Atatürk Okulu > Amaç ve Esaslar
09-11-2019
BİR 10 KASIM DOLAYISIYLA ATANAME’DEN…

- Millete hizmet!... Birinci Görevimizdir bizim. Bir sorumluluktur ki kutsaldır, yücedir, aynı zamanda zordur, çetindir. Ancak ben seve seve yerine getirdim. Öyle bir görevdir ki, ben toprak olsam da devam edecektir. Çünkü biz olup bitmeyiz, son bulmayız. Bugün de aranızdayız; yarın da…, her zaman aranızda olacağız.  

- Çünkü, yalnız Aydınlanmacı Ruh’tur doğruyu, iyi ve güzel olanı taşıyıp yaşatan. O Ruhtur ki, bir candan diğerine geçer: Mustafa Kemal Atatürk’e, ölümsüz Mustafa Kemal’lere… dalga dalga ilerler, bitimsiz… Doğru olan, iyi ve güzel fikirler, duygular, sözler ve işler doğar beyinlerinde, yüreklerinde, dillerinde, ellerinde. Biz hep o ruhtan esinlerle düşünürüz, hisseder, yön bulur, iş yaparız.

- Peki nedir, nasıl bir şeydir Aydınlanmacı Ruh? O üçtür: Doğruluktur, iyiliktir, güzelliktir. O dünyanın ezelî ve ebedî bir yolcusudur. Tarihin başlangıcından beri yollardadır. Eker, eker, eker…, tabii biçmek için. Doğuda, Batı’da seçkin kimliklere bürünür, ışığa boğar konakladığı yerleri. Kutsal bir ateştir ki sönmez. İster ki, hep doğruyu bulsun insanoğlu, iyiyi işlesin, güzele koşsun. İnsan ki, özgürce bakıp özgürce düşünsün, iş yapsın, hep yenilere doğru kanat açsın.

- Bir mücadele vardır, bir ezelî savaş vardır Aydınlanmacı Ruh’la Skolastik Ruh arasında. Her doğru, her iyi ve güzel şey karşısında onu yok edecek bir kuvvet belirir. İyi bir şey yaptığınız an, onu yok etmek için karşınıza muhalif, gerici, karanlık bir kuvvet çıkar. İşte bu Skolastik Ruh’tur. Bizde buna irtica da denir. Ancak her ne olursa olsun, yürüyüp giden, daima üstün gelen ve gelecek olan Aydınlanmacı Ruh’tur, çünkü doğru yalnız ondadır, iyi ve güzel onun sayesindedir.

- Ne var ki, önü kesildi bu büyük atılımın; geri dönüşler oldu, oluyor. Ancak asla umutsuzluk yoktur, çünkü eşyanın tabiatındandır bu dönüşler. Çünkü Aydınlanmacı Ruh bugün de yarın da her zaman bizimledir. Öyle ki, şimdiden iş başındadır. Gün gelecek, nihai zafer yine bizim, biz Atatürkçülerin olacaktır.

- İki Mustafa Kemal vardır: Biri benim, ''Zübeyde'den doğan, et ve kemikten, birey, geçici Mustafa Kemal... Diğeri Ölümsüz Mustafa Kemal, Türk ulusunun bağrından doğan… Onu "ben" sözcüğüyle anlatamam; o, ben değildir, o bizdir. O, ülkemizin her köşesinde yeni fikir ve yeni hayat için, büyük ülkü için uğraşan aydın ve mücadeleci bir topluluktur. Ben, onların rüyasıyım sadece. Onların hayallerini belirledim, ifade ettim; o hayalleri gerçekleştirmeye çalıştım. Benim girişimlerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemaller sizsiniz, hepinizsiniz: Uyanık ve aydın yurtsever, milliyetçi vatandaşlar, köylüler...  Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Ölümsüz Mustafa Kemal sizlersiniz!

- Onlar ki, Türk milletinin ihtiyaçlarıyla beraber, gitgide uyanan bilinçleriyle gelişe gelişe ebedi olarak yaşayacaktır, var olacaktır. Bizde Cumhuriyeti yapan, Devrim’i yaratan, o “biz” diye ifade edebileceğim Mustafa Kemallerdir. “Siz ölürseniz biz ne yaparız” diyen köylüye ne dedim? “Atatürk sensin” dedim. O Mustafa Kemaller ki tükenmezler, ölmezler, ruhları birbirine geçer. Birbirlerinin gözleriyle bakar, birbirlerinin yürekleriyle duyarlar. “Bir kılıç kını aşındırır” derler. Oysa kın bedendir, beden her zaman bulunur. Asıl önemli olan kılıcın kendisidir.

- Atatürk Türkiye’nin üzerinde esmiş, bugün de esen ve hep esecek olan ölümsüz, bitimsiz bir soluğun adıdır. Bir ölümsüz zihindir, bir ölümsüz yürek, ölümsüz bir kuvvettir. Hep Türkiye için, Türkler için düşünecek, hissedecek, iş yapacaktır; dünyaya da örnek olacaktır. O uzak geçmişte de vardı; en son Mustafa Kemal Atatürk olarak geldi, gelmeye de devam edecektir: Ölümsüz Mustafa Kemaller olarak geldi ve gelecektir.

- Şunu unutmayın ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde ben bir dönem değilim, bir başlangıcım. Benim öncülük ettiğim eser eksiksiz ve tamamlanmış değildir. Siz genç kuşakları bekleyen en önemli görev, bu başlangıcı sürdürmektir. Beni anlamamış olan, beni tamamlamak için gerekli atılımı yapamaz. Beni anlamak ise her şeyden önce Ataname’yi okuyup öğrenmeyi, uygulamayı zorunlu kılar.

- Doğru, beni unutmadınız; çok andınız, çok konuştunuz, fakat anlamadınız. Beni Samsun’a hapsettiniz, Nutuk’a, heykellere, törenlere hapsettiniz. Çünkü beni hiç öğrenmediniz, haliyle ne savunabildiniz ne uyguladınız ilkelerimi. Bakıyorum, hâlâ bırakıp gittiğim yerdesiniz. Evet, yalnız, suskun, tasalı, bıraktığım yerdesiniz. Yobazlar saldırdı anıtlarıma. Devrimlerimi koruyamadınız. Yolsuz, susuz, ışıksız köyler; okulsuz, öğretmensiz çocuklar; konutsuz, hekimsiz, topraksız köylüler… Bayındır yapamadınız yurdumuzu. Çalışmak, sorunları çözmek, başarılı olmak yerine birbirinizle çekiştiniz. İlkelerimi, onların değerini bilemediniz. Öğrenmediniz ki, bilesiniz.

- Beni hedef alanlar oldu, hafızalardan silmek isteyenler oldu. Bunu görüyordum. O yüzdendir ki, “bir zaman gelir, beni unutmak, unutturmak isteyen gayretler belirebilir” dedim, “benim görüşlerimi inkâr edenler, beni karalayanlar çıkabilir. Hatta bunlar benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir” dedim.

- Ancak onlar bilmiyorlardı ki, ne yaparlarsa yapsınlar, boşunaydı gayretleri. Çünkü, her şeye rağmen bir ışığa doğru yürüyoruz. Saklıdır, korunmuştur benim düşüncelerim. Bütün devirler, bütün kuşaklar için söylenmiştir. Çünkü Aydınlanmacı Ruh’tandır. Aydınlanmacı Ruh ise mutlaktır, ölümsüzdür. Dünyaya egemen olacak olan, odur!  Bundan dolayıdır ki, ektiğim tohumlar yeşerir, fikir ve eserlerim ölmez. Onlar öyle özlü ve kuvvetlidir ki, her yerden, Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır yine gelir, feyizli neticeleri kalpleri doldurur.  Sonunda hedeflediği yeri bulur, ebediyen yerleşir.  Bu varlıkta doğru olan budur, iyi ve güzel olan yalnız budur.

Kaynak: ATANAME/ Açış

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura