Atatürk Okulu > Tam Bağımsızlık Dersleri
04-11-2019
ATATÜRK’ÜN OSMANLI HÜKÜMETİNİN TESLİMİYETÇİ POLİTİKASINA KARŞI ÇIKIŞI

Mustafa Kemal Paşa Millî Mücadele’de İşgalci emperyalist devletlerin bütün aşağılayıcı tutum ve davranışlarını alttan alarak sineye çeken padişah hükümetinin ezik duruşuna, teslimiyetçi politikasına şiddetle karşı çıkmıştır.

Bugünkü yöneticilerimizin alacağı çok dersler var yorum ve değerlendirmelerinden. Ataname’den alıntılıyorum:

● İstanbul’daki temsilcimiz ve Harbiye Nâzırı Cemal Paşa' nın, 18 Ekim 1919 tarihli bir cevabi mektubunda yer alan şu cümleler, taşıdığı anlam bakımından dikkate değerdir: “Millî dava çerçevesi içinde işleri yürütme sorumluluğunu yüklenmiş olan İstanbul Hükümeti; tutumunda ve işlerinde siyasî mecburiyetleri kollamak, yabancılara karşı daha konukseverce ve yumuşak hareket etmek zorundadır.”

Arkadaşlar, Rıza Paşa Kabinesi ve o kabinede Harbiye Nâzırı olan zat, aziz vatanımızı işgal eden, süngülerini milletin can evine saplayan düşmanları misafir kabul ediyor ve onlara karşı konukseverce ve yumuşak harekette bir zorunluluk görüyor. Bu ne görüştür, bu ne kafadır? Millî dava bu muydu?

● Rıza Paşa Kabinesi görüşlerinde başarıya ulaşacaklarını belirterek şu delili ileri sürüyordu: “Zaten büyük devletlerin adalet duyguları ile gerçekten gittikçe açıklık kazanmakta olan Avrupa ve Amerikan kamuoyunun ölçülü davranma isteği de bu konuda güven verici olmaktadır.”

Bütün bu düşünceler, Ferit Paşa Kabinesi'nin Padişah ağzından yayınladığı bildiride yazılanların harfi harfine aynı değil midir? Bu türlü bildiriler yayınlamaktan maksat, milleti aldatmak ve miskinliğe sürüklemek değil midir? Hangi adaletten söz ediliyor? Hangi ölçülü davranma isteğinden dem vuruluyor? Bunların aslı var mıydı? Ülkenin hükümet merkezinden başlayarak yabancılar tarafından her yerde yapılageIenler gerçekten bunun aksini ispat edecek fiilî ve apaçık deliller değil miydi?

● Gerçekte, ABD Başkanı Wilson; prensipleriyle birlikte sahneden çekilmiş ve Osmanlı ülkesine ait toprakların Suriye'de, Filistin'de, Irak'ta, İzmir'de Adana'da ve her yerde işgaline seyirci bulunmuyor muydu? Bu kadar kesin yıkılış belirtileri karşısında aklı, kavrayışı, vicdanı olan adamların kendi kendilerini aldatmalarına ihtimal verilir mi?

Bu gibi adamlar, aslında kendilerini aldatacak kadar budala olurlarsa, onların memleket kaderini elde tutmalarına, aklı eren ve korkunç gerçeği görenler katlanabilirler mi? Eğer bu adamlar, gerçeği biliyorlar ve kendilerini aldatmıyorlarsa, milleti kandırarak bir koyun sürüsü halinde düşmanın pençesine teslim etmek için canla başla çalışmalarına ne anlam verilebilir? 

● O yıllarda atanan bütün hükümetlerin zihniyeti bu idi. Nitekim 5 Nisan 1920’de yeniden sadarete gelen Ferit Paşa şöyle diyordu: “Paris Konferansı kararlarına boyun eğmekten başka yapacak bir şey yok. Şimdilik iyi geçinme şıkkını seçmek uygun gibi görülüyor.”

Kendisine şu yanıtı verdim: İstanbul hükümetince iyi geçinme yolunun seçilmesini esef verici buluyorum. Çünkü bence iyi geçinme, zaafı kabul etme ve devam ettirme değildir.  Mütareke’nin imzalanmasından sonra da merkezî hükümetlerin maalesef birbirini taklit ederek aciz ve zayıf durumlar alıp millî kuvvetten zerre kadar güç almaması; sonunda İtilaf Devletleri’nin ülkemizi engelsiz istila emellerini kolaylaştırmıştır. Bu iyi geçinme yoludur ki, düşmanı, Anadolu’nun batı kısımlarında ve payitahtımızda padişahın saraylarına kadar feci bir şekilde işgale, ulusal kuvvetleri ayırmaya ve imhaya giriştirmiş, Doğu Anadolu için de aynı türden muameleyi hazırlamaya başlamıştır. 

● Alttan almak, ezik durmak, tersine düşmanı daha da hırslandırır, azdırır; devlet ricaline gönderdiğim 20 Eylül 1920 tarihli raporumda yazdığım gibi: Yabancılar her zaman bizi sömürge şekline sokmak ve ülkemizin kaynaklarını kendi ellerine almak siyaseti güdebilir.

Birinci Cihan Harbi sırasında Almanlar böyle bir siyaset sahibiydiler. Ben buna karşı durdum ve bu konuda devlet ricalini uyardım. Dedim ki, ayrı ve bağımsız olma sebeplerinde kıskanç olduğumuz, Almanlarca gereği gibi anlaşıldığı gün, onlar bizleri daha itibarlı göreceklerdir. İyi idare edeceğim diye durmadan fedakârlıkta bulunmak, herhangi bir müttefike ve özellikle Almanlara merhamet ve iyilik telkin etmez, belki verdiklerimizden yüz kat fazlasına onları hırslandırır ve teşvik eder.

[Ataname/ Padişah ve Hükümet, 10-14]

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura