Yazı Kategorileri > Bilimsel Yöntem Yazıları
30-09-2018
İSTATİSTİK GERÇEKLERLE İLGİLİ DÜŞÜNME HATALARI

İnsanlara en büyük iyilik, akıllarını kullanmayı öğretmektir.  Molliére
 

İnsan beyni her şeye rağmen yetersiz görünüyor. Başlangıçtan beri, sanıyorum, hiçbir zaman yeterli olmadı, günümüzde de öyle… Tam gelişmiş değil, belki evrimini henüz tamamlamadı. İnsan aklı mükemmel deniliyor ama, doğru değil; pek çok yanlışlıklar yapabiliyor. Bu durum en akıllı bildiğimiz, hatta keşifler yapan, teoriler kuran, büyük dediğimiz insanlar için de geçerli; artık halk yığınlarının ne durumda olduğunu siz düşünün.

Hepimiz şu veya bu şekil ve derecede hatalı düşünüyor, yanlış muhakemeler yapıyor, geçersiz düşünceler üretip duruyoruz. Öyle ki geçmişte ve bugün insanlığın çektiği, çekmekte olduğu bütün ıstırapların, uğradığı felaketlerin başta gelen bir sebebi de bu eksikliğimizdir diye düşünüyorum. İşin asıl trajik yönü de büyük çoğunluğun bu kusurunun farkında olmaması…, tersine yeterli ölçüde, hattâ mükemmel şekilde düşündüğünü sanmasıdır. Oysa, dediğim gibi, zihinsel yetersizlik; insanlığı yanlış düşünme, yanlış muhakeme süreçlerine mahkûm etmiştir. Bu hatalı düşünme süreçleri büyük fikir akımlarının, ideolojilerin, dinlerin bile, bence kaynağı olmuştur.

Hatâlı düşünme şekilleri çok fazladır, sayıları 100’ün üzerindedir. Ben bu yazımda hatâlı düşünme şekillerinden yalnızca dördünü, “istatistik gerçekleri ihmal” sebebiyle ortaya çıkan yanlış düşünme şekillerini ele alacağım.

1) Göz Önünde Olanla Yetinme

Bu türden olan hatâlı düşünme şeklini “başarı olgusu” örneğinde açıklayalım.

Hayatta başarılar başarısızlıklardan daha fazla ilgi çektiği için, başarı olasılığını gerçekte olduğundan daha yüksek algılarız. Örneğin sanatta, edebiyatta, yazarlıkta başarılı olmaya çalışmak!... Bu alanlardan birine dışardan bakan kişi, o alanın içinde olan birine oranla daha çok hayallere kapılabilir. Başarı olasılığının, aslında ne kadar düşük olduğunu fark etmez. Doğru karar için tamamının görülmesi gereken bir bütünün, yalnızca bir parçasına takılarak hüküm verir.

Örnek vereyim: İşin henüz başında olan amatör bir sanatçının, yalnızca ünlü sanatçılara bakarak başarı hayalleri kurması; muhakeme yapıp karar verirken, sayıca onlardan kat kat fazla olan, daha önce deneyip de başarılı olamamış sanatçıları hesaba katmaması...  Bu tutum aynen edebiyatçılar, yazarlar, iş dünyasına ilk kez atılanlar için de geçerlidir.

Peki, “göz önünde olanla yetinme” hatâsı nasıl işleniyor? Yanıt: Konuyla ilgili olarak, sadece küçük bir gruptan hareketle düşünüp karar veriliyor. Konuyla ilgili olan çok daha büyük bir grubun deneyimleri, yaşadıkları göz önün alınmıyor. Bu tutum kişiyi gerçekleri görmekten uzak tutuyor. Örneğin, sadece başarılı olan sinema artistlerine bakarak, onlar gibi olma hayalleri kuran bir genç kız… Oysa o artistlerden çok daha fazla sayıda insanlar var, başaramamış... Genç kız bu ikinci grubu düşünemiyor, hesaba katmıyor.

"Tek çiçekle bahar" etkisi de böyledir (İngilizcesi "halo effect"). Şöyle tanımlanır: Birinin, "kendini tek bir unsurundan etkilenmeye bırakarak, bir olgunun bütünü için geçerli sonuç çıkarması." Bu da elbette bir düşünme hatasıdır.

2) Olasılık İhmali

Bir hatâlı düşünme şekli de olasılık ihmalidir. Bu ihmal de yanlış hükümler vermemize sebep olmaktadır. Şöyle ki, beklenen bir olayın, genellikle boyutuna göre tepki veriyoruz; gerçekleşme olasılığına göre değil. Normal hayatta riskleri tahmin etmek zor oluyor. Risklerle ilgili doğal bir sezgimiz yok, bu yüzden onları genellikle unutuveriyoruz.

Örnek: Diyelim ki, iki şans oyunu var. Birincisinde 10 milyon Dolar, ikincisinde 10 bin Dolar kazanabileceksiniz. Kazanma şansınız birincisinde 100 milyonda bir, ikincisinde 10 binde birdir. Hangisini oynarsınız?

İkinci oyunda şansımız çok daha yüksek. Buna rağmen hislerimiz bizi ilk oyuna çeker. Eğilim hep büyük kazançlara doğrudur. Kazanma şansımızın ne kadar düşük olduğu aklımıza gelmez, gelse bile belirleyici olamaz. Büyüklüğe, miktara, boyuta göre karar veriyoruz, gerçekleşme olasılığına göre değil. İstatistik olasılıklara dair sezgi kaynaklı bir kavrayışımız yok. Dolayısıyla, yanlış düşünmüş oluyoruz.

 

3) Yüksek Olasılığı İhmal

En sık yapılan düşünme hatalarından biridir. Bir olgunun sık görülme durumuna “yüksek olasılık” diyoruz. Hatanın kaynağı ayrıntılı açıklamaların, sayılan niteliklerin, nesnel bakışı istatistik gerçekten uzaklaştırmış olmasıdır.

-Bu tür yanılmaya tıp alanında büyük önem verilir. Örneğin migrenin sebebi viral enfeksiyon da olabilir, beyin tümörü de. Viral enfeksiyon beyin tümöründen çok daha sık görülür. Dolayısıyla doktor her vakada migrenin tümörden değil, virüsten kaynaklandığını varsayar. Bu tutum gerçekliğe ve akla çok daha uygundur.

-Bir x olgusu, y ve z olgularına bağlı olarak meydana gelsin: x = f (y, z). X olgusunun meydana geldiği vakalarda y olgusu yüzde 90, z olgusu ise yüzde 10 sıklıkla sebep olarak gözlemlensin. Böyle bir istatistik gerçek karşısında x olgusu her meydana geldiğinde, sebebi hemencecik z olgusuna bağlamak yanlıştır, bu hatalı bir düşünme ve karardır. Doğru düşünme ve karar “meydana gelmiş olan x olgusunun sebebi yüksek olasılıkla y’dir” şeklinde olacaktır. Peki neden böyle davranılmayıp yanlış bir yola sapılıyor? Sebebi ayrıntılı açıklamalardır. Şu örneğe bakalım:

Mahmut; Mozart dinlemeyi seven, zayıf, gözlüklü bir adamdır (bunlar ayrıntılı açıklamalar). Şu hallerden hangisi olasıdır: a) Mahmut bir kamyon şoförüdür. b) Mahmut, İstanbul’da bir edebiyat profesörüdür. Çoğu insan (b) tahmininde bulunur. Bu, yanlış bir hükümdür. Çünkü Türkiye’de, İstanbul’daki edebiyat profesörlerinden binlerce kat fazla kamyon şoförü vardır. Bu yüzden Mahmut’un bir kamyon şoförü olmasının olasılığı çok daha yüksektir, gözlüklü olup Mozart dinlese de... Sorun ayrıntılı açıklamada…, ayrıntılı bilgi bizim istatistik gerçeğe göre karar vermemizi engelliyor.

 

4) Anlık Düşünme Hatası

Yüksek olasılığı ihmal hatâsına çok benzeyen bir düşünme şekli de anlık düşünme hatâsıdır. R. Dobelli bunu şu örnekle açıklıyor:

Klaus 35 yaşındadır. Üniversitede felsefe okudu. Kızılhaç’ta Batı Afrika’da ve Cenevre’de ana merkezde bölüm yöneticisi olarak çalıştı. Üçüncü Dünya sorunlarıyla ilgileniyor. “Girişimciliğin Toplumsal Sorumluluğu” üzerine tez hazırladı. Şu durumlardan hangisi daha yüksek olasılığa sahiptir: a) Klaus büyük bir bankada çalışmaktadır. b) Klaus büyük bir bankada çalışmaktadır ve bankanın Üçüncü Dünya Vakfı’nın sorumlusudur.

Doğru yanıt a’dır. Diğer yanıt b, yanlış yanıttır. Çünkü b yanıtı fazladan bir koşulun daha yerine getirilmesini gerektiriyor. Hem bankacı olup (1. Koşul) hem de bankanın üçüncü dünya vakfında çalışan insanların (2. Koşul) sayısı; o bankada çalışanların sayısının çok az bir bölümüdür (örneğin, 100’e karşı 2 veya 3). Bu yüzden a yanıtının doğru olması çok daha muhtemeldir.

Peki, durum bu iken, neden b yanıtı bize çok daha muhtemel görünüyor? Çünkü “akla yakın, mantıklı” bilgiler karşısında, hiç düşünmeden, doğrudan yanıt veriyoruz. Verilen bilgiler ne kadar canlı, inandırıcı, etkileyici ise bu düşünce hatasına o kadar çabuk düşüyoruz; içimizden şöyle deyip cevabı hemen yapıştırıyoruz: “Adam üniversite bitirmiş, mastır yapmış, üçüncü dünya sorunlarıyla ilgilenmiş. Elbette yanıtım b’dir.” Bu arada istatistik gerçek de güme gitmiş oluyor.

Toparlarsak, şöyle diyebiliriz: İki türlü düşünme var. Biri sezgisel, otomatik, hızlı, doğrudan düşünüverme. Diğeri ise bilinçli, yavaş, mantıklı, gerekli bütün hususları hesaba katan düşünme. Birinci tür, ikincisi harekete geçmeden hemen karara varabiliyor.

* * *

Bütün bu düşünme hatalarının ortak noktası niceliğin veya istatistik olasılığın ihmal edilmesidir: İstatistik gerçek akla gelmiyor, görmezden geliniyor veya gerçekte nasılsa öyle görülmüyor. Şöyle ki: Tamamı göz önüne alınması gereken bir bütünün yalnızca bir parçası hesaba katılarak hüküm veriliyor. Bir olasılık gerçekte olduğundan daha yüksek algılanıyor. Olması beklenen bir olayın, gerçekleşme olasılığına göre değil, genellikle boyutuna göre tepki veriliyor. Ayrıntılı açıklamalar ve nitelikler, nesnel bakışı istatistik gerçekten uzaklaştırıyor. Akla yakın, mantıklı” bilgiler karşısında, hiç düşünmeden, ânında yanıt veriliyor.

 

Bu yazıyı kaleme alırken şu kaynaktan faydalandım: Rolf Dobelli, Hatasız Düşünme Sanatı - Yapmamanız Gereken 52 Düşünme Hatası, NTV Yayınları, İst., 2013.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura