Atatürk Okulu > Ahlak Dersleri
18-04-2020
BİR HAK ANCAK ÇALIŞMAKLA KAZANILIR

Atatürk diyor ki, çalışmadan hiçbir şey kazanılamaz. Bir hak ancak çalışmak sayesinde kazanılır.

Bir hak neden çalışmak sayesinde kazanılır? Çalışma, insanın haklarını nasıl etkiler; çalışan kişi hakkını alırsa ne olur, alamazsa ne olur? “Bir hak çalışmakla kazanılır” kuralının, Atatürkçü düşünme sistemine etkileri nelerdir, sistemdeki rolü nedir? Örneğin Milliyetçilik, Halkçılık, millî birlik üzerindeki etkileri hangileridir?

Konumuz bu soruyu yanıtlamak… Yanıt için ülkede bu kuralın geçerli olduğunu varsayalım, acaba neler olur? Sebepleri bir tarafa bırakalım, yalnızca etkileri hesaba katalım.

Çalışmak nasıl bir şeydir? Çalışmak “emek ve bilgi ile bir nesne elde etmek, oluşturmak veya ortaya çıkarmak için uğraşmak, emek harcamak” demektir. Atatürk diyor ki, “çalışmak bireysel ve toplumsal bir zorunluluktur. Fakat aynı zamanda toplumsal bir görevdir. Tek ihtiyacımız vardır: çalışmak!” Çalışmanın zıttı aylaklıktır, tembelliktir. “Tembellik büyük bir kusur, bütün kötülüklerin anasıdır.”

Hak nedir? Hak adaletin gerektirip herhangi birine ayırdığı şey, kazanımdır. Emek ve bilgi karşılığı elde edilen şeydir.  Peki, çalışmakla elde edilen haklar nelerdir? Örneğin gelirdir, ücrettir; bir yarışmada, sınavda alınan derece veya nottur, bir eğitim süreci sonunda verilen diplomadır, herhangi bir işe atanma, bir mesleği icraya hak kazanmaktır, layık görülen mevki veya alınan ödüldür.

* * *

Bir ülkede yaratılan bütün değerler o ülke yurttaşlarından çalışanların eseridir. O kişilerin de hakkıdır. Çalışan kişi bir eser ortaya koyan kişidir. O eseri kendisi kullanacağı gibi başkalarının hizmetine de sunabilir. O zaman hizmetin karşılığını vermek gerekir, işte bu karşılık onun hakkıdır. Atatürk ne diyor: “Servet ve onun doğal sonucu olan gönenç ve mutluluk yalnız ve ancak çalışkanların hakkıdır. Çalışmak zekâyı, yetenekleri, bedensel güçleri kullanıp geliştirme, ahlakça olgunlaşma imkânı sağlar. Çalışmaksızın, düşünsel gelişme ve ahlakça olgunlaşma mümkün değildir.”  

Aksi durumda ne olur? Çalışmayanlar çalıyor, hırsızlık yapıyordur. Bir ülkede “bir hak çalışmakla kazanılır” kuralı (kısaca ‘çalışma kuralı’) işlemezse o ülkede eşitsizlik, adaletsizlik olacaktır. Oysa “sırt üstü yatıp çalışmadan yaşamak isteyenin, hiçbir hakkı yoktur. Çalışmadan yaşayanlar, çıkar sağlayıp zenginleşenler milletin de insanlığın da düşmanıdır.” 

Tam bu noktada ‘liyakat’ olgusunun ne kadar önemli olduğunu fark ediyoruz. Atatürk’ün liyakat aşığı olduğunu hatırlayalım. İşi hep ehline vermiştir. Adam olanın, değerini göstermesini istemiştir. İltiması şiddetle reddetmiştir. Bir ülkede görevlerin, derecelerin dağıtımında liyakat esasına uyuluyorsa, çalışma kuralına da uyuluyor demektir. Ülkede kayırma, iltimas, hırsızlık, yolsuzluk var ve yaygınsa, çalışma kuralına uyulmuyor demektir.

‘Çalışma kuralı’ ekonomide âdil gelir dağılımını sağlar. Gelir dağılımı ne kadar âdilse, haklar o ölçüde çalışmakla kazanılmıştır. Ne kadar çok çalışılırsa, o kadar çok hak sahibi olunur. Ekonomik kalkınma haklar getirir, mevcut hakları artırır.

Çalışma kuralının tam uygulandığı bir ülkede adalet ve düzen vardır, gönenç vardır. Yurttaşlar arasında ayrım gözetilmediğinden millî birlik sağlam olur. Millî egemenlik, tam bağımsızlık, özgürlük… her şey adaletle ayaktadır. Aksi halde anarşi hüküm sürer, Atatürk’ün ortaya koyduğu, üzerinde ısrarla durduğu, mutlaka uygulamamız gereken “çalışma kuralı” bu kadar önemlidir.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura