Atatürk Okulu > Tam Bağımsızlık Dersleri
23-06-2020
MİLLETÇE NASIL KUVVETLİ OLURUZ?

Her şeyden önce başta gelen, kuvvettir.

Zayıf olan, kuvvetli olanın mutlaka mahkûmudur. Kuvvet yoksa hak sahibi olmanın hiçbir anlamı yoktur. İnsanlık, adalet, bütün prensipler, kurallar ikinci derecede kalır.

En çok kuvvetli nasıl olunur? Her bakımdan, manevî ve ahlakî bakımdan, bilimsel ve teknik bakımdan kuvvetli olmakla olur. Bu unsurlardan yoksun bir millet en son silahlarla donatılmış olsa bile kuvvetli değildir. Elbette silah da gereklidir, ancak silah kuvveti, kuvvet bileşkesini oluşturan unsurların sonunda gelir. Genel olarak, fizik kuvvet ikinci plandadır. Kafası işlemek… esas olan budur. Zekâ ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler, zekâ ve kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar.

Örneğin, kuvvetli bir ordu nasıl olur?  O şekilde olur ki, her bireyi, özellikle subayı, kumandanı, aklın, bilim ve tekniğin gereklerini kavramıştır; tavır ve hareketlerini ona göre belirler. Bu kadar mı, hayır! Aynı zamanda yüksek ahlaklıdır. Azim ve inanç bakımından kuvvetlidir.

Manevi kuvvet öyle bir kuvvettir ki, her şeyi, örneğin her yorgunluğu yener. Yorgunluk bir insan, bir canlı için doğal bir durumdur. Fakat insanın sahip olduğu manevî kuvvet onu dinlendirmeden çalıştırabilir. Örneğin, Atatürk kendisine “seni yorulmadan takip edeceğiz” diyen gençlere şu yanıtı vermiştir: “yorulmamak ne demek gençler, yorulsanız bile beni takip edeceksiniz.”

KUVVETLİ OLMANIN YOLLARI

Kuvvetli olmak için koşullar vardır, birincisi çalışmaktır. Her bakımdan, maddi ve manevi bakımdan çalışkan olacağız. Gençlerimizi çalışkan yetiştireceğiz.

Bizim Millî Ülkümüz millet ve ülkeyi gerçek kurtuluşa götürmek, sağlam bir devlet yapısı kurmaktır. Bu ülkü için en kuvvetli temel bilimdir, eğitim ve öğretimdir. Toplardan, süngülerden, taşlardan da kuvvetli temel; bilimin hazırlayacağı, eğitim ve öğretimin hazırlayacağı temeldir. Çünkü Cumhuriyetimiz fikir, bilim ve teknik bakımından, beden bakımından kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister.

Ekonomi ise en kuvvetli silahımızdır. Ekonomide ilerlememiş milletler varlıklarını sürdüremezler. Bir millet ekonomik yönden ne kadar kuvvetli olursa, bugünün ve geleceğin tehlikelerine karşı o kadar hazırlıklı olur. Bir milletin ekonomisi kadar, maliyesi kadar önemli başka bir şeyi yoktur. Bu alanlarda bağımsız ise, başarılı ise, ancak o zaman kuvvetli demektir.

Büyük ülkümüz en uygar ve en gönençli, güçlü bir millet olarak varlığımızı yükseltmektir; özgür, bağımsız, daima daha kuvvetli ve gönençli bir Türkiye’dir. Bu idealin belkemiği ekonomik kalkınmadır.

Siyasî, askerî zaferler çok büyük olabilir, fakat ekonomik zaferlerle taçlandırılamazsa, kazanılan zaferler kalıcı olmaz, az zamanda söner. Bu bakımdan en kuvvetli ve parlak zaferimizin dahi sağlayabildiği ve daha sağlayabileceği faydalı semereleri korumak için, ulusal ekonomimizin, iktisadî egemenliğimizin temini, sağlamlaştırılması ve genişletilmesi gerekir.

Milletçe kuvvetli olmanın bir kaynağı da milliyet duygusudur. Milliyet duygusu, bir topluma başlı başına kuvvet ve sağlamlık kazandıran bir niteliktir. Bunda gafil olan insanlardan meydana gelen bir toplum çürümeye mahkûmdur. Çünkü o toplum zaten sağlam ve kuvvetli değildir.

Bir insanın kendini milletiyle bir ve beraber hissetmesi!... Atatürk diyor ki: bir insan milletiyle kendini beraber hissettiği zaman ne kadar kuvvetli olur, bilir misiniz? Bunu anlatmak kolay değildir. Benim, Samsun’a çıktığım gün, elimde maddî hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevî bir kuvvet vardı.  O ne muazzam bir güçtür! Onu yıllar sonra bir kez daha çok yakınımda hissettim. İstanbul Sarayburnu’ndayım: Her zaman, her yerde olduğu gibi o gece de halk ile karşı karşıya geldiğim anda, büyük, azametli bir kuvvetin etkisi altında kaldığımı hissettim. Bu kuvvet, bu enerji nedir? Türk halkını, Türk toplumunu oluşturan yüksek insanların kalp pınarlarından yükselen duyguların, arzuların, heyecanların, niyetlerin bir noktada, bir hedefte, bir gayede birleşmesidir o kuvvet!

Milletin bu kuvvetine siyasal açıdan, ‘egemenlik’ denir. Millet, gücünü devlet eliyle kullanır. İradesini onunla gerçekleştirir.

Milletçe başka nasıl kuvvetli oluruz? Kültürümüzü sahiplenerek, birlik olarak kuvvetli olunur. Birer yurttaş olarak Türk kültürü ile ne kadar dolu olursak, ne kadar birlik olursak devletimiz, Cumhuriyetimiz de o kadar kuvvetli olur. “Birlikten kuvvet doğar” demişler. Kuvvetli olmak, zayıf olmamak için aynı hedeflere bütün erkekler, bütün kadınlar birlikte yürüyelim. Çocuklarımıza tarihimizi öğretelim, görkemli Türk tarihini…  Çünkü onlar atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendilerinde kuvvet bulacaktır.

Yapacağımız işlerde başarılı olmak ve başarıları sebatla ve esenlikle yürütebilmek için kuvvetli karakter sahibi olmak zorundayız. Bizim kuvvetli karakterimiz elbette millî karakterimizdir. Daima ve daima bu millî karakterimizi yükselterek korumamız lazımdır.

Kaynaklarımız vardır. O kaynaklar bir hedef içindir, bir değer veya üretim içindir. Onları yaymamalı, dağıtmamalıyız, aynı bir hedef üzerine yoğunlaştırılmalıyız. Atatürk diyor ki, “herhangi bir maddeyi gayet geniş bir alana dağıttığımız zaman, o madde yoğunluktan, kuvvetten yoksun olur. Fakat aynı unsuru kendisiyle, kendi varlığıyla orantılı boyutta bir doğal çevreye koyarsanız, elbette daha yoğun ve kuvvetli olur.”

Hayat demek; mücadele demektir. Hayatta başarı mücadelede başarıyla mümkündür. Bu da kuvvete dayanır, kuvvet gerektirir. Başarı için en iyi siyaset her bakımdan en kuvvetli olmaktır.  

Tarih boyunca pek çok millet birçok darbelere maruz kalmıştır. Bu darbeler ya bir milletin benliğini, varlığını yok eder ya da milletin mevcut şeklini (devletini) yıksa bile, kendisini yok edemez. Böyle darbelere maruz kalan bir ülkede ikinci sonucun meydana gelebilmesi için, o ülkenin dayandığı milletin çok kuvvetli olması lazımdır. Türk milleti böyledir. Maruz kaldığı birçok darbeler karşısında varlığını hep korumuştur. Türk kuvvet ve zekâsının yenmediği ve yenemeyeceği hiçbir zorluk yoktur. Bir Türk dünyaya bedeldir.

Dünyada insanca yaşamak için bağımsız olmak lazımdır. Millet olarak bağımsız mı olmak istiyoruz? Kuvvet sahibi olacağız, varlığımızı düşmana ispat edeceğiz. Kuvvet ordudur, ekonomidir. Millet gönenç ve mutluluk içinde yaşamak ister. Bunun için de kuvvet ekonomidir.

EYLEM İÇİN, VAR OLMAK İÇİN…

İnsanlar akıl ve zekâları ile birçok şey düşünür, bulur, keşfeder. Fakat bütün bunları insan kuvvetinin yardımı olmadan uygulamaya koyamazlar.

Vatanın bahtsız günleri olabilir, kara günleri olabilir. O zaman, kurtuluş çabalarında en önemli başarı; bütün millet bireylerinin, maddi ve manevi bütün güçlerini birleştirmesi; ülkenin bütün kuvvet ve araçlarını aynı yönde harekete geçirmesi olacaktır.

Eğer milletimize hizmet etmek istiyorsak, onu millet olarak, insan olarak namus ve şerefiyle yaşatmak istiyorsak, kabul edeceğimiz esas; elimizdeki bütün kuvvet ve araçlarımızı gereğince kullanarak, bizi imhaya çalışan düşmanların emellerini kırmak olmalıdır. Esas olan, yurdumuzu ve haklarımızı savunacak kuvvete sahip olmaktır. Türk vatanına ve bağımsızlığına göz dikenlere karşı hem askerî bakımdan hem de onların her ümidini kıracak şekilde ekonomi, siyaset ve idare bakımından kuvvetli olmak lazımdır.

Bununla birlikte çok kuvvetli olunsa bile, siyasette hesaplı ve ılımlı davranmayı göz ardı etmemelidir. Kuvvet kullanmak gerektiğinde, ona en son başvurmalıdır. Yavaş yavaş yola gelmeyenler, sonunda yine zorla yola getirilir.

Atatürk diyor ki: bana kuvvetimin, isteklerime ulaşmamdaki başarının sırrını sordular, “durur, dinlerim” dedim. Ben kalpleri kırarak değil, kalpleri kazanarak yönettim. İyi bir lider şiddete başvurmaz. Belki otoriter bir önderdim, ancak asla diktatör olmadım.

Bugünün yaşam koşulları içinde, tek bir birey kadar bir millet de kudret ve yeteneğini fiilî eserleriyle göstermeli, kanıtlamalıdır. Yoksa, kendisine değer verilmesini ve saygı gösterilmesini beklemesi boşunadır. Kudret ve yetenekten yoksun olanlara değer verilmez.

Dünya bir imtihan meydanıdır. Türk milleti de Millî Mücadele’de bir imtihanla, en çetin bir imtihanla karşı karşıya idi. İmtihanda başarı sağlamadan, yani gücümüzü, yeteneğimizi göstermeden, bize karşı lütufkâr davranılmasını beklemek doğru olabilir miydi?

Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete özgürlük ve bağımsızlık vermez. Milletlerde doğal olarak ve yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvetle, mücadele ile saklı bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve tutsak durumundadır. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp edilir.

  • 22 yılının Ağustosu'na kadar Batı devletleriyle olumlu anlamda ciddi ilişkiler kurulamadı. Ülkemizde bulunan düşmanları silah gücüyle çıkarmadıkça, gösterebileceğimiz ulusal varlık ve kudretimizi fiilen ispat etmedikçe, diplomasi alanında ümide kapılmanın doğru olmadığı yolundaki inancımız kesin ve sürekli idi. En doğru görüşün bu olduğunu, bu olacağını doğal olarak kabul etmek gerekir.

Millî Mücadele’de Türkiye bütün yaşamsal kuvvetlerini kendi toprakları dahilinde kullanmak zorunda olduğu için, kendisine dışardan yardım da lazımdı. Fakat bu destek, birliğimize ve bağımsızlığımıza son verecek bir vesayet şeklini alamazdı. Yaşam ve varlığımızı korumak için dışardan kuvvet, bir kuvvet kaynağı aramak lazım geldiğinde, daima kendi görüşlerimiz baki kalmak koşuluyla, her kaynaktan yararlanmayı uygun görüyorduk. Kurtuluşumuz için yapılacak yardımlar karşısında bağımsızlığımızı korumak için kendi kuvvetimize dayandığımızı ispat etmeliyiz. Bize yardım etmek için gelecek kuvvetler bizi yutacak kadar olursa yutar.

Kaynak: ATANAME (2019)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura