Atatürk Okulu > Milli Egemenlik Dersleri
28-12-2016
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ GİRİŞİMİNİN “ATATÜRKÇE YORUM”U NASIL YAPILMALIDIR?

AKP - MHP anlaşmasıyla yeniden hortlatılan Anayasa değişikliği, Anayasa Komisyonu’nda… Toplam 21 değişiklik maddesiyle mevcut anayasanın 65 maddesine dokunuluyor; yüzde 35’i değişikliğe uğratılıyor.

Değişiklik teklifiyle neler getiriliyor? 

Özetliyorum: ‘Başkanlık rejimi’ veya bir “kuvvetler birliği” sistemi kuruluyor. TBMM’nin yasama yetkisi sınırlandırılıyor, denetleme yetkisi elinden alınıyor. Yasama yetkilerinin bir bölümü, yürütmenin tüm yetkileri cumhurbaşkanına devrediliyor. Cumhurbaşkanı Meclis'i feshedebiliyor. Yürütme yetkisini üstleniyor. Bakanları atıyor, görevlerine son veriyor. Hukuki bakımdan hükümet yok artık. Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamına yakınını atama yetkisiyle donanıyor. Partisiyle ilişkisi devam ediyor. MGK cumhurbaşkanı kararnamesiyle düzenleniyor. Üst düzey kamu görevlileri Cumhurbaşkanı tarafından seçiliyor.

Adeta bir rejim değişikliği söz konusu... Tek adam yönetimine gidiyoruz. Böylesine geniş bir tırpanlama kamuoyunu pek etkilememiş gibi. TBMM’nin AKP’li üyelerinin de umurunda değil. Görüyoruz ki, yalnızca iki basit hususa, yedek milletvekili uygulaması ile Milletvekili yaşının 18’e indirilmesine karşı çıkıyorlar.

Peki, Atatürkçüler ne yapıyor?

Gerçek bir Atatürkçü ülkesinde olup bitenle yakından ilgilenir. Bu, onun temel niteliklerindendir. Kültürü ve uzmanlığı ölçüsünde, olanları takip eder, bilgilenir, tartışır, yorumlar. Bir görüşe ulaşır, öneri geliştirir; bunları kamuoyuna duyurur. Ancak bir koşul vardır ki ona mutlaka uyar: Her yaptığını Atatürkçe yapar!

Peki, gündemde olan bu olayı, Anayasa değişikliği girişimini Atatürkçe nasıl yorumlamamız gerekir? Yazımın konusu bu:  Yorum için kullanılabilecek malzemeye örnekler vereceğim.

Önce alanımızı sınırlayalım, şu konularla yetinelim:

-Değişikliğin genel anlamı,

-AKP Milletvekillerinin tepkisi.

İzleyeceğimiz yöntemi artık biliyoruz, bundan önceki makalelerimde açıkladım. Kısaca tekrarlıyorum: Bir Atatürkçü’nün ilk niteliği, incelenecek konulara, sorunlara gelişigüzel yaklaşmaması, sistemli olarak düşünüp tartışması, yazması ve konuşmasıdır. Bu durumda ilk işi “bu girişim, olay veya görüş Atatürkçe nasıl yorumlanır” sorusu ve yaklaşımını esas almak olacaktır. İkinci olarak, düşünüp söyleyeceklerine Atatürkçülüğün ilkeleri içinde bir temel (referans) arayacaktır. Gözlemlerini, analizlerini bu temelden hareket ederek yapacak, bu bilgilerle donanmış olarak muhakeme edip sonuçlara ulaşacak, önerilerde bulunacaktır. Ancak böyle bir yol izlediği zamandır ki, açıklamaları sistemli olur. Şunu da ekleyim ki, “referans” dediğimiz şey; “bir girişimi, olayı veya düşünceyi yorumlarken kullanabilecek, Atatürkçü öğretiden derlenen, Atatürk'e ait fikir, görüş veya öğütler”dir.

Artık “referans”ları sunmaya geçebilirim.

I) DEĞİŞİKLİĞİN GENEL ANLAMININ DEĞERLENDİRİLMESİYLE İLGİLİ REFERANSLAR

İki yönden yaklaşabiliriz:

-Millî Egemenliğin nitelikleri açısından.

-Tek şahıs yönetimi açısından.

Son hususu daha önce kaleme aldığım bir makalede işledim[i]. O yazımda derlediğim referanslardan en dikkate değer olanları aşağıya alıyorum. Ancak önce Millî Egemenliğin nitelikleri bakımından kullanabileceğimiz  referanslara yer vereceğim.

Başlıyorum:

1-Millî Egemenlik birdir. Bölünemez, parçalara ayrılamaz, ortaklık kabul etmez. Millî egemenlik terk ve iade edilemez,  devredilemez, kimseye bırakılamaz. Bir bütündür, bir zerresi bile feda edilemez.

2-Son söz Meclis’indir. Ancak bu demek değildir ki, Meclis her istediğini yapmakta serbesttir. Hayır, bunun sınırları vardır: Her şeyden önce Millî İrade ile sınırlıdır. Bilim verileriyle, ahlak kurallarıyla sınırlıdır.

3-Milletvekilleri istedikleri her şeyi yapmakta serbest olduklarını sanıyorlar. Oysa görevlerini yaparken, vekillerin kendi iradeleri silinir, yerini Millet İradesi alır. Yalnızca onun gerekleri yapılır. Çünkü ancak bu koşulla seçilmişlerdir. Hükümet de öyledir.

4-Millete hizmet ederken, kendi emel ve düşüncelerimize göre değil, milletimizin emel ve düşüncelerine göre hareket etmeliyiz. Kişisel kanıya göre değil, milletin kanı, düşünce ve duygularını yoklayarak yürümeliyiz.

5-Her türlü başarının sırrı, her çeşit kuvvetin, kudretin gerçek kaynağı milletin kendisidir; buna inancım tam olmuştur. Ancak şu da var ki, siyasette milletlerin insanca ve içten eğilimlerinden çok, siyaset adamlarının hesaplara dayalı girişimlerini görürüz.

6- Millî irade ve egemenlik mutlaka bir arada bulunmalıdır. Çünkü egemenlik yoksa, irade bir hiçtir. Türk milleti kendi iradesini, kendi vicdanının eğilimini yerine getirmek, uygulamak istiyorsa, egemenliğini mutlaka kendi elinde tutmalıdır. Tarihi okuyun, göreceksiniz: Geçmişte milletimizin başına hangi felaket gelmişse, kendi talihini ve yazgısını hep başka birinin eline bırakmasından ileri gelmiştir.

7- Hiç kuşku yok ki, milletimizin egemenliğini bir şahısta veya çok sınırlı şahısların elinde tutmaktan çıkar bekleyen insanlar vardır.

8- Kuvvetin kaynağı tektir, o da Türk milletidir. Asıl olan, odur. Egemenlik onundur, yasama hakkı, yönetme ve yargılama hakkı onundur. Devletimizin ve milletimizin başında hiçbir kuvvet, hiçbir makam yoktur; yalnızca tek bir kuvvet vardır, o da millettir, Ulusal Egemenliktir. Yalnız tek bir makam vardır, o da milletimizin kalbi, vicdanı ve varlığıdır. 

9- Kuvvetin kaynağı ve sahibi tektir, millettir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. “Kayıtsız şartsız”ı buradan kaldırmadıkça, Türkiye devleti herhangi bir kişiye veya herhangi bir makama, egemenliğini ihlal eden hiçbir yetki veremez.

10-Ben Amerika sistemini ülkemizde uygulamayı hiç hatırıma getirmedim. Sistemsiz ve kanunsuz biçimde cumhurbaşkanlığı ile başbakanlığı birleştirmeyi asla düşünmedim. Ve düşünecek adam olmadığım da bütün milletçe bilinmektedir.

II) AKP’Lİ MİLLETVEKİLLERİN TEPKİSİYLE İLGİLİ REFERANSLAR

Yaptıkları itirazlardan açıkça anlaşılıyor ki, Millî Egemenlik, bunun gaspı, Millî İrade’nin dışlanması, milletin vekili olmanın yüklediği görev ve sorumluluk milletvekillerinin umurunda değil, hatta bu konularda büyük olasılıkla bilgisizler. Sadece kişisel çıkarlarını, ikballerini, gelecek seçimi düşünüyorlar.

Peki, Meclis ve milletvekillerinin görev ve sorumlulukları konusunda Atatürkçü öğretinin koyduğu esaslar nelerdir? İlk taramada gözüme çarpan, önemli gördüğüm kural ve öğütleri aşağıda sıralıyorum:

1-Türkiye halkı kayıtsız şartsız egemenliğine sahip olmuştur. Egemenlik, hiçbir anlamda, hiçbir şekilde, hiçbir işarette, hiçbir renk ve hiçbir kılavuzlukta ortaklık kabul etmez. Unvanı ister halife, ister başka bir şey olsun, hiç kimse bu milletin kaderine ortak çıkamaz. Millet buna kesinlikle izin vermez. Bunu teklif edecek hiçbir milletvekili olduğuna inanmıyorum.

2-Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletin meclisidir. Milletin vekillerinden, milletin verdiği yetki ve görevleri yerine getiren kişilerden oluşur. Milletvekili ülkenin yüksek çıkarlarını her türlü düşüncenin, kişisel çıkarlarının üstünde tutar. Milletvekili yüksek karakterli olmalıdır; bilgili, dürüst, güvenilir, yurtsever olmalıdır.

3-Meclis yalnızca milletin emrine itaat eder. Ülkenin yazgısında biricik yetki ve kudret sahibi odur. Büyük ulusal sorunlar ancak Büyük Millet Meclisi’nde çözüm bulur. Meclis yurtseverliğin, çalışkanlığın, önlem almakta isabetin ideal örneğidir.

4-Meclis kanun yapma ve icra kuvvetini kendinde toplamıştır. Millet ve ülke nam ve hesabına biricik başvuru yeri orasıdır. Bu meşru hakkı, bu ulusal hakkı, bu doğal hakkı hiçbir sebep ve bahane ile, hiçbir görüş ile, hiçbir şahsa ve hiçbir kurula terk edemez.

5- Hiçbirimizin şahsı söz konusu değildir. Yetki ve sıfatı ancak Meclis verir. Şahıslar söz konusu olunca, yüce Meclis’i oluşturan zatlardan biri olarak, benim de herhangi bir yetkiye, yasal ve meşru bir sıfata sahip olabilmem mutlaka yüce Meclis’in varlığına bağlıdır.

6- Bizim çok korktuğumuz ve daima korkmakla hayatımızı kurtaracağımız bir şey vardır ki, herhangi bir şahsın, herhangi bir kurulun despotluğu altında kalmaktır. Çünkü şahıslar gibi meclisler de despot olur ve meclislerin despotluğu, şahısların despotluğundan daha tehlikelidir. Dolayısıyla, uzun süre iktidara sahip olmak üzere toplantı halinde kalacak olan milletvekilleri, yavaş yavaş kendilerini seçen milletin arzusundan, emellerinden, duygularından ve düşüncelerinden uzak kalır; arada bir ayrılık olur. Bir gün bakarsınız ki, millet başka türlü çalışıyor, ulusal emeller başkadır.

7- Kanun teklif eden, kanun yapan, kanun koyucu bir kimse; insanlığın bütün duygularını, bütün tutkularını herkesten daha çok kavramıştır, onları herkesten daha çok bilir. Ancak nefsini herkesten ziyade ve tamamen, bütün kapsamı ile, bunlardan soyutlamak kudret ve yeteneğine de sahip olmalıdır. Bu seçkin niteliklere sahip olmayan insanlar, toplum için yasa yapmak hak ve yetkisinden men edilir. Kanunlar duygulara dayanarak ve uyularak yapılamaz.

8- Halkıma şu öğütte bulunmak isterim ki, aranızdan ülkeyi ve milleti en çok seven insanları, aklına, bilgisine, anlayışına, vicdanına en çok güvendiğiniz insanları vekil olarak seçin. Gerekli ahlaka ve niteliklere sahip bulunsunlar. Medenî cesaret, düşünsel yetenek, dinî ve millî sağlamlık gibi niteliklere sahip olsunlar, yurtsever olsunlar. Kötü şöhretli olmasınlar. Bu, Millî İrade’nin gerçekleşmesinin başta gelen bir koşuludur. Ancak bu sayede meclis sizin arzularınızı yerine getirmek, yalnız size hizmet etmek, layık olduğunuz gönenci sağlamak kudretine sahip olacaktır.

Yukarda, değişikliğin genel anlamı ile ilgili on, milletvekillerinin tepkisiyle ilgili sekiz referans verdim. Elbette, bir değerlendirmede bunların hepsinin kullanılması düşünülemez. Yorumcu en anlamlı, en ilginç veya kolay bulduğu bir veya ikisini seçerek kendine kılavuz alır, ona göre yorumunu yapar. Ben kendi hesabıma birinci gruptan, 2. ve 3.; ikinci gruptan 2., 4. ve 7. referansları seçtim. Yazıyı daha fazla uzatmamak için, yorumu başka bir zamana bırakıyorum.

SONUÇ

-Atatürkçüler Anayasa değişikliği olayını yorumlarken, yukarda verdiğim “referans”lardan hareketle düşünce üretmeli, yorum ve değerlendirme yapmalıdır. Aksi halde görüşünde tutarlı ve sistemli olmaz, analizi sığ, yüzeysel kalır. Dediğim şekilde hareket ederse, dinlenir, saygı uyandırır, ka’le alınır; çekim merkezi olur. Birçok Atatürkçü bu yöntemle düşünmeye fikir üretmeye, iş yapmaya başlarsa, birbirine yaklaşmaya, birlik olmaya başlarlar.

-Halkın sadece oy kullanmasıyla, yani “seçim sandığı” ile demokrasi olmuyor, Millî Egemenlik gerçekleşmiyor. Karar almanın, bilimsel kazanımla sosyal ahlakla desteklenmesi lazım. Milletvekilleri için de geçerli bu: Bilim ve kültürle yüklü, ulusal ahlakla donanmış, yurtsever insanlar olmaları şart. Salt seçim sandığı; ancak verimsiz, çürük, özden yoksun sonuçlar veriyor.

 

[i] “Başkanlık Sistemi Tartışmalarında Atatürkçünün Hareket Noktaları”, http://www.cihandura.com/tr/makale/BASKANLIK_SISTEMI_TARTISMALARINDA_ATATURKCUNUN_HAREKET_NOKTALARI

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura