Atatürk Okulu > Halkçılık Dersleri
02-07-2019
KÖY ENSTİTÜLERİ VE EĞİTİM SİSTEMİ

Köy enstitüleri bir Aydınlanma atılımı, muhteşem bir ‘köyü ve köylüyü kalkındırma projesi’ydi. Türkiye’nin kendi ihtiyaçlarına uygun olarak kendi ürettiği bir projeydi. M. Başaran’ın deyişiyle “dağlarda yanan çoban ateşleri” idi, yarım kalan eğitim mucizesiydi. 

Toplumumuzun çağı yakalamasını amaçlayan öğretim kurumlarıydı. Birer üretim üssü idi. Yok olmaya yüz tutan halk kültürünü ayakta tutan bir alandı. Köy enstitüleri Türkiye’nin hem tarımsal hem kültürel kalkınmasını sağlayacaktı.

Köye sadece öğretmen değil, sağlık, tarım, inşaat gibi birçok alanda destek verebilecek tam donanımlı insan yetiştirmeyi amaçlamıştı. Köyün dershanesine değil, köyün kendisine öğretmen yetiştiriyordu. Toplumu aydınlatıyor, üretim bilincini halkta kökleştirmeye çalışıyorlardı.

Köy enstitüleri bir eğitim projesi olarak tüm dünyada kabul gördü, uygulandı. UNESCO tarafından gelişmekte olan ülkelere eğitim modeli olarak tavsiye edildi.

Köy enstitüleri insana büyük değer veren, insanî değerleri öne çıkaran kurumlardı. Hiyerarşik veya cinsiyetçi bir ayrıma asla yer vermemiştir. Başlıca ilkeleri şunlardı: El ve gönül birliği, sevgi bağı, bütünsellik, çok yönlülük, teori-uygulama bütünlüğü, karma eğitim, imece ve planlama, öz yönetim, yerel kültürden evrensel kültüre yükseliş.

Köy enstitüleri nasıl doğdu, nasıl kuruldu?

“Köy enstitülerinin kuruldukları yerler boş alanlardı, yerleşilecek binalar yoktu. Özverili müdürler, öğretmenler, usta öğreticiler çadırlara yerleştiler. Köylerden gelen, 5 yıllık ilkokulları bitiren öğrencileri karşıladılar. Bunları da çadırlara yerleştirdiler. Ertesi gün doğa ile mücadeleyi başlattılar. Enstitünün bütün barınanları ve öğretmenler başta, kazmayı, küreği, beli kapıp binaların temellerini kazmaya, toprağı bellemeye, çevreye, ağaç, sebze ve meyve fidanları dikmeye başladılar. Uzak yerlerden okul alanına su getirdiler. Daha önce kuruluşlarını tamamlamış olan köy enstitülerinden ekipler “imece”ye geldi.  Onlardan bina inşa planlarını temin ettiler. Bu planlara göre yapacakları binanın temellerini kazdılar, duvarlarını ördüler, çatısını çattılar. Sıvasını da yapıp bir ay içinde okula bir bina kazandırdılar. Başka okullardan gelen “imece” ekipleriyle kısa sürede okul alanında 5-6 bina birden yükseldi.”

Nisan 1940’tan itibaren, Türkiye’nin dört bir yanında köy enstitüleri açılmaya başladı. Eğitmen kurslarıyla başlayan köy enstitüsü sistemi 15 yılda ülkemize 28 000 eleman kazandırdı. İlk adımını “ordudaki çavuşları eğitime yönlendiren” Atatürk’e borçludur.

* * *

Köy enstitülerinde nasıl bir eğitim sistemi uygulanıyordu?

Köy enstitüleri ülkemize özgü bir eğitim projesi, Cumhuriyetimizin başta gelen devrimlerinden biridir.

Enstitülerde uygulanan eğitim sistemi; genel olarak “imece kavramını barındıran, ‘bize özgü bir eğitim sistemi,’ ‘gelişmekte olan ülkeler için de önerilen bir eğitim modeli’dir. Dünyaca tanınmış bir sistemdir. Köy enstitüleri mezun ettiği bireyleri yalnızca ilkokul öğretmeni yapmıyordu, aynı zamanda onların tarımcılık, sağlıkçılık, duvarcılık, demircilik, terzilik, balıkçılık, arıcılık, bağcılık ve marangozluk konularını da uygulamalı olarak öğrenmelerine sağlıyordu. Kendi tüketeceğini kendi üreten bireyler yetiştiriyordu

Köy enstitülerinin eğitim felsefesinin özü “yaparak ve yaşayarak öğrenmek”ti. Dayanışmaya ve imece ruhuna uygun bir eğitim sistemi uygulanıyordu. İşe ve emeğe dayalı olan, “yaparak-yaşayarak-üreterek eğitim” ile teori ve uygulamanın el ele yürümesi esastı. Derslerde gözlem ve deney, araştırma ve tartışma gibi öğrenme tekniklerine büyük önem veriliyordu. Öğrenciler bu sayede ezberciliği bırakıyor, düşünmeye, sorgulamaya ve araştırmaya yöneliyordu. Yoğun bir kitap okuma uygulaması vardı.

Ezberci eğitimden olabildiğince uzak durulması köy enstitülerinin temel bir özelliğiydi. Ezberci eğitimin düşünmeyi ve yaratıcılığı sağlayan unsurların öğrenilmesini engellediğine, kazandırdığı bilginin yüzeysel olduğuna inanılıyordu. Ezberlemeyen, ancak okuyan, düşünüp sorgulayan, eleştiren, öğrenmeye duyarlı yurttaşlar yetiştirmek esastı.

Öğretmen merkezli ezberci bir eğitim anlayışının yerini öğrenci merkezli aktif eğitim anlayışı almıştı. Köy enstitülerinde öğretmen ve öğrenci arasındaki mesafe kaldırılmıştı. Hafta içinde yapılan çalışmalar her hafta sonu öğretmen ve öğrencilerin bir araya geldiği bir ortamda değerlendirilir, eksikler ve başarılar dile getirilir, eleştiriler yapılırdı. Bu toplantılar birer gerçek demokrasi ortamı örneğiydi. Öğrenci odaklı eğitime, teknoloji kullanımı, ekip çalışmaları ve bireysel etkinliğe ağırlık verilmişti.

* * *

Köy enstitülerinde “kitaptan ezbere öğrenmek”ten çok, “iş eğitimi” yani “yaparak/yaşayarak öğrenme” ve “yaratıcılık/yoktan var etme” düşüncesi ön plandaydı. Bu yöntemle yetiştirilen genç öğretmenler öğrendiklerini geri döndükleri köylerinde de köylülere aktaracaklardı. Bununla birlikte kültür dersleri de eğitimin bir parçasıydı. Ders dağılımı şöyleydi: Yüzde 50 kültür, yüzde 25 tarım, yüzde 25 teknik dersler.

Yaparak/yaşayarak öğrenme; öğrencilerin, gözlem, hipotez, analiz, sentez, değerlendirme, yorumlama gibi ileri düzeyde düşünme işlemlerini kullandıkları faaliyetleri kapsayan bir öğrenme sürecidir. Öğretmenden öğrenciye, öğrenciden öğretmene ve öğrenciden öğrenciye olmak üzere üç yönlüdür. Bireysel farklılıklar göz önüne alınır. Öğrenci ve öğretmen kaynaşmıştır. Öğretmen artık bir otorite değildir, bir rehberdir, yol göstericidir.

Öğrenci öğretmenin verdiği ile yetinmez, sürekli çalışır, araştırır. Öğrendiklerini günlük yaşamı ile ilişkilendirir; öğrendiği bilgilerin, işine yaradığını görmelidir. Aksi halde, yani öğrenci kazandığı bilginin ne işe yaradığını bilmeyince, öğrenmek istemiyor.  “Yaparak/yaşayarak” yani “iş içinde eğitim”de öğrencinin katılımı ve üretimi en yüksek düzeye çıkmaktadır.

Klasik sistemde ise öğrenciler ezberciliğe yöneltiliyor. Hâkim mantık “ezberlerim, geçerim” mantığıdır. Oysa ezber bilgi unutulur, yaparak/yaşayarak öğrenilen kalıcıdır.

* * *

Köy enstitüleri 27 Ocak 1954’te kapatıldı.

Mahmut Makal diyor ki: “Köy Enstitüleri gitti, Atatürk devimleri de neredeyse bitti.”

Avuntumuz şudur ki, köy enstitüleri cismen yok edildi ama fikir olarak yaşamaya devam etti. Çünkü yararlı fikir ve işler asla öldürülemez, asla yok edilemez; yaşamaya devam eder, gün gelir yeniden canlanır, kurumlaşır.

 

_________________________________.

Kaynak: Hayal Köksal, İmece ile Yeniden Köy Enstitüleri, Yenilikçi İmece Derneği Yayınları, İst., 2016, 241 s.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura