Atatürk Okulu > Amaç ve Esaslar
20-11-2016
BİR ATATÜRKÇÜ MECLİS’İN YASAMA FAALİYETİNİ NASIL DEĞERLENDİRİR: TECAVÜZ YASA TASARISI

AKP iktidarının çıkarmak istediği bir yasa, “tecavüzcüleri kurtarma yasası” diyelim, gündeme bomba gibi düştü. Herkes aklına geleni söylüyor. Elbette bunlar arasında doğruları var. Ancak bir sisteme dayanmıyor. Bir Atatürkçü ise, ülke sorunlarına gelişigüzel yaklaşamaz. 

Onun ilk tepkisi “bu girişim, bu görüş Atatürkçe nasıl yorumlanır” sorusu olmalıdır. Bu amaçla, söyleyeceğine Atatürkçülüğün esasları arasında bir temel (referans) arar. Gözlemlerini, analizlerini bu temelden hareket ederek yapar, bu bilgiyle donanmış olarak muhakeme eder, sonuçlara ulaşır, önerilerde bulunur. Ancak şu da var ki, Atatürkçülüğün Devrimcilik İlkesi gereğince, yeni, çağdaş kişisel katkılarda da bulunabilir.

Bu amaçla hazırladığım örnek bir referansı aşağıda sunuyorum. Bu referans, kişinin Atatürkçü öğretiye hâkimiyetine bağlı olarak daha da genişletilebilir.

Atatürkçü, olayı ve bu referansı birlikte düşünerek yorumlar, değerlendirmeler yapmalıdır. Bu yöntem, kafasında yeni önermelerin doğmasını sağlayacaktır.  Ve ancak böyle bir alışkanlığı kazandığı ölçüdedir ki, “ben Atatürkçüyüm”, “ben Atatürk’ün izindeyim” diyebilir.

Kısaca, ne yapacaktır? Atatürk’ün söylediklerine kulak vererek, yasama sürecini göz önüne getirecektir, milletvekilleri ve yasa yapıcıların niteliklerini kontrol edecektir. Kurallara uyulmuş mudur diye soracaktır. Ve “en önemlisini unutmayalım” diyecektir.

YASAMA SÜRECİ

- Meclis’in başlıca görevi, Halkın sorunlarını çözecek yasalar yapmaktır. Ancak yasa çıkarmak rastgele olmaz; belli bir sürece ve birtakım esaslara göre olur. Şöyle ki, yasa Millet Meclisi’nden çıkar. Meclis yasaları bakanlar kurulu ve onun içinde adalet bakanlığı aracılığı ile uygular. Bunda program ve sistem sahibi partilerin etkisi önemlidir. Doğal olarak mecliste bulunan partiler yasaları kendi programları, fikirleri doğrultusunda çıkarmak isteyeceklerdir. Yasa çıkarırken tartışma; çeşitli programların, anlayışların, görüşlerin çarpışması şeklinde olacaktır. Mecliste çoğunluğu sağlamış olan partinin belirli görüşü önde olur. Bununla birlikte iktidar partisi mümkün olduğu kadar uzlaşma aramalıdır. Eğer Millî İrade’ye saygılı ise, yapacağı ancak budur. Çünkü Millî İrade bu sayede daha fazla gerçekleşmiş, Millî Egemenlik de millet lehine daha çok kullanılmış olur.

NİTELİKLER

–Cumhuriyet erdem ister, Cumhuriyet rejimi yüksek ahlaka dayanır. Milletvekilleri yüksek karakterli olmalıdır; bilgili, dürüst, güvenilir, yurtsever insanlar olmalıdır. Bu nitelikleri onlarda kesinlikle aramak zorundayız.

-Yasa koyucular bir takım seçkin niteliklere sahip olmalıdır. Bunlardan ilkini şöyle açıklayabilirim: Kanun teklif eden, kanun yapan, kanun koyucu bir kimse; insanlığın bütün duygularını, bütün tutkularını herkesten daha çok kavramıştır, onları herkesten daha çok bilir. Ancak nefsini herkesten ziyade ve tamamen, bütün kapsamı ile, bunlardan soyutlamak kudret ve yeteneğine de sahip olmalıdır. Bu seçkin niteliklere sahip olmayan insanlar, toplum için yasa yapmak hak ve yetkisinden men edilir. Kanunlar duygulara dayanarak ve uyularak yapılamaz. Ancak, saydığım üstün nitelikler nasıl sağlanacak? Yasaları yapanlar iyi yetişmiş olmalıdır; bilimsel zihniyet ve yüksek ahlak sahibi olmalıdır. Bir de yasa yaparken, mutlaka uzmanlardan, bilim adamlarından faydalanmaları gerekir.

- Hukuk hükümleri toplumların zaman ve mekân içinde uğradıkları dönüşümlere göre değişir. Bu sebeple ondört yüzyıl önceki zaman ve mekânın ihtiyacına göre gerekli ve yeterli görülmüş olan esaslar yerine, çağdaş yasa ve usuller konulması zorunluluğu vardır. Bunlar bile kalıcı olmayıp zamanla değişmeye mahkûmdur.

-Yasalar gerçekçi, nesnel bir anlayışla hazırlanmalıdır. Yurttaşlarımızdan, dindaşlarımızdan, hemşerilerimizden her biri kendi beyninde yüce bir ülkü besleyebilir, özgürdür, özerktir. Buna kimse karışmaz. Fakat, Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetinin sabit, belirlenmiş, nesnel bir siyaseti vardır. O da, Meclis’in belli ulusal sınırı dahilinde hayatını ve bağımsızlığını sağlamaya yöneliktir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümeti; hayalden tamamen uzak ve tamamen gerçekseverdir. Dolayısıyla kanunlarını yalnız bu noktadan ve bu hakikat dairesi içinde belirler. Geniş, yüce, fakat hayali ve uygulama değeri olmayan birtakım duyguların peşinden koşarak kanun yapmaz ve böyle bir kanun uygulanamaz.

Genel olarak yasalarda aranacak üç özellik şunlardır: Ulusal ihtiyaçlara uygunluk, hukuk bilimine uygunluk, çağa uygunluk... Bu koşulları Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarındaki çalışmalarımızda önemle göz önünde tuttuk: Yasalarımızı, bunların dayanak noktalarını, önce ülkemizin durumu, koşulları ve milletimizin gerçek sosyal ve vicdanî ihtiyaçları, fakat aynı zamanda ileri dünya ile temastan doğan zorunlulukları da dikkate alarak düzeltmeyi, yararlı hale getirmeyi ve canlandırmayı gerekli gördük. Ayrıca hukuk biliminin telkinlerine göre iyileştirilmesine ve tamamlanmasına çalıştık. Çağın ihtiyaçlarına uygun kanun yapmak ve onu iyi uygulamak refah ve ilerleme nedenlerinin en önemlilerindendi.

KURALLAR  

– Bilinen bir gerçektir ki, çağdaş ilerlemeler milletlerin uygar ihtiyaçlarını genişletir, çoğaltır ve aydınlatır. Bu olgu medenî ihtiyaçlarla orantılı olarak medenî hakların oluşmasını gerektirir. Her devletin, ait olduğu toplumun uygarlaşma derecesiyle orantılı hukuk mevzuatı vardır. Dünyada mevcut bütün uygar devletlerin medenî kanunları birbirine pek yakındır. Hukukta, medenî hukukta, aile hukukunda takip edeceğimiz yol ancak uygarlık yoludur. Hukukta idarei maslahat, işleri oluruna bırakmak ve hurafelere bağlılık; milletlerin uyanmalarını engelleyen en ağır bir kâbustur. Türk milleti, üzerinde kâbus bulunduramaz. Bizim ulusumuzun adalet hususundaki derecesi hiçbir zaman diğer uluslardan aşağı kalmamıştır. Belki onlardan çok adaleti yerine getirmiştir. Biz de en ileri ve uygar devletin yasalarına eşit ve benzer yasalar yapabiliriz. Eski ihtiyaçlara göre yapılmış olanları, ihtiyaç ilerledikçe yenilemeyi biliriz.

-Öyleyse, kanunlarımızı inceleyelim. Bunların dayanak noktalarını, önce ülkemizin durumunu, koşullarını, milletimizin gerçek toplumsal ve vicdani ihtiyaçlarını ve fakat aynı zamanda ilerleyen dünyanın temasından hasıl olan zorunluluğu da dikkate alarak değiştirelim, düzeltelim, canlandıralım. Biz Türkiye halkı insanlık dünyasından soyutlanarak tek başımıza yaşayamayız. Bütün dünya ile ve bütün insanlıkla beraber yaşarız ve yürürüz! Hiç olmazsa onlarla bir hizada yürümeye mecburuz. Buna göre, her hususta olduğu gibi, özellikle adliyede de zamanın icaplarını daima dikkate almak ve bütün yeni yapacağımız şeyleri ona göre yapmak zorundayız.

VE EN ÖNEMLİSİ

Ey Milletim, egemenliğini geçici de olsa tevdi edeceğin meclislere bile gereğinden fazla güvenme. Çünkü meclisler de doğru yoldan sapabilir, despotluk yapabilir. Üstelik bu, şahsî despotluktan daha tehlikeli olabilir. Vekiller ve temsil edilenler arasında temel sorunlar üzerinde anlaşmazlık çıkabilir. Öyle kararları olabilir ki meclislerin, milletin hayatına giderilmesi imkânsız zararlar verebilir. Millet her olasılığa karşı egemenliğini korumaya mecburdur.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura