Atatürk Okulu > Milli Egemenlik Dersleri
15-11-2016
BİRİNCİ GÖREV OKULU İÇİN NOTLAR: “KENDİNİ ÇOBAN, MİLLETİ SÜRÜ” OLARAK GÖREN ZİHNİYET ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCENİN HANGİ KANITLARIYLA DEĞERLENDİRİLMELİDİR?

MİLLÎ EGEMENLİĞİN “TANIMI VE NİTELİKLERİ” YÖNELTİSİNDEN:

Saltanatı kaldıran1 Kasım 1922 kararı; yüzyıllardan beri cehalet ve sapkınlığın koruyucusu, talihsizlik ve uğursuzluğun babası bulunan ve ulusumuz için, iç ve daimi bir düşman olan bireysel saltanata ve onun temsil ettiği uğursuz bir idare şekline yöneltilmiş kutsal bir silahtır.

*

Kuvvetin kaynağı ve sahibi tektir, millettir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. “Kayıtsız şartsız”ı buradan kaldırmadıkça, Türkiye devleti herhangi bir kişiye veya herhangi bir makama, egemenliğini ihlal eden hiçbir yetki veremez. “Kayıtsız şartsız” egemenlik demek, egemenliği milletin elinde tutmak demektir, egemenliğin tek bir zerresini bile sıfatı, adı ne olursa olsun, hiçbir makama vermemek, verdirmemek demektir.

*

Hükümdarlar kendilerini, kuruntudan ibaret bir kuvvetin temsilcisi olarak tanırlar. Bundan, böyle tanımaktan zevk alırlar. Fakat bir adamın kendi kendini böyle tanıması hiçbir kuvvete, hiçbir etkiye sahip değildir. Ancak çevresinde bulunan çıkarcılar bu ifadeyi, bu arzuyu terennüm ederler, zevkle terennüm ederler. Ve özellikle din kisvesine bürünerek ortaya atarlar. İşte bu yaygın terennümlere karşı istibdat altında bulunan, tahakküm altında bulunan milletin kulakları da hep bu terennümlerle doludur. Oraya başka bir ses girmez ve giremez. Ve sonuçta öyle bir hal olur ki herkes, toplumun her bireyi, o padişahın, o hükümdarın ve çevresindekilerin telaffuz ve ifade ettiklerini gerçeğin ta kendisi kabul eder, din gereği kabul eder, mevcudiyetin gereği olarak kabul eder. İşte bu anlayış devam ettikçe gerçekten başka bir şey yapmanın imkânı zor bulunabilir. Fakat bir defa o imkân hâsıl olduktan sonra, denilemez ki, bu imkânı elde eden çoğunluğun içinde memnun olmayanlar yoktur.

*

Osmanlı meşruti saltanatında Kanunu Esasi’nin yetkilere ait olan maddeleri; milletin meşru hakkı, doğal hakkı olan bütün görevleri hükümdarlara, halifelere vermişti. Millete, dünyaya ve o gibi adamlara açık bir şekilde anlatmak gerekir ki, bu görevler, bu haklar asla kimseye verilemez. Çünkü milletin hakkıdır, çünkü milletin yaşamıdır, şerefidir, namusudur, onurudur. Bu erdemlerden ayrılmaya rıza gösteren bir milletin artık bu gün, bu çağda insan toplumu içinde yeri yoktur.

*

Türkiye halkı kayıtsız şartsız egemenliğine sahip olmuştur. Egemenlik, hiçbir anlamda, hiçbir şekilde, hiçbir işarette, hiçbir renk ve hiçbir kılavuzlukta ortaklık kabul etmez. Unvanı ister halife, ister başka bir şey olsun, hiç kimse bu milletin kaderine ortak çıkamaz. Millet buna kesinlikle izin vermez. Dolayısıyla bütün hareketlerimiz, bütün mukadderatımız ancak bu görüş noktasından olabilir. Başka türlü kesinlikle imkânı yoktur.

*

23 Nisan 1920… Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış günü olan bu tarih, vatanımızda millet egemenliğinin kurulmasına başlangıç olmuştur. Millet, bu şekilde kendi yazgısını doğrudan doğruya eline aldı ve milli saltanat ve egemenliğini tek bir şahısta değil, bütün bireyleri tarafından seçilmiş vekillerden meydana gelen yüce bir mecliste temsil etti. İşte o Meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.

*

Milli egemenliğimizin bir şahısla veya sınırlı sayıda şahıslarla kabine gibi bir kurul tarafından temsil edilmesi yüzünden ülkeyi ve milleti despotluktan kurtaramadığımız, tarihî olaylarla kanıtlanmıştı. O zaman bu temsil hakkını, olabildiğince çok insandan meydana gelen ve süresi kısa olan bir kurulda tecelli ettirmek bence biricik çare idi. Herhalde halkımızı yönetimle yakından ilgilendirmek, yani idareyi doğrudan doğruya halkın eline verebilecek bir yönetim şeklini kurmak, iki bakımdan gerekliydi: Bir, ulusal egemenliğin hakiki olarak temsil edilmesi; iki, bu sayede halkın kendi benliğini anlaması… Millet egemenliğini eline almıştı, isyan ederek almıştı. Alınmış olan egemenlik hiçbir sebeple, hiçbir şekilde terk edilemez, iade edilemez, başka birine verilemezdi! Bu egemenliği tekrar geri alabilmek için hangi araçlar kullanılmışsa, yine o araçları kullanmak gerekirdi.

*

Her yeni şey, güzel şey, iyi şey karşısına mutlaka kötü bir şey çıkar. Hiç kuşku yok ki, milletimizin egemenliğini bir şahısta veya çok sınırlı şahısların elinde tutmaktan çıkar bekleyen insanlar, cahil ve gafil insanlar vardır.

*

Millî İrade ve Egemenliğin, bilinmesi gereken bir niteliği vardır ki, o da şudur: Millî İrade ve Egemenlik mutlaka bir arada bulunmalıdır. Çünkü egemenlik yoksa, irade bir hiçtir. Türk milleti kendi iradesini, kendi vicdanının eğilimini yerine getirmek, uygulamak istiyorsa, egemenliğini mutlaka kendi elinde tutmalıdır. Tarihi okuyun, göreceksiniz: Geçmişte milletimizin başına hangi felaket gelmişse, kendi talihini ve yazgısını hep başka birinin eline bırakmasından ileri gelmiştir.

*

Aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın!

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura