Atatürk Okulu > Cumhuriyetçilik Dersleri
10-05-2017
İKTİDARIN PARTİZANCA YAPTIĞI SON HÂKİM ATAMALARININ ATATÜRKÇE BİR YORUMU

Hep söylediğim, uzun süredir mücadelesini verdiğim gibi, üç beş sloganla, basit duygu beyanlarıyla, hele harcıalem fikirlerle Atatürkçü olunmaz. Atatürkçü olmak için Atatürkçe düşünmek, Atatürkçe hissetmek, Atatürkçe iş yapmak gerekir. Bu tutumun da başlangıcında Atatürk’ün düşüncelerini, görüşlerini, öğütlerini tam olarak öğrenmek, neredeyse ezbere bilmek zorunluluğu bulunmaktadır. Tıpkı bir Marksistin, Marksizm’i, bir kapitalistin, A.Simith’i, bir siyasal islamcının Kur’an ayetlerini, hadisleri, Şeriat esaslarını ezbere bilip ona göre düşünmesi, hissetmesi, iş yapması gibi.

Ben bu gereğin nasıl yerine getirileceğini, daha önce yazdığım makalelerimde açıkladım, örnekler verdim[i]. Bu yazımda da yeni bir örnek vereceğim. Dilerim, değerli “Atatürkçüler” ne demek istediğimi anlar, gereğini yerine getirmeye başlayarak şu “Atatürkçü” olmak unvanını tam olarak hak ederler.

Son bir yazımda[ii], meslekten atılan hâkim ve savcıların yerine AKP üyesi olan avukatların atandığına dikkat çekerek şöyle demiştim:

“Bir Atatürkçü olarak bu olayı nasıl yorumlarız? Tabii bunun için önce Atatürkçü öğretinin, başka bir deyişle ortak düşünme sistemimizin Adliye teşkilatı, yargı ve yargı bağımsızlığı ile devlet işlerinde ahlak konularıyla ilgili “yönelti”lerini hatırlamamız gerekiyor. İkinci olarak, seçtiğimiz “yönelti”lerden en uygun gördüğümüz bir veya birkaçını esas alarak muhakeme yoluyla kendi yorumumuzu yapmamız lazım. Ben yazımı kısa tutmak için sadece birinci işlemle yetineceğim. Diğerini değerli okurlara bırakıyorum.”

İşte bu yazımda değerli Atatürkçülere bıraktığım ikinci işleme dair kendim bir örnek vereceğim.

Adı geçen makalemde Ataöğreti’den derlediğim yöneltileri üç başlık altında toplamıştım: Adalet, yargı bağımsızlığı ve hâkimler, devlet işlerinde ahlak. Adalet başlığı altında yer alan yöneltilerden ilki şu idi:

1- İnsanlar huzur ister, huzur içinde çalışmak, vicdan özgürlüğüyle çalışmak ister. Bu ise devlette ve hükümette adaletin mutlak egemen olmasına bağlıdır. Bugün hükümet için asıl olan kurallardan biri adalettir. Bunu sağlayacak olan, adliyedir. Bir ülkede adalet olmazsa, o ülkede anarşiden başka bir şey yoktur. Orada hükümet yoktur, orada hiçbir şey yoktur. Herkes, hükümet, cumhurbaşkanı adalete hürmetle yükümlüdür.

Bu kez yapacağımız iş, mevcut iktidarın yaptığı atama olayını bu yönelti ışığında yorumlamak ve bazı sonuçlara ulaşmaktır.

Önce içerdiği fikri iyice kavramak için, yöneltiyi analiz edelim:

a- İnsanların huzur içinde yaşaması ve çalışması için, ülkede adaletin kesin olarak egemen olması gerekir. Bunu hükümet, daha doğrusu onun bir parçası olan adliye teşkilatı sağlar.

b- Eğer bu sağlanmazsa, yani adalet yoksa, o ülkede anarşi olur. Hatta hükümet hükümet olmaktan çıkar.

c- Sonuç: Böyle bir durumla karşılaşmamak için, yürütme gücü (hükümet ve cumhurbaşkanı) adaletin tesisine özen göstermelidir.

Analiz sonucunda üç oluşturucu unsur elde ettik, bunlara birer ad verelim:

- Huzur için adalet

- Adaletsizlikten doğan anarşi

- Adaleti yerine getirme gereği

Şimdi sırasıyla bu üç unsuru anlamaya ve yorumlamaya çalışalım. Yazıyı uzatmamak için yorumlarımı kısa tutmaya çalışacağım.

A) HUZUR İÇİN ADALET

Adalet kavramı “bir toplumda hakların yasa yoluyla karşılıklı olarak korunması, eşit ve dengeli tutulması” şeklinde tanımlanabilir. Görüldüğü gibi tanımda “yasa”, “hak”, “eşit ve dengeli” sözcükleri merkezî konumda bulunmaktadır.

Peki, “huzur” nedir? “Huzurlu insan’ın özellikleri nedir? Bence “ihtiyaçları dengeli bir şekilde tatmin edilen insan” huzurlu bir insandır. Bu ihtiyaçlar; beslenme, giyinme, barınma gibi bireysel veya sevme-sevilme, takdir görme, başarı, büyük işler yapma gibi sosyal nitelikte olan ihtiyaçlardır. Böyle olunca, diyebiliriz ki, -kendi tercihlerine göre- karnı tok, sırtı pek, varlığını güvende hisseden,  özgür, başı dik olan, insanca yaşayabilen, toplumda sevilen, saygı gören insan huzurludur. Tabii “huzurlu olmak için, bunların hepsinin tatmini şart değildir. Hangilerinin ne ölçüde gerçekleşeceği, bireyin kararlarına bağlıdır.

Saymış olduğum kalemler arasında çok önemli olan bir unsur daha vardır ki, o da hükümetten “adalet görme”dir. Kendisine adaletli bir şekilde davranılması da, insanın sosyal bir ihtiyacıdır ki, yokluğu kuvvetli bir huzursuzluk kaynağıdır. Adaletsiz bir davranış karşısında kalmak,  insanın bütün diğer ihtiyaçlarının tatmin edilmesinin tehlikeye girmesi sonucunu doğuracak, dolayısıyla huzursuzluğa yol açacaktır. Nitekim R. W. Emerson “insanlar ancak adaletle doyurulur” diyor.

Yukarda adalet kavramının tanımında geçen “hak” sözcüğünün yerini, huzurun tanımında “ihtiyaç tatmini”nin aldığına dikkat etmek gerekir. İnsanın sahip olduğu haklara gerekli saygı gösterilecek, yani “ihtiyaçların tatmini” dengeli bir şekilde sağlanacak ki, o insan huzurlu olsun. Bunun kısaca ifadesi, “huzur için adaletin şart olduğu”dur. Bu açıdan hükümetin icraatını değerlendirirsek, diyebiliriz ki, hükümet yaptığı şaibeli atamalarla, adaletin icrasını büyük olasılıkla ehil olmayan kişilere devrederek, yurttaşın haklarını, dolayısıyla huzurunu tehlikeye atmış oluyor.

Adaletsizlik aynı zamanda Millî İrade’ye karşı olan bir tutumdur; dolayısıyla demokratik rejimi zedeler, tahrip eder.

B) ADALETSİZLİKTEN DOĞAN ANARŞİ

Ülkede adalet hizmetinin yerine getirilmesi, ehil olmayan kişilere emanet edilirse, karşılaşacakları adil olmayan kararlar sebebiyle bireyler; hâkime, adliyeye, giderek de hükümete, yasaları yapan meclise, hatta devlete olan güvenlerini kaybedecekler; kendilerine belki de başka güven kapıları aramaya başlayacaklardır. Hatta bazıları ihkakı hak yoluna, haklarını kendileri elde etme yoluna gideceklerdir. Sonunda devletin temelleri çürümeye, sarsılmaya başlayacak, toplumda anarşi tohumları ekilmiş olacaktır. Onun içindir ki, “adalet mülkün temelidir” demişlerdir (“mülk” burada devlet anlamındadır).

Dolayısıyla zikrettiğim makaledeki diğer yöneltilerde belirtildiği gibi, adalet mensuplarının bilgili, ahlaklı, yurtsever kişilerden seçilmesi gerekir. Aynı husus yasa yapıcılar içinde geçerlidir.

Sözünü ettiğim atamalarla gelen hâkimlerde bu nitelikler aranmış mıdır? Hayır, aranan nitelik partili olmak… Atatürk olsa bundan dolayı iktidarı eleştiri yağmuruna tutar, bu icraatlarını mahkûm ederdi. Bir Atatürkçünün yapacağı da budur.

C) ADALETİ YERİNE GETİRME GEREĞİ

Demek ki, yurttaşların haksızlıkla karşılaşmaması, ülkede anarşiye yol açılmaması için, yürütme erki, yani hükümet ve cumhurbaşkanı adaletin gözetilmesine, bunun için de yargıya yapılacak atamalarda kayırma yoluna gidilmemesi, yargı elemanlarının ehil kişilerden seçilmesi gerekmektedir. Bu tutum, adaletin yerine getirilmesinin başta gelen koşullarından biridir. Şu söz de Hz. Muhammet’e aittir: Adalet güzeldir, fakat emirlerde olursa daha güzel olur (emir: bir ülkeyi yöneten, başkan).  

 

SONUÇ

1- Hükümetin partizanca yaptığı hâkim atamaları, 1 numaralı yöneltinin işaret ettiği gibi ülkede huzur bozucu gelişmelere yol açacak, nihai olarak anarşinin doğup yayılmasına sebep olacaktır. Bu durumun engellenmesinin yolu ahlak alt başlığı altında sunulan yöneltilerde belirtilmiştir.

2- İkinci sonucumuz yöntemle ilgilidir: Görüldüğü üzere, sadece tek bir yönelti üzerinde biraz düşününce nelere ulaştık, nasıl yeni düşünceler elde ettik. Dahası, bir başka kişi aynı yöneltiyi ele alsa, o da, benimkinden farklı fikirler üretebilecektir. Kaldı ki geride daha 13 farklı yönelti var. Onlar üzerinde de düşünsek kimbilir başka hangi güzel fikirlere ulaşırız (Atatürkçü düşüncenin nasıl yıllardır hoyratça ihmal edildiğini görerek şu anda içim sızlıyor). Tabii böyle muazzam bir çabayı tek bir insandan bekleyemeyiz. İmeceye birçok Atatürkçünün katılması gerekiyor.

3- Şunu kesinlikle kabul etmeliyiz ki Atatürkçü öğretiyi bilmiyoruz, Onu yeniden öğrenmek zorundayız. Samimî Atatürkçüler olarak kendi kişisel fikir ve eğilimlerimizi bir süre için bir tarafa bırakarak bu verimli yola girmemiz, düşün dünyamızı bu yoldan giderek yeniden yapılandırmamız gerekiyor.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura