2007 - 2011 Makale Arşivi > Emperyalizm Yazıları
16-12-2011
KUŞ YUMURTALARI VE SİHİRLİ ELLER

Sample ImageEfendim, geçen gün Internet’te o site senin, bu site benim dolaşıyordum. Derken, içlerinden biri dikkatimi çekti –olacak gibi değil ama- Masalya adlı bir ülkeden yayın yapıyordu. Sitenin adı “Kuş Yumurtaları ve Sihirli Eller...” “O da ne yahu” diyeceksiniz ama demeyin efendim. Sabredin, ne olduğunu birazdan anlayacaksınız. Site “tematik”, yani belirli bir konu seçmiş, o konu üzerine tonlarca belge sunuyor, tıpkı Wikileaks gibi… Saatlerce karıştırdım, okumaktan bir hal oldum.

Konu çok, çok önemliydi, meğer neler dönüyormuş bu Masalya nam ülkede. Düşündüm ki herkes bilmeliydi olup bitenleri, başta sen, değerli okur…

Örnek olarak iki yazı seçtim, aşağıda özetliyorum[1].

***

Birinci yazı “İstihbarat dünyasında ‘kuş yumurtası üretmek’ diye bir deyim vardır” ifadesiyle konuya giriyor ve şöyle devam ediyordu:

“Diyelim ki herhangi bir ülkede bundan 20 yıl sonra gerçekleştirmek istediğiniz, uzun vadeli bir operasyon var. Bu operasyon için size provokatörler (kışkırtıcı adamlar) lazım. Tabiî en güvenilir provokatör kendi yetiştirdiğiniz kimsedir. Bu iş için yetenekli, ama geleceği pek de parlak görünmeyen zayıf karakterli bir "yumurta" bulunur. Şöyle bir yol izlenir: Bu genç adam, yani “yumurta” daha üniversitedeyken devşirilir. Aşama aşama önce araştırma görevlisi, sonra doçent, daha sonra da medya parlatmaları ve şirket sponsorlukları yoluyla ülkede sözü dinlenen bir profesör haline getirilir. Gerekirse tüm araştırmaları, makaleleri ve kitapları eline hazır olarak da verilebilir. O ülkenin insanları bu kişi tarafından yazıldığını sandıkları muhteşem eserleri okurlar. O kişiye olan saygıları arttıkça artar.

Böylece “yumurta” kuluçka aşamasını bitirmiştir. Artık çatlayıp güzel bir “kuş” olma zamanı gelmiştir. Belirlenen zamanda bu profesör medya yoluyla birdenbire müthiş, radikal açıklamalar yapmaya başlar. Tüm ülkeyi karıştırır. Onunla birlikte, kendisi gibi, edebiyat, siyaset, gazetecilik, iş adamlığı gibi başka alanlarda yetiştirilmiş olan diğer yumurtalar da farklı, ancak aynı amaca yönelik faaliyetlere girişirler.

O kuşun ya da kuşların nasıl öteceği daha önceden belirlenmiştir.

Örneğin, Masalya’nın ünlü mü ünlü romancısı…, adı Burhan Yamuk... Hayatının ilk evrelerinde koca bir başarısızlık var. Tam artık “buraya kadarmış” deme aşamasına geldiği sırada, üzerine sihirli bir değnek dokunmuş gibi Burhan Yamuk'un kitapları satmaya, yurtdışında tanınmaya başlıyor. Peki, bu sihirli değneği acaba kim, nereden uzatmış olabilir? Bir görüşe göre değneğin izini Amerika'da sürmek lazımdır. 1985-1988 arasında tam üç yıl Amerika' da kaldı, Burhan Yamuk. Bu dönemde Amerika'da yalnız harıl harıl kitap yazmadı, aynı zamanda çok önemli bir kursu da başarıyla bitirdi. Bu kurs Iowa Üniversitesi bünyesinde verilen “International Writing Program” (IWP) isimli çok ilginç bir kurstu. Bu "iyiliksever" programın bünyesinde her yıl 20 kadar yazar ağırlanıyordu. İşte Burhan Yamuk'un hayatı bu kurstan sonra değişti. Yani kendisinin deyimiyle Bir kursa gitti hayatı değişti”. İnsan sormadan edemiyor, “bu üniversite, bu kadar insanı çağırıp onları aylarca yedirip içirecek ve ağırlayacak parayı nereden buluyor” diye. Aslında yanıtı basit: Bu “yazar eğitim kursu programı”nın baş sponsoru Amerika Dışişleri Bakanlığı’dır!...

Burhan Yamuk'un şansı Amerikada bundan sonra öyle bir açılıyor ki, sormayın. Şöyle baktığımız zaman, Burhan Yamukun Amerikada basılan kitaplarının tamamına yakını aynı yayınevinden çıkmış: Random House’dan... Yayınevinin sahibi dünyaca ünlü Alman Bertelsmann Yayıncılık... İşte bu büyük grup Burhan Yamuk'u çok sevmiş olacak ki tüm kitaplarını, satsa da satmasa da ısrarla basıyor.

Burhan Yamuk'un en büyük başarılarından biri de dünyaca ünlü “IMPAC Dublin” ödülünü almış olması: Kitabı için bir plaket, ilişikte 115 bin dolar!... IMPAC dünya çapında yönetim danışmanlığı hizmeti veren bir Amerika şirketi… Ancak, yönetim danışmanlığı adı altında istihbarat hizmetleri verdiği de biliniyor. Şirketin başındaki Dr. James Irwin çok aktif birisi. Kendisi Amerika'nın önde gelen Cumhuriyetçilerinden, Amerika ordusuyla arası harika. Irwin "International Democratic Union" derneğinin de baş üyesi ve muhasebecisi. Dernek dünya çapındaki merkez sağ partileri bir araya getirmek için kurulmuş. Kurucuları arasında Ronald Reagan, Margaret Thatcher, Baba George Bush, Helmut Kohl ve Jacques Chirac gibi önemli isimler de bulunmakta.

James Irwin bunun dışında Washington'da bulunan "Center for Democracy" derneğinin de üyesi. Tüm dünyaya Amerikan demokrasisi getirme amacındaki bu derneğin en ilginç siması hepimizin tanıdığı Henry Kissinger

Burhan Yamuk şu anda, kazandığı ünün ve paranın keyfini çıkarmakla meşgul. Yakın dostlarından biri de Yahudi asıllı Amerikan gazetecisi Jeri Liber’dir. Bu adam, kurucusu olduğu İnsan Hakları İzleme Komitesi’ni temsilen, Masalya’da insan hakları ihlallerini konu alan bir raporun sahibi. Raporda “Masalya Ordusu’nun Kurtlara katliam yaptığı” iddia edilmiş ve Masalya ordusuna açıkça "serserîler" diye niteleme alçaklığında bulunulmuştu. Herhalde Bay Yamuk'un fikirlerinin oluşmasında Jeri Liberle, evinin özel teras katında yaptığı yemekli sohbetlerin büyük etkisi olmuştur. 

Ve sonunda asıl büyük gün geldi, kuşumuz programlandığı gibi birden ötmeye başladı: Şu Masalyalı barbarlar var ya, şu kadar kurdu katletti, şu kadar mormeniyi telef ettiii!...

Ve işte ikinci yazı, başlığı “Çok Uluslu Bir Bakan”…

Adı Memo Şimşo… İngiliz vatandaşı... Daha önce ise, “ABD Büyükelçiliği personeli” idi. Şimdi ise Masalya Devlet Bakanı!...  Ancak herkes şu hususta hemfikir: Kesin Memo Şimşo’ya sihirli bir el değdi. Nasıl mı? Okuyalım:

Birinci Körfez Savaşı’nın ardından bir grup şeşmerge, CIA tarafından Uzakistan’dan toplanıp ABD’nin Guam Adası’ndaki üssüne götürüldü. Burada eğitilip, ilerde kurulacak Kurtistan’ın “Elit”ini oluşturacaklar. Kurt şeşmergeler 10 yıl eğitildiler ve 2. Körfez Savaşı sırasında Kuzey Uzakistan’a geri getirildiler. Peki, Guam’a götürülen bu Kurt şeşmergeler ile CIA yetkilileri arasındaki tercümanlık görevini kim yapıyordu sizce?
Bildiniz: ABD Büyükelçiliği’nde görevli tercüman Memo Şimşo!...

Daha sonra Masalya’da bir aracı kurumda görüyoruz Şimşo’yu. Derken, birdenbire kendini Merill Lynch’in Londra bürosunda üst düzey bir görevde buluyor. Orada çalışırken, bir taraftan da iktidar yalakası Masalya medyası tarafından bir güzel cilalanıp parlatılmakta.

Ve gelsin seçimler… İktidar partisinden milletvekili ve yallah bakan oluveriyor Memo Şimşo!...

Hem de demirbaş bakan!...

***

Masalya Cumhuriyeti’nde olanlarla ilgili iki örnek böyle... Ve tabiî buna benzer daha pek çok örnek verilebilir. Ancak…, burada duralım: Siz bu tür olayları yalnız Masalya’da mı oluyor sanıyorsunuz? Asla efendim, başka ülkelerde de oluyor. İşte size iki örnek daha veriyorum. Bunlar da Masalya’nın uzak komşularından… Bir muhalif gazetede okudum. Siz de okuyun ve tutup hep Masalya Cumhuriyeti’ni eleştirmeyin, her yerde oluyor böyle şeyler, insaflı olun efendim.

Birinci örnek: “Turuncu Devrimlerle Yönetime Gelen Kişiler Önce ABD’de Eğitildi”

Cumhurbaşkanı A. Kul'un ABD Dış İşleri Bakanlığı tarafından özel seçilmişlere verilen liderlik programına burs alarak katıldığı ortaya çıktıktan sonra, aynı programa Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından sahne alan bazı liderlerin de katıldığı anlaşıldı.

Eski Ukrayna başbakan yardımcısı Olek Ribaçuk bu konuda şöyle konuştu:

Sovyetler dağılınca, yeni kurulan devletlerde hemen Amerikan büyükelçilikleri açıldı. Gerekli istihbarat vardı Amerikalıların elinde, ön çalışma yapmışlardı. Her ülkeden 25-30 kişiyi alıp Amerika’ya götürdüler. Genç siyasetçileri, üniversitelerdeki parlak doktora öğrencilerini, parlak akademisyenleri seçtiler. Amerikan üniversitelerinde eğitimden geçirdiler.

 Bunların bir kısmı, turuncu devrimlerden sonra yönetime getirilen kadroyu oluşturdu. Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Sakaşvili de bunlardan biridir. Turuncu devrim olmayan ülkelerde de bu seçilmişler geldi görevlere. Ben de Amerika’ya giden ekipten biriyim. Ama ben Amerikalılardan çok fazla etkilenmedim.”

İkinci örnek: Liderler Hangi Sandıktan Çıkıyor?

İtalya’da cumhurbaşkanı nasıl seçilir, hemen İtalyan Anayasası’na bakacaksınız değil mi, hayır NATO’nun fiilî anayasası var. Nur Batur NATO ülkelerinde geçerli demokrasiyi, İtalya’nın eski cumhurbaşkanı Francesca Cossiga’nın anlattıklarından şöyle özetliyor:

İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda (1945) “Soğuk Savaş”ın başladığı günlerdi. Özel bir programla Avrupa’dan 5 genç siyasetçi ABD’ye gitti: İngiltere’den Margareth Thatcher, Almanya’dan Helmuth Schmidt ve Helmuth Kohl… Fransa’dan Valéry Giscard d’Estaing, İtalya’dan ise Francesca Cossiga seçilmişti.

Elli yıl sürecek Soğuk Savaş döneminde Avrupa’yı yönetecek 5 genç lider, ilk kez ABD’nin liderlik programında tanıştılar. Günü geldi, başbakan veya cumhurbaşkanı olarak beşi de Soğuk Savaş’ın kaderini çizdiler. Beşi de Sovyetler Birliği’nin ve Varşova Paktı’nın dağılmasında rol oynayan güçlü liderler oldular.

Adı geçen Avrupa liderlerini herkes parti başkanları olarak tanır. Ama Cossiga bu 5 liderin, mensubu oldukları asıl örgüt hakkında şu derin bilgileri veriyor:

“Buna ‘derin devlet’ ya da ‘paralel devlet’ diyebiliriz. Bu özel teşkilatın NATO’nun askerî kanadıyla bir ilgisi yoktu, tamamen siyasî kanada bağlıydı. Çok gizli bir brifing verdiler bize. ‘Listesini vereceğimiz kişiler dışında kimse ile konuşamazsınız’ dediler. Operasyonlardan sorumlu olmayacağımı söylediler. Bir belge imzaladım. Bütçede bütün fonlar istihbarat servisine verilmiş görünüyordu. CIA’dan para alırsınız ama bunu açıkça söyleyemezsiniz.

 İtalya Cumhurbaşkanı Cossiga, kendisi dahil, Atlantik Paktı ülkelerinde devlet büyüklerinin nasıl seçildiğini işte böyle anlatıyor.

Son bir not: Cossiga sistemin –bir NATO üyesi olan- Türkiye’de de kurulu olduğunu belirtiyor!

***

İşte herkesin, tabiî önce senin bilmeni istediğim, Masalya’da ve komşularında olan olaylar böyle, değerli okur!

Nee, ya bizde mi, ya Türkiye’de mi dediniz?

Aman efendim, sorulur mu böyle bir sual? Ağzınızdan yel alsın. Dedikodulara da sakın inanmayın. Bizim siyasetçilerimiz de, yöneticilerimiz de, edebiyatçılarımız da, her bir aydınımız da, nazar değmesin, sütten çıkmış ak kaşık gibidir efendim.

Hiç olur mu?

Hiç Türkiye’de böyle şeyler olur mu, efendim.



[1] Bu yazının hammaddesini şu kaynaklardan sağladım: C. Dura, Derin Komplo: Türkiye’nin Yeniden İşgali, İleri Yayınları, İst., 2008, ss. 248-51 (Rahmi Turan ve Serdar Kuru’dan); F. Altaylı, “Çok Uluslu Bir Bakan”, http://www.fatihaltayli.com.tr  (10.10.2007); Aydınlık, 16.11.2011; D. Perinçek, “Derin Örgütteki Kod Adları”, Aydınlık, 18.11.2011.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura