2007 - 2011 Makale Arşivi > Emperyalizm Yazıları
21-02-2010
IMF İLE NEDEN ANLAŞMA YAPILMAMALI?

1) IMF ile anlaşma yapılmayacak. Türkiye kendi ekonomik programını tartışacak, yapacak ve uygulayacak. Eğer batacaksak, kendi programımızla batalım. Kendi yanlışımızla batalım, başkalarının aklı ile değil.

2) AB ile imSample Imagezalamış olduğumuz ve Türkiye’nin sadece AB ülkeleri ile değil, üçüncü ülkelerle de ticaretini belirleyen ve sınırlayan gümrük birliği anlaşması askıya alınmalıdır. Kendi ekonomik ilişkilerimizi kendimiz geliştirmeli ve ulusal çıkarlarımıza uygun dış ticaret politikalarımızı oluşturmalıyız.

3) Türkiye’de yerli malı kullanımı ve tasarruf bilincini tekrar oluşturmalıyız. 1980’lerden sonra pompalanan müthiş tüketimle, üretmeden tüketen bir ülke haline geldik.

4) Avrasya ülkelerini ihmal ediyoruz. Bu ülkelerle ticari, kültürel, sosyal, siyasal ilişkilerimizi artırmalıyız. Bu ilişkilerimizi güçlendirdikçe, AB ile ilişkilerimiz de normalleşecek ve doğru bir raya girecektir.

Tıpkı bir ültimatom gibi değil mi?

Oysa değil. Bunlar Türkiye için önerilen, son derecede rasyonel bir iktisat politikasının ana başlıkları. Bu dosdoğru iktisat tedbiri önerileri - tümüne tereddütsüz katılıyorsam da- bana ait değil. Değerli bir işadamımıza, Ulusal Sanayici ve İşadamları Derneği (USİAD) Başkanı Fevzi Durgun’a ait[1]. Sayın Durgun ekonomik krizi yarattığına inandığı cari açığa, işsizliğe, üretimsizliğe bakarak, ithalat ve ticarete dayalı büyümenin ulusal sanayileri sürekli gerilettiği tespitini yaparak, çözüm için bu tavsiyelerde bulunuyor.

Yukarda belirttim, yürekten katılıyorum ben bu çözüm önerilerine… Peki neden? Yazımın konusu işte bu soruyu yanıtlamak: IMF ile neden antlaşma yapılmamalı, Gümrük Birliği antlaşması neden askıya alınmalı, Türkiye’nin kalkınması için neden yabancı sermayeyi değil millî tasarrufları artırmak gerekir, yazımda bunlarla ilgili kanıtlarımı sunacağım. “Neden Avrasya ile yakın ekonomik ilişkiler kurulmalıdır” konusu hakkındaki olumlu görüşümü kısaca şöyle belirtebilirim: Avrasya işbirliği Türkiye’nin AB karşısındaki pazarlık gücünü artıracaktır.  Bugün Türkiye, AB’de itilip kakılan,  3. sınıf bir ülke konumundadır. Avrasya bölgesinde, 1.sınıf ülke konumunda olacak, isteklerini çok daha kolaylıkla kabul ettirebilecektir. Rekabet gücü yüksek olacak, mallarına daha kolay pazar bulabilecektir.

Bu yazımda “IMF ile neden anlaşma yapılmamalıdır” sorusunun yanıtını vermeye çalışacağım.

I) Uluslararası Para Fonu (IMF) emperyalist Batı’nın, gelişmekte olan ülkeler üzerinde hegemonya kurma araçlarından biridir. IMF’nin “yapısal reform”u  bir serbest piyasa dayatmasıdır. Dünyanın hiçbir yerinde serbest piyasa diye bir şey yoktur. IMF’nin “yapısal reform”dan kastettiği, ulusal ekonomiyi piyasa güçlerine teslim etmektir. Bu reformlar “tarihsel ve toplumsal parametrelerinin tasfiyesi”  anlamına gelir. Dünya Bankası eski baş ekonomistlerinden J.Stiglitz IMF’nin dıştan parlak görünen, “yoksul ülkeleri destekleme stratejisi”nin içyüzünü şöyle özetliyor:  “Strateji”  çerçevesinde ülkenin eline bir “yeniden yapılanma anlaşması” tutuşturulur. Yardım dilenen ülke, bu anlaşmayı gönüllü olarak imzalamak durumundadır. Anlaşmada 4 aşamalı bir programın uygulanması istenir: Özelleştirme, sermaye piyasasının liberalleştirilmesi, piyasa temelli fiyatlandırma, serbest ticaret. Stiglitz’e göre bu anlaşma bir ölüm planıdır, “kan emiciler”in iş başına geçtiğini gösteren bir ölüm fermanıdır.

Sonuç olarak plandan önce iyi kötü sanayileşmekte olan ülke; planın sonunda, “kan emiciler” tarafından, topyekûn teslim alınmış ve sömürgeleştirilmiş olur.

II) IMF ile anlaşma yapılmamalıdır, çünkü Uluslararası Para Fonu’nun (IMF), kapısını çalan kazazede ülke ekonomilerine verdiği zararlar saymakla bitmez. 

- IMF’nin Kurduğu Borçlu-Alacaklı İlişkisi Normal Değildir: IMF her finansman kurumu gibi kredi verirken bir takım koşullar ileri sürer. Ancak kredi koşullarının, “kredinin geri ödenmesinin güvence altına alınması amacıyla, sınırlı kalması gerekir.”  Oysa, IMF bu amacını aşan istek ve dayatmalarda bulunur. Örneğin Türkiye’ye belirli yasalar çıkarılmasını, bunların uygulanması ile ilgili düzenlemeler yapılmasını dayatıyor.

- IMF Borçlu Ülkenin Koşullarını Göz Önüne Almaz: IMF her ülkeye, yapısal farklılıkları göz önüne almadan, aynı politika reçetelerini uygular. İdeolojik bir tutumla dayattığı kapitalist politikalar ekonomik gelişmeyi engeller, halkı yoksullaştırır. Uluslararası ekonomik aksaklıkların yükünü, az gelişmiş ülkelere bindirir.  Oysa sanayileşmiş ülkelerde iyi sonuç veren bir politika, Türkiye’de tam tersi sonuç verebilir;  tarımsal politikalarda olduğu gibi…

- IMF Ülkelerin İç İşlerine Müdahale Eder: Bu müdahaleye, Türkiye’den, pek çok ülkeden örnek verilebilir. Bütün bu olup bitenler bizim hiç de yabancımız değil. IMF her yerde aynı tuzakları kuruyor.

- IMF Yoksul Ülkelerin Zararına, Zengin Ülkelerin Çıkarına Çalışır: Uluslararası Para Fonu’nun  (IMF) sorunu, programını dayattığı ülkelerin ekonomik sorunlarını çözmek değildir. Asıl derdi, dünyanın zenginlerini daha çok zenginleştirmektir. Bu amaçla, Batı’ya kaynak aktarır, Batı’nın alacaklarını güvence altına alır. Bir krizde, tek kaygısı Batılı bankaları ve yatırımcıları kurtarmaktır. Ülkeleri uluslararası sermayenin kullanımına açar. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki artık “en yoksul ülkeler, en zengin ülkelere yardım ediyor!”  Tersine bir kaynak aktarımı söz konusu. Güney’in ve Doğu’nun aleyhine işleyen, Batı’daki yatırımları ve büyümeyi finanse eden bir mekanizma oluşmuş durumda. “Bu tersine yardım; yoksul ülke tasarruflarının ve ihracat gelirlerinin, daha başlangıçta, alacakların tahsili için ipotek altına alınması”  anlamına geliyor.

- IMF İşsizlik Kaynağıdır: Türkiye’de işsizliğin artmasında Uluslararası Para Fonu’nun (IMF’nin) büyük payı vardır. (IMF) sözde bir ”yoksul ülkeleri destekleme stratejisi” çerçevesinde, kapısını çalan her ülkenin eline bir “yeniden yapılanma anlaşması” tutuşturur. Türk ekonomisinin maruz kaldığı daralmalarda IMF programlarının büyük payı vardır. Çünkü programlar toplam talebi, ardından halkın gelirini kısmaya yöneliktir. Tabii, kaçınılmaz bir sonuç işsizliğin artması oluyor: Türkiye’de uygulanan IMF programları bütün üretim kesimlerinde işsizliğe yol açmıştır. IMF, tuzağına düşürdüğü ülkede kamu kesimini ilerde telafisi mümkün olmayacak bir biçimde çökertmektedir; hem de acımasızca,  kamu yatırımlarından kamu personeli kalitesine değin, bütün ögeleriyle!...  IMF ve Dünya Bankası’nın uygulamaları; her zaman, örgütsüz büyük halk yığınlarının aleyhine sonuçlar doğurmuştur.[2]

Gümrük Birliği ve tasarruf sorunlarını daha sonra ele alacağım.

 



[1] Hakan Eröz, “USİAD Başkanı Fevzi Durgun: Sanayicinin 2010’dan Umudu Yok”, Aydınlık, 3 Ocak 2010.

[2] Cihan Dura, Düşmanı Çağırdılar Satıldık Uyanın, İleri Yayınları, İst., 2005, ss. 153-56.

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura