2007 - 2011 Makale Arşivi > Ekonomi Yazıları
17-08-2018
EKONOMİ…, DÜNYAYI ANLAMAK İÇİN

Atatürk deyince, sonsuz bir okyanus canlanır gözümün önünde. Çünkü O hemen her konuda aydınlatıcı, yol gösterici bir görüş, bir söz bırakmıştır bize. Mesela şöyle demiştir: Ekonomi demek, her şey demektir. Bu sözün bir yorumu şudur: Minimum bir ekonomi bilgimiz olmadıkça, yurtta ve dünyada olup biteni tam olarak anlayamayız.

Öte yandan ekonomi bilgileri içinde de öyleleri vardır ki diğer bilgilere nispetle çok daha önemlidir. İşte ben, özü vermeye çalışarak böyle bir konuyu işleyeceğim bu yazımda[1]. Konum şu: Dünyayı anlamamızda gerekli ekonomi bilgisine bir örnek olarakYeni Emperyalizm ve ulusötesi şirketlerin faaliyetleri”.

I) Batı’nın Dünyayı İşgal Hedefi

Önce bir iki söz, emperyalizmin doğuşu üzerine…

Bence Batı Emperyalizmi insanlığın başına gelmiş en büyük felakettir. Bu belanın öncüsü İngiltere, günümüzdeki taşıyıcısı ise Amerika’dır. Tarihî olarak Emperyalizm iki temel üzerinde yükselmiştir: Sömürgecilik, bilimsel ve teknik ilerleme. Bu iki faktör tarih boyunca sürekli birbirini tetiklemiş, biri diğerini daha ileriye götürmüştür.  Bir tür “sarmal” oluşarak kapitalizmi Batı dışına taşırmış, giderek onu Emperyalizm’e dönüştürmüştür. Emperyalizm Küresel bir ahtapot gibi vantuzlarını bütün dünyaya, Amerika’ya, Asya’ya, Hindistan’a, Çin’e, Ortadoğu’ya, Afrika’ya uzatmış, diğer ülkelerin doğal kaynaklarını, pazarlarını yüzyıllar boyunca sömürmüş; insanlarını katletmiş, geri bırakmış, köleleştirmiş, soykırım yapmıştır. Ancak şu nokta çok önemli: Emperyalizm bu süreçte yalnız değildi, olmazsa olmaz bir müttefiki vardı: O ülkelerdeki yerli işbirlikçiler!... Eğer bu meşum destek olmasa, insanlık emperyalizm diye bir felakete uğramazdı.

Emperyalizm bu küresel işgali nasıl gerçekleştiriyor? İleri sürdüğü savaş arabaları ile, şirketleriyle!... Bunlar Batı’nın küresel saldırı süreci boyunca giderek irileşmiş, devleşmiş, sonunda günümüzün ulus ötesi şirketlerine dönüşmüştür.

Nasıl gerçekleşti bütün bunlar? Türkiye’mizin önde gelen iktisatçılarından Prof. Dr. Erol Manisalı, süreci bir kitabında[2] gayet çarpıcı ve kolay anlaşılır bir şekilde anlatır. Oradan, zaman zaman yorumlarımı da ekleyerek aşağıda bir özet sunuyorum size.

Erol Manisalı açıklamalarına “Kapitalizm’in içgüdüleri”ne dikkatimizi çekerek başlar. Bu eğilimler -Manisalı’ya göre- Batı eksenli dünya düzeninin kurulma çabalarıyla birlikte daha belirgin olarak kendini gösterdi. 1945’ler sonrasının iki kutuplu dünyası, “dehşet dengesi” adıyla anılıyordu. Sovyetler Birliği dağılınca dünyanın bir “barış dengesi”ne kavuşması bekleniyordu; ancak öyle olmadı, tersine, tam bir “dehşet dengesizliği”ne dönüştü dünya! Peki, bu dönüşüm ne getirdi? Şunları: Dehşet dengesinin sağlamış olduğu “caydırıcılık ve denge” ortadan kalktı. Onun yerini ABD’nin (ve Batı’nın) dehşet politikaları aldı. Bu politikaların hedefi kapitalizmi bir koçbaşı olarak kullanarak dünyayı işgal etmekti.

İki kutuplu dünya düzeni döneminde Batı hep şu düşünceyi pazarladı: “Dünya ancak komünizm tehdidi kalkar, Sovyetler Birliği dağılırsa, barış ve refaha kavuşur.”  Ancak hiç de öyle olmadı, tam tersi oldu:  ABD ve Avrupa (yani Avrupa Birliği) dünyanın egemen güçleri haline geldiler. Meydan boştu, dünyaya kendi düzenlerini dayatacaklardı artık. Düzen dedikleri, “Batı eksenli kapitalist düzen”di. İnsanlığın en fazla yüzde 15’i olan bir azınlık, büyük çoğunluğa, dünya nüfusunun yüzde 85’ine kendi iradesini ve sistemini dayatıyordu. Sanki tarihin tozları arasından, o despot Roma imparatorluğu yeniden dirilerek, çıkıp gelmişti. Peki ne yaptılar? Önce Yugoslavya ve Balkanlar’ı dağıttılar. Ardından, Kafkasya, Afganistan, Ortadoğu (Irak)  Batı Kapitalizminin saldırısına uğradı. Türkiye’ye BOP’u,  teokratik rejimi, Kürt devletini dayattılar. Şimdi hedefte İran var.

II) Kapitalizmin Metamorfozu

A) Batı kapitalizmi; 1970’lerin sonlarında girdiğimiz “dehşet dengesizliği dönemi”nde vahşi kapitalizmi, bütün kurallarıyla uygulamaya koydu. Dönemin temel eğilimi kapitalizmin, ekonomik egemenlik kimliğinin dışına çıkması, onunla yetinmemesidir. Başka bir deyişle yalnız ekonomik, ticari ve mâli ögeler değil, bunların yanı sıra politik güç, askerî ve kültürel ögeler de kapitalizmin emrine ve hizmetine sunuldu. Daha da önemlisi “birey, patron, şirket ve devlet” unsurları kaynaşarak “organik bir bütün” haline geldi. Hukuk dışlandı. Uluslararası antlaşmalar önemini kaybetti. Silahlanma yeniden hızlandı.

Artık ABD çıkarlarının gerektirdiği her şeyi serbestçe yapmaktadır. Kendini “uluslararası hukuk”la bağlı saymamakta, hedeflerine ulaşmak için güç kullanmaktan çekinmemektedir. O bütün bunları iki şey için yapıyor: ABD’nin çıkarlarını korumak için, Amerikan ve Batı kapitalizmini dünya üzerinde egemen kılmak için.

Kritik ve korkunç gerçek şu demek ki: Batı Kapitalizmi, kesinlikle kendisinden başka bir sistem istemiyor. Tıpkı bir mafya çetesi gibi durmadan genişleme tutkusu içinde. Ne ulusal ne uluslar arası, hiçbir hukuka uymuyor; darbe düzenliyor, güç kullanıyor, işgal ediyor. Sanki tarihin sömürge imparatorluklarına dönüşüyor, dünyayı bir oligarşiye götürüyor.

Kısacası Yeni Kapitalizm eski kapitalizm değildir, başkalaşmıştır, bir metaformoza uğramıştır.

B) Kapitalizm geçmişin sömürge imparatorluklarından bu yana şu üçlü üzerine, “kişiler, patronlar ve şirketler” üçlüsü üzerine oturmuştur. Bunlar arasında ise ana eksen, şirketlerdir.

Şirketler yeni kapitalizm içinde hızla değişmiştir. Peki, değişen nesidir? Misyonudur, şirketlerin misyonu değişmiştir. Batı eksenli yeni dünya düzeninde şirketler, ekonomik misyonlarının dışında yeni görevler üstlenmiştir. Mademki Batı’nın dev şirketleri tek dünya pazarında her yere girebiliyorlardı, öyleyse girdikleri ülkenin siyasetini, kültürünü, hattâ ordusunu da yönlendirmeliydiler. İşte bunlar, onların yeni misyonu oluyordu. Dolayısiyle ulusötesi bir şirket faaliyet gösterdiği ülkede “perde arkasındaki hükümet” gibi çalışıyordu. Daha açık bir ifadeyle ulusötesi şirketler; diğer devletleri, o devletlerin yasama erkini, hükümetlerini, siyasî partilerini, silahlı kuvvetlerini, eğitimini, üniversitelerini, sanatını, dinini ve kültürünü kendi gereksinimleri doğrultusunda yönlendirmekte, yeniden yapılandırmaktadır. Bu sürecin doğal bir sonucu olarak da kapitalizm sosyal piramidin tepesine şirketleri yerleştirmiştir. Şirketlerin konumu, sanat ve kültürün, dinin, ordunun, bürokrasinin, siyasal partilerin, bunların hepsinin üzerinde bulunuyor. Kısacası şirketlerin, kapitalizmin iç dinamiklerindeki etkisi çok artmıştır, artmaya da devam etmektedir.

Kapitalizmin iç dinamiğinde meydana gelen -geçmişte olmayan-  bu yeni yapılanma çok önemli şu iki sonucu doğurdu:

-Şirketler dev organizmalar haline geldi.

-Şirketler artık kâr maksimumlaştırması değil, güç maksimumlaştırması yapıyor.

Demek ki -buraya dikkat!- kapitalizmin, yani şirketlerin temel içgüdüsü artık güç maksimumlaştırmasıdır. Artık hukuk, siyaset, iktisat, eğitim, kültür, güvenlik,… şirketlerin güç maksimumlaştırmasının gereklerine göre düzenlenmektedir. ABD’de, AB’de hükümetlerin politikasını bundan böyle şirketler belirliyor. Rejim de artık şirketler demokrasisidir, yani oligarşik bir düzendir; çoğunluğu, bir azınlığın yönettiği düzendir.

Bu yeni düzen Batı insanları için refah bakımından bir sorun yaratmıyor. Çünkü  -burası çok önemli!- Batı kapitalizmi içinde, şirketlerin çıkarları ülke çıkarlarıyla örtüşmektedir. Başka bir deyişle şirketler kazandıkça, şirketlerin ülkeleri, halkı da kazanmaktadır. Buna karşılık diğer ülkeler için durum tamamen farklıdır, çünkü fatura onlara ödetilmektedir, yani dünya nüfusunun yüzde 85’ine...  Diğer ülkeler, onların halkları kaybetmektedir. Batı Kapitalizmi’nin vurucu gücü olan dev şirketler, ABD ve AB dışındaki ülkeleri -yani kaybeden ülkeleri-  yerli şirketlerle işbirliği yaparak sömürüyor; sömürü düzenini daha da güçlendirip genişletiyorlar.

III) Kapitalizm “Güç ve Egemenlik” Demek

Demek ki kapitalizmin merkezinde “güç ve egemenlik” yatıyor. Ona hareket verip yaşatan, bu sonsuz  “güç ve egemenlik” tutkusu. Ancak bu görüntünün arkasında dev ulusötesi şirketler bulunuyor, kumanda onların elindedir. Fakültelerde mikroekonomi dersi anlatılırken, şirketlerin kâr maksimumlaştırmasını esas aldığı söylenir. Bu aslında çok eksik bir bilgidir; çünkü yukardan beri vurgulamaya çalıştığım gibi Batı’nın dev şirketleri dünya teknolojisini, dünya ekonomi ve siyasetini yönlendiren “dev savaş arabaları” haline gelmiştir. Sayısı 250’yi -bazılarına göre 100’ü- geçmeyen bu dev şirketler Batı Kapitalizmi’nin, kendi ülkelerinin temel taşları konumundadır.

Görülüyor ki 2000’li yılların başlarında Kapitalizm’in merkezine şu öge yerleşmiş bulunuyor: Güç ve egemenlik!... Kapitalizmi, başka bir deyişle ABD ve AB’yi ayakta tutan, geliştiren ve yaşatan bu iki olgudur: Güç ve egemenlik… Daha açık bir deyişle egemen olmak için güçlenmek kapitalizmin temel içgüdüsüdür.

Kapitalizmin etüdü, ancak “güç maksimumlaştırması”nın etüdüyle mümkündür.

Sonuç

Sonuç olarak söyleyeceğim şey, gençlere şu tavsiyemdir:

Türkiye’de ve dünyada olup bitenleri anlamak için, bunları mutlaka Batı’nın, yani ABD ve AB’nin, yani Yeni Emperyalizm’in küresel politikaları açısından değerlendirmeliyiz. Türkiye’de çıkarılan yasalar, hükümetlerin icraatları, ekonomi politikaları (dış ticaretin, yabancı sermaye girişinin  serbestleştirilmesi, iç ve dış borçlanma, özelleştirme, Vatan topraklarının satılması,…), medyada yer alan haberler, yapılan yorumlar, Türkiye’nin diğer ülkelerle ilişkileri; ABD’nin, AB’nin küresel politikaları, askerî faaliyetleri, diğer ülkelerle ekonomik ilişkileri, yaptıkları türlü antlaşmalar, uluslar arası kuruluşların faaliyetleri… Bunların hiçbirini, evet hiçbirini, üzerlerine “Yeni Emperyalizm ve ulus-ötesi şirketlerin faaliyetleri” bilgimizin ışıldağını tutmadıkça anlayamayız; hattâ yanlış anlar, yanlış yollara sapar, kaybolur gideriz.

 

 

 

[1] Benim bu yazıyı bu doğrultuda yazmamda katkısı olan hamiyetli ve vatansever dostum Mustafa Öztürk’e teşekkürlerimi sunarım. Yazı 2008 yılına aittir.

[2] Erol Manisalı, Kapitalizmin Temel İçgüdüsü, Derin Yayınları, İst., 2003, ss. 1-16. Bence bu kitabı ve yazarın şu kitabını da baştanbaşa sindire sindire okumak gerekir: Dünyada ve Türkiye’de Büyük Sermaye, Derin Yayınları, İst., 2002.

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura