarih 23 Eylül 1924… Başbakan İsmet Paşa’dan şu istekte bulunuyorum: Bütün İstanbul gazetelerinin başmakaleleri özeti, özellikle eleştiri ve muhalefet noktalarına ait parçaları aynen olmak üzere bana yetiştirilmesini emir buyurun. Düşünce, duygu, eylem bakımından halk tamamen bizimle beraberdir. Her yerde büyükten küçüğüne kadar, erkek kadın gözyaşlarıyla feryat figan ederek güvenlerini göstermekte ve dediklerimizi yapmaya büyük kitleler halinde ve çılgınca gösterilerle yemin etmektedirler. Bu manzaralar karşısında çok ilham toplamaktayım. Yeri geldikçe muhalif fikirlere yanıt vereceğim [Ataname/ Diğer Teknikler: 14-16].

***

İsmet İnönü’nün çok yinelenen bir sözü vardır: “Bir ülkede namuslular en az namussuzlar kadar cesur olmazsa, o ülke için kurtuluş yoktur.”

Demek ki, en az karşıtlarımız, ülkemiz için zararlı gördüklerimiz kadar cesur ve etkili olmaya çalışacağız. Onlara karşı, kendimizi çok iyi yetiştirerek, fikirle ve yaptığımız yurtseverce işlerle mücadele edeceğiz. Kendi eserimizi ortaya koyacağız.

Doğru yol budur. Asıl bizlere fayda sağlayan tepki budur, ülkemiz için verimli olan davranış budur.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura