Atatürk Okulu > Milliyetçilik Dersleri
30-04-2020
Atatürk Gibi Düşünmek… Atatürkçe Yorum Yapmak MİLLÎ TARİHLE ULUSAL KİMLİK ARASINDAKİ BAĞ

Tarih iki şekilde etkiler insanı: Doğrudan kendisi zaman içinde gerçekleşirken, gerçekleştikten sonra insan için merak ve bilgi konusu olunca...  Tarih, kuşkusuz kendi oluşumu sırasında da insanı fikir, duygu ve eylem bakımından etkiliyor. Bu yönü de önemlidir. Ancak ben burada ikinci durumu ele almakla yetineceğim.

Önce bazı tanımlar yapmamız gerekiyor: bilinç, tarih bilinci ve ulusal kimlik.

Bilinç insanın, doğuşundan beri sahiplendiği bilgileri kullanarak çevresinde olup bitenin farkına varması, değerlendirmesi ve yaşamını ona göre yönlendirmesidir. Tarih bilinci de bir bilgi ve bellek işidir. İnsan veya bir insan topluluğu geçmişi boyunca yaşadıklarını kullanır, değerlendirir; bu yoldan olgunlaşır, girişimlerde bulunur. Birey için tanımlanan bilinç özellikleri bir topluma da uygulanabilir. Örneğin bir millet; kendi kişiliğini bulmak için, kendini tanımak zorundadır. Kendini tanımanın koşulları, o günkü durumunu, geçmişini bilmesi ve geleceğe ilişkin düşünceler üretebilmesidir. Geçmişini büyük ölçüde tarih araştırmalarıyla öğrenecek, ortaya koyacaktır.  

Milletler ancak geçmişleri hakkındaki bilgilerini kullanıp değerlendirerek iyi ve makul işler yaparlar. Bunu sağlayan tarih bilincidir. Aksi halde birey gibi millet de yaşamında başarısız olacak, büyük zararlara uğrayacaklardır. Tarih ne kadar kapsamlı ve ne kadar yakından bilinirse, o derecede bir “tarih bilinci”dir.

Ulusal kimlik ise kişiye ve millete özgü bir manevi içeriktir ki her şeyi ile ulusaldır: Düşünmesiyle ulusaldır, duygulanmasıyla ulusaldır, iş ve eylemi ile ulusaldır.

* * *

Bir millette var olması gereken tarih bilincinin faydaları saymakla bitmez. Tıpkı birey durumunda olduğu gibi: Bir fert düşünün. Geçmişte yaptığı hatâları, yaşadığı felaketleri unutuyor. İyi ya da kötü, başına gelenler üzerinde kafa yoramıyor, onlardan ders alamıyor. Böyle bir durum kabul edilemez, sakıncalıdır; zararı şuradadır: O bireyin kafasında ve ruhunda bir bilgi, duygu ve deneyim birikimi oluşmamıştır. Dolayısiyle yaşamı boyunca aldığı kararlar, yaptığı girişimler çoklukla isabetsiz olacaktır. Sık sık başarısızlığa uğrayacaktır. Çünkü tutum ve davranışlarında sağlam bilgiye, denenmiş, doğruluğu daha önce kanıtlanmış bilgiye dayanmamaktadır.

Sakınca ve tehlikeler millet ölçeğinde de geçerlidir. Çünkü birey için nasıl bir “geçmiş bilinci” varsa, bir millet için de “tarih bilinci” vardır. Millet için tarih bilinci; kendi köklerini bilmek, geçmişte yaşadığı iyi kötü hiçbir önemli olayı unutmamak, onlardan ders çıkarmak ve aynı bilinci işlenmiş olarak gelecek kuşaklara aktarmaktır.  Ve bu bilinç zamanla bir kimliğe, ‘ulusal kimliğe’ dönüşmektedir.

* * *

Atatürk millî tarihle ulusal kimlik arasındaki bu kuvvetli bağı görmüş ve çok güzel açıklamıştır. Şöyle diyor:

“Sevgili milletim! Tarihinle öğün. Çünkü senin ataların, büyük uygarlıklar yaratmıştır, devletler, imparatorluklar kurmuştur. O görkemli tarihi çocuklarına öğret! Onlar atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendilerinde kuvvet bulacaktır. Türk yetenek ve kudretinin tarihteki başarıları meydana çıktıkça, her Türk çocuğu kendisi için gereken atılım kaynağını o tarihte bulacaktır. Türk çocuğu o tarihten bağımsızlık fikrini kazanacaktır. O büyük başarıları düşünecek, harikalar yaratan atalarını öğrenecek, kendisinin de aynı kandan olduğunu görecek ve bu yetenekle kimseye boyun eğmeyecektir.”

“Tarih öğretmenleri!... Sizler, üzerinize büyük bir sorumluluk almış bulunuyorsunuz. Bir öğrenci, cebirden bir formülü unutabilir, kimyadan belki bir madeni hatırlayamaz. Fakat bir öğrenci, tarihini asla unutmamalıdır ve ona tarihi unutturulmamalıdır. O öğrenci, şanlı tarihinin bir sayfasını unuttuğu gün, ülke uçuruma yuvarlanıyor demektir. İşte değerli tarih öğretmenlerinden isteğim şudur ki, verdikleri derslerin sorumluluğunu idrak etsinler ve ona göre ellerine teslim edilen genç beyinlere gerçekleri işlesinler. Bu yapıldığı gün, tarih öğretmenleri ülkeye en az, vatanı için kanını dökmüş kahramanlar kadar hizmet etmiş olurlar. Aksi halde kabahat tarihini bilmeyen gençte değil, öğretmendedir.”

Bir millet genciyle yaşlısıyla tarihini öğrenmezse ne olur? Millî bilinç, millî refleks zayıf kalır, Millî kimlik oluşmaz. Millî tarihini öğrenen bir yurttaş, bir genç büyür, zenginleşir, kişilik kazanır, dünyaya bakışı değişir. Buna karşılık tarihini, örneğin Millî Mücadele’yi bilmeyince, Emperyalizm’in ne olduğunu bilmeyince, çocuklarımıza Millî Mücadele ruhunu anlatmayınca, ayrıntılarını vermeyince, kendi kahramanlarını öğretmeyince, elbette millî bilinç, millî refleks zayıf kalır, millî kimlik oluşmaz Milli bilinç ve refleksten yoksun olarak nasıl ayakta kalabiliriz?

Atatürk kuşkusuz bu tehlike nedeniyledir ki, sözlerine şunları ekliyor: biz yurttaşlarımızın Türk’ün derin tarihini bilmesine büyük önem verdik. Bu bilgi; Türk’ün yetenek ve kudretini, özgüven duygularını ve ulusal varlık için zararlı olan her akım önünde yıkılmaz direncini besleyen kutsal bir cevherdir. Türk genci!... Dünü unutursan, yarın hatalara düşmekten kurtulamazsın. İnsanların ve ulusların, ancak tarihleriyle yaşadıkları gerçeğini hiçbir zaman aklından çıkarma! Kendi tarihini de diğer ulusların tarihini de çok iyi, çok temelden ve tam anlamıyla gerçeklere uygun bir biçimde bilmeye mecbursun. Tarihe geçen her olay, gelecekte o ulusların davranışına örnek olacak, onlara yol gösterecektir. İyi bilinen, iyi bellenen bir tarihî olay, gelecekte benzeri bir olayla karşılaştırıldığında insanı hataya düşmekten alıkoyabilir.

“Büyük devletler kurmuş olan atalarımız büyük ve geniş uygarlıklara da sahip olmuştur. Bunları araştırmak, incelemek, Türklüğe ve dünyaya bildirmek bizler için bir borçtur. Millet için ve milletçe yapılan işlerin hatırası her türlü hatıranın üstünde tutulmalıdır. Yoksa, millî tarih kavramının değeri takdir edilemez.” [ATANAME 2019/ Türk Tarihi: 1,16, 26, 29, 24 ; Millî Tarih:1]

Türk’ün tarihini bilmek Türk’ün yetenek ve özgüvenini artırır. Dostunu, düşmanını tanır. Düşmana karşı direncini kuvvetlendirir. Eksiğini, yanlışını görür, tamamlar, düzeltir. Ulusal kimliği gelişir, biçimlenir, rasyonelleşir, çağdaşlaşır. Etkilenme ne kadar yaygın olursa, millet ölçeğinde zihniyet ve duygulanma o kadar ortak ve güçlü olur. Kanıtlanmıştır ki tarihini unutan, tarihten ders almayan, yani “tarih bilinci” olmayan, ulusal kimliği gelişmemiş milletler büyük felaketlere uğramıştır; hatta bazıları dağılmış, yok olmuştur.

* * *

Sonuç olarak milletçe tarih bilincine sahip olmaya büyük önem vermeliyiz. Bu büyük ve yaşamsal bir sorundur; çözümü siyasilere bırakılamaz, hele Türkiye’de… Siyasetçiler bireysel ve kısa vadeli düşünürler. Bir “Tarih Bilinci” girişimi veya kurumu oluşturulabilir. Stratejik kararlarda böyle bir kurumun yol göstericiliği belirleyici olmalıdır. Bundan başka tarihsel ‘öğreni’leri devrimci bir anlayışla benimsemek gerekir. Yalnızca çağa uyumlu olanlar benimsenmelidir.

Başta genç kuşaklar olmak üzere yurttaşlarımızda tarih bilinci oluşturulmasını ve bunun güçlendirilmesini millî bir hedef haline getirmeliyiz. Tarihimizin akışındaki ‘değişmez kalıplar’ ortaya çıkarılarak hem başta gençlerimiz olmak üzere halkımız aydınlatılmalı, hem politikacılarımızın, bizi yönetenlerin gözleri açılarak kör gidişleri önlenmelidir.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura