Atatürk Okulu > Kitaplık
03-06-2019
HAYAL KÖKSAL HOCA’NIN “İMECE İLE YENİDEN KÖY ENSTİTÜLERİ” KİTABINDAN ÖĞRENDİKLERİM

Prof. Dr. Hayal Köksal Hoca eğitime kırk bir yılını vermiş bir eğitim enstitüsü mezunu. Köy enstitülü öğretmenlerin yanında yetişmiş uzman bir eğitimci, değerli bir akademisyen, öğretim üyesi. Eğitim fakültelerinde ders ve seminerler veriyor, aynı zamanda geniş ve etkili dernek faaliyetleri var. Ders verdiği her ortamda köy enstitülerinin felsefesine ve uygulamalarına geniş ölçüde yer veriyor.

Teorik bilginin, kesinlikle uygulamasıyla birlikte verilmesi gerektiğine inanıyor. Gençlere, yurttaşlarımıza yararlı hizmet yaptığı duygusunu yaşamayı en büyük ödül olarak görüyor. Eğitim fakültelerinde görevli meslektaşlarını benzer faaliyetlerde bulunmaya davet ediyor.

Derslerinin ana hedefi köy enstitüleri felsefesini genç öğretmen adaylarına aktarmak… Derslerini genel olarak şöyle yürütüyor: Dönem boyunca görülecek konular, öğrencilerin yapacağı “imece halkaları” çalışmalarıyla işleniyor. Bu, bir ekip çalışmasıyla sorun çözme yöntemi!...  Ekibe bir ad veriliyor, araştırılacak konu belirleniyor. Bir slogan seçiliyor. Çalışma boyunca sınırlamalar yapılabiliyor. Sorun bilimsel tekniklerle öğrenciler tarafından araştırılıyor ve sonunda bir çözüme bağlanarak proje şeklinde sınıfta sunuluyor.  

İmece halkaları nedir, nasıl bir şeydir? “İmece halkaları” sorun çözmeye odaklı bilimsel küme çalışmalarıdır. Öğrenci kümeleridir, takım çalışmasıdır. Konular paylaşılır. Güvenilir kaynaklara dayanılarak ders anlatılır. İmece halkaları köy enstitülerinde de uygulanmış olan bir yöntemdir. Hocamıza göre bu alanda çalışmalar günümüzde de vardır, bu sevindiricidir. Ancak yapılan çalışmalar bir araya gelmelidir, birleşmelidir; imecenin gücü ancak bu sayede devleşecek, gerçekten etkili olacaktır.  

Hayal Köksal Hoca 2015 yılında arkadaşlarıyla birlikte Yenilikçi İmece Derneği’ni (YİMEDER) kurdu. Derneğin bünyesinde bir köy enstitüleri çalışma birimi yer alıyor. İmece halkaları yöntemiyle dört bine yakın proje işlenmiş. Öğretmen ve öğrenciler “yaparak/yaşayarak” nitelikli çalışmalar gerçekleştirerek sorun çözmeyi öğrenmişler.

KİTAP

 “İmece ile Yeniden Köy Enstitüleri” on yıldır süren ve daha on yıllarca sürebilecek bir projenin kitabı. Hem bir öykü hem bir yolculuğun, bir düş’ün kitabı… Şöyle ki, “bir bilim insanının, gençleri de işin içine katarak hayallerini gerçeğe döndürmesinin öyküsü… “Köy enstitüleri felsefesini genç öğretmen adaylarına aktarma ve bunu kitap olarak paylaşma” yolculuğu… Köy enstitülerini tekrar canlandırma düşünün kitabı.[i]

“İmece ile Yeniden Köy Enstitüleri;” imece anlayışını, çağdaş eğitim ve kalite yaklaşımıyla topluma kazandırıyor. Geçmişin köy eğitim sistemiyle çağdaş yaklaşımları bir araya getirerek yoğuruyor, yeni bir senteze ulaşıyor.

Kitapta köy enstitüleri ile modern eğitim teknikleri iç içe tanıtılıyor. Modern eğitimde köy enstitüsü tekniklerine yer açma imkânları araştırılıyor ve tartışılıyor.

Kitabın ilk bölümü köy enstitüleri hakkında yazılan beş yazıya ayrılmıştır. İkinci bölümde ise öğrencileri tarafından değerli hocamızın kılavuzluğunda hazırlanan projelerin tanıtımına yer verilmiştir.

KÖY ENSTİTÜLERİ

Köy enstitüleri bir Aydınlanma atılımı, muhteşem bir ‘köyü ve köylüyü kalkındırma projesi’ydi. Türkiye’nin kendi ihtiyaçlarına uygun olarak kendi ürettiği bir projeydi. M. Başaran’ın deyişiyle “dağlarda yanan çoban ateşleri” idi, yarım kalan eğitim mucizesiydi. Toplumumuzun çağı yakalamasını amaçlayan öğretim kurumlarıydı. Birer üretim üssü idi. Yok olmaya yüz tutan halk kültürünü ayakta tutan bir alandı. Köy enstitüleri Türkiye’nin hem tarımsal hem kültürel kalkınmasını sağlayacaktı.

Köye sadece öğretmen değil, sağlık, tarım, inşaat gibi birçok alanda destek verebilecek tam donanımlı insan yetiştirmeyi amaçlamıştı. Köyün dershanesine değil, köyün kendisine öğretmen yetiştiriyordu. Toplumu aydınlatıyor, üretim bilincini halkta kökleştirmeye çalışıyorlardı.

Köy enstitüleri bir eğitim projesi olarak tüm dünyada kabul gördü, uygulandı. UNESCO tarafından gelişmekte olan ülkelere eğitim modeli olarak tavsiye edildi.

Köy enstitüleri insana büyük değer veren, insanî değerleri öne çıkaran kurumlardı. Hiyerarşik veya cinsiyetçi bir ayrıma asla yer vermemiştir. Başlıca ilkeleri şunlardı: El ve gönül birliği, sevgi bağı, bütünsellik, çok yönlülük, teori-uygulama bütünlüğü, karma eğitim, imece ve planlama, öz yönetim, yerel kültürden evrensel kültüre yükseliş.

Köy enstitüleri nasıl doğdu, nasıl kuruldu? Bu serüven kitapta şöyle anlatılıyor: “Köy enstitülerinin kuruldukları yerler boş alanlardı, yerleşilecek binalar yoktu. Özverili müdürler, öğretmenler, usta öğreticiler çadırlara yerleştiler. Köylerden gelen, 5 yıllık ilkokulları bitiren öğrencileri karşıladılar. Bunları da çadırlara yerleştirdiler. Ertesi gün doğa ile mücadeleyi başlattılar. Enstitünün bütün barınanları ve öğretmenler başta, kazmayı, küreği, beli kapıp binaların temellerini kazmaya, toprağı bellemeye, çevreye, ağaç, sebze ve meyve fidanları dikmeye başladılar. Uzak yerlerden okul alanına su getirdiler. Daha önce kuruluşlarını tamamlamış olan köy enstitülerinden ekipler “imece”ye geldi.  Onlardan bina inşa planlarını temin ettiler. Bu planlara göre yapacakları binanın temellerini kazdılar, duvarlarını ördüler, çatısını çattılar. Sıvasını da yapıp bir ay içinde okula bir bina kazandırdılar. Başka okullardan gelen “imece” ekipleriyle kısa sürede okul alanında 5-6 bina birden yükseldi.”

Nisan 1940’tan itibaren, Türkiye’nin dört bir yanında köy enstitüleri açılmaya başladı. Eğitmen kurslarıyla başlayan köy enstitüsü sistemi 15 yılda ülkemize 28 000 eleman kazandırdı. İlk adımını “ordudaki çavuşları eğitime yönlendiren” Atatürk’e borçludur.

EĞİTİM SİSTEMİ

Köy enstitülerinde nasıl bir eğitim sistemi uygulanıyordu?

Köy enstitüleri ülkemize özgü bir eğitim projesi, Cumhuriyetimizin başta gelen devrimlerinden biridir.

Enstitülerde uygulanan eğitim sistemi; genel olarak “imece kavramını barındıran, ‘bize özgü bir eğitim sistemi,’ ‘gelişmekte olan ülkeler için de önerilen bir eğitim modeli’dir. Dünyaca tanınmış bir sistemdir. Köy enstitüleri mezun ettiği bireyleri yalnızca ilkokul öğretmeni yapmıyordu, aynı zamanda onların tarımcılık, sağlıkçılık, duvarcılık, demircilik, terzilik, balıkçılık, arıcılık, bağcılık ve marangozluk konularını da uygulamalı olarak öğrenmelerine sağlıyordu. Kendi tüketeceğini kendi üreten bireyler yetiştiriyordu

Köy enstitülerinin eğitim felsefesinin özü “yaparak ve yaşayarak öğrenmek”ti. Dayanışmaya ve imece ruhuna uygun bir eğitim sistemi uygulanıyordu. İşe ve emeğe dayalı olan, “yaparak-yaşayarak-üreterek eğitim” ile teori ve uygulamanın el ele yürümesi esastı. Derslerde gözlem ve deney, araştırma ve tartışma gibi öğrenme tekniklerine büyük önem veriliyordu. Öğrenciler bu sayede ezberciliği bırakıyor, düşünmeye, sorgulamaya ve araştırmaya yöneliyordu. Yoğun bir kitap okuma uygulaması vardı.

Ezberci eğitimden olabildiğince uzak durulması köy enstitülerinin temel bir özelliğiydi. Ezberci eğitimin düşünmeyi ve yaratıcılığı sağlayan unsurların öğrenilmesini engellediğine, kazandırdığı bilginin yüzeysel olduğuna inanılıyordu. Ezberlemeyen, ancak okuyan, düşünüp sorgulayan, eleştiren, öğrenmeye duyarlı yurttaşlar yetiştirmek esastı.

Öğretmen merkezli ezberci bir eğitim anlayışının yerini öğrenci merkezli aktif eğitim anlayışı almıştı. Köy enstitülerinde öğretmen ve öğrenci arasındaki mesafe kaldırılmıştı. Hafta içinde yapılan çalışmalar her hafta sonu öğretmen ve öğrencilerin bir araya geldiği bir ortamda değerlendirilir, eksikler ve başarılar dile getirilir, eleştiriler yapılırdı. Bu toplantılar birer gerçek demokrasi ortamı örneğiydi. Öğrenci odaklı eğitime, teknoloji kullanımı, ekip çalışmaları ve bireysel etkinliğe ağırlık verilmişti.

YAPARAK/YAŞAYARAK ÖĞRENME

Köy enstitülerinde “kitaptan ezbere öğrenmek”ten çok, “iş eğitimi” yani “yaparak/yaşayarak öğrenme” ve “yaratıcılık/yoktan var etme” düşüncesi ön plandaydı. Bu yöntemle yetiştirilen genç öğretmenler öğrendiklerini geri döndükleri köylerinde de köylülere aktaracaklardı. Bununla birlikte kültür dersleri de eğitimin bir parçasıydı. Ders dağılımı şöyleydi: Yüzde 50 kültür, yüzde 25 tarım, yüzde 25 teknik dersler.

Yaparak/yaşayarak öğrenme; öğrencilerin, gözlem, hipotez, analiz, sentez, değerlendirme, yorumlama gibi ileri düzeyde düşünme işlemlerini kullandıkları faaliyetleri kapsayan bir öğrenme sürecidir. Öğretmenden öğrenciye, öğrenciden öğretmene ve öğrenciden öğrenciye olmak üzere üç yönlüdür. Bireysel farklılıklar göz önüne alınır. Öğrenci ve öğretmen kaynaşmıştır. Öğretmen artık bir otorite değildir, bir rehberdir, yol göstericidir.

Öğrenci öğretmenin verdiği ile yetinmez, sürekli çalışır, araştırır. Öğrendiklerini günlük yaşamı ile ilişkilendirir; öğrendiği bilgilerin, işine yaradığını görmelidir. Aksi halde, yani öğrenci kazandığı bilginin ne işe yaradığını bilmeyince, öğrenmek istemiyor.  “Yaparak/yaşayarak” yani “iş içinde eğitim”de öğrencinin katılımı ve üretimi en yüksek düzeye çıkmaktadır.

Klasik sistemde ise öğrenciler ezberciliğe yöneltiliyor. Hâkim mantık “ezberlerim, geçerim” mantığıdır. Oysa ezber bilgi unutulur, yaparak/yaşayarak öğrenilen kalıcıdır.

ÖĞRETMEN

Şehirli öğretmen şehir hayatına uygun yetiştiriliyor, köy gerçeklerinden uzak eğitim alıyor. Bu sebeple köy enstitülerinde köy realitesine uygun öğretmen yetiştirmek esastır. Çünkü kalkınma köylerden başlayacaktır.

Öğretmen tüm zorluklara rağmen “yaparak-yaşayarak öğrenme”ye odaklıdır. Ezbercilikten uzak, ‘öğrenmeyi öğreten’ bir eğitim sistemi uygulamaya çalışır.

Mesleğine bütün yüreğini, zihnini ve beden gücünü koyar. Yenilikçidir. Hiçbir kazanımını kendine saklamaz, öğrencileriyle paylaşır. Öğrencilere aktaracağı ders dışı etkinlikleri öğrenip uygular, öğrencileri için farklı ilgi alanları bulur.

PROJELER VE YÖNTEMLERİ

Hayal Köksal Hocamız şöyle diyor: “Köy enstitülerini belki yeniden açamayız ama benzer bir sistemi bugünün gereksinimlerine odaklı olarak oluşturabiliriz.” Derslerini, bu mantıkla, “imece halkaları” adını verdiği uygulamayla öğrencilerinin sorumlu olduğu projeler çerçevesinde yönetmektedir. Kitapta bunlardan bazıları özetlenmiştir. Çalışmalar çoğunlukla hocamızın Boğaziçi Üniversitesi’nde verdiği farklı dersleri alan öğrencilere ait.  İkisi dışında, hocamızın, öğrencilerinin ağzından aktardığı projelerde, konunun neden ve nasıl belirlendiği, çalışmanın nasıl yürütüldüğü, sonuçta ne kazanıldığı, nelerin değiştirilmesi gerektiği yalın bir ifadeyle anlatılıyor.

Çalışmalar “proje tabanlı eğitim” yönteminin ürünüdür. Öğrenciler ekipler (kümeler) halinde çalışarak ortak hedefe doğru yol alıyor. Yaparak, yaşayarak öğreniyorlar, tıpkı köy enstitülerinde olduğu gibi. Bir ‘yenilikçi’ sorun çözme yöntemi söz konusu. 

Proje çalışmasında ilk yapılan iş, üç kişilik gruplardan oluşan imece halkaları teşkil edilmesidir.  Halkaya ve projeye birer ad verilir, bir slogan belirlenir. Proje çalışması şu aşamalardan oluşur: Sorunun belirlenmesi, veri toplama ve analiz, çözüm önerileri, sonuç.

Öğrenciler genel olarak araştırma yöntemleri dersinde öğrendiklerini uygular. Sorun incelenir. Sorunun nedenleri belirlenir. Hangi nedenin önemli olduğuna karar verilir. Veri toplayıp analizi yapılır. Anket, gözlem ve görüşme gibi yöntemler kullanılır. Gerektiğinde bir uzmanla görüşülür, önerileri alınır. Öğretmenleri Hayal Köksal öğrencileri bu yönlerde sürekli yüreklendirir. Çünkü bilimsel çalışmanın da “yaparak/yaşayarak” öğrenilmesi gerekir. Internet, kütüphane araştırmaları, beyin fırtınası, balık kılçığı, matris diyagramı gibi teknikler kullanılır.

Beyin fırtınasına başvurulur. Özellikle konu veya sorunun belirlenmesinde, sebeplerin bulunmasında bu yöntem tercih edilir. Balık kılçığı diyagramında sebepler ana ve kök nedenler olarak gösterilir. Matris diyagramı kullanılarak “en önemli etken” seçilir. Ana sebep için oylama yoluna gidilir. Çözüm önerileri sıralanır. Bilgiler değerlendirilip PowerPoint sunuma dönüştürülür.

MİRAS

Köy enstitüleri 27 Ocak 1954’te kapatıldı.

Mahmut Makal diyor ki: “Köy Enstitüleri gitti, Atatürk devimleri de neredeyse bitti.”

Köy enstitüleri neden kapatıldı? Sebebi kitapta şöyle açıklanıyor: “İçte ve dışta, kurulu düzenin sahiplerini rahatsız ettiler. Başta valiler, kaymakamlar bürokratik kesimler köy enstitülerinden rahatsız olmaya başladılar. Ağalar ve sözde ileri gelenler halkın uyanması durumunda etkilerinin zayıflayacağı kaygısına düştüler. Köylüleri bu sisteme karşı kışkırttılar. ABD’de başlayan antikomünist kampanya ülkemize de ulaştı. Köy enstitülerini komünist yuvası olarak gösterdiler.” 

İsmet İnönü demiş ki: “Köy enstitülerini Cumhuriyetin eserleri içinde en değerlisi ve en sevgilisi sayıyorum. Köy enstitülerinden yetişen evlatlarımızın başarılarını ömrüm oldukça yakından, candan takip edeceğim.” Nasıl oldu da köy enstitülerinin kapatılmasının ilk adımları; böylesine inançlı sözleri söyleyebilen bir cumhurbaşkanının zamanında atıldı?

Avuntumuz şudur ki, köy enstitüleri cismen yok edildi ama fikir olarak yaşamaya devam etti. Çünkü yararlı fikirler asla öldürülemez, asla yok edilemez; yaşamaya devam eder, gün gelir yeniden kurumlaşır.

Bu gerçeğin yadsınmaz kanıtı; Hayal Köksal Hocamızın ve öğrencilerinin gayretleri ile ortaya koydukları güzel fikir ve eserler, sahip çıkıp yaşattıkları eşsiz köy enstitüleri mirası değil midir?

 

[i] Hayal Köksal, İmece ile Yeniden Köy Enstitüleri, Yenilikçi İmece Derneği Yayınları, İst., 2016, 241 s.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura