2007 - 2011 Makale Arşivi > Bilimsel Yöntem Yazıları
16-09-2021
DÜŞÜNMENİN GENEL USULLERİ: SEZGİSEL DÜŞÜNME

İnsan zihninin kullandığı genel usulleri iki grup altında toplayabiliriz:

-          Sezgisel düşünme ve vasıtalı düşünme

-          Analiz ve sentez.

Bunlar insanın, düşünürken başvurduğu en genel yollardır.

İnsan, olguları iki şekilde bilebilir; başka bir deyişle düşünce iki şekil alır.

-Doğrudan bilme: Sezgi yoluyla bilme (kısaca sezgi),

-Dolaylı bilme: Vasıtalı düşünme (muhakeme) yoluyla bilme.

Sezgi ve vasıtalı düşünce iç içedir, birbirine karışmıştır. Bu yazıda sadece sezgisel düşünme üzerinde duracağım.

Sezgi “aracısız (doğrudan) bilme” şeklidir. Yani bilme ne bir muhakeme ister ne de geçmiş bir deneyimin bilinçli kullanımını. Sezgi iki farklı şekil alır: Dar anlamda sezgi, sezgisel kavrayış.

A) Dar anlamda sezgi bir olgunun, bir olgu olarak doğrudan doğruya bilinmesidir. Burada bilinen olgu; bir ses, bir anı, bir masa, bir kitap olabilir; bir duygu, bir fikir, bir karar gibi bilinç olayları olabilir; benzerlik, farklılık, eşitlik, nedensellik gibi ilintiler olabilir. Kapı çalıyor ve zihnimde ânında zil sesi bilgisi oluşuyor. Masamın üzerindeki kitabı görüyor ve arada hiçbir araç olmaksızın, ânında onun bir kitap olduğunu düşünüyorum. Peki, nasıl gerçekleşiyor bu tür sezgi? Yanıt: İki farklı yeteneğim var, onları kullanıyorum: Biri duyularım, öbürü aklım. İlkinde görgül sezgi, ikincisinde ise zihinsel sezgi söz konusu.

i) Görgül sezgi yoluyla edinilen aracısız bilgiler “duyum gücü”müzün ürünleridir; daha açıkçası dış uyarıcılardan -duyularımız yoluyla- etkilenme özelliğimizin ürünleridir. Bu sezgi türü de iki şekil alır: Duyum ve bilinç. Duyum bize duyusal sezgiler sağlar, bilinç ise psikolojik sezgiler...Duyusal sezgi bize, duyularımızı etkileyen dış dünyanın, maddî nesnelerin aracısız bilgisini sağlar. Bu sayededir ki ben aracısız olarak ve bir muhakeme yapmaksızın, renkleri, kokuları, tadları ve benzeri duyumları biliyor; kolumdaki saati, masamın üzerindeki bilgisayarı, penceremdeki çiçek saksını tanıyabiliyorum. Duyusal sezgi bilginin oluşumunda çok önemli bir rol oynar. Duyusal sezginin iletileri duyusal nesnelerin varlığı hususunda bizi uyarır. Duyusal sezgi dış dünyanın gözleminde başlangıç noktasıdır. Psikolojik sezgi sayesinde ise iç dünyamızda meydana gelen durum ve edimlere ulaşıyoruz.  Yine aracısız ve bir muhakeme yapmaksızın bilirim ki içimde bir sıkıntı var; çok çalıştım, başım ağrıyor, ... Bu tür sezgileri bilincim sayesinde edinirim.

ii) Dar anlamda sezginin ilk şekli olan “görgül sezgi”yi öğrendik. Şimdi sıra ikincisine, zihinsel sezgiye geldi. Zihinsel sezgi, adı gösteriyor, anlamanın, insanın anlayış gücünün yani idrakinin bir ürünüdür. Zihinsel sezginin konusu ilk prensipler ve bunların aracısız uygulamalarıdır. İnsan muhakemesine temel olan, apaçık ve ispatı gerekmeyen önermeler zihinsel sezgiyle bilinir.  “Bir bütünün, kendi parçasından büyük olduğunu” ânında düşünmemiz gibi... Kimi filozoflara göre Tanrı fikri, ruh fikri de bu sezgiyle elde edilir; görgül veriler arasındaki benzerlik, zıtlık, aynılık, nedensellik gibi ilintiler de... Örnek: Bahçede gördüğüm çiçeklerin renginin, birbirinden farklı olduğunu ânında düşünebiliyorum.

B) Sezgi iki ayrı anlamda kullanılıyordu; birincisi dar anlamda sezgi idi. İkincisi ise sezgisel kavrayıştır.

Sezgisel kavrayış karmaşık bir bütün hakkında süratle genel bir fikir edinme yeteneğidir. Sezgisel zihin, başkalarının uzun incelemeler ve analizler sonunda kavradığını, aracısız olarak ve bir çırpıda anlamayı başaran zihindir. Mantıkta daha çok bu tür sezgiden söz edilir. Sezgisel kavrayışı şöyle tanımlayabiliriz: Çok sayıda ve karmaşık veriler hakkında genel olarak ve bir çırpıda gerçekleşen bilme şekli.

1) Sezgisel kavrayışın bir türü eylemle iç içedir, bir beceriklilik, bir içgüdü eseridir. Örnek: İyi bir futbolcu top ayağına geldiğinde “rakip futbolcuların çoğu sağ tarafımda, arkadaşlarım solumda, şu tarafım boş,  rakip kaleye yakınım, filanca oyuncu önümü kesebilir... “diye uzun uzun düşünmez. Hareket için, bu sözlerin yarısını bile söyleyecek zamanı yoktur. Yaptığı, bütün olanları tek bir bakışla kavramak ve bu tek bakışla, gerekli hareketi ânında gerçekleştirmektir.

2) Ancak yukarda belirttiğimden daha entelektüel bir sezgisel kavrayış vardır ki eylemden uzak olup anlamaya, olguları anlamaya yöneliktir.  Esas itibariyle bilim adamında görülür bu sezgi türü. Dersimiz açısından asıl önemli olan da odur. İki türdür: Görücü sezgi, sentetik sezgi.

i) Teorik veya pratik bir sorunun çözüm yolunun, zihinde bir şimşek gibi birdenbire belirmesine görücü sezgi adı verilir. Bu oluşta çözümü doğrulayan sebepler hakkında net bir bilgimiz yoktur, belki belirsiz bir his vardır içimizde.

Örnekler: Bir annenin, oğlunun duruş ve bakışından, bir kabahat işlemiş olduğunu anlayıvermesi. Bir bilim adamının, kendisini buluşa götürecek bir şeyi birdenbire fark etmesi (Arşimet hamamda suyun kendisini kaldırdığını görünce adı verilecek olan kanunu buluyor). Görücü sezgi çok karmaşık bir olgudur. Sıklıkla somut ortamda kendini gösterir. Görgül sezgi ile karıştırmamak gerekir. İnsan düşüncesinin bütün alanlarında, bilimde, felsefede, sanatta karşılaşırız onunla. Her yaratışın kaynağında, keşifte, icatta o vardır. İnsanlar arasında eşitsiz paylaşılmış bir yetenektir.

ii) Kısımları art arda algılanan karmaşık bir bütünü, aynı anda ve toptan görmeye sentetik sezgi adı verilir. Biz önümüzde yapılan bir ispatı bir defada zihnimizden bu sezgi sayesinde geçiririz.

Bilimsel ilerleme görücü sezgiyle başlar, sentetik sezgiyle tamamlanır. Bu ikisi arasında ise vasıtalı düşünmenin uzun çabaları ve adımları yer alır.

(29 Ağustos 2007)

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura