Atatürk Okulu > Milliyetçilik Dersleri
30-09-2021
MİLLET VARLIĞIMIZ BÜYÜK TEHDİT ALTINDA

Aynı kültürden olan, tarihleri ortak insanların oluşturduğu topluma millet denir. Aynı kültürden kasıt, ‘millî kültür’dür, ulusal kültürdür. Millet birbirine ortak tarih, dil, kültür ve ülkü birliği ile bağlı olan yurttaşların meydana getirdiği siyasal bir topluluktur.

Bugün Türkiye’de Millet oluşumu tehdit altındadır. Giderek yok edilmek isteniyor. Nasıl yok ediliyor? Oluşturucu ögeleri tahrip edilerek, ortadan kaldırılarak. En çok saldırıya uğrayan unsur ise Cumhuriyet tarihimizdir, ulusal kültürümüzdür. Tarih yalnızca kitaplarda değildir; her yerdedir, yerleşim yerlerinde, yapılarda, anıtlardadır, bayramlardadır.

Örneğin, İlk Meclis binası, Çankaya Köşkü, Taksim Anıtı, Yürüyen Köşk, Marmara Köşkü, Atatürk Orman Çiftliği, Anıtkabir… bunlar sadece birer mekân değil, aynı zamanda bizi millet yapan hatıralar mirasının konaklarıdır.O mekânlar bizim ortak kültürümüzün mahfazaları, ortak tarihimizin hatırlatıcılarıdır. Ortak duygu ve heyecanları harekete geçiren, ortak hatıra ve geleneklerin anılıp uygulanmasını sağlayan varlıklardır. Bunlardan Atatürk Orman Çiftliği talan edildi, ediliyor. Marmara Köşkü Saray uğruna yıkıldı, yerle bir edildi.

Marmara Köşkü (1928-2016) üzerinde kısaca durmak isterim. Atatürk’ün konut olarak kullandığı, Cumhuriyet’in simge mekânlarından Atatürk Orman Çiftliği’ndeki Marmara Köşkü; kültürel miras olarak tescillenmiş bir yapıydı. Köşk, Atatürk’ün AOÇ arazisi içinde tasarladığı ilk yapılardan biri, Cumhuriyet’in modernleşme projesinin ilk örneklerindendi. Atatürk’ün, Cumhuriyet’in dev kalkınma projelerinden biri olan Atatürk Orman Çiftliğindeki çalışmaları hem yakından takip edeceği hem de dinleneceği bir mekân olarak inşa edilmişti. Ön bahçedeki Marmara havuzunu da halka açtırmıştı. Çünkü O, halkıyla iç içe yaşamak, başkentlilere her türlü uygarlık imkânını sunmak istiyordu. Marmara Köşkü, havuzunda gençlerin yüzdüğü ve serinlediği, akşamları da etrafında yemeğe, sohbete gelen halkın hoşça vakit geçirdiği mekânlardan biri haline gelmişti. Atatürk, kimi zaman park etrafında halkla sohbet ediyordu.

Marmara Köşkü sadece yıkılmış olmadı, Cumhuriyet kalemizden bir tuğla daha söküldü.

Ve devam ettiler. Son marifetleri İzmir’deki Necatibey ilkokulu oldu. 93 yıldır Cumhuriyet'in, İzmir'in sembollerinden biri olan, eğitim meşalemiz Mustafa Necati Bey'i ölümsüz kılan, “anıtsal” özelliği bulunan, “kültür mirası” kapsamındaki Necatibey İlkokulu'nu da dozerlerle yıktılar, asırlık ağaçlarıyla birlikte yok ettiler. Yerine Suriyeliler için okul yapacaklarmış! Sormak lazım, Cumhuriyet okulunu yıkarak, İzmir Hatay'a Suriyeli okulu yapmak, bir tesadüften mi ibarettir? [Yılmaz Özdil, “Okulumu Yıktılar”, Sözcü, 26.9.2021]

Atatürk’e ve Cumhuriyetimize yönelik saldırılar, öteden beri yapılıyor.

Ancak 2003 yılından bu yana sıklaştığı, açıktan, hatta doğrudan hükümetler eliyle ve teşvikiyle sürdürüldüğü bir gerçek... Söz konusu saldırılara şu örnekleri verebilirim:

-Atatürk heykelleri kaldırılıyor,

-Cadde, yol, meydan, tesis, stadyum... adları değiştiriliyor,

-Anma günleri, saygı duruşları, ulusal bayram kutlamaları engelleniyor.

-Devlet kurumlarının adlarından T.C. ibaresi kaldırılıyor.

-Ders kitaplarında Atatürk ve Cumhuriyet konuları çarpıtılıyor, sulandırılıyor veya tümüyle çıkarılıyor,

-Cumhuriyetimizin emanetlerine karşı saygısız ve kaba hareketler sergileniyor[i].

● Bu saldırıları neden yapıyorlar, maksatları nedir?

Görüşüm şudur: Saldırılar ortak nitelikte ve süreklidir. Son yirmi yıldır artmış ve genişlik kazanmıştır. Büyük olasılıkla dış destekli bir plan çerçevesinde yapılmaktadır. Hedef bellidir: Cumhuriyet tarihimiz ve Cumhuriyet kültürümüz!... Kısacası Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk... Aynı zamanda Milli Birliğimiz... Görülüyor ki saldırılara hedef olanlar, bizi millet yapan unsurlar ve değerlerdir!

Tarihî mekânları ele alalım. Bunlar bizim -yukarda belirttim- ortak kültürümüzün mahfazaları, ortak tarihimizin hatırlatıcılarıdır. Ortak duygu ve heyecanları harekete geçiren, ortak hatıra ve geleneklerin anılıp uygulanmasını sağlayan varlıklardır. Eğer birileri Cumhuriyetimizin tarihî bir eserini yıkıyor, yerle bir ediyorsa, bu; bizim ortak duygu ve heyecan yaşamamızı engellemek, ortak tarihimizi, hatıra ve geleneklerimizi unutturmak, ortak kültürümüzün değerli bir unsurunu daha yok etmek içindir. Sinsi niyet, Millet yapımızı zayıflatmak, dağıtmak, çökertmektir. Kısacası, hedef; bizi millet yapan ortak kültürümüzdür, ortak tarihî mirasımızdır. Bu yapılar sadece birer mekân değildir, aynı zamanda bizi millet yapan bir hatıralar mirasının kendisidir. Yıkılmaları demek, bu mirasın tahribi, yoksullaştırılması, yok edilmesi demektir.

● Bir toplumu millet yapısını pekiştiren ‘ulusal bilinç’ dediğimiz bir olgu vardır. Ulusal bilinç nasıl oluşur? Milletin kendi kendini tanıması, kendi varlığının bilincine varmasıyla... Nasıl olacak bu kazanım, nasıl sağlanacak? Yurttaşlarımız, bir millet olarak, kendi tarihlerini öğrenecek, ulusal kültürünü, dilini öğrenecek; maddî ve manevî unsurlarıyla onlara bilgiyle, severek sahip çıkacak, gözünü korur gibi koruyacak.

Olup bitenler gösteriyor ki, bugün Türkiye’de Türk ulusal bilincine karşı bir savaş açılmış bulunuyor. Milli bilincin tahribi demek, son tahlilde Millî Birliğin hedef alınması, Millî Birliğin hedef alınması da Millet oluşumuna düşmanlık gütmek demektir. Çünkü Millî Birlik tarih, dil, kültür, ülkü birliklerinden doğar. Bu birliklerin toplamı veya bileşkesidir. Millî Birlik bir milletin en değerli varlığı, en büyük gücü, en etkili silahıdır. Yurttaşların millet bilinci etrafında birbirine bağlanması, birbiriyle kenetlenmesidir. Cumhuriyet tarih ve kültürüne, onun maddî unsurlarına yapılan her saldırı, bu birliğe yapılmış bir saldırıdır. Şunu özellikle vurgulamalıyım ki, asıl hedefte olan yeni yetişen nesil ve gelecek kuşaklardır.

● Keşke Atatürkçüler örgütlenip Türkiye’nin her tarafında Atatürk’ün, Cumhuriyet’in emanetlerini sürekli gözetleme (tarassut) altına alsalar, en ufak bir ihanet girişimini fark ettikleri anda derhal gerekli önleyici adımları atsalar. Ne yazık ki, böyle bir uyanıklık ve hareketlilikten çok uzaktalar.

Biz Atatürkçüler, Cumhuriyet değerlerimizin düşmanlarına karşı tam bir birlik içinde karşı duramıyor, sonuç alıcı eylemler ortaya koyamıyoruz. Bütün cesaretlerini de, sanırım bu eylemsizliğimizden alıyorlar. Düşmanlıklarını, gizli ve sinsi bir şekilde inatla sürdürüyorlar.

Bu cahil ve kötü niyetli adamlar, sandıktan çıktıkları için akıllarına gelen her şeyi yapabileceklerine inanıyorlar. Oysa demokratik de olsa, bir iktidarın sınırları vardır: Millî İrade ile sınırlıdır, bilimsel gerçeklerle, ahlak kurallarıyla sınırlıdır.

En önemlisi ne yapılabilir sorusu... Çok şey yapılabilir. Ben, pratik ve etkili bir önlem önermekle yetineceğim: İllerde, ilçelerde, semtlerde yurttaşlarımız “Cumhuriyet değerlerini takip ve koruma ekipleri” oluşturabilir. Bu birimler bulundukları yerlerde

Cumhuriyetimizin tarih ve kültür mirasını büyük bir titizlikle takip eder. En ufak bir saldırı girişimi gördüklerinde, bunu derhal kamuoyuna duyurur, diğer yerel oluşumlarla da işbirliği yaparak önlemeye çalışırlar. Bu ekiplerin oluşup örgütlenmesini, mevcut, yurt çapında etkili, güçlü bir dernek, örneğin Atatürkçü Düşünce Derneği üzerine alabilir.

 

[i] Daha önceki dönemlere ait birçok örnek için bakınız: Cihan Dura, Atatürk'e Saygısızlık Neyin Habercisi? http://www.cihandura.com/tr/makale/ATATURK-E-SAYGISIZLIK-NEYIN-HABERCISI-608

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura