2007 - 2011 Makale Arşivi > Bilimsel Yöntem Yazıları
08-02-2008
GERÇEK KAVRAMI, GERÇEK ARAYIŞI VE AHLAK ÜZERİNE

 

Düþünce yaþamýmýzýn iki temel ögesi Bilinç ve Bilinç-Dýþý’dýr. Evren bilince yansýr. Bilinç evreni Sample Imagebilir. Bilinç-Dýþý’ný oluþturan nesneleri duyularýmýzla algýlar, aklýmýzla düþünürüz. Bilinç-Dýþý’nýn gerçeði “nesnel gerçek,” bilincin gerçeði ise “göreli gerçek”tir.  Nesnel gerçek Evren’e,  göreli gerçek Bilince aittir.

Nesnel gerçek, insan bilincinden baðýmsýz olan gerçektir. O, insan olmasa da vardýr. Dolayýsiyle tektir, insandan insana deðiþmez. Her yerde aynýdýr. Batý’da ne ise, Doðu’da da odur. Bundan bin veya yüz milyon yýl önce ne idiyse, bugün de aynýdýr. Eðer farklý olan bir þey varsa, bu; insanlarýn onun hakkýndaki görüþleridir.

 

Nesnel gerçek; her insanýn bilincine, kendisi ne ise o þekilde yansýmaya yönelir. Fakat insanlar, o yansýmadan, farklý farklý görüþler oluþturabilir. Çünkü insanlarýn -zaman ve uzam (mekân) boyutunda- algýlama ve muhakeme güçleri farklýdýr. Örneðin, bundan bin yýl önce yaþayan bir “âlim”in ne mikroskobu ne teleskobu vardý, ölçüm âletleri de bugünküne oranla çok yetersizdi. Dolayýsiyle bir nesnel gerçek olan hastalýklarý ya da Satürn gezegenini açýklama biçimi, elbette bugünkü týp bilginlerinin ya da astronomlarýn görüþünden farklý olacaktý. Günümüzde, hiç eðitim görmemiþ ya da ancak ilkokulu bitirmiþ olan bir bireyden, yine bir nesnel gerçek olan din olgusu hakkýnda, iyi yetiþmiþ bir aydýnýn deðerlendirmesini bekleyemeyiz.

  Ýnsan; nesnel gerçeðin yansýmalarýný, duyularý ve aklýyla iþleyerek, onun hakkýnda göreli gerçekler oluþturur. Göreli gerçekler; nesnel gerçeðe ne ölçüde uygunsa, o ölçüde doðrudur. Baþka bir deyiþle göreli gerçeðin mihengi, nesnel gerçektir.

  Ýnsanlýk yüzyýllardýr nesnel gerçeði aramaktadýr. Onun hakkýnda tarih boyunca birtakým düþünceler oluþturmuþ, onun þu ya da bu olduðunu sanmýþtýr. Bu sanýlar, insan bilincinin ürünü olduðu için, birer göreli gerçektir.  Bunlar insan olduðu için vardýr. Kuþaktan kuþaða, toplumdan topluma, bireyden bireye deðiþebilir.

  Ýnsanlýk; baþlangýcýndan beri, bir göreli gerçekten, ondan daha doðru, baþka bir göreli gerçeðe atlayarak nesnel gerçeðe yaklaþmaya çalýþmaktadýr. Örneðin “Güneþ Dünya’nýn çevresinde döner” görüþü, göreli bir gerçektir. Buna karþýlýk “Dünya Güneþ’in çevresinde döner” görüþü nesnel bir gerçektir. Bununla birlikte kimi göreli gerçekler, kendilerinden daha doðrularý bulunmuþ olmasýna karþýn, varlýðýný sürdürebilir. Örneðin, günümüzde “Dünya yuvarlaktýr” gerçeðinin yanýsýra, daha eski olan “Dünya düzdür  görüþü de yandaþ bulabilmektedir. Bu husus “insan, olduðu þekliyle yaratýlmýþtýr” görüþü ile “insan bugünkü þeklini bir evrim sonucunda almýþtýr” görüþü için de geçerlidir.

Bilinç-Dýþý’nýn herhangi bir ögesi hakkýndaki göreli gerçeklerden biri, baþka birine oranla nesnel gerçeðe daha yakýn olabilir. Örneðin þu önermelerde nesnel gerçeðe yakýnlýk derecesi gittikçe artmaktadýr: “Dünya yuvarlaktýr/ Dünya küre þeklindedir/ Dünya  elipsoit þeklindedir.”Ýnsan bilincinin nesnel gerçeðe doðru yürüyüþünün son noktasýnda bulunduðu varsayýlan gerçeðe mutlak gerçek adý verilir. Mutlak gerçek; yetkin, arý,  kendi kendine yeterli, bütünsel, tüm öteki gerçekleri kapsayýcý ve açýklayýcý olan gerçektir. Metafizik dünya görüþüne göre, mutlak gerçek Tanrý’dýr. Agnostisizm, Pozitivizm ve Pragmatizm akýmlarýna göre mutlak gerçek bilinemez. Diyalektik Materyalizm’e göre mutlak gerçek “her an biraz daha yaklaþýlan ve sonsuzluða dek yaklaþýlacak olan gerçektir.” 

***

Biliyoruz ki Evren (Bilinç-Dýþý), sürekli olarak insan bilincine yansýr.  Eðer insan duyulardan ve akýldan yoksun olsaydý, ne bu yansýmalar meydana gelir, ne de bilgi oluþurdu. Bundan þu sonuçlar çýkar:

i) Nesnel gerçek hakkýndaki bütün bilgilerimiz duyu ve akýl kökenlidir.

ii) Nesnel gerçeðin bilincimize yansýmýþ hâline bilgi adý verilir.

iii) Bu bilgiler, elimizde nesnel gerçeðe uygun olduklarýný gösteren yeterli kanýt olmadýklarý sürece, göreli gerçeklerdir. 

Demek ki gerçeði ararken, duyularýmýz ve aklýmýzdan ne ölçüde yararlanýyorsak, gerçekleri de o ölçüde arama ve bulma çabasý içindeyiz demektir. Ayrýca,  gerçeði arama ve bulma istencimiz ne denli güçlü ise, gerçeðe yaklaþma þansýmýz da o denli yüksektir.

Bilinç-Dýþý’ný oluþturan nesnelerin, Bilincimizde duyular aracýlýðýyla meydana getirdiði yansýmalar birer gerçektir, bilgidir. Bunlara duyumsal gerçek  (duyumsal bilgi) adý verilir.

Duyumsal bilgiler akýl tarafýndan veri olarak alýnýr ve düzenlenir. Bu düzenlemeden amaç; nesnelerin ard-arda, yanyana sýralanýþýný, hangi nesnenin hangi nesneden kaynaklandýðýný; baþka bir deyiþle, nesnelerin (olgularýn) neden ve sonuçlarýný, etkileþimlerini öðrenmektir. Aklýn bu çabasýndan elde edilen gerçeðe (veya bilgiye) de rasyonel gerçek (rasyonel bilgi) adý verilir.

Öyleyse, þu önermelerimiz doðrudur:

- Duyularýmýz Evren’i ne kadar aslýna uygun algýlarsa, duyumsal gerçeklerimiz de o ölçüde nesnel gerçeðe yakýndýr. 

-Ýnsanýn rasyonel bilgi oluþturma gücü, kullandýðý duyumsal gerçek birikimine baðlýdýr.

-Duyumsal gerçeklerimiz ne ölçüde göreli (nesnel gerçekten uzak) ise, rasyonel gerçeklerimiz de o ölçüde göreli (nesnel gerçekten uzak) olur.

- Duyumsal gerçeklerden kimileri göreli, kimileri nesneldir.

- Nesnel gerçeðe ulaþma olanaðýmýz, her þeyden önce duyularýmýzýn güvenilirliðine baðlýdýr.

***

Ýnsanlýk; nesnel gerçeði, duyumsal bilgilerden rasyonel bilgilere yükselerek, duyumlarýný akýl yeteneðiyle iþleyerek arayagelmiþtir. Kuþaklar boyunca, bir göreli gerçekten, daha doðru olan baþka bir göreli gerçeðe geçmiþtir. Çünkü her yeni bilginin, bir öncekinden daha doðru (nesnel gerçeðe daha yakýn) olduðunu kanýtlamýþtýr. Öyleyse:

-Bir bilgi nesnel gerçeðe ne kadar yakýnsa o kadar doðrudur.

 

-“Gerçeði aramak ve bulmak” için elimizde iki temel teknik vardýr:

i) Duyularýmýzý Evren’i oluþturan nesnelere yöneltmeli, bu yoldan edindiðimiz bilgileri akýl gücümüzle iþlemeliyiz.

ii) Öðrendiðimiz ve doðru olduðunu sandýðýmýz bir göreli gerçek karþýsýnda kuþkucu ve eleþtirici olmalý, ondan daha doðru (nesnel gerçeðe daha yakýn) olan -bulunmuþ veya henüz bulunmamýþ- bir baþka göreli gerçeðin var olabileceðini kabul etmeliyiz.

Ekleyelim ki bir nesne (olgu) ile ilgili gerçeði bulmanýn ölçütü; onun hakkýnda oluþturduðumuz göreli gerçeðin, nesnel gerçeðin ayný olduðunu gösteren yeterli kanýtýn varlýðýdýr. Örneðin “Dünya yuvarlaktýr” önermesi önce bir göreli gerçekti;  ancak yeterli kanýtlar gösterildiðinden, zamanla bir nesnel gerçek sayýlmýþtýr. Böylece insanlýk “Dünya düzdür  göreli gerçeðinden, “Dünya yuvarlaktýr” göreli gerçeðine geçmiþtir. Bu son görüþ, yeterli kanýtlara dayandýðý için, ayný zamanda bir nesnel gerçek olarak kabul edilmektedir. Ama bu kabul mutlak deðildir. Ýlerde bulunabilecek yeni kanýtlar, bizi bundan daha doðru olan baþka bir gerçeðe götürebilir.

Gerçek arayýþýnda tutarlý ve içtenlikli olmamýz gerekir. Baþka bir deyiþle gerçeði aradýðýmýz alanlarda, nesnel gerçeðe olabildiðince yaklaþmak; biricik kaygýmýz olmalýdýr: Þu anlamda ki, benimseyip savunduðumuz her görüþ, þu veya bu ölçüde bir göreli gerçektir. Bunlardan birinin yanlýþ olduðu kanýtlanýnca, onu býrakýp daha doðru olduðu kanýtlanan yeni gerçeði kabul etme dürüstlüðünü gösterebilmeliyiz. Kimi duygularýmýzý hýrpalasa da, bize aðýr gelse de, bizi hayal kýrýklýðýna uðratsa da yeni gerçeðe eskisine gösterdiðimiz baðlýlýðý, hattâ bundan daha da çoðunu göstermeliyiz. Aksi halde kendi kendimizi aldatmýþ oluruz. Çünkü gerçek, gerçektir. Nesnel gerçek, bizden baðýmsýzdýr.  Onun iyisi ya da kötüsü olmaz.

***

Ahlâk, nesnel gerçeðe uygun eylemler bütünüdür. Nesnel gerçeðe baðlýlýk bütün erdemlerin kaynaðýdýr. Ahlâkýn yücelttiði -doðruluk, adalet, iyilikseverlik, çalýþkanlýk, alçakgönüllülük, yiðitlik, ýlýmlýlýk gibi- nitelikler birer erdemdir.

Gerçek sevgisiyle, “kayýtsýz koþulsuz nesnel gerçeðe yönelme”nin iki ögesi vardýr: Bilgi ve özgürlük… Öte yandan, ahlâk da bilgi ve özgürlük ister. Baþka bir deyiþle “gerçeði gerçek olduðu için sevmek,” insaný ayný zamanda ahlâklý (erdemli) yapar.

Bu düþünceyi daha kolay kavramak için, tarihin aydýnlanmacý düþünürlerinin ahlâk anlayýþlarýný anýmsayalým. 

Ýlk filozoflardan Herakleitos’a (M.Ö. 540-480) göre Evren’de (nesnel gerçekte) egemen olan, düzen ve yasadýr. Ahlâk bu düzeni bilmek ve onu kendi eylemine ölçü (kýlavuz) olarak almaktan ibarettir.

Sokrat (M.Ö. 469-399) bilgiyi “ana-erdem” sayar. Kötülük bilgisizlikten kaynaklanýr. Ahlâkça üstünlük bilgiye baðlýdýr.  Doðru eyleme, ancak doðru bilgi vardýrýr.

Zenon’a (M.Ö. 336-264) göre erdemli kiþi, bilge kiþidir. Erdem doðaya ve akla, yani nesnel gerçeðe uygunluktur. Bilge kiþi; nesneleri doðru olarak deðerlendirmeyi bildiði için, korku, üzüntü, acý gibi duygularý bilmez. Ýyi davranmak ancak, Doða’yý (nesnel gerçeði) ölçü alarak, aklýný doðru kullanmakla mümkündür.

Hellenistik Çað filozoflarýndan Epicuros’a (M.Ö. 341-270) göre insanýn mutlu olmasý için, nesnel gerçek hakkýndaki yanlýþ tasarýmlardan (göreli gerçeklerden) doðan kaygýlardan kurtulmasý gerekir. Bunu saðlamanýn yolu, “Doða’ya dayanan, doðal olan bir dünya görüþü”ne ulaþmaktýr. Her þeyin bir nesnel sebebi olduðu gösterilince, insan; masal, söylence, hurâfe, mucize, gizli güçler gibi etmenlerden kaynaklanan korku verici düþüncelerden kurtulacaktýr.

Rönesans düþünürlerinden Montaigne (1533-1592) ve Thomas Morus’a göre erdemlilik (ahlâki olgunluk) ancak, “Doða’ya uygun yaþamakla” saðlanabilir.

XVII. yüzyýl filozoflarýndan Descartes (1596-1650) erdemi bir bilim olarak görür. Mutluluðun üç aracý; “doðru”yu bilmek, “doðru”yu istemek, gücümüz dýþýndaki isteklerden vazgeçmektir (gerçekçi olmaktýr).

Leibniz’e (1646-1716) göre ahlâki istenç, açýk ve seçik bilgiden doðar. Ahlâka uygunluðun ölçüsü, bilginin doðru olmasýdýr. Eylemde aklý kýlavuz yapmak, bunun için de özgür olmak gerekir. Ýnsan açýk-seçik bilgilerle ne denli aydýnlanmýþsa, baþkalarýnýn iyiliðini de o denli ister. Çünkü kendisinin ve baþkalarýnýn özdeþliðini, kendisiyle onlar arasýndaki baðlantýlarý bütün nesnelliði ile ancak o aydýnlýkta görebilir.

Samuel Clarke (1675-1729) “ahlâk için, nesnel bir temel” arar. Ona göre ahlâk yasalarý “nesnelerin doðal niteliklerinin, insan istencine (iradesine) dayattýðý kurallardýr.”

William Wollaston’a (1659-1724) göre doðru eylem, Evren’le uyum hâlindedir. Ahlâkî eylem, pratik alana aktarýlmýþ teorik bir doðrudur. Bir sözleþmeye uymayan kimse, verdiði sözü yadsýmýþ, dolayýsiyle yalan söylemiþ olur. Bir hayvana eziyet eden kimse, onun duygusu yokmuþ gibi davrandýðý için yine yalana baþvurmuþ olur.

Pratik bir sonuç olarak, baþlýca üç sebepten dolayý -Atatürk’ün öðütlediði gibi- “dâima gerçeði arayan insanlar” olmalýyýz.

1)Birinci olarak gerçeði bulmanýn mutluluðunu tatmak ve insanlýðýn en deðerli üyeleri olan “gerçeði arayanlar” kafilesine katýlmak ve ölümsüzleþmek için!..

“Gerçeði Arayanlar”ýn sayýsý, bu dünyadan gelip geçen insan sayýsýna oranla pek azdýr. Ancak günümüzde matematikte, astronomide, fizikte, kimyada, biyolojide, psikolojide ve sosyal bilimlerde nesnel gerçeðe ne ölçüde yaklaþmýþ isek, bunu hep o büyük insanlara borçluyuz. Yüzlercesi arasýndan kimilerini saygýyla analým: Thales, Eflatun, Aristo, Demokritos, Arþimet, Pitagor, Hipokrat, Zenon, Strabon, Batlamyus, Galenos, Roger Bacon, Cabir, El Harezmi, Ebubekir Razi, El Kindi, Farabi, Ebu’l Vefa, Ýbn Sina, Biruni, Ýbn Haldun, Leonardo da Vinci, Kopernik, Kepler, Galilei, Francis Bacon, A. Vesalius, Descartes, Pascal, Fermat, Leipniz, Newton, Robert Boyle, Harwey, Leeuwenhoek, Carnot, Lagrange, Euler, Gauss, Herschel, B. Franklin, Priestley, Lavoisier, Linné, Buffon, Maxwell, Edison, Faraday, Dalton, Mendelyef, Marie Curie, Claude Bernard, Louis Pasteur, Charles Darwin, Stuart Mill, Sigmund Freud, Auguste Comte, Adam Smith, Karl Marx, Keynes...  Atatürk ve onun önünü açtýðý Bilimsel Aydýnlanma ile birlikte yüzyýllardýr ilk kez dünya ölçeðinde ün yapan Türk bilim adamlarý: Cahit Arf, Feza Gürsey, Asým Barut, Erdoðan Þuhubi, Nüzhet Gökdoðan, Kemal Cenap Berksoy, Hulûsi Behçet, Muzaffer Aksoy, Jâle Ýnan...

2)Ýkinci olarak, insanca yaþamak için...

Burada yapacaðýmýz iþ, nesnel gerçekler hakkýnda ileri sürülen en son görüþleri araþtýrýp öðrenmektir.  Bunun iki yönü vardýr.

-Ýlki þudur: Ýnsanlýk, Evren’in herhangi bir alanýndaki nesnel gerçeðe ne ölçüde yakýnsa, biz de ayný ölçüde yakýn olmak zorundayýz. Aksi halde geride kalmýþ oluruz. Baþka bir deyiþle, bir kýsým insanlar nesnel gerçeðe daha yakýn bir görüþü savunurken, biz nesnel gerçekten daha uzak -dolayýsiyle eskimiþ, yanlýþlýðý kanýtlanmýþ- bir görüþü savunur duruma düþeriz.

-Öteki yön, ilkine baðlý olarak ortaya çýkar: Ýnsan yalnýzca gerçeði öðrenmekle yetinmez. Nesnel gerçeðin verilerini, yaþamýný sürdürmek, yaþam kalitesini yükseltmek için kullanýr. Baþka bir deyiþle insanýn türlü fizyolojik ve sosyal gereksinmelerini karþýlama, ekonomik ve sosyal gönencini (refahýný) artýrma derecesi, nesnel gerçekleri bilme derecesine baðlýdýr. Demek ki gerçekleri aradýðýmýz, öðrendiðimiz ve uyguladýðýmýz ölçüde, birey ve toplum olarak daha iyi bir yaþam düzeyine kavuþuruz. Aksi halde baþkalarýna oranla yine geride kalmýþ oluruz.

3)Üçüncüsü, ahlâklý olmak için... 

Daha önce açýkladýðýmýz gibi, ahlâk bilgi ve özgürlük ister. Biz, gerçeði ararken özgürüz demektir. Bu süreçte hep yeni ve gittikçe daha doðru bilgiler elde ederiz. Eylemlerimizi bu bilgilere dayandýrdýðýmýz takdirde -nesnel gerçekle daha uyumlu olduklarý için-  ahlâkça da yükseliriz.

Baþka bir sonuç da þudur ki gerçeði buldukça ya da öðrendikçe, onu söylemekten asla korkmamamýz gerekir. Çünkü göreli gerçekler, çoðu zaman birer tabuya dönüþür. Bir takým güçlerin kalkaný,  kiþisel çýkar ve rahatlýklarýn, siyasal egemenliklerin dayanaðý olur. Bu nedenle tarih boyunca pek çok yeni görüþ kuþkuyla, tedirginlikle, düþmanlýkla karþýlanmýþtýr. Dolayýsiyle eskisinden daha doðru bir göreli gerçeðin tutunup yerleþmesi; o görüþ sahibinin ya da onu izleyenlerin yürekliliðine, mücadele azmine ve özverisine baðlýdýr. Demek ki -yakýn çevremiz ve ulusumuz dahil- insanlýðýn nesnel gerçeðe doðru yürüyüþüne ve bunun ürünlerinden yararlanmasýna katkýda bulunmak istiyorsak, bulduðumuz ya da öðrendiðimiz yeni gerçekleri söylemekten ve yaymaktan asla korkmamalýyýz.

Atatürk’ün bizden beklediði bir erdem de bu deðil miydi?

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura