Atatürk Okulu > Bilimcilik Dersleri
29-01-2020
ATATÜRK BİLİM İNSANLARININ, ÖZELLİKLE ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ELEMANLARININ NASIL OLMASINI İSTİYORDU?

Bu konuda epeyce yönelti var ATANAME’de (2019)… Bazılarını aşağıya alıyorum. Bana, korkunç ölçülerde bir suskunluk içinde bulundukları izlenimi veren üniversiteler üzerinde, dilerim, birkaç yurtsever elemanı vasıtasıyla az da olsa uyarıcı bir etkisi olur.

  •  

- İlkokuldan üniversiteye kadar önemli bir eksiklik göze çarpıyor. Profesör ve öğretmenlerin her telkini ideal gayelere hizmet etmelidir. Kitapların cansız teorileri ile karşı karşıya gelen genç zihinler, öğrendikleriyle ülkenin gerçek durum ve çıkarları arasında bağlantı kuramıyorlar. Yazarların ve teorisyenlerin tek taraflı dinleyicisi durumunda kalan Türkiye’nin çocukları hayata atıldıkları zaman bu bağlantısızlık ve uyumsuzluk yüzünden eleştirici, kötümser, ulusal bilinç ve disipline riayetsiz kitleler oluştururlar.

-Yükseköğretim gençlerini istediğimiz ve muhtaç olduğumuz gibi millî bilinçli ve modern kültürlü yetiştirmek hedefimizdir. Ortaya koyduğum ilkeleri Türk gençliğinin zihninde ve Türk milletinin bilincinde daima canlı bir halde tutmak, üniversitelerimize ve yüksekokullarımıza düşen başlıca görev olacaktır.

- Şüphesiz Türk ilk mektepleri, Türk orta ve lise mektepleri Türk yüksek toplumu için, Türk yüksek toplumunun istediği niteliklerde öğrenci yani muhatap, zekâ, bilim, fen, özetle insanlık yeteneği yetiştirdikten sonradır ki, Türkiye’nin şurasında burasında ve her yerinde üniversite enstitülerinden bahsedilebilir. Görülüyor ki, sorun taştan, topraktan, vazodan bahsedilmekle sonuçlandırılmaz. Sorun vazo denilen değerli resimlere duyarlı ve hitap edilebilir yurttaş yetiştirmektedir. Yoksa her tür enstitüler ancak hayvanlar ahırı olur.

- Benim bilim dediğim, gerçeği bilmektir. Bilim çeviriyle değil, incelemeyle olur! Bir araştırmacı bilimsel faaliyetini, araştırma ve incelemelerini öncelikle kendi ülkesinin gerçeklerine yöneltmelidir.

- Dedim ki, bilim incelemeyle olur. Bu öncelikle üniversiteler için gereklidir. Bu nedenledir ki, bilim yuvaları olan üniversitelerde profesör olarak birinci elden araştırma yapanlar bulunmalıdır. Kim ki, kendi ülkemizin malzemesini inceleyerek bilim yapıyorsa, üniversitelere öncelikle öyle bilim adamları alınmalıdır. Daha doğrusu üniversitemiz böyle yapmalıdır. Malche’ın reforma temel olan raporu üzerinde kaydettiğim gibi: “Türkiye’nin jeolojisi, doğal ve ekonomik coğrafyası, iklimi, çiçekleri ve bitkileri, hayvanları, antropolojisi... tarihi, sanayisi, kültürü, yani genel olarak her şeyi, bütün bu şeyler; Türkiye’nin Darülfünunu’nun bütün kürsüleriyle ilgilidir. Kürsüler bundan başka şeylerle uğraşıyorlarsa ne yazık, ne ayıp, ne utanmazlıktır.”

- Ben bir bilim aşığıyım, pozitif bilim tutkunuyum. Bilgiyi bir süs, bir hükmetme aracı, uygar bir zevk olarak değil, maddî hayatta başarılı olmayı sağlayan, pratik ve kullanılabilir bir araç olarak görürüm.

- Aydınlar her yerde, bütün Türkiye’de halkın içine girmeli, halkın arasına karışmalıdır. Milleti yükseltmek için çalışmalıdır. Ocak 1923’te İzmit’te gazetecilere ve diğer bir konuşmamda açıkladığım gibi: Aydınlar ve millete yol göstermek için çalışan ve bunu şiar edinenler, doğrudan doğruya Ankara’ya gelsin ve bu arzuyu kendisinde duysun! Ve aynı zamanda, Ankara’ya değil, Van’a, Erzincan’a, Bitlis’e gitsin. Hatta köylere gitsin, yol göstersin, alışkanlıkları değiştirsin. Bugün burada konuşurken, şunu yapalım, bunu yapalım, diyoruz. Bunların hepsinden önce, asıl oralara gidip çalışmak lazımdır. Örneğin Ziya Gökalp Bey Diyarbakır’dadır. Gazetesinden bugün çok istifade edilir. Fakat oradan ayrılması ülke için çok zararlıdır. İki günlük hayatı ile Diyarbakır’da vücuda getirdiği duyarlılık dikkat çekicidir. Dolayısıyla aydın kişilerin her biri başlı başına gidebileceği çevrelerde bir dünya vücuda getirebilir. Ülkenin içinde yalnız bir yerde değil, beş on yerde ışık merkezi, kültür merkezi meydana getirebilmeliyiz ki, ülke mutlu olabilsin.

- İş düşüncelerin hâkimidir, âmiri, buyuranıdır. Akla uygunluk, başlangıçta gözle görülene üstündür. Bununla beraber akla uygunluğu gözle görülenle terbiye etmek gerekir. Her muhakeme, gözlem verilerini temel almalıdır. Düşünmeyi dünya gerçeklerinden başlatmalıdır. İzlenecek amaçlar tecrübeden, yani deneyden ve ülkenin gereksinimlerinden esinlenerek belirlenmelidir. Hele bilimsel çalışmalarda dikkat ve özenle seçilecek belgelere dayanmak gerekir. Bu belgeler üzerinde yapılacak incelemede araştırmacı kendi inisiyatifini ve ince ulusal süzgecini kullanmalıdır. Ulusumuzu gerçekçi, sağlam ve dürüst bir bakışla görmeliyiz. Bunu, ülkeyi dolaşarak, milletimizi tanıyarak yapabiliriz. “The Financial Times” gazetesi Afet İnan’dan kadın sorunları hakkında bir makale istemişti. Yazısını, kitaplara gömülerek hazırlamaya çalıştığını görünce dedim ki, “okumayla ne uğraşıyorsun, birçok görgülerin var ülke içinde... Onları dile getir, yeterlidir!”

Kaynak: ATANAME (2019) / Eğitimde Uygulamalar: 11, 13, 16; Bilim: 1-3; Aydınlar: 11; Bilimsel Yöntemler: 4.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura