Atatürk Okulu > Laiklik Dersleri
08-03-2017
ATATÜRK ANLATIYOR: İNSANLIKTA GÖRDÜĞÜNÜZ HER ŞEY KADININ ESERİDİR

Sosyal hayatımızın iyileştirilmesi, kadınlara özgürlüğünün verilmesi, muktedir ve hayata vâkıf anne yetiştirilmesi, kadınlarla bir arada bulunmanın erkeklerin ahlakı, fikirleri, duyguları üzerindeki etkileri, tesettürün kaldırılması… Bunlar benim, daha subayken arkadaşlarımla tartışmayı sevdiğim konulardandı.

Kadınlar Türkiye Cumhuriyeti’nde en saygıdeğer konumdadır, her şeyin üzerindedir, yüksek ve şerefli bir varlıktır. Tarihte herhangi bir başlangıç kabul edildikten sonraki insanlık evrelerinde her ne görürseniz, hepsi kadının eseridir. Toplumsal hayatın esasıdır, milletin kaynağıdır. Ülkemizin varoluş sebeplerini onlar hazırlamıştır, hazırlamaktadır. Ordumuzun hayat kaynaklarıdır, bütün savaşlarda milletimizin yaşama yeteneğini ayakta tutanlar onlardır.

* ** *

Kadının görevleri arasında en önemlisi anneliktir; vatana faydalı, çağdaş, nitelikli evlatlar yetiştirmektir. Cumhuriyetimizin ihtiyaç duyduğu yeni insanı yaratacak olan kadınlardır. Bu nedenledir ki, onlar hatta erkeklerden de fazla aydın, bilgili ve ahlaklı olmalıdır. 1920’li yıllarda İzmir’de, Konya’da yaptığım kimi konuşmalarda yer alan, kadınların annelik göreviyle ilgili görüşümün özü buydu; şöyle konuşmuştum:

Bilinmektedir ki, bir toplumu oluşturan bireylerin bir genel ve ortak görevi vardır, bir de özel görev ve maksadı vardır. Herkes doktor olmaz, herkes çiftçi olmaz, herkes sanatkâr olmaz; işbölümü gereklidir. Bu genel işbölümü arasında –ki bunlara özel görev dersek- kadınların kendilerine ait özel görevleri de vardır. Fakat bu demek değildir ki, kadınlar bütün varlıklarını yalnız bu sınırlı olan özel görev içinde görecek. Hayır, hem onu yapacak ve hem de toplumun gelişmesi, gönenci, mutluluğu için gerekli olan genel ve ortak göreve dahil olacaktır. Kadınların özel görevinin de genel olarak özel görevlerden bir farkı vardır, esaslı bir farkı vardır. Bu sözcükten sanılmasın ki, bir kadının özel görevi demek ev görevleri demektir. Ev görevleri demek, o görevlerin en ufak, en ayrıntı olan kısmındandır. Fakat kadının en önemli görevi annelik görevidir. Bir milletin ilkokulu annenin kucağıdır.

İnsan yetiştirmekte ilk eğitim ve öğretimin ne kadar önemli olduğunu takdir etmeyen hiçbir çağdaş birey yoktur. İlk eğitimin mükemmel olmamasının, ilk eğitimin kötü verilmesinin, yanlış verilmesinin doğuracağı sakıncalar; hiç verilmemesinden daha çok ve daha büyüktür. Çok arzu edilir ki, böyle yanlış bir eğitim yerine, saf ve samimi kalabilmesi için hiç eğitim almasınlar. Halbuki, buna imkân yoktur. Ana, kucağında taşıdığı çocuğa söylediği her sözcükle bir ders vermektedir. Çocuklar, analarının her hareket biçiminden bir ders almaktadır. Ve öyle dersler ki, zihnimizi yoklayalım, hâlâ yerleri vardır. En yanlışının yeri en derindir.

Kendimden örnek vereyim: Benim anam beni terbiye ederken derdi ki, padişah ve halifede yedi evliya kuvveti vardır. Müthiş bir şey!... Böyle bir büyüklük simgesinin hakkında söz söylemek de günahtır. Annemin bana vermiş olduğu terbiye bu idi. Ve hiç şüphe etmem ki, çoğumuzun aldığı terbiye budur. Annemin de kabahati yoktur. Çünkü ona da annesi aynı terbiyeyi verdi.  Ben annemden aldığım bu terbiye ile belki hayatımın çok yıllarını evham içinde geçirdim. O vehmedilen makama karşı, o vehmedilen şahsa karşı çok kulluk ettim, çok dua ettim. Eğer annem bana böyle yanlış bir terbiye vermemiş olsaydı, belki çok zaman önce başka türlü de düşünürdüm ve benim gibi herkes de başka türlü düşünürdü ve bu felaketlere uğramazdık.

Hepimiz adam olmak istiyoruz. Bizi adam edebilecek analarımız olmalıydı. Edebildikleri kadar etmişlerdir. Fakat bugünkü düzeyimiz; bugünkü esas gereklere ve ihtiyaçlara oranla, yüzyılların geçmesiyle maruz kaldığımız zayiatı telafiye yeterli değildir. Başka zihniyette, başka fikirde, başka olgunlukta insanlar lazımdır. Bunları bize yaratacak olanlar, bugünden sonra yetişecek analardır. Ülke, millet, bağımsızlık, egemenlik, şeref, her ne söylüyorsak, her güzel şey yalnız ve ancak kadınlarımızın kültürü ve ongunluğu sayesinde olacaktır. Dolayısıyla, bundan sonra yeni Türkiye Devleti’nin takip edeceği programın esas noktasını bu maruzatımın özü oluşturması lazımdır ve inşallah oluşturacaktır.

Evet, kadının en önemli, en hayırlı, en erdemli görevi iyi bir anne olmaktır,  vatana değerli evlatlar yetiştirmektir. Şu bir gerçektir ki, her devrin büyük adamlarını analarımız yetiştirmiştir. Türk kadını daha yüksek kuşaklar yetiştirmeye de yeteneklidir.  Kadınlarımızın, her millette olduğu gibi bizim milletimiz için de önemi çok yüksektir. Milletimiz esas terbiyesini, eğitimini aileden alır. Büyük atalarımız ve onların anaları gerçekten yüksek erdemler göstermişlerdir. O erdemlerin en büyüğü ve en önemlisi değerli evlatlar yetiştirmeleriydi. Gerçekten Türk milletinin bütün dünyada büyük üstünlükler göstermiş olması, hep böyle değerli ataların erdemli evlatlar yetiştirmesi ve çocuklarının ruhuna daha beşikte mertlik ve erdem aşılaması sayesinde idi. 

Zaman ilerledikçe, bilimler ilerledikçe, uygarlık dev adımlarla yürüdükçe, hayatın, çağın bugünkü icaplarına göre evlat yetiştirmenin zorluklarını biliyoruz. Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için, gerekli niteliklere sahip evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için çalışan faal bir eleman haline koymak, pek çok yüksek niteliklere sahip olmaya bağlıdır. Dolayısıyla kadınlarımız hatta erkeklerden daha çok aydın, daha çok ongun, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar. Eğer gerçekten milletin anası olmak istiyorlarsa, böyle olmalıdırlar. Şuna inanıyorum ki, Türk yavrularının böyle özverili, yüksek duygulu anaları oldukça, geleceğimiz güvendedir. Bu yüce duyguyu güçlendirmek lazımdır.

Dedim ki, kadınlarımız eğer gerçekten milletin anası olmak istiyorlarsa, erkeklerden bile daha çok aydın, daha ongun olmalıdır. Milletimizin geleceği bakımından yaşamsal olan bu koşul vurgulanmaya değer... Şöyle ki, Türk kadınının iyi bir anne ve erkeğin ortağı olabilmesi, pek çok yüksek niteliğe sahip bulunmasına bağlıdır. O dünyanın en aydın, en erdemli ve en ağır kadını olmadır. Nur ile, kültür ile, gerçek erdemle donatılmalıdır. Erkeklerden bile daha çok aydın, çok daha ongun, yani verimli, çok daha bilgili olmalıdır.  İşte ancak o zaman en ulu mertebeye,  Milletin Anası olma mertebesine yükselir. Kadınlarımız çok yüksek olmalı, çünkü görevlerini ancak o zaman yerine getirebilir. Cesur olalım kadın konusunda. Kuruntuyu bırakalım… açılsınlar; ciddî, bilimsel ve teknik bilgilerle süsleyelim zihinlerini. Namusu, bilimleri sağlıklı bir şekilde izah edelim onlara. Şeref ve onur sahibi olmalarına birinci derecede önem verelim.

* ** *

Türk kadını elbette önce kendisine özgü olan görevleri yapacaktır; fakat aynı zamanda toplumun gönenci, mutluluğu için vazgeçilmez olan genel çalışma hayatına da katılacaktır. Siyasal haklarını, sosyal haklarını kullanacaktır. Bu, toplumun mutluluğu ve prestiji açısından gereklidir.  Ev işleri bunların yanında ufak ve önemsiz bir görevidir.  Askerlik görevi dahil, bütün hizmetlere ortak oldukları ölçüdedir ki, milletimiz Milli Ülkü’ye tek başına ve bağımsız olarak yürümek yeteneğini kazanır. 

Kadınlarımız 5 Aralık 1934’de çıkarılan yasa ile siyasal haklarını elde etmişlerdir. Bu karar Türk kadınına toplumsal ve siyasi hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lazım gelecektir. Türk kadını evdeki medeni konumunu yetkiyle işgal etmiş, iş hayatının her aşamasında başarılar göstermiştir. Siyasi hayatta belediye seçimlerinde deneyim kazanan Türk kadını; bu sefer de milletvekili seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Uygar ülkelerin birçoğunda kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu yetki ve liyakatle kullanacaktır. Bu, yaptığımız en önemli devrimlerden biridir.

* ** *

1923’deki kimi konuşmalarımda ve ondan önce de bir vesileyle belirttiğim gibi, kadınlarımız; aslında erkeklerle hep yan yana yürümüş, her alanda birlikte çalışmıştır. Dolayısıyla genel çalışmaya katılmalarına hiçbir engel yoktur. Dahası, çalışmalarıyla erkeklere örnek olacaklardır. 

Kadınlarımız aslında toplumsal hayatta erkeklerimizle her zaman yan yana yaşadılar. Bugün değil, eskiden beri, uzun zamanlardan beri, kadınlarımız erkeklerle baş başa, mücadele hayatında, tarım hayatında, iş hayatında, erkeklerimizden yarım adım geri kalmayarak yürüdüler. Belki erkeklerimiz ülkeyi istila eden düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüslerini germekle düşman karşısında varlıklarını kanıtladılar. Fakat erkeklerimizin oluşturduğu ordunun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Ülkenin varlık araçlarını hazırlayanlar, kadınlarımız olmuş ve kadınlarımız olmaktadır. Kimse inkâr edemez ki, Bağımsızlık Savaşımızda ve ondan önceki savaşlarda milletin hayat yeteneğini tutan hep kadınlarımızdır. Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, ürünleri pazara götürerek paraya çeviren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber; sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla, yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip cephenin mühimmatını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakâr, o ilahi Anadolu kadınları olmuştur. Dolayısıyla hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı şükran ve minnetle sonsuza dek sevgiyle analım ve kutsayalım.

Türk kadınlarının, hayatlarını tembellik ve aylaklık içinde geçirdiklerini sananlar vardır. Bu bir iftiradır. Büyük şehirler dışında, bütün Türkiye’de kadınlar, erkeklerle yan yana tarlalarda çalışmakta ve genel olarak millî çalışmaya katılmaktadırlar. Sadece büyük şehirlerde Türk kadınları kocaları tarafından inzivaya çekilmektedir. Bu da, kadınlarımızın, dinin emrettiğinden daha fazla örtünüp kapanmalarından ileri gelmektedir. Gelenek bu noktada fazla ileri gitmiştir. Oysa, kadınlarımızın genel çalışmaya katılması için hiçbir engel, hiçbir dinî yasak yoktur.

Erdem ve özveri gibi meziyetlerin manevi ve ahlaki sebepleri arasında kadınlığın ve ona ait duyguların pek büyük bir yeri vardır. Bu nedenle hanımlarımızın milli çalışmada metanet ve ciddiyetle ilerlemeleri, erkekler için teşvik vesilesi ve gelecek kuşaklar için de örnek olacaktır.

* ** *

Türk kadını gerektiğinde savaş meydanında da görev almıştır, alacaktır.  Dünyada asker kadın geleneğini başlatıp sürdürenler Türklerdir.  Eğer Türkler kadınları diğer hizmetler gibi askerliğe de ortak ederse, ulusal ülkülerine kimseye muhtaç olmadan yürüyebilir. Anadolu kadının Millî Mücadele sırasında göstermiş olduğu devasa gayret ve fedakârlıklar bunun kanıtıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temel düşüncesi kimseyi savaş meydanına götürmemektir. Fakat Türk ulusunun yüksek varlığına ilişildiği zaman, işte o zaman, Türk kadınları Türk erkeklerinin bulunduğu yerde hazır ve faal olacaklardır. Bu, insanlığın yüksek huzuru, sükûnu ve dünya insanlığı için gerekli bir ödev olduğu içindir ki, Türk kadını bunu yapıyor ve yapar. 

Dünyada ilk asker kadınlar hangi ülkede yetişmişlerdir? Amazonların yurdu Sinop’ta!... Tarihsel ilişkileri olan ülke de Kırım’dır. Bu iki ülke de tarihten çok eski günlerden beri Türk ülkeleridir. Dünyada Türklerden başka hiçbir ülke asker kadın geleneğini yürütüp getirmemiştir. Türk kadını cesurdur, gözü pektir; erkeğinden hiçbir nitelikte ayrılmaz. Türk ırkı, kadınlarını, erkeklerin yapmaya mecbur olduğu askerlik görevi dahil, bütün hizmetlere ortak ederse, Etilerde, İskitlerde, Amazonlarda olduğu gibi, kendi ırkından başkalarının hiçbir yardımına muhtaç olmaksızın büyük ulusal ülkülerine başlı başına ve bağımsız olarak yürümek yeteneğini kazanabilir.

Bu son yılların inkılap hayatında, ateşli özverilerle yüklü mücadele hayatında, milleti ölümden kurtararak kurtuluşa ve bağımsızlığa götüren azim ve faaliyet hayatında, milletin her bireyinin çalışması, çabası, himmeti, fedakârlığı geçmiştir. Bu arada en fazla saygı ile hatırlamak ve daima şükranla tekrar etmek gereken bir gayret vardır ki, o da, Anadolu kadınının göstermiş olduğu çok yüce, çok yüksek, çok değerli fedakârlıktır. Yunan’la olan savaşta Türk kadınları, cephedeki erkeklerin yerine geçerek evlerinde her türlü işi yapmış, hattâ ordunun ikmal ve mühimmat taşınması işini üstlenmişlerdir. Şefkatle yoğrulmuş elleriyle, savaş meydanında ölüme atılan kahramanlarımızın yaralarını sarmışlardır. Bu, gerçek bir sosyolojik prensibin, yani toplumu daha iyi ve daha güçlü kılmak için kadınların erkeklerle işbirliği yapması gerektiği prensibinin bir sonucu olmuştur. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde, Anadolu köylü kadınının üzerinde kadın emeği zikretmek imkânı yoktur ve dünyada hiçbir milletin kadını “Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret gösterdim” diyemez.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura