Yazı Kategorileri > Bilimsel Yöntem Yazıları
04-10-2018
GÖZLEM SIRASINDA KULLANILAN BAZI TEKNİKLER

Gözlem bilimsel yöntemin ilk aşamasıdır. Olgular üzerinde duyular ve bazı zihinsel teknikler kullanılarak yapılır. Bu makalede önce olgu ve gözlem kavramları açıklanacak, ardından gözlem sırasında kullanılan kimi zihinsel teknikler üzerinde durulacaktır.

I) OLGU VE GÖZLEM

a) Bilimsel gözlemin konusu olgulardır. Olgu bir nesne, bir durum ya da bir süreç olabilir. İşitilen bir ses, dokunup hissedilen bitki, izlenen üretim süreci, okunan bir şiir, bir politikacının konuşması birer olgudur.

Olgu insan zihninden bağımsızdır; aklın ya da hayal gücünün değil, Doğa’nın ürünüdür. Burada Doğa terimini, “insan toplumları dahil, canlı ve cansız varlık ve oluşların tümü” anlamında kullanıyorum. Örneğin, şu kavramlar birer olgudur: Madde, hareket, yaşam, ticaret, yoksulluk, seçimler, bir edebiyat eseri... Şu kavramlar olgu değildir: Ahiret, cehennem, şeytan, serbest rekabet... Çünkü, bunların doğada, toplumda bir karşılığı yoktur.

Eğer gözlem yapan araştırmacının zihnini bir aynaya benzetirsek, olguların bu yüzeydeki yansımalarına “algı” diyoruz. Araştırmacı algıların kaynağının, yani olguların, kendi bilincinin dışında var olduğunu bilir. Dolayısıyla, onları gerçek ve kesin olarak kabul eder. Öyleyse olgu şöyle tanımlanabilir: “Gözlemin verisi olarak meydana gelen, insan düşüncesinin dayandığı her şey…”

 “Olgu” kavramı, bilimsel yöntemin uygulama alanı ile yakından ilgilidir. Çünkü bilimsel yöntemin kapsamına “olgusal içerikli konular” girer. Eğer bir konu ya da “sorun” bu içerikten yoksunsa, bilimsel yöntemin dışında kalır. “Olgusal içerikli” demek, “üzerinde gözlem ya da deney yapmaya elverişli olan” demektir.

Örneğin madde, ışık, yoksulluk, emperyalizm, gelir eşitsizliği algıları olgusal içeriklidir, üzerlerinde gözlem yapılabilir; buna karşılık Tanrı, ruh, cin, meleklerin cinsiyeti, cennet konuları olgusal içerikli değildir. Bunlarla ilgili bilgiler olgusal yoldan doğrulanamaz.

b) Bilimsel araştırma gözlemle başlar.

Gözlem “daha iyi öğrenip tanımak için, olguları bilinçli olarak, dikkatle incelemektir.” Daha teknik bir tanıma göre gözlem; “olguları anlamak için, onların kendiliğinden meydana gelen belirtilerini algılama ve kaydetme işidir.”

Gözlem “araştırmacının bir araç kullanıp kullanmadığı” ölçütüne göre, yalın gözlem veya “âletli gözlem” olabilir. Eğer araştırmacı; nesnel gerçeğin gözlemini, yalnızca “çıplak” duyularının ve aklının yardımıyla yapıyorsa, buna yalın (basit) gözlem adı verilir. Buna karşılık gözlemini, duyularının ve aklının gücünü (keskinliğini) artırıcı araçlar yardımıyla yapıyorsa, buna da âletli gözlem denir.

Sosyal bilimlerde gözlem, genel olarak iki teknik kullanılarak yapılır: Belgesel gözlem, Canlı gözlem. Belgesel gözlem; sosyal olguların, üzerinde iz bıraktığı veya onlar hakkında bilgi veren dokümanları derleyip analiz etme işidir. Doküman (belge, vesika) “bir olgunun varlığını gösteren ve aklın kabul ettiği her şeydir.” Kitap, gazete, mektup, arşiv, istatistik, resim, fotoğraf, film, Internet, eşya,... birer dokümandır. Örneğin, arkeolojik bir kazıda çıkarılan nesne üzerindeki şekilleri not ediyorum. Canlı gözlem; anket, görüşme, soru kâğıdı,... yoluyla sosyal realitenin doğrudan doğruya gözlemlenmesidir. Bir kamuoyu şirketinin yakındaki siyasal seçimler hakkında yurttaşların fikir ve eğilimlerini öğrenmeye çalışması gibi[i]

II) KULLANILAN TEKNİKLER

Yukarda kısaca değindiğim gözlem tekniklerinin biri ya da birkaçı kullanılarak olgular toplanırken veya toplandıktan sonra, eldeki malzeme özel tekniklerle işlenip değerlendirilir. Bu amaçla kullanılan başlıca teknikler analiz ve sentez, yalnızlama ve soyutlama, matematik modeldir.

a) Analiz

Dünyada hiçbir olgu homojen değildir. Her olgu küme halindedir ve kendinden daha basit olan, değişik ögelerin, belirli bir şekilde bir araya gelmesinden oluşur. Herhangi bir olguyu anlamak için önce onun, bu oluşturucu ögelerini tanımak gerekir. İşte bu amaçla başvurulan tekniğe “analiz” denir. Analiz gözlem altındaki olguyu ögelerine ayırma işlemidir. Amacı; olguyu oluşturan ögeleri yakından tanımak, aralarındaki ilişkileri belirlemek ve betimlemektir. Bu işleme yapısal analiz de denir.

Bir gözlemci olgulara yapısal açıdan yaklaşmalıdır. Aksi halde gerçeklikle uyumlu, bilimsel bir gözlem yapamaz. Geçmişten miras kalan -başta dinlerinki olmak üzere- birçok bilginin yanlış olmasının nedenlerinden biri yapısal yaklaşım eksikliğidir.

Yapı deyince akla Gestalt Theorie gelir. Gestalt Theorie evrendeki her olguyu bir küme (bütün, cümle, “set”) olarak görür. Başka bir deyişle “yapı” (bünye, structure) evrensel niteliktedir, her yerde geçerlidir. Şöyle ki, yerde maişeti peşinde koşturan bir karıncadan Evren’de dolanan galaksilere; maddenin en küçük parçaları sayılan atomdan bir bitkiye, insan vücuduna, bir insan toplumuna kadar, dünyada bilimlere konu olan her şeyin bir yapısı vardır.

Yapısal yaklaşım bir olguyu, kendi oluşturucu ögelerini ve içinde bulunduğu ortamı, benzerlerini hesaba katarak değerlendirir, anlamaya çalışır. Örnek vererek anlatayım: Dünyada iki su damlası bile birbirinden farklıdır, bir ağacın iki yaprağı da... Hiçbir toplum da diğerinin aynı değildir. Örneğin, ileri bir Batı ülkesiyle bizim ülkemiz arasında önemli farklılıklar, örneğin yapısal farklılıklar vardır. Batılıların kendi ülkeleri için geliştirip uyguladığı bir politika bizde aynı sonucu vermez, hatta zararlı bile olabilir. Dolayısıyla her zaman iyi örnek değildir. Eğitimi alalım, eğitim yaşa göre değişmiyor mu? Bir çocuğa, yetişmiş bir insanın davranışı dayatılabilir mi, aynı şeyler öğretilebilir mi? Bir toplum başka bir topluma ancak aynı gelişme düzeyinde iseler örnek olabilir, o da yine çok ihtiyatlı olmak kaydıyla...

Anlamak istediğimiz olgulara yapısalcı gözle bakmadıkça, onların yapılarını araştırıp ortaya koymadıkça, gerçeklere ulaşamayız. Yapı bir küme olarak düşünülen bir olgu ile elemanları arasındaki, o elemanların kendileri arasındaki oransal ilişkilerdir. Her olgu kendi yapısının eseridir, daima o yapının etkisi altındadır. Oluşturucu birimlerin bir iç dayanışması ve kendilerine özgü görevleri vardır. Her elemanın oluş biçimi, kümenin bileşimine ve bunları yöneten yasalara bağlıdır.

Demek ki, hangi olguyu gözlemlersek gözlemleyelim, o olguyu önce bir küme (“set”) olarak göreceğiz. Sonra o olgunun, kendisinden daha basit elemanlardan oluştuğunu düşüneceğiz. Nihayet, o olgu (küme) ile elemanları arasında, elemanlarla elemanlar arasında ilişkiler olduğunu bilip onları olabildiğince nicel (veya nitel) olarak ifade etmeye çalışacağız. Gözlem sürecinde bu temel yaklaşımı benimsemedikçe, dünyada -ister somut ister soyut olsun- hiçbir olguyu tam olarak anlayamayız.

Bilimsel araştırmada başlıca iki tür analiz kullanılır: Statik analiz, dinamik analiz. Statik analizde olgu belirli bir andaki durumu ile, belirli bir bakış açısından ögelerine ayrılır. Adeta olgunun fotoğrafı çekilir, gözlem o “fotoğraf” üzerinde yapılır. Örneğin suyu ele alalım. Su özel bir işlem uygulanarak ögelerine ayrılır ve şöyle denir: Su molekülü iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşuyor. Ekonomi biliminden örnek: bir birey, gelirini iki unsura ayırarak kullanır: Tasarruf ve tüketim harcamaları.

Dinamik analizde ise olgu belirli bir zaman boyunca uğradığı değişimler bakımından, ögelerine ayrılır. Süreç adeta filme çekilir, gözlem o “art arda gelen görüntüler” üzerinden yapılır. Olgu, ögelerine, süreç içinde hareket halindeyken ayrılır. Amaç değişimin art arda sıralanışını belirlemek, sebep sonuç ilişkilerini keşfetmektir. Buna da ekonomiden büyüme (kişisel gelir artışı) sürecini örnek olarak verebiliriz:

Tasarruf à Yatırım à Sermaye stoku à Üretim à Toplam gelir à Kişisel gelir.  (Burada  à işareti “sebep olur, yol açar” anlamındadır.)

b) Sentez

Genellikle her analizi bir sentez işlemi izler. Sentez, analiz yoluyla birbirinden ayrılmış olan ögelerden hareketle yapılır. Sentez gözlem konusu olguya ait ögelerin (oluşturucu parçaların) sistemli olarak, düşünce ortamında yeniden bir araya getirilmesi işlemidir.  Bu işlem üç aşamadan geçilerek tamamlanır: Ögeleri ayırma, inceleme ve yeniden bütünleştirme...

- Araştırma konusu olgu (bütün, küme) analiz edilir, ögelerine ayrılır.

- Ögeler tanımlanır, sınıflanır. Sıraları, ögeler arasındaki ilişkiler kaydedilir.

- Ögeler aynı (veya farklı bir) düzen içinde yeniden bir araya getirilir.

Sentez, yapılan gözleme “keskinlik ve derinlik” sağlar. Sentez işlemine araştırma konusu olguyu daha yakından tanımak için, ögelerin olgu (küme) içindeki yerini ve rolünü, olgunun yapısını ve işleyişini öğrenmek için başvurulur.

Anlaşılacağı gibi, sentezde, gözlemlenen olgudan hareket edilerek yine aynı olguya geri dönülmektedir. Ancak olgu; ikinci halde (sentezle birlikte), birinci halde olduğundan daha net, daha “yapılı”, daha belirgin ve gerçeğe daha yakın olarak görülmektedir.

c) Yalnızlama ve Soyutlama

Özellikle sosyal evrende olgular çoğu zaman diğer olgularla iç içedir; birbirinden kesin çizgilerle ayırt edilmeleri zordur. Sosyal olgularda bir süreklilik (continuum) karakteri vardır. Gözlemlenen olgu, kimi diğer olgulardan doğal bir şekilde ayrılmış değildir. Bundan başka bir olguyu belirleyen, bir değil pek çok başka olgu olabilir.

Eğer gözlem bu süreklilik ve çokluk karakterine uyularak yapılmaya kalkışılırsa, işin üstesinden gelinemez. Çare; nesnel gerçeği (realiteyi) basitleştirmek, yalnızlama ve soyutlama gibi basitleştirici yöntemlere başvurmaktır. Bu basitleştirme zihnen yapılır.

Yalnızlama (isolation) yönteminde, araştırılan olgunun bağlantılı bulunduğu diğer olgulardan bir bölümü yok sayılır. Hangi olguların yok sayılacağı önceden kararlaştırılır. Böylece gözlem alanı daraltılmış, altından kalkılabilecek bir genişliğe indirgenmiş olur.

Ekonomiden örnek: Fiyat artışlarının nedenlerini öğrenmek istiyoruz. Alan geniş... Örneğin fiyat artışlarının hem yurt içinden hem de yurt dışından kaynaklanan sebepleri var. Ne yapmalı? Gözlem alanımı daraltacağım: Fiyat artışlarının yurt dışı kaynaklı sebeplerini yok sayarım. Böylece geriye “yurt içi sebepler” kalır. O zaman sadece bu sonuncularla ilgili olguları gözlemlerim. Örnek: maliyet, üretim miktarı, talep, rakip mal fiyatları… Bu sebepleri de toptan incelemem, örneğin sadece “maliyetteki değişmeler”i gözlemlerim.

Soyutlama (abstraction) tekniği yalnızlama tekniğine çok benzemekle birlikte, ondan önemli bir farkı vardır. Bu fark gözlem dışı bırakılan olguların yok sayılmaması, her birinin daha sonra teker teker gözlem alanına dahil edilmesidir. 

Örnek: Diyelim ki bir y olgusu ile bağlantılı x1, x2, x3,...xn olguları var. Bu ilişkiler küme’sini gözlemlemek istiyorum. Gözlem alanı, heterojen…, basitleştirmeliyim. Önce x1 ile y arasındaki ilişkiyi gözlemlerim. Öbür değişkenleri (x2 ve x3‘ü) geçici olarak “sabit,” yani etkisiz kabul ederim. Bu işlem bittikten sonra diğer değişkenlere geçer, x2 ile y, ardından x3 ile y, en sonra da xn ile y arasındaki ilişkiyi gözlemlerim. Görüldüğü gibi çok sayıda olguyu bir defada gözlemlemeye kalkışmıyor, gözlemlediğim değişken sayısını azaltıyor, tek değişkene indirgiyorum. Bu tekniğe genellikle ceteris paribus (diğer değişkenler aynı kalmak kaydıyla) adı verilmektedir. Diyelim ki xn ile y arasında bir fn ilişkisi gözlemledim; o zaman şöyle derim: xn ile y arasında, ceteris paribus, fn ilişkisi var.

d) Matematik Model

Araştırmacının zihinsel basitleştirmede başvurduğu seçkin bir disiplin, “uygulamalı matematik”tir. Uygulamalı matematik basitleştirme işlemi için bize çok değerli bir araç sunar: Matematik model...

Matematik model süreci iki aşamalıdır:

(i) Gerçek dünyadan matematik dünyaya geçiş: Soyutlama,

(ii) Matematik dünyadan gerçek dünyaya dönüş: Uygulama.

-Soyutlama: Nesnel gerçek (yaşadığımız dünyanın olgusu), soyutlama aracılığı ile matematik modele dönüştürülür. Başka bir deyişle gerçek dünya olgusunun, matematik dünyada soyut bir kopyası çıkarılır.

-Uygulama: Araştırmacı gerçek dünyadan (realiteden) bir süre için kopmuştur. Artık matematik bir dünyadadır, tıpkı aynanın ötesine geçen, “Harikalar Diyarı”ndaki Alice gibi... Bundan böyle bütün dikkatini matematik model üzerine yoğunlaştırır. Matematiğin türlü araçlarından uygun olanları kullanarak model üzerinde çalışır, modeli analiz eder. Yeni kavramlar, ilişkiler,... oluşturur. Örneğin, bir ürünün maliyeti ile fiyatı arasındaki ilişkiyi, sağ yukarıya doğru yükselen bir doğru ile temsil eder. Atılan bir taşın hareketini aşağıdan yukarıya doğru önce yükselen, bir tepe noktasına vardıktan sonra alçalmaya başlayan bir eğri ile temsil eder.

En sonra, bu matematik şekillerden edindiği yeni bilgilerle donanımlı olarak, tekrar gerçek dünyaya döner. Matematik bulgularını, araştırdığı nesnel gerçeğe uygular. Artık gerçek dünya olgusu hakkında, başlangıçta olduğundan çok daha fazla bilgiye sahip bulunmaktadır.

 

[i] Gözlem ve gerçek ilişkisi, gözlemin türleri, faydaları ve koşulları hakkında daha fazla bilgi için bakınız: C. Dura, “Gerçeğin Bulunması Gözlemle Başlar,” İnsancıl, Şubat 2018.

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura