Atatürk Okulu > Laiklik Dersleri
25-05-2020
DİN VE DÜNYA İŞLERİ NEDEN BİRBİRİNDEN AYRILMALIDIR?

Laiklik din ve dünya (devlet) işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Bu önermenin mantığı nedir; neden böyle bir ayrıma gerek görülmüştür? Yanıt için, önermenin şu şekilde ifadesinin daha uygun olacağını düşünüyorum: Kamusal işlerde dinin bilgi, kural ve kurumları yerine çağdaş bilgi, kural ve kurumların uygulanması. Kamusal faaliyetlerin dinsel referanslardan arındırılması, yerine çağdaş referansların konulması.

Din işleri, dünya işleri nelerdir? Din işlerinden insanlara dayatılmış olan dinsel kural ve kurumları anlıyorum. Dünya işleri nelerdir? Örneğin şunlardır: Toplum, ekonomi ve devlet hayatını düzenleyen hüküm ve kurumlar… Miras, evlilik, borç- alacak, çalışma hayatı, ticari ilişkiler, devlet düzeni…

Din ve kamu işleri ayrımını gerekli kılan sebepler nelerdir? Bunları dört başlık altında inceleyebiliriz: Değişim yasası, bilimsel gelişme, çoklu yapı ve çağdaş değerler.

Önce Evren’in, dünyanın değişmez yasası olan değişim yasası… Yadsınmaz bir gerçektir ki, hiçbir şey olduğu yerde, olduğu gibi kalmıyor. Zamanın akışında her şey, hayat, toplum yavaş veya hızlı hareketlerle sürekli değişime uğruyor. Değişim yeni koşullar getiriyor, o zamana kadar faydalı olan bir kural, bir kurum işlevini yitiriyor, bilgi eskiyor. Bu değişimden dinler de nasibini alıyor. Bir dinin kurulduğu zaman ve daha sonra konmuş olan kural ve kurumlar yetersiz kalıyor, gereksizleşiyor, hatta topluma zarar vermeye başlayabiliyor. Evrenin yasalarına uyularak değişikliğe gidilmesi, eskimiş olanın terk edilerek yerine çağa uygun bilgi, kural ve kurumlar oluşturulması kaçınılmaz oluyor.

İkinci sebep bilimsel gelişme ile ilgilidir. Bilindiği gibi bir dinin bilgi, kural ve kurumları o dinin çıktığı ve sonraki zamanların eseridir ve o kural ve kurumlara mutlak uyum ve itaat esastır. İşte sorun bu otoriter tutumdan kaynaklanıyor. Çünkü dinler çok eski yüzyılların eseridir, zaman içinde de değişikliğe uğramıştır, eklemeler yapılmıştır. Ne var ki, o yüzyıllarda insanların, dünya gerçeklerini kavrama, öğrenme imkânları son derecede sınırlıydı. Çıplak duyularla yetiniliyordu ki, bunların sağladığı bilgiler çok yetersiz, çoğu zaman aldatıcıydı. Aletli gözlem yoktu. Teleskop, mikroskop, hassas ölçü âletleri keşfedilmemişti. Bu sebeple kabaca görülüp algılanan bilgilerle yetinilmiş; bunlar kullanılarak hükümler verilmiştir. Dinsel anlatılar da kuşkusuz bundan korunmuş değildi.

Buna karşılık zamanla ve çağımızda dünya gerçekleri daha rafine, daha kesinlikle, daha aslına uygun şekilde algılanabilir oldu. Sonuçta dinlerin çoğu anlatılarının yanlış olduğu görüldü. Emirleri, kurumları, uygulamaları (İslam’da kölelik, kadının şahitliği, cariyelik, cezalar, evlenme yaşı, alacak-borç ilişkileri, faiz…); mantıksızlaştı. Artık insanın gelişmesine, toplumsal ilerlemeye ayak bağı oluyorlardı. İşte bu çıkmazdan ve uğranılan zarardan kurtulmak gerekiyordu ki, bunu bize Laiklik ilkesi sağlıyor.

Nitekim Atatürk Ataname’de şöyle diyor: Eğer fikirler anlamsız, mantıksız safsatalarla doluysa, o fikirler hastadır. Sosyal yaşam, akıl ve mantıktan yoksun, faydasız ve zararlı birtakım inançlar ve geleneklerle doluysa felç olur toplum. Böyle bilimsel olmayan, insanî olmayan, karmakarışık zihniyetlerdir ki, çöküşümüzün de başlıca sebeplerinden biri olmuştur. [Dincilik: 3]

Üçüncü sebebi “çoklu yapı” terimiyle adlandırabiliriz. Eğer bir ülkede birkaç din, farklı mezhepler, birçok tarikat, tarikat kolları, cemaatlar varsa, yine büyük bir sorun vardır ve bunun çözümü de laiklik uygulamasıdır. Çünkü saydığım fraksiyonlar pek çok önemli konuda farklı görüş sahibidir, değişik fikir, kurum ve uygulamalar içerirler. Böyle olunca, örneğin mevcut dinlerden veya mezheplerden hangisi geçerli sayılacak? Belirli bir dini veya mezhebi resmen kabul etmek o din veya mezhepten olmayan yurttaşlara üvey evlat muamelesi yapmak demektir. Her biri serbest bırakılsa, ülke kargaşadan geçilmez. Halledilmesi zor daha birçok yeni sorunla karşılaşılır. Bu heterojenlikten milletin birliği ve bütünlüğü de çok olumsuz etkilenir. Toplum ve devlet hayatı tam bir keşmekeşe sürüklenir. Toplumsal çatışmalar başlar. O zaman çözüm yine laikliktedir. Şunu da eklemeliyim ki, laiklik farklı inançlara sahip kesimlerin, barış içinde yan yana yaşamalarının da güvencesidir.

Modern toplumlarda kamusal faaliyetlerin dinsel referanslardan arındırılmasını gerekli kılan sebeplerden bir diğeri de şudur: Eğer toplum yaşamına din hâkim olursa, Cumhuriyet rejiminin getirdiği milliyet, millî irade, özgürlük, demokrasi, bağımsızlık, eşitlik, özgür akıl gibi birçok çağdaş değerin uygulanması mümkün olmaz. Çıkış yolu ise yine laikliktir: Zararsız olanlar hariç, dinsel bilgi, kural ve kurumların toplum hayatının dışına çıkarılmasıdır. Bu hususu Ataöğreti’nin 10 ilkesini esas alarak açıklayabiliriz. Milliyetçilik ile başlıyorum.

Laiklik Milliyetçiliğe elverişli bir ortam yaratır. Çünkü laiklik olmayan yerde millet (ulus) değil, inananların oluşturduğu “ümmet” önemlidir.

Laiklik millî egemenlik ve demokrasi için gereklidir. Çünkü insanlar görüşlerini serbestçe söyler, serbestçe örgütlenirler; özgür seçimler yapılır.

Laiklik ekonomik bağımsızlığı destekler. Emperyalist ülkeler henüz sanayileşememiş ülkelerin doğal kaynak ve pazarlarını ele geçirmek için, bu ülkelerin gerçekleri görüp uyanmasını istemezler. Bu amaçla kullandıkları silahların başında çağa uyum sağlamamış olan din kurumu gelir. Laiklik bu istismarı önler.

Din temeline dayalı bir devlette ağırlığı ve önceliği olan, halk değil, ümmettir. Dinsel seçkinlerdir; halifeler, şeyhler, müftü veya imamlardır. Laiklik bu eşitsizliği, haksız ayrıcalığı ortadan kaldırır.

Laiklik cumhuriyet rejimine elverişli bir zemin oluşturur. Laiklik olmadan cumhuriyet olmaz. Hatta millet egemenliğine dayanan bir rejim kurulamaz, kurulsa da yaşamaz. Yüzlerce yıl öncesinin değişmez dinsel dogmaları, bunlara dayanarak iktidar sahibi olmuş kişilerin iradesi, buyrukları geçerlidir. Din dogmaları birey iradesini kısıtlar. Millî irade geçerli değildir, baskı altına alınmıştır. Cumhuriyet rejimi yüksek ahlaka dayanır. Ne var ki, laiklik yoksa tarikat ve benzerlerinin, bunların kollarının, kişi ve grupların çıkara dayalı ahlak anlayışı geçerlidir.

Laiklik ekonomide devletçilik politikasının uygulanmasını mümkün kılar. Devletçilik ise özgür akıl, bilimsel gözlem ve düşünce, planlama ister, bilimsel yöntemler gerektirir. Devletçi politika; yüzyıllar öncesinin eskimiş, değiştirilemeyen görüş ve kurallarıyla uygulanamaz.

Ancak laik bir ülkededir ki, devrimci tutum ve eylem olur. Çünkü laikliği kabul etmemiş bir toplumda çağın gerisinde kalan kurumları değiştirmek bir yana, bunların tartışılması bile genellikle imkânsızdır. Aklın özgürleşmesi ancak çağdaşlaşma ile olur. Bu da çağdaş eğitim ister, öğretim birliği ister.

Laiklik olmazsa, bilim olmaz: Çünkü laiklik aklın özgür olmasını, her alanda serbestçe kullanılmasını, bilimsel metot ister. Ne var ki, dinlerde özgür akıl dışlanır. Düşünmeye sınırlar çizilir, bunun dışına çıkılamaz. Laiklik sahte dinle mücadele ettiği için gerçek dinin yolunu açar; dincilikle, büyücülükle mücadele eder, gerçek dindarlığın gelişmesini sağlar.

Laiklik insana yüksek ahlakın yolunu açar. Çünkü insanı dünya ile, hemcinsleriyle, toplumla ilgilenmeye yönlendirir. Bencillikten kurtarır. Kişi milletine, devlete, insanlığa karşı görevleri olduğunu görür. Bu yönlerde düşünür, çalışır ve iş yapar. Sonra, cumhuriyet rejimi yüksek ahlaka dayanır. Ahlakın zayıf olduğu toplumlarda yaşayamaz.

*

Genel olarak sonuç şudur: Dinlerin içerdiği bilgi, uyulmasını istediği kural ve kurumlar esas itibariyle dünyaya hâkim olan yasalara, yaradılış yasalarına aykırı olabiliyor. Çağdaş bir toplumda laiklik her şeyden önce bu nedenle gereklidir, bu nedenle vazgeçilmezdir.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura