Yazı Kategorileri > Bilimsel Yöntem Yazıları
16-01-2020
DİYALEKTİK VE DİYALEKTİK YÖNTEM

Diyalektik; varlığın, karşıtları öne çıkaran başat bir niteliği ve buna dayanan bir düşünme şekli veya yöntemidir. Bunun karşısında metafizik yöntem yer alır. Metafizik yöntem varlığa ve doğaya hareketsizlik, bağlantısızlık, değişmezlik ve mutlak zıtlık atfeden düşünce yöntemidir.

Diyalektiğin temelinde ne vardır? Olgular diyalektik yönteme göre nasıl incelenir? Diyalektiğin dört kanunu hangileridir? Yazımda bu soruları yanıtlamaya çalışacağım.

Diyalektiğin temelindeki olgu harekettir, değişmedir: bizi çevreleyen her şeyde var olan hareket ve değişmedir. Doğada, tarihte, düşüncede, her tarafta hareket ve değişme görürüz. Doğayı veya insanlık tarihini ya da kendi zihin faaliyetimizi gözlemlediğimiz zaman, karşımıza ilk çıkan olgu budur: Hiçbir şey olduğu gibi, olduğu yerde, olduğu biçimde kalmıyor. Her şey hareket halinde: Her şey oluşuyor, dönüşüyor, göçüp gidiyor. Ve bütün bu hareket ve değişmeler; sonsuz bir ilişkiler, etkiler ve tepkiler ağı içinde gerçekleşiyor.

Bizler, her birimiz hep aynı olduğumuzu veya kaldığımızı sanırız. Oysa kendi kendimizin aynısı, özdeşi kaldığımızı düşündüğümüz anda bile değişmişizdir. Şimdi ben kendi kendime bakıyor ve diyorum ki: bundan on yıllarca önce bir “çocuk-ben”dim, bugünse bir “ihtiyar-ben”im. Nasıl da değişmişim! Ve bu birdenbire olmadı, seksen yıl süren, sayısız ve saniyelik değişmeler sonucunda oldu!

Gerçekten de öyle… Her şey kımıldayıp değişiyor: Gerçek olan, yalnızca hareket… Durağanlık ise bir yanılmadan ibaret... Doğada, tarihte, düşüncede, her tarafta gördüğümüz şey değişmedir, harekettir.

Diyalektik, işte bu temel olgunun gözlemiyle başlıyor.

1) DİYALEKTİK DEĞİŞME KANUNU

Diyalektiğin kanunları vardır. Birincisi, “diyalektik değişme”dir.

Biliyoruz ki, yaşadığımız evrende her şey hareket halinde… “Hiçbir şey olduğu yerde kalmıyor, hiçbir şey olduğu gibi kalmıyor.” Olguları bu hareketleri ve değişmeleri içinde incelemek demek, diyalektiğe göre incelemek demektir.

a) Bir elma olsun elimizde… Soruyoruz: Bu elma nedir?  Sorunun yanıtını iki yöntemden birini kullanarak verebiliriz: Birincisi metafizik yöntem, diğeri diyalektik yöntem… Metafizik yöntem bir fotoğrafı inceleyerek, diyalektik yöntem ise bir film şeridini izleyerek inceleme yapmak gibidir.

-Birinci yöntemde elmayı durağan sayarak tek başına inceleriz, betimleriz. Geleneksel olarak olgular hep böyle incelenmiştir.

-İkinci yöntemde, yani diyalektik açıdan ise, tamamen farklı bir bakış açısına, “hareket” bakış açısına yerleşiyoruz: Elmanın, bütün varoluşu boyunca yaşadığı evrimsel hareketi inceliyor, anlamaya çalışıyoruz. Diyoruz ki, elma, her zaman bu gördüğüm elma değildi. Onun bir tarihi, bir geçmişi vardır. Şimdi olduğu gibi de kalmayacaktır o. Öyleyse, şu anda karşımızda duran elma bir geçişten ibarettir.

Demek ki, herhangi bir şeyin bugünkü hali, onun kesin ve nihaî hali değildir. Hiçbir şey hareketten, değişimden korunmuş değildir.

Bir “oluş” vardır ve ondan başka her şey ölümlüdür. Varlık hiçbir şey değildir, oluş her şeydir. Evren yaratma ile yok olmanın birbirini kovaladığı ve sonsuza kadar da kovalayacağı bir alandır.

b) Ham elma neden olgun hale gelir?

Elma olacak çiçeği, sonra da olgunlaşacak ham elmayı göz önüne getirelim. Şunu görürüz: Elmayı evrimi içinde ileri doğru iten bir süreç, birbirine bağlı zincirleme değişimler var. Bunlar “otodinamizm” denilen kuvvetlerin nüfuzu altında hareket ederler. Otodinamizm “varlığın kendi içinden gelen güçtür, kuvvet”tir. Doğa bu güçle canlanır, çiçek bu güçle açar, meyve bu güçle oluşur, insan bu güçle doğar ve yaşar.

Öyleyse diyalektik dediğimiz zaman sadece “hareket” demiş olmuyoruz, aynı zamanda “otodinamizm” de demiş oluyoruz.

Realiteyi diyalektik görüş açısından anlamak, olgulara hareket ve değişme açısından bakmayı gerektiriyor. Bu usul metafizik görüş açısından farklı bir yöntemdir ki ona “diyalektik yöntem” diyoruz. Diyalektik yöntemde olgu, evrimsel hareketi gözlemlenerek anlaşılmaya çalışılır.  

2) KARŞILIKLI ETKİ KANUNU

Diyalektiğin ikinci kanunu “karşılıklı etki”dir. “Bütünlük” adı da verilen bu yasayı yine “elma” örneğiyle açıklayalım. Bu kez elma ile yetinmiyor, elma ağacına kadar gidiyor, ağacın kaynağını ve ‘yazgı’sını incelemeye yöneliyoruz.

Sorumuz şu: Elma ağacı nereden gelir? Diyalektikçinin yanıtı şudur: Elmadan!... Yere düşen ve toprakta çürüyüp, çekirdeğinden bir filiz veren elmadan gelir. Bu yanıt önümüzde geniş bir inceleme alanı açar ki, bazı kısımları örneğin şunlar olacaktır: Toprağın incelenmesi, elma çekirdeklerinin filizlenme koşullarının incelenmesi, hava, güneş ve benzerlerinin yaptığı etkilerin incelenmesi... Demek ki, elimizde bir “süreçler zinciri” vardır: Elmanın süreci, ağacın süreci, toprağın süreci… Artık her şeyin her şeyi etkilediğini gösteren bir süreçler zinciriyle karşı karşıyayız. İşte buna, “karşılıklı etki kanunu” adı veriliyor.

Diyalektikçi; elma ile ağaç arasında bağlantı kurduktan sonra orada durmuyor, bütün bir tabiata kanat açarak şöyle diyor: Elma sadece ağacın meyvesi değildir, o aynı zamanda bütün tabiatın bir meyvesidir. Bir süreçler zincirinin sonucudur.

Demek ki, dünyayı donmuş nesneler bütünü olarak gören metafizik yöntemin aksine, diyalektik yöntem dünyayı bir “süreçler bütünü” olarak görür. Diyalektiğe göre hiçbir şey tamamlanıp bitmiş değildir Dünyayı bir tiyatro sahnesine benzetirsek, orada oynanan her oyunun sonunda başka bir oyunun ilk perdesi açılıyor.

Doğa, maddî varlıklardan, bu varlıkların karşılıklı etkileşiminden oluşan bir sistemdir. Bu etkileşim ise hareketin ta kendisidir. Tabiatta görülen bu sürekli hareket; başıyla sonuyla bir bütün oluşturur. Olup biten her şey birbiriyle ilişkilidir, birbirine bağımlıdır. Bundan dolayıdır ki, bir olgu ancak bulunduğu bütün içinde incelenirse gerçek anlamını kazanır.

Toparlarsak, diyalektiğin ikinci yasasına göre, dünya bir zincirleme süreçler karışımıdır. Yani evrende her şey, yine evrendeki her şeyi etkilemektedir. Dünya bir bütündür. Klasik mantığın yaptığı katı sınıflamalar yapaydır.

Kısacası, her şeyin her şeyi etkilediği bir evrende yaşıyoruz. “Karşılıklı etki kanunu” dediğimiz, işte budur.

3) ÇELİŞME KANUNU

Diyalektik, bize, nesnelerin sonsuz ve ölümsüz olmadığını söyler. Her varlık şu dört aşamadan geçer: Doğum, olgunluk, yaşlılık, son.

Varlıklar neden sonsuz ve ölümsüz değildir?   Diyalektiğin üçüncü kanunu, işte bu soruyu yanıtlarken karşımıza çıkar: Çelişme!...

a) Nedir, çelişme kanunu? Örneğin, “hayat” ve “ölüm” olgularını ele alalım. Metafizikçiye göre bu iki olgu birbirinin zıddıdır. Diyalektikçi bu yorumu kabul etmez, şöyle der: Hayat ile ölüm birbirinden kesin bir şekilde ayrılamaz.  Çünkü realite, bize hayatın ölümü getirdiğini, ölümün ise hayatı sürdürdüğünü gösterir. Bu iki olgu, hayat ve ölüm, durmadan birbirine dönüşür. Olgular dönüşüp, kendi zıtları haline gelir.

İçinde çelişme taşıdığı içindir ki her şey değişmekte ve gelişmektedir. Örneğin, canlı bir insan hem canlı (kendisiyle aynı) kalmaktadır, hem de bir ölüm süreci içindedir (kendisiyle aynı kalmayıp değişmektedir.) Canlı bir vücutta bazı hücreler ölürken, onların yerini yeni hücreler almaktadır. Başka bir deyişle her şey kendi zıttının yerini almaktadır.

Her şey kendi karşıtını içinde taşıyor. Çelişme bittiği an, canlılık (hayat) da biter, karşıtı olan cansızlığa (ölüme) dönüşür.

b) Nasıl oluyor da olgular dönüşüp kendi zıtları haline geliyor?  Örneğin, hayat nasıl oluyor da ölüme dönüşüyor?

Dünyada her olgu; kendisini sadece tek bir yöne iten bir güç tarafından harekete geçirilmiyor; gerçekte karşıt yönlerde meydana gelen iki güç tarafından harekete geçiriliyor: Şeylerin olumlanmasına ve inkârına –örneğimizde- hayata ve ölüme yönelen güçler tarafından harekete geçiriliyor.

Her şeyin içinde, o şeyi olumlamaya ve yadsımaya (inkâra) yönelen güçler vardır. Örneğin, hayatın içinde, bir yandan hayatı sürdüren, yani hayatı olumlamaya yönelen güçler, bir yandan da onu yok etmeye, yadsımaya yönelen güçler vardır.

Kısacası, şeyler kendilerini daha iyi ortaya koyabilmek için karşıtlarına dönüşürler. Diyalektiğin üçüncü kanunu tam burada karşımıza çıkar: Her şey, kendi içinde çelişme taşıdığı için değişmektedir.

Diyalektiğin aşamaları vardır, bunlara “diyalektik üçlem” denir, genel şeması sırasıyla şöyledir:

-Olumlama: Tez,

-Yadsıma (İnkâr, olumsuzlama): Antitez,

-Yadsımanın yadsınması (İnkârın inkârı): Sentez.

c) Diyalektiğe göre dünyada her şey bir zıtlar birliğidir: Her şey aynı zamanda hem kendisidir hem de kendisinin zıddı!... Olgular kendi inkârlarını içlerinde taşıdıkları için dönüşürler. “Çözücü” olan, yok edici olan, inkârdır, yadsımadır. Yadsıma olmasaydı, olgular değişmezdi. Oysa, değişiyorlar. Öyleyse olguların içinde çözücü, yok edici olan bir ilke bulunması gerekir.

Bu açıklamalardan çıkan önemli bir sonuç şudur: Herhangi bir şeyin anlaşılır olması için, onu, karşıtı olan şeyle birlikte düşünmek gerekir. Örnek: Parçayı anlamak istiyorsak, onu bütünle birlikte düşünmemiz gerekir.

Toparlarsak: Diyalektiğin, üçüncü kanunu “çelişme”dir.  Diyalektikçiye göre evrende bütün olguları oluşturan yasa, çelişmedir. Her şey hem kendini içerir hem de zıddını. Her şeyin kendi içinde, birbirine karşıt güçler yani çelişkiler vardır.  Bunlar birbiriyle sürekli mücadele halindedir.

Demek ki diyalektik, bizi, olguların sadece bir yanını değil, her iki yanını da görmeye ve düşünmeye zorlar. Der ki, sakın yanlış olmadan doğruyu, bilgisizlik olmadan bilimi düşünme! Metafiziğin büyük hatası burada kendini gösterir: Olguların sadece bir yanını hesaba katar, tek taraflı yargılarda bulunur. Eğer insanoğlu sık sık yanlış yapıyorsa bunun sebebi olguların ve insanların tek bir yanını görmesi, çoğu zaman tek taraflı olarak akıl yürütmesidir.

4) NİCELİĞİN NİTELİĞE DÖNÜŞÜMÜ KANUNU

İnsan bilincinden bağımsız olan gerçeğe, eş-deyimle dış dünyanın gerçeğine nesnel gerçek diyoruz.  Nesnel gerçek belli bir nicelik ve nitelik birliğidir. Diyalektik görüş nicelikle niteliğin birbirinden ayrılmaz bağımlılığına dikkat çeker.

Diyalektikçiye göre, evrende her şey bir zıtlar birliğinden ibarettir. Zıtların mücadelesi süreci içinde, her şey kendi zıddına dönüşür. Her dönüşüm birbirine karşıt güçlerin mücadelesinin sonucudur. 

Peki, bu dönüşüm nasıl olur?

Metafizik görüşe göre “dönüşüm” yavaş yavaş meydana gelen, bir dizi ufak değişimlerle kendini gösterir. Örneğin, toplumlar azar azar dönüşür ve bu ufak dönüşümler (reformlar) dizisi, neticede toplumun köklü dönüşümünü sağlar.

Diyalektikçi bu görüşü kabul etmez, şöyle der: Tarihsel değişmeler durmadan dinlenmeden ortaya çıkmazlar, kesintisiz değillerdir. Öyle bir an gelir ki değişim ufak değişmeler yerine, ani bir sıçrama ile gerçekleşir. Örneğin 1789 Fransız Devrimi” geçmişten yavaş yavaş değil, birdenbire kopuşun eseridir. Türk devrimi de öyledir. Bir olgunun nicel değişimi; belirli bir noktaya varınca, o olguda nitelik değişmesine sebep olur; Bu, bir hamledir, sıçramadır.

Diyalektik yönteme göre tarihte olağan olan, devrimlerdir. Sürekli değişmeler elbette vardır, ancak bunlar birikir birikir ve zamanı gelince âni değişmeler şeklini alır.

Genel olarak ifade edersek, bir nesne, mahiyetini (niteliğini) değiştirmedikçe, ancak nicel değişmeye uğrar. Nesne mahiyet değiştirince, başka bir şey haline gelince, değişme nitel olur. Su buza veya buhara dönüşünce, bu bir nitel (kalitatif) değişmedir, bir nitelik değişmesidir. Suyu 99 dereceden 1 derece fazla kaynatmak; süreçte âni bir kesintiye, bir sıçramaya yol açıyor ve su nitelik değiştirerek buhara dönüşüyor.

Kimyasal bir cismin içindeki molekül sayısı değişmekle, o cisim başka bir cisim haline dönüşür. Nicelik ve nitelik birbirine sıkıca bağlıdır. Her nesne belli nicel durumuna göre belli bir nitelik edinir. Örneğin su; 0 derecede katı, 1-99 derece arasında sıvı, 100 derecede gazdır. Diyalektikçi bu durumu “nicelik niteliğe dönüştü” sözüyle ifade eder. İşte diyalektiğin dördüncü kanunu budur: Niceliğin niteliğe dönüşümü kanunu…

Doğal ve toplumsal bütün olgular “niceliğin niteliğe dönüşümü” yasasıyla evrimlerini sürdürür. Bu evrim sarmaldır, kendini daima daha üst bir aşamada gösterir.

 

SONUÇ

Diyalektik yaşadığımız dünyanın bir gerçeğidir. Diyalektik yöntem bu gerçekten kaynaklanan bir gerçeği araştırma yöntemidir. Genel olarak kullanılan metafizik yöntemden farkını şu benzetme ile ifade edebiliriz: Metafizik evrenin fotoğraflarına, diyalektik yöntem ise kamera kayıtlarına bakarak gerçeklere ulaşmaya çalışır. Diyalektiğin temelinde hareket ve değişme vardır. Bu hareket ve değişme diyalektiğin dört kanunu olduğunu gösterir.

Çocukluğumuzdan beri çevrenin güçlü etki ve baskısıyla hep metafizik yönteme göre düşündük, araştırıp uyguladık. Oysa, görüyoruz ki bambaşka ve çok daha doğru ve verimli olan bir yöntem daha var. Öyleyse yapmamız gereken çok önemli bir şey var: Metafizik düşünmenin egemenliğinden kendimizi kurtararak, olabildiğince diyalektik düşünmeye de alışmaya gayret etmek… Eğer bunu başarırsak, yaşadığımız evreni bambaşka görmeye başlayacak, bizi hayretler içinde bırakacak olan yepyeni gerçeklerle tanışacağız.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura