Atatürk Okulu > Tam Bağımsızlık Dersleri
04-12-2016
ATATÜRK MİLLÎ MÜCADELE KARARINI NASIL VERDİĞİNİ ANLATIYOR

Cihan Dura

2.3.2013


Tarih 22 Nisan 1921... Bir gün sonra, TBMM’nin kuruluşunun 1. Yıldönümü… Mustafa Kemal Paşa Hâkimiyeti Milliye gazetesine verdiği bir mülakatta, Millî Mücadele ve Anadolu’ya geçiş kararını nasıl verdiğini anlatıyor.

Almanların Onur Kırıcı Hareketlerine Karşı Çıktım

Dünya Savaşı başladığı zaman, çeşitli sebeplerle, Almanların bulunduğu zümreye katıldık, onlarla dost olduk. Almanlar ülkemize, ordumuza ve hükümetimize kadar girdiler. Hepsini hoş gördük bunların. Fakat Almanlardan bazıları onur ve bağımsızlığımızı ihlal eden durum ve tavır almaya başladıkları an, en önce ve hemen, hiçbir kayıt ve şarta bakmaksızın ruhen ve hattâ fiilen isyan ettim. Bu isyanım yüzündendir ki savaşın cereyanı içinde bir yıla yakın bir zaman, bu hareketimin taraftarı olmayanlarla muhalif ve düşman durumda kaldım.

 

 

İngiliz, Fransız Ve İtalyanlar Varlığımıza Kast Ettiler

Daha sonra tekrar Suriye'de kabul ettiğim kumanda, savaşın son günlerine tesadüf etti. Savaşın sürdürülmesine karşı olduğum gibi, her fırsattan faydalanarak sona erdirilmesi lüzumuna da inanmış bulunuyordum. Bu kanaatimi özel ve resmî olarak beyandan geri kalmamıştım. Savaşın sonucunun bizim için elemli olacağını tahmin ediyordum. Fakat İngilizlerin, Fransız ve İtalyanların bu sonucu, ülkemizi parçalamak ve milletimizi aşağılayarak vahşi hayvan sürüsü haline sokmaya çalışacak kadar ileri götüreceklerini düşünemiyordum. Her halde, yenilirsek cezasız ve zararsız bırakılmayacağımıza şüphe etmiyordum. Fakat insanlık, uygarlık ve adalet esaslarının savunucusu olmakla tanınan bu milletlerin hükümet adamları ne zihniyet ve yaradılışta olurlarsa olsunlar, her halde Türkiye'nin ve Türkiye halkının tarihini, onur ve varlığını, bağımsızlığını yıkmak gibi boş bir teşebbüse girişmeyeceklerini sanıyordum.

Müttefik Ricali İle Yaptığım Görüşmelerde Milletimin Haklarını Savundum

Mütareke dolayısıyla Yıldırım Orduları Grubu Kumandanı olarak bulunduğum Adana'dan ayrılıp İstanbul'a geldiğimde, Mütarekename’nin uygulanmasıyla ve onu izleyecek barışın şartlarıyla ilgili düşüncelerimde etkili olan fikir ve kanaatler böyle idi. İstanbul'da İngiliz, Fransız ve İtalyan siyasî ve askerî ricalinden bazılarıyla yaptığım temas ve görüşmelerimde de içtenlikle bu fikirleri söylüyor ve diyordum ki: ''Harbe girmek ve harbe girdikten sonra müttefikler zümresine dâhil olmak bizim için zorunlu idi. Çünkü tarafsız bırakmazdınız. Çar Rusya’sı sizin tarafta idi. Yenilginin doğal olan icapları elbette söz konusu olur. Fakat milleti bağımsızlığından yoksun bırakarak imha etmek, hiç bir zaman bu icaplardan sayılamaz.''

Ancak Düşman Kararlı İdi, Kanıtlar Bizi Yok Etmeyi Düşündüklerini Gösteriyordu

Bütün bu temaslar, bende hayret ve şaşkınlıkla bir hakikati besliyordu. Dinlediğim samimiyetsiz sözlerde gizlenen bu hakikat, düşmanların bizi mutlaka imhaya karar vermiş olmaları idi. İtilâf memurlarının, subaylarının, askerlerinin İstanbul'da en büyük kurumlardan ve çevrelerden sokaklara kadar, her yerdeki tavır ve hareketleri, saldırıları, tahkirleri de keşfettiğim bu hakikati doğrulayan birer kanıt oluyordu.

Bütün İstanbul, Zincirlere Vurulduğundan Habersiz, Tevekkül İçindeydi

Bu hakikate, herkesin gözü önünde cereyan eden bu saldırılara ve tahkirlere karşı koca İstanbul içinde Padişahından, hükümet ricalinden, kumandanlarından, subaylarından en son neferine ve bireyine kadar bir buçuk milyon insan; toplu, tüfekli, zırhlı, kırılması zor ve kalın zincirlerle sımsıkı bağlandıklarını anlamaksızın, şaşkınlık ve tevekkül içinde duruyordu.

İstanbul’da Bir Şeyler Yapmak İsteyenler Vardı

Ben de bu zincirlerle kuşatılmış, kendime dert ortağı aramakla meşgul idim. O şaşkınlık ve tevekkül içindeki kütleler içinde zaman zaman bir şeyler yapar gibi görünen insanlar fark ediyordum. Bunlar fenalığı genel olarak hissediyorlar ve ona çare bulmak istiyorlardı. Fakat dayanak noktalarını yine İstanbul surları içindeki kütlede aradıklarını görüyordum. Sayısız programlar ve bu programların etrafında tutsaklık zincirine vurulmuş olduklarının farkında bulunmayan yine o insanlar, zümreler, fırkalar, cemiyetler, gruplar...

Ancak Ben Bu Oluşumların Hiçbirini Gerçekçi Bulmuyordum

Bütün bu oluşumların yönü benim ruhumdaki olup bitenle tamamen tezat teşkil ediyordu. Çünkü bu oluşumların hiçbirinde söz konusu olan davanın gerçek mahiyetini idrak etmiş olmak isabetini göremiyordum. En aydın sayılan insanların manda tutkunluğu ile, milletin bağımsızlık ruhunu yıkmak için gafilce bir çalışma ve sürekli çaba içinde çırpındıklarını hayretle görüyordum.

Bana Göre İstanbul’da Bir Şey Yapılamazdı

Ben artık şu noktaları gayet açık değerlendirebiliyordum: Düşmanlar bağımsızlığımızı imhaya karar vermişlerdir. Bu gerçeği millet, henüz tamamıyla keşfetmemiştir. Çünkü, İstanbul karanlık sisler içinde boğulmuştur. Oradaki zekâlar, oradaki vicdanlar bir yandan doğrudan doğruya düşmanın baskısı, diğer yandan dolaylı olarak düşmanın aldatısıyla bunalmış ve bunaltılmış bir halde idi. Hiçbir kudret bu çevre içinde, gerçek duruma göre doğru hedef göstermeyi başaramazdı. Hedefe milleti sevk için kuvvetli bir dayanak zemini bulamazdı.

Çok Düşündüm, Çözüm Anadolu’da İdi

Her halde hareket noktası İstanbul'un dışında idi. O noktayı bulmak ve oradan bütün milleti gerçek hedefe sevk etmek lâzım geliyordu. Bunun üzerine günlerce düşündüm, sınırlı bazı arkadaşlarımla fikir alışverişinde bulundum. Onlar da benimle hemfikir oldu. Ben önce herhangi bir şekilde Anadolu'ya geçmek ve orada milletin düşünce ve duygularını bir defa daha yoklamak ve ülkenin kaynaklarını görmek istiyordum.

Ordu Müfettişliği Önerisi, İzmir’in İşgali… Anadolu’ya Geçiş Kararım Kesinleşiyor 

İstanbul'dan ayrılmam bir sorun idi. Bunun hal şeklini düşündüğüm bir sırada, Anadolu'da yetkisi oldukça geniş ordu müfettişliğini kabul edip etmeyeceğim soruldu. Tereddütsüz kabul ettim. Anadolu'ya bu şartlar altında geçtiğim takdirde fazla hiçbir inceleme ve araştırmaya gerek kalmaksızın düşüncelerimin, en elverişli bir uygulama alanı bulabileceğine emindim. Hemen hareket günü idi ki,düşman İzmir'i haydutçasına işgal etmek suretiyle millete büyük bir suikast örneği vermiş oldu. Artık sarsılmaz bir şekilde kararımı vermiştim: Anadolu'ya gideceğim. Bütün yetki ve vasıtalarımla milleti durumun hakikatinden haberdar edeceğim. Ulusumuzun bağımsızlığına vurulmak istenen darbeye karşı direnme ve savunma vasıtalarını hazırlamaya çalışacağım.

Yunan İşgali Karşısında Vekiller Heyeti’ni Uyardım

Erkânı Harbiye-i Umumiye’de vicdanlarından emin olduğum başkanlara maksadımı anlattım. İcraatımın zorluğa uğratılmaması için mümkün olan yardımlarını rica ettim. Vapura binmeden önce Bâbıâli’ye uğradığım zaman, Yunanlıların bu tecavüzünü gaflet içinde haber alan Vekiller Heyeti toplantı halinde bulunuyordu. Benim gelişimden haberdar olunca, müzakerelerini keserek, bir kısmı yanıma geldi:''Ne yapalım?'' dediler.''Kahramanlık gösteriniz!'' dedim. ''Bunu burada nasıl yapabiliriz?'' dediler; yine:''Burada yapabildiğiniz kadarını yaptıktan sonra devam edebilmek için benim yanıma gelirsiniz'' cevabını vererek ayrıldım.

Samsun’a Çıktım, Halkı Yokladım, Milleti Azimli Ve İmanlı Gördüm

Samsun'a ayak bastıktan sonra derhal ülkeyi ve milleti yokladım, gördüm ki ülkenin ve milletin eğilimleri, bağımsızlık savunmasında tereddüt edenleri utandıracak konumda bırakabilecek yüce bir mahiyettedir. Gerçekten iki yıldan beri bütün dünyanın şahit olduğu olaylar, düşüncelerimde isabet ve milletin azim ve imanında hakikî sağlamlık olduğunu gösterdi. Bundan dolayı cidden iftihar etmekteyim.

 

Kaynak: Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt 11, ss.143-145

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura