2007 - 2011 Makale Arşivi > Bilimsel Yöntem Yazıları
23-03-2018
*HAYATIMIZDA DEDÜKTİF YANILMALAR

 

Gerçeğin bulunmasında ilk adım gözlem, ikinci adım muhakemedir, akıl yürütmedir. Ancak gerçekler herhangi bir muhakeme ile bulunamaz. Akıl yürütmenin doğru olması gerekir. Öyle değilse varılan netice yanlış olacaktır. Bu tür muhakemelere “dedüktif yanılma” denir. Günlük konuşmada “yanılma” sözcüğü, aldanma, hatâ yapma anlamında kullanılır. Buna karşılık mantıkçı, yanılmaya (fallacy) daha dar bir anlam verir: Bir muhakemede kullanılan önermelerin, akıl yürütme sonunda ileri sürülen neticeye, zorunlu olarak götürmemesi durumu yanılmadır.

Ne yazık ki insanlarda dedüktif yanılmalar çok yaygındır. Kendimiz yanılırız, başkalarını yanıltırız. Özellikle siyasetçiler, satıcılar, reklamcılar, propagandacılar çok kullanır bu tür muhakemeleri. Amaç karşılarındakileri kandırmak, onları istedikleri yola sevk etmektir.

Bu yazımda söz konusu muhakeme türlerinden bazılarını, yaşadığımız hayattan somut örnekler vererek tanıtmaya çalışacağım. İnceleyeceğim dedüktif yanılmalar sırasıyla şunlardır:

-Ardılın tasdiki yoluyla yanılma,

-Kişiye yönelik muhakeme,

-Bileşim yanılması,-Bundan sonra, öyleyse bu nedenle. 

I) ARDILIN TASDİKİ YOLUYLA YANILMA

Yaygın bir yanılma, teknik adıyla “ardılın tasdiki”dir.

a) Şu doğru muhakemeyi ele alalım:

-Eğer A doğru ise, B doğrudur. / -A doğrudur; / -O halde B doğrudur.

Biraz somutlaştıralım örneği:

-Eğer Ahmet bilim adamı ise, o titizdir./ -Ahmet bilim adamıdır./ -O halde Ahmet titizdir.

Görülüyor ki bizim neticeyi (“B doğrudur” yani Ahmet titizdir neticesini) elde edebilmemiz için, A’nın doğru olduğunu tasdik etmiş, onaylamış olmamız gerekir.

Şimdi, bundan farklı bir muhakeme yolu izlediğimiz zaman, ne olduğunu görelim:   

-Eğer A doğru ise, B doğrudur. / -B doğrudur. / -O halde A doğrudur.

Burada A tasdik edilecek yerde B (buna “ardıl” denir) tasdik edilmiştir. Başka bir deyişle “B doğrudur” diyoruz ve bundan hareketle A’nın doğruluğunu kanıtlamaya (kabul ettirmeye) çalışıyoruz. Bu şekildeki muhakemeye daha doğrusu dedüktif yanılmaya, “ardılın tasdiği yoluyla yanılma” diyoruz.

Örnek vereyim:

 -Eğer Ahmet bilim adamı ise, o titizdir./ -Ahmet titizdir./ -O halde Ahmet bilim adamıdır.

-Eğer X malının talebi artarsa, fiyatı yükselir. / -X malının fiyatı yükseldi. / -O halde X malının talebi artmıştır.

Bu muhakemelerde, netice doğru bir şekilde elde edilmemiştir. Birinci örneğe göre açıklayayım: Mantık açısından elimizde sadece “Eğer Ahmet bilim adamı ise, o titizdir” önermesi var; ancak buradaki bağlantıya ve sıraya uyarak bir netice çıkarabiliriz. Oysa ben elimde Eğer Ahmet titiz ise, o bilim adamıdır” önermesi varmış gibi neticeye ulaşıyorum. Reel açıdan ise, doğaldır ki bilim adamı olmayan, ancak “titiz” olabilecek kimseler de olabilir. Başka bir deyişle Ahmet yönetici, politikacı veya bir iş adamı da olabilir. Diğer örnekte bir malın fiyatı talep artışından başka sebeplerden de yükselebilir.

Başka bir deyişle, netice önceki önermelerden zorunlu olarak elde edilmemiştir.

b) Değerli okur, şimdi sana çok daha sıcak gelecek, hayatımızın içinden gelen, bizzat şahit olduğum bir örnek vereceğim. Vaktiyle not defterime kaydetmişim, oradan olduğu gibi alıyorum:

2009 yılının baharındayız… Kanal 7’de “Başkent Kulisi” programı… TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu kendisine yöneltilen soruları yanıtlıyor. Ekranda, arka planda iri harflerle afişler, sloganlar görülüyor: Kriz varsa, çare de var. Eve kapanma, pazara çık.

Sayın başkan bir soruyu şöyle yanıtladı: Mart ayında vergi indirimi yapılınca, kısa bir süre içinde 36 000 araç satılmış, yüzde 80’i peşin parayla.  Bundan hareketle de şu neticeye vardı: Vatandaşta para var.

Bence yanlış muhakeme…, “ardılın tasdiği yoluyla yanılma” var burada. En az 35-40 milyon tüketici olan bir ülkede 36 000 nedir ki? 36 000 kişi piyasaya çıkıp para harcadı ama, geride milyonlar var çıkamayan…, niye onlar görülmüyor, niye onlara dayanarak sonuç çıkarılmıyor? Onlar otomobil almak bir yana, akşama karınlarını, çoluk çocuk nasıl doyuracaklarının kaygısı içinde.

İnsan önemli makamlarda bulunsa da, çok deneyimli olsa da böyle yanlış muhakemeler yapabiliyor. Ancak, bu yanılmaların olabildiğince az olması ülke menfaatleri açısından arzu edilir bir şey.Sayın Hisarcıklıoğlu’nun muhakemesi neden yanlış? Şimdi bunu göstermeye çalışayım. Önce onun nasıl bir muhakeme yaptığını net olarak görmemiz gerekiyor:

-Eğer yurttaşların cebinde para varsa, indirimli otomobil satışları artar.

-İndirimli otomobil satışları arttı.-Öyleyse, yurttaşların cebinde para var.

Görüldüğü gibi Hisarcıklıoğlu’nun muhakemesi:

-Eğer A doğru ise, B doğrudur. / -B doğrudur. / -O halde A doğrudur.

kalıbı ile yapılmıştır. Yani bu bir “ardılın tasdiki yoluyla yanılma”dır.

“İndirimli otomobil satışları”nın artması, pekâla ülkedeki gelir dağılımı adaletsizliğinin, paranın belirli bir kesimin cebinde toplanmış olmasının bir sonucu olabilir (ki bence öyledir). 

II) KİŞİYE YÖNELİK MUHAKEME

Montaigne’in şu sözüne dikkat: Çatabilirsen, önce fikirlerime çat; sonra bana!

Adını hatırlayamadığım bir filozof da “vur fakat dinle” demiş. Bu güzel sözlerle neyi anlatmak istiyor bu tarihî şahsiyetler acaba?

Kişiye yönelik muhakeme”yi!

 “Kişiye yönelik muhakeme”de insanların şahsiyeti işe karıştırılır. Latince terimi Argumentum ad hominem’dir, Türkçesi “insana yöneltilmiş muhakeme”. “Birinin kanıtını, o kişi hakkında elverişsiz yorumlar yaparak çürütmeye çalışmak” demektir. Muhatabın fikirleri, kanıtları çürütülecek yerde; onun namusu, şahsi âdetleri, kökeni, sağlığı, zihnî durumu, geçmişi, yakınları gibi hususlar sözde “kanıt” olarak ileriye sürülür.

Türkiye’de çok yaygındır bu tür muhakeme ve bence kaynağı cehalet, sathî bilgi ve ahlak zayıflığıdır. Karşısındakinin görüşünü çürütemeyeceğini anlayan taraf, bu tür muhakemeye can kurtaran simidi gibi sarılabilir; yetersiz kaldığı için, açık yenilgiden sıyrılmak için, dürüst olmadığı için.

Holding medyamızda yer alan haberlere, yorumlara, manşetlere bir göz atın, her gün belki yüzlerce örnek bulacaksınız, yurttaşlarımızı kandırmak, uyutmak amacıyla başvurulan “kişiye yönelik muhakeme”lere. Siyasetçilerimiz de onlardan hiç geri kalmaz ha…

Bir örnek veriyorum. Şu sözler bir politikacıya ait:"Denizli'de yaklaşık 1000-1500 kişinin katıldığı toplantıda Maliye Bakanı'nın Yeşil Kart sahibi kız kardeşi olduğunu söyledim. Sayın Maliye Bakanı da, 'Bir bakanın kız kardeşi de yoksul olabilir' dedi, haklıydı. Ben orada hata yaptım, o sözlerimden pişmanım”. Yanlışını kabul edip böyle özür dileyenlerse, ne yazık ki son derecede azdır. 

III) BİLEŞİM YANILMASI

Üçüncü yanılma şeklimiz “bileşim yanılması”dır. Açıklamama somut örneklerle başlarsam, nasıl olduğunu daha kolay anlayacağız.

A) Bir geçit resmini seyretmek için oturmuş bekleşen bir kalabalık olduğunu varsayalım. Yolun ucunda ilk kafile görünüyor, seyircilere yaklaşıyor. Kalabalıktan biri hemen ayağa kalkıyor, geçit resmini en iyi şekilde seyredebilmek için. Onun bu fırsatçılığını değerlendiren çevresindeki insanlar da ayağa kalkıyor, ardından diğerleri. Şimdi bu durumda elde edilen sonuç nedir? Herkes ayağa kalkmış olduğu için geçit resmini hiç kimse en iyi şekilde seyredemeyecektir. Bu örnekten şunu anlıyoruz: Bileşim yanılması, bir eleman için doğru olan herhangi bir şeyin, küme için de doğru olduğu varsayıldığı zaman ortaya çıkıyor. Örneğimize göre muhakeme şöyle yapılmaktadır:

-Tek bir seyirci, ayağa kalktığı zaman, töreni en iyi şekilde seyreder;-O halde, bütün kalabalık da aynı hareketi yaparsa, herkes töreni en iyi şekilde seyreder.

Bu muhakemenin soyut kalıbı şöyledir:

A bir kümedir. Bu küme a1, a2, a3, … an elemanlarından oluşmaktadır.

-D davranışı a için iyidir.

-Öyleyse, D davranışı bütün a’lar (A’nın tamamı) için iyidir.

Bir otobüs durağında sıra oluşturmayıp, binmek için yanındakileri iteleyip otobüsün kapısına yaklaşmaya çalışan kalabalıktaki her üye de aynı kayıpla karşı karşıyadır: Hiçbiri rahat bir şekilde otobüse binemeyecektir: Bağırıp çağırmalar, itişip kakışmalar, kafa göz yarmalar, öfke ve sinir... Bunlar olacaktır, her birinin kafasındaki “kimseyi takmazsam, otobüse herkesten önce binerim” şeklindeki muhakemenin sonucu.

Siyasal seçimlerde çoğumuzun aklından geçer, şöyle deriz: “Benim sadece tek bir oyum var, bunun sonuca ne etkisi olabilir ki? Sandık başına gitmesem, oy kullanmasam, ne değişir ki?”

İşte doğru yanıt: Eğer 1 milyon seçmen böyle düşünürse, ya da böyle düşünmeyip oyunu kullanırsa, neler değişmez ki!

B) Bileşim yanılmasının, ekonomik problemlerde oldukça geniş rol aldığını söyleyebilirim.

i) İşte ilk örnek:  -Her insan kendi çıkarı peşinde koşar ve çıkarını maksimumlaştırmaya çalışır;

-Toplum insanlardan oluşur; o halde her insan kendi çıkarı peşinde koştukça; toplumun çıkarı da maksimumlaşmış olur.

Sıkı durun: Adam Smith’in kurucusu olduğu iktisat bilimi esas olarak böyle bir muhakemeye, böylesine yanlış bir muhakemeye dayanmaktadır. Muhakemenin vardığı sonuç, ülkelerde gözlemlenen yoksulluk, sefalet ve uygulanması gereken sosyal politikalar göz önüne alınırsa doğru değildir.

ii) Diğer bir örnek, iktisattaki ünlü tasarruf paradoksudur. -Tek bir birey tasarruf yapar; tasarrufunu bir kenara biriktirirse, bu onun refahını arttıracağı için lehinedir. -Bir toplum bireylerden meydana gelir.

-Öyleyse aynı davranış, bütün bir toplumun da lehine olacaktır.

Böyle bir muhakeme, bir bileşim yanılmasıdır. Çünkü toplumu oluşturan bütün bireyler aynı şekilde tasarruflarını bir tarafa biriktirirse, toplam talep azalacak; dolayısıyla milli gelir düşecek; toplam tasarruflar da artmak bir yana, gerileyecektir.

iii) Ekonomiden son bir örnek daha: - Fiyatların düşmesi birey için iyidir. /  -Ancak millî ekonomi için iyi değildir.

Bütün örneklerde durum aynıdır: Belli bir iş veya eylem, eğer bunu tek bir insan yaparsa, makul ve iyidir; ancak aynı eylemi birçok insan yaptığı zaman, elde edilen netice arzu edilir bir sonuç olmamaktadır. Sosyal bilimciler ve bilhassa iktisatçılar; politika oluşturucuları, halkı bileşim yanılmalarına karşı uyarmalıdır.  

IV) “BUNDAN SONRA, ÖYLEYSE BU NEDENLE”

İnceleyeceğim son yanılma şeklinin adı biraz uzunca:  “Bundan sonra, öyleyse bu nedenle!” İfade şu anlamı içeriyor:

-Mademki x olgusundan hemen sonra y olgusu meydana geldi,

-Öyleyse y olgusunun sebebi, x olgusudur.

Bu tür yanılma (ya da yanıltma) mantık biliminde “Post hoc, ergo propter hoc” terimiyle anılır. Bu Latince söz “Bundan sonra, o halde bu nedenle” şeklinde Türkçe’ye çevrilebilir. “Post hoc” yanılmada, “madem ki B olgusu A olgusundan sonra meydana geliyor, o halde B olgusu zorunlu olarak A olgusu nedeniyle meydana geliyor” varsayımı yapılmaktadır.

A)  Örneklerimizi verelim:

i) ilk örnek yaşanmış bir olaydır, benim bir gençlik hatıram: Adana Lisesi’nde öğrenci iken, çok yakın bir arkadaşım vardı. Birgün bana “Ben Allah’ın sevgili bir kuluyum” dedi “beni çok seviyor.” Şaşırdım, sordum kendisine: “Nereden vardın bu sonuca?” Şu yanıtı verdi: “Geçen gün evime dönüyordum. Hava kapalı, bulutlar yağmur yüklüydü. Tam ben, evime varıp içeri girdim ki yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaya başladı. Tanrım benim ıslanmamı istemedi.

Ben bugün eminim ki, bu güzel arkadaşım başka bir gün yağmurdan sırılsıklam kendini bir çatı altına zor atınca, yaptığı yanlış muhakemeden ebediyen vazgeçmiştir.

ii) Bir partinin lideri seçimi kazanmış, yeni başbakan olmuştur. Ancak ülkesinin ödemeler dengesinin açık vermekte oluşu nedeniyle kaygılıdır. Fakat o kurnazdır, ne yapması gerektiğini bilir. Hemen deflasyonist politikalar uygulamaya başlar ve gerçekten pek az bir süre sonra; açık ya azalır veya yerini fazlaya bırakır. Politikacı rahat bir nefes alır. Daha sonra yeniden baş gösterecek olan açığa kadar, durumu kurtarmış, yeteneğini ispatlamıştır. Halk ise şöyle der: O geldi, sorun çözüldü! Oysa sorun çözülmemiştir, çok geçmeden yeniden ortaya çıkacaktır. Ancak politikacı, halkın gözüne girmiştir bir kere!

iii) Aynı mahiyette bir örneği 1950’li yıllarda gerçekten yaşadı Türkiye. 1950 seçimlerinde CHP iktidardan düşmüş, Demokrat Parti (DP) iktidar, Adnan Menderes başbakan olmuştur. O sırada iki olay daha meydana geliyor:

-İçerde hava koşulları çok iyidir, mahsul boldur, Türkiye dünyanın buğday ambarlarından biri haline gelmiştir.

-Yurt dışında Kore Savaşı sebebiyle tahıla olan talep müthiş artmıştır, fiyatlar fırlamıştır.

Doğal olarak, artan ihracat sebebiyle köylümüzün cebi para görmüştür. Tarım sektörümüz birkaç yıl süreyle altın bir devir yaşamıştır. Peki bizim sevgili halkımız kimden bildi bu bereketi? Tabiî DP’den, onun lideri Adnan Menderes’den: Mademki Menderes geldi, öyleyse bu bolluk ondan.

Ancak kıtlık yılları da çok gecikmedi. Ne var ki yanlış muhakemenin etkisi o kadar güçlüydü ki, DP sonraki iki seçimde de yarışı önde bitirdi.

iv) Günümüze gelelim.

-10 Aralık 2009… PKK’nın üstlendiği Reşadiye saldırısı oluyor. TRT–1 ana haber bülteninde, haber şöyle bağlanıyor[i]: “Bu arada Ergenekon sanığı Albay Dursun Çiçek'in de Reşadiyeli olması dikkat çekici ayrı bir husus.” Burada TRT seyircileri şöyle bir muhakemeye yöneltmeye çalışıyor: Madem Albay Reşadiyelidir, öyleyse saldırı ile bağlantılı olmalı.

-Bir diğer örnek: 2008 kışı… Yaşar Büyükanıt Genel Kurmay Başkanı… Birliklerimiz Kuzey Irak’a girmiş. Büyük heyecan ve umut uyandırıyor bu olay halkımızda. Büyükanıt Irak’ta uzun süre kalabileceğimizi beyan ediyor.

Derken, araya ABD giriyor. Milli Savunma Bakanı konuşuyor: En kısa sürede çıkın Irak’tan.

Bu emrivakiye karşı Büyükanıt önce dik duruyor: “En kısa süre 1 gün de olur, 1 yıl da olur.  Bizim ulaşılacak hedeflerimiz var.”  Ancak o da ne, bunu söyleyen kişi, ertesi günü kuzu kuzu çekti birliklerini Irak’tan! Amerikan Dışişleri Bakanı ile Başkanı’nın “Irak’ın kuzeyinden en kısa sürede çıkın” ihtarının hemen ardından oluyor bu çekilme. Şimdi şu hususa dikkat: İki olay, “Amerikan talebi” ile “çekilme hareketi” ard arda gerçekleşiyor. Bunu gören herkes ister istemez bu olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi kurdu doğal olarak. Başka bir deyişle çekilme ABD etkisine bağlandı ve şu muhakeme yapıldı:  -Madem ki Amerikan talebi olgusunun hemen ardından,  askerlerimiz Irak’tan çekildi, -Öyleyse bu çekilmenin sebebi Amerikan talebidir. Büyükanıt “çekilme kararına dışarıdan bir etki söz konusu değildir” diyerek öyle olmadığını anlatmak için cansiperâne gayretler gösterdiyse de kimseyi inandıramadı.

v) “Post hoc” muhakemeye şahane bir örnek, bizim dinci-militan medyadan: STV Haber spikeri Asım Yıldırım grizu patlamasını paşaların gözaltına alınmasına bağlıyor! Dinliyoruz “Son Durum” programının sunucusunu:

Geçen yıl Aralık ayında Bursa'da bir maden kazası meydana gelmiş, 19 madencimiz can vermişti. Peki, bu olaydan hemen bir gün önce ne olmuştu? Hatırlayalım. Emekli paşalar, İbrahim Fırtına, Aytaç Yalman, Özden Örnek İstanbul Cumhuriyet Savcılığına gelip ifade vermişlerdi. Geldiklerinin hemen ertesi günü, pazar akşamı ise Bursa Mustafa Kemal Paşa'da 19 madencinin hayatını kaybettiği maden kazası vuku bulmuştu.

Dün yine gözaltılar oldu, Balyoz Darbe planıyla ilgili olarak… Bugünse ne yazık ki işte Balıkesir Dursunbey'den gelen böyle bir maden kazası haberi var. Nasıl bağdaştırırsınız ya da bir bağlantı var mıdır, yoksa sadece ve sadece tevafuk (birbirine uyma, denk gelme, cd) diyebileceğimiz hadiseler midir bu olaylar, bunu da sizin anlayışınıza bırakıyorum. Belki de varsa da bir bağlantı tabii komplo teorisi üretmek hiç hoş değil. Çünkü birisinde 19 kişi diğerinde 17 kişi can verdi[ii].

vi) Eğer şimdi vereceğim özdeyişi[iii] doğru kabul edersek, “post hoc”  yanılmaya en çok horozların düştüğünü de kabul etmek durumundayız. Ancak biz insanlar arasında da aynı duruma düşenlerin sayısının az olmadığı bir gerçektir:

- Bazı horozlar güneşin, kendileri yüzünden doğduğunu sanır.    

Horoz şöyle düşünüyor olmalı: Ben öttüğüm için güneş doğuyor (Ben ötmesem, güneş doğmazdı).

B) “Post hoc”  muhakeme bazı hallerde doğru da olabilir. Yukarda verdiğim Büyükanıt örneği böyledir. Sanırım, şu atasözleri de aynı muhakemeye göre oluşturulmuştur ve doğrudur: -Ateş olmayan yerden duman tütmez. -Rüzgar yoksa, dalga da yok. -Şimşek çakmadan gök gürlemez.

Dikkat edilirse, bu sözler denenmiş illiyet (nedensellik) bağlantılarına dayanmaktadır. İki olgu, y ile x arasındaki bağ birçok kez gözlemlenmiştir. Muhakeme bu sebeple doğrudur. Yanılma, muhakeme denenmiş bir illiyet bağına dayanmadan yapılınca ortaya çıkıyor.

Görüyorsunuz, neler dönebiliyor, o masum, insancıl görünen, bazen vatanperverane, çoğu zaman dostça konuşmaların ardında.

Kolay değil bunları yakalamak, bilgi ister, gözlem yeteneği ister, kuşku ve dikkat ister.

 

[i]http://www.odatv.com/n.php?n=trt-resadiye-saldirisinin-sorumlusunu-buldu-albay-dursun-cicek-1312091200 [ii] Vatan, 24.2.2010[iii] Bu özdeyiş kaynakta “Theodore Fontans” adlı kişiye ait olarak gösteriliyor. Ancak diğer bazı kaynaklarda başka bir şahsın, G. Dumant’ın adı geçiyor. “Özdeyişler”i okurken,  bu tip belirsizlik veya çelişkilerle karşılaşabiliyoruz.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura