Atatürk Okulu > Laiklik Dersleri
30-10-2016
ATATÜRK ANLATIYOR: BİR TOPLUM KADIN VE ERKEK BİRLİKTE YÜRÜMEZSE, İLERLEYEMEZ, UYGARLAŞAMAZ

Yaradan insanları iki cins olarak yaratmıştır. Fakat bu cinsler birbirinin tamamlayıcısı olmak üzere yaratılmıştır. Onlar ki, ayrı ayrı hiçbir şeydir. Fakat birlik halinde bir şeydir, çok büyük bir şeydir. Bütün insanlığın devam edebilmesinin kaynağıdır. 

Bir toplumun, birbirine gerekli olan iki unsurudur. Bu iki unsur her bakımdan birbirinin yardımcısı, destekçisi, ortağı olmadıkça, toplum tamam değildir. Ve onu oluşturan ve oluşturacak olan bütün kurtuluş orduları da yarımdır, zayıftır. Bu iki parça her bakımdan birbiriyle denk olmak zorundadır. Aklın, mantığın, tabiatın ve dinin emrettiği şey de budur. Birey olarak iki varlık arasında söz konusu olan bu denklik, toplumun geneli için de söz konusudur. Dolayısıyla kadınlarımız erkeklerimizle bilimde, teknikte, faaliyette denk olacaklardır, yani aynı olgunluk derecesine ulaşacaklardır. Biri diğerinden aşağı kalmayacak, yaşam ve faaliyette birlikte olacaklardır.

İki cinsin bu birlikte oluşu, gerçekte birtakım niteliklerin ve koşulların varlığını ve bunun karşılıklı olmasını gerektirir. Eğer olmazsa, belki birlik vardır ama tek yanlı vardır. İki şahıs arasında yapılacak olan bir kıyaslama iki cinsten meydana gelen bir toplum için de aynen vakidir. Daha açık söyleyeyim, bir toplum, bu iki cinsten yalnız birinin, insani icapları, çağdaş icapları almasıyla yetinirse, bu toplum yarıdan daha aşağı bir zaaf içindedir. Tam yarıda da değil, yarıdan daha aşağı bir zaaf içindedir. Toplumun kuvvetli olabilmesi, zayıf olmaması bu iki unsurun çok kuvvetli şekilde kaynaşmasıyla mümkündür. Bu itibarla herhangi bir millet ciddi olarak ilerlemek, uygarlaşmak ve gelişmek istiyorsa, aynı hedeflere bütün erkekleriyle, bütün kadınlarıyla birlikte yürümek zorundadır; yoksa ne ilerleyebilir ne uygarlaşabilir.  Çok kesin olarak ifade ederim ki, şimdiye kadar bizim milletimizin, giriştiği çalışmalarda başarılı olamaması, bu arz ettiğim noktadaki kusurdan kaynaklanmaktadır.

** * **

Yukarda dedim ki, iki cinsten biri diğerinden aşağı kalmayacak, hayat ve faaliyette birlikte olacaklardır. Bunun böyle olduğunu anlayabilmek için ufak bir zahmet yeter. Millî tarihimizi başından sonuna kadar incelersek göreceğiz ki, bu, daima kesin bir gerçek olarak var olmuş ve devam etmiştir. Örneğin, Türk’ün en büyük hakanlarından olan Oğuz Han’ın zamanında ve bütün sultanlarımızın dönemlerinde kadınlar, her işte erkekle birlikte idiler. Eşlerinin ölümünden sonra yerlerine geçen büyük kadınlar görülmüştür, örneğin Turakina gibi… Timur’un en yakın ve kuvvetli yardımcısı, karısı idi.

İslam tarihine bakınız: Doğrudan doğruya Cenabı peygamberimiz zamanında ve ondan sonra, daima kadınlar bilim ve erdem sahibi olurlardı. Kocalarıyla beraber savaş meydanlarına, fazilet meydanlarına beraber giderlerdi. Özellikle İslamiyet zamanında çok büyük âlimler, şairler, yazarlar kadınlardan yetişti. Bugün de Türkiye halkını oluşturan toplumun da kadınları; aynı zamanda kocalarına, erkeklerine yardım etmekte ve aynı şekilde vatan ve millet çalışmasında onlara en yüksek derecede destek olmaktadırlar. Özellikle Millî Mücadele’de geçen üç buçuk yıl boyunca, erkeklerini orduya gönderdikten sonra sabanını eline alarak tarlalarını süren, bağını temizleyen, sütünü sağan, pazara giden ve en çok kağnısı ve diğer araçları ile cephane taşıyan kadınlarımız oldu. Dolayısıyla toplumun kuvveti için ve türlü yüksek maksatların elde edilmesi için erkeklerle beraber olması ve beraber çalışması lazım gelen, kadınlarımızdır. Genel olarak kadınlarımız bütün hayatta erkeklerle ortaktır.

** * **

Kadınlarımızın bütün fedakârlığına, kadınlarımızın bütün hizmetine, erkeklerden hiçbir yerde geri kalmayan bütün yeterliklerine rağmen düşmanlarımız ve Türk kadınının ruhunu bilmeyen yüzeysel bakışlar kadınlarımıza bazı isnatlarda bulunmaktadır. Kadınlarımızın hayatta âtıl yaşadıklarını, bilim ile, irfan ile ilişkileri bulunmadığını, uygar ve toplumsal hayat ile ilgili olmadıklarını, kadınlarımızın her şeyden yoksun kaldıklarını, onların Türk erkekleri tarafından, yaşamdan, dünyadan, insanlıktan, işten güçten uzak tutulduğunu söyleyenler vardır. Fakat gerçek durum böyle midir? Şüphesiz ki Türk kadınını bu şekilde görmek, Türk kadınını görmemektir. Yabancıların ve bizi düşman gözüyle görenlerin tanımladığı kadınlar, bu vatanın asıl kadını, Anadolu’nun asıl Türk kadını değildir. Öyle kadınlar bizim asıl yaşamımızda ve asıl ülkemizde yoktur. Düşmanlarımız bu görüntüdeki kadınlardan aldıkları izlenimlerle acı hükümler veriyor ve diyorlar ki: Türkiye uygar bir millet olamaz, çünkü Türkiye halkı iki parçadan meydana gelmektedir. Kadın ve erkek diye iki kısma ayrılmıştır. Halbuki bir toplum aynı amaca bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse ilerlemesi ve uygarlaşmasına bilim açısından imkân yoktur.

** * **

Kadın, erkek, birlikte yürümek!... Bu doğru mudur, gerekli midir? Evet, doğrudur, gereklidir. Neden? Açıklıyorum: Arkadaşlar, insanlar dünyada olabildiği kadar yaşamak için bulunuyorlar; yaşamak için gelmişlerdir. Yaşamak demek yükselmek demektir. Dolayısıyla bir toplumun bir organı faaliyette bulunursa ve diğer organı atıl kalırsa, o varlık tam olarak hayatta değildir. Büyük kısmı felç olmuş demektir ve böyle felçli bir toplumu mutlaka ilerlemeye, uygarlaşmaya sevk edeceğim diye çalışanlar boşuna bir çaba içindedirler. Hayatta çalışmak ve başarılı olabilmek için ne kadar araç varsa, ne kadar koşul varsa, bunların tamamını kabul etmek lazımdır. Dolayısıyla bilim lazım, teknik lazım ve bu bilimle tekniğin talep ettiği çalışma lazım. Bunların tamamını ve aynı derecede olmak üzere hem erkeklerin ve hem kadınların yapması lazımdır.

Eğer bir toplum aynı amaca bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse, çağın gereklerini cinslerden yalnız birinin kazanmasıyla yetinirse, o toplum yarı yarıya güçsüz kalmış demektir. İlerleme ve uygarlaşmasına teknik bakımdan imkân yoktur, bilimsel bakımdan da ihtimal yoktur. Bir millet ilerlemek ve uygarlaşmak istiyorsa, özellikle bu noktayı esas almak zorundadır.

Mümkün müdür ki, bir kitlenin bir parçasını ilerletelim, diğerini görmezden gelelim de kitlenin tamamı ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kalsın da diğer kısmı göklere yükselebilsin? Şüphe yok, ilerleme adımları; iki cins tarafından birlikte, arkadaşça atılmalı, ilerleme ve yenileşme alanında erkek ve kadın birlikte yol almalı,  aşamalar kaydetmelidir. Kesinlikle cesur olmak gereği açıktır bu alanda. Devrim de ancak öyle yapılırsa, başarılı olur.

** * **

Kadın ve erkek arasında yasal ve toplumsal tam eşitliği sağlamak, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunlardan biridir. Kadınlarımız bağımsızlık savaşımız sırasında cesaret ve fedakârlığın en üstün niteliklerini sergilediler. Daha o zaman bile eğitim almaya ve öğrenmeye çok istekliydiler ve hatta bazıları bilim ve edebiyat alanlarında başarılar kazanmışlardı. Anadolu’nun her tarafında pek çok sanayi kurumunda çalışıyorlardı. Kadının zorla köşeye çekilmesinin aile yaşamını mahvettiği yerde, hiçbir ilerleme mümkün değildir.

Konya Hilali Ahmer Kadınlar Şubesi’nde, 21 Mart 1923’de o zamanki koşulları da hesaba katarak dediğim gibi: Kadını toplum hayatından ayırmaktan çok daha esenlikli, daha dürüst olarak yürüyeceğimiz bir yol vardır. Bu yol, büyük Türk kadınını çalışmamızda ortak kılmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını bilimsel, ahlâki, toplumsal, ekonomik hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve destekçisi yapmak yoludur. Eğer kadınlarımız şeriatın tavsiye, dinin emrettiği bir kıyafetle, erdemin icap ettirdiği tavır ve hareketle içimizde bulunur; milletin bilim, sanat, toplum hareketlerine katılırsa bu durumu, emin olunuz; milletin en bağnazı dahi takdirden kendini alamaz. 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura