Yazı Kategorileri > Ekonomi Yazıları
14-03-2021
EKONOMİNİN İKİ ANA SORUNU

Türkiye ekonomisinin pek çok önemli sorunu vardır: Enflasyon, bütçe açığı, tasarruf yetersizliği, kalkınma gibi. Bunlardan başta gelen ikisi de dış açık ve işsizlik sorunlarıdır.

1) Dış Açık

Dış açık Türkiye’nin en çetin bir sorunudur. AKP iktidarı ile birlikte çok daha belirleyici ve kaygılandırıcı bir karakter kazanmıştır. Eğer bir ülke diğer ülkelerle ekonomik ilişkileri dolayısıyla, bir yıl içinde elde ettiği döviz gelirleri toplamından daha fazla döviz harcaması yaparsa, fazladan yaptığı harcamaya ‘dış açık’, diğer bir deyişle ‘cari açık’ denir. Dış açık ülkemizin çözümü uzun zamana bağlı, köklü değişiklikler getiren, kısacası yapısal bir sorunudur.

Türkiye’nin 2000’li yıllardaki birikimli cari açığı 344 milyar dolardı. Demek ki ekonomi ortalama olarak her yıl 34 milyar dolar açık verdi. Bu rakam günümüzde ortalama 40 milyar dolardır.

Türkiye ekonomisi neden sürekli dış açık veriyor?

a) Bir görüşe göre dış açığın belirleyicilerinden bazıları yapısal faktörlerdir. Yapısal faktörler ekonominin oluşum biçiminden kaynaklanır. Gereğinden düşük döviz kuru, ulusal paranın aşırı değerliliği böyledir. Aşırı değerlilik dünya pazarlarında ihraç ürünlerini pahalılaştırır, yabancı malları ise Türkiye’de nispeten ucuzlatır.  Kritik hammaddelere, özellikle de enerjide aşırı derecede dışa bağımlılık da yapısal bir faktör olarak nitelenebilir. Bu kapsamda liberalizmin, halkın tercihlerinde kaymalara sebep olması da zikredilebilir. Ülkemizde ithal mallarına talebin, liberal politikalarla geniş ölçüce teşvik edildiği bir gerçektir.

b) Ancak, diyebilirim ki bütün bunların ötesinde, dış açığın asıl sebebi; dünya ölçeğinde, zengin ülkeler lehine işleyen, Türkiye’nin de kurbanı olduğu bir tutsaklık mekanizmasıdır.  Nedir, nasıldır bu mekanizma? Son dönemleri esas alırsak, şöyle açıklayabilirim:

-Türkiye’ye emperyalist ülkeler tarafından Neoliberalizm dayatıldı, bu çerçevede serbest mübadele kabul ettirildi. İthalat arttı, sanayileşme durdu (rekabet gücü, döviz kuru, tüketici tercihi, dış bağımlılıkta ülke aleyhine oluşumlar).

-Ülke mali bakımdan sıkıntıya düşünce dış borçlanma (faiz ödemelerinin artması, geri ödemeler) ve özelleştirmeler başladı. Özelleştirmelerle ülkenin fabrikaları, bankaları, limanları yabancılara satıldı (kâr transferlerinin başlaması ve artması).

-Küresel şirketler yabancı sermaye yoluyla ülkeye girmeye başladı (yeni kâr transferleri, sanayileşmenin durması).

-En sonra bir üretim faktörü olan ülke toprakları da satış listesine girdi (yabancıların taşınmazlarımız üzerinden kazançları, bunların transferleri).

Tutsaklık mekanizması bu işleyişi ile, dış dengeyi sürekli olarak Türkiye aleyhine çevirdi: Cari açık artarak kronikleşti, yapısal hale geldi.

2) İşsizlik Sorunu

İkinci ana sorun işsizliktir.

Bir ekonominin başarısı her şeyden önce, ülkenin insanlarına iş alanı açma derecesiyle ölçülür.  Türkiye ekonomisine bu ölçüt açısından bakalım. Görünen, AKP hükümetinin büyük başarısızlığıdır. Kanıtlarını aşağıda veriyorum. 

AKP’nin ilk iktidar yılı olan 2003’te işsizlik oranı yüzde 10,5’ti. Bu oran 2017’de yüzde 10,9’dur. 2019’da ise yüzde 13,4’e yükselmiştir. Kaldı ki, bunlar resmî rakamlar olup asla güvenilir değildir. TÜİK AKP hükümetlerinin baskısına boyun eğerek başlıca istatistik verileri manipüle etmekte, iktidarı başarılı gösterecek düzeylere taşımaktadır. Gerçek verilere yaklaşmak için bu rakamların en az iki katını almak gerekir. Örneğin, 2019 işsizlik oranı yüzde 13,4 değil, yaklaşık yüzde 27 civarındadır. Bunun anlamı şudur: Türkiye’de çalışabilecek durumda olan her 100 kişiden 27’si işsizdir. Oran gençlerde çok daha yüksektir.

Nitekim BETAM Direktörü Prof. Dr. Seyfettin Gürsel, Mayıs 2020’de yaptığı bir açıklamada, "İşsizlik tsunami boyutlarında… İşsizlik oranı büyük olasılıkla yüzde 24-25’i bulacak. Genç işsizlik oranı yüzde 40’a ulaşabilir" diyordu.

İşsizlik oranının yüksek olmasının sebepleri de dış açık hakkında ileri sürdüğüm sebeplerle aynıdır. Türkiye neden yeterli ölçüde yeni iş alanları açamıyor? Çünkü Türkiye’nin sanayileşmesi engellenmiştir. Merkez ülkeleri kendi işsizlik oranları artmasın diye Türkiye gibi Çevre-ülkelerin sanayileşmesini çelmeliyor. Merkez ülkelerinde iş alanı açılması, bizim gibi ülkelerde işsizliğin artmasına bağlı. Niteliksiz emek bir tarafa, Türkiye kıt kaynaklarını ayırarak yetiştirdiği nitelikli insanları bile çalıştıracak yeterli miktarda iş alanı açamıyor. Bu da doğal olarak istatistiklere işsizlik oranının yükselmesi şeklinde yansıyor. İkinci sebep ise, Merkez ülkeler karşısında eğilip bükülen, teslimiyetçi bir tutum takınan, AKP gibi hükümetlerdir. Bunlar Derin-Merkez’in çıkarlarını koruyan, kendilerine dikte edilmiş olan politikaları uygulamaktadır.

İşsizliği düşürmenin en sağlam çözümü yurt içinde yatırım yaparak yeni üretim kapasitesi oluşturmak, istihdam yaratacak tesisler kurmaktır. Yeni üretim bilindiği gibi yeni üretim faktörü talebi, bu arada yeni işgücü talebi yaratacaktır. Ancak Türkiye’de temel hedef bu değil, bu yol denenmiyor. Bütün umut -özellikle AKP iktidarı ile birlikte- yabancı sermayeye bağlanmış görünüyor.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura