2007 - 2011 Makale Arşivi > Akademik Yazılar
17-03-2009
*YENİ DIŞ TİCARET TEORİLERİ: GENEL BİR BAKIŞ (II, DEVAM)
         VII) TERCİHLERDE BENZERLİK TEORİSİ

A) Bu görüşe “gelir teorisi,” “taleplerin çakışması hipotezi” gibi adlar da verilmektedir.

Heckcsher-Ohlin teorisi; ticaretin, faktör donanımı ve zevkleri birbirine benzemeyen ülkeler arasında daha canlı olacağını savunur. Bu görüş; dış ticaretin, ürün düzeyinde “mamul mallar” karşılığında “ilkel mallar” şeklinde gerçekleşeceğini ileri sürmektir. Oysa 1940’lardan sonra yapılan gözlemler, uluslararası ticaretin, daha çok, mamul mallar arasında geliştiğini göstermiştir. Yani realite Heckcsher-Ohlin teorisini doğrulamamıştır.  Klasik teori primer ürün ticaretinde geçerli, ancak sanayi ürünleri ticaretinde geçerli değildir. Tercihlerde benzerlik teorisi, klasik teorinin bu yetersizliğini gidermek üzere geliştirilmiştir.

Tercihlerde benzerlik teorisi, homojen olmayan, zevklerin ve ölçek ekonomilerinin özellikle önemli olduğu sanayi ürünleri ticaretini açıklar. İsveçli İktisatçı Brunstam Linder tarafından 1961’de ileri sürülmüştür.5 

B) Teoride benzer gelir düzeyine sahip ülkelerin benzer zevklere sahip olduğu varsayılır. “Benzer tercihler” kavramı  “x ürünü ihracatçısı ülke ile karşılaştırılabilir olan diğer ülkede bu ürünü satın almak isteyen tüketicilerin varlığını” ifade eder.

Ülkenin tüketicileri, tercihlerde benzerliğe göre “çoğunluk” ve “azınlık” olarak ikiye ayrılmıştır. Azınlık, ülke sınırları içinde yaşayan çok zengin ya da çok yoksul olan halk katmanları; çoğunluk, bunların dışında kalanlardır.

Dış ticaret ikiye ayrılır: Sanayi ürünleri ticareti ve primer ürün ticareti.

C) Açıklayıcı değişken, “üretim maliyeti”nden çok,  “talep koşulları”dır. Talep koşullarından anlaşılan, “ülkeler arasındaki zevk ve tercihlerin benzerliği”dir. Zevk ve tercihleri belirleyen temel etken ise, “göreli gelir düzeyi”dir.

Açıklama mekanizması şöyledir: Sanayi ürünleri ticareti; özellikle, benzer tercihlere ve gelir düzeylerine sahip ülkeler arasında yoğunlaşır. “Zevkleri birbirine benzer” ülkeler arasında daha canlı ticaret ilişkileri kurulur. Başka bir deyişle, ülkeler; kişi başına gelir düzeyi ve gelir dağılımı, yani talep yapıları bakımından birbirine ne denli yakınsa, aralarındaki ticaret o denli yoğun olacaktır. Kısacası, dış ticaretin nedeni ülkelerin “sarkan talepleri”dir (İyibozkurt,1995: 83). Her ülke yalnızca kendi iç piyasasında canlı ve geniş bir talebi olan malları ihraç eder. Yurt-içi pazar, firmaların ölçek ekonomilerinden yararlanmalarını sağlayacak ölçüde genişse, üretim maliyetleri de, yurt-dışı pazarlara girmeyi sağlayacak kadar düşük olur. Ülkenin ihracatı, üç aşamalı olarak şöyle açıklanır :

(i) Bir ülkede firmalar, halkın çoğunluğu tarafından talep edilen malları üretir.

(ii) Bu malların üretiminde etkinlik ve deneyim kazanırlar. (iii) Söz konusu mallar zevk ve tercihleri (gelir düzeyleri) benzer olan ülkelere ihraç edilmeye başlanır.

Ülkenin ithalatının açıklanması ise şöyledir: Zevk ve tercihleri farklı olan azınlıkların talebi, tercihleri kendilerine benzeyen yabancı ülkelerden yapılan ithalatla karşılanır.

D) Dünya ticaretinin büyük bir bölümünün sanayileşmiş ülkeler arasında yapılması, bu görüşe destek sağlar. Uluslararası sanayi ürünleri ticaretinin büyük bölümü, gelir düzeyi yüksek ülkeler (Avrupa, Kuzey Amerika ve Japonya) arasında yapılmaktadır. 

E) Tercihlerde benzerlik teorisi, ilgi-çekici ve ikna edici olmasına karşın, uzun ömürlü olmamıştır.   Linder’in ülkesi İsveç dışındaki ülkelerde fazla destek bulmamıştır. Teori; birinci olarak,  “iç piyasası olmayan, doğrudan doğruya ihracat amacıyla üretilen” sanayi mallarının ticaretini açıklayamıyor. İkinci olarak “Bir ülke belirli ürünlerin ihracatçısı olmasını sağlayan geniş bir yurt içi pazarı nasıl geliştirmiştir” sorusunu yanıtlayamıyor.

VIII) ÖLÇEK EKONOMİLERİ TEORİSİ

A) Ölçek ekonomileri teorisi, Heckscher-Ohlin modelinin “verimlilik” hakkındaki varsayımına karşı çıkar. Bu varsayım şöyledir: Ülkelerde mallar sabit verim koşulları altında üretilir.  Oysa ölçek ekonomileri dolayısiyle artan getirinin ortaya çıktığı durumda, ülkeler her bakımdan aynı olsalar bile, kârlı dış ticaret yapılabilir. Heckscher-Ohlin modeli, bu tür ticareti açıklayamaz.

B) Teorinin kullandığı kimi önemli kavramları açıklayalım.Teorinin dayandığı temel bir kavram, “ölçeğe göre azalan maliyetler” ya da “ölçeğe göre artan getiri”dir. Bu, üretim ölçeği büyürken, ortalama maliyetlerin düşmesi durumudur. Ölçek ekonomileri, teoride iki şekilde kullanılır :

İçsel Ölçek Ekonomileri: Firmanın kendi üretim ölçeği arttığında, ortalama maliyetlerin düşmesi durumudur. Tipik örneği, otomobil endüstrisidir. Az sayıda otomobil üreten küçük bir firmanın maliyeti, Toyota, Renault gibi dev firmaların yanında çok yüksektir. İçsel ölçek ekonomileri başlıca şu etmenlerin bir sonucudur: Kitlesel üretim teknolojisinin kullanılması, yönetimde etkinlik, işgücünün uzmanlaşması.

Dışsal Ölçek Ekonomileri: Bağlı olduğu endüstride üretim miktarı arttıkça, firmanın ortalama maliyetlerinin düşmesidir. Buna örnek olarak, bilgisayar endüstrisi ve “yarı geçişken çip üretimi” verilebilir. Dışsal ölçek ekonomilerinin başlıca nedenleri şunlardır: Endüstrinin gelişmesi nitelikli emek yetişmesine yol açar. Girdilerin sağlanması için, sürekli ve etkin kaynakların ortaya çıkmasına ortam hazırlar.

Eksik rekabet piyasası: Bu tür piyasada her firma kendi üretimi üzerinde bir ölçüde monopolcü güce sahiptir. Başka bir deyişle, malın fiyatını ya da satış miktarını ayarlayabilir.

Ölçek ekonomileri, küçük ölçekli firmaların, büyük ölçekli firmalarla rekabetini güçleştirir. Küçük firmalar piyasadan elenir. Ölçek ekonomisi özelliği olan mallar, çok sayıdaki ufak firma yerine, az sayıdaki büyük firmalar tarafından üretilir.

Ölçek ekonomilerinin, büyük firmalara üstünlük sağlayıp sağlamadığı, bu ekonomilerin “içsel” ya da “dışsal” oluşuna bağlıdır. Eğer bir endüstride ölçek ekonomileri firma bakımından “içsel” nitelikte ise, büyük firmalar küçük firmalara oranla bir maliyet avantajı elde eder. Böylece ilgili mal bakımından tam rekabet piyasasının yerini, “eksik rekabet piyasası” alır.

C) Açıklayıcı değişken “ölçek ekonomileri”dir. Ölçek ekonomileri uluslararası ticarete yol açar. Bu, şöyle olur : Önce, ülkeyi bu tür endüstrilerde uzmanlaşmaya iter. İç piyasada tüketicilerin satın alacakları çok sayıdaki maldan az miktarlarda üretmek yerine, ölçek ekonomisine sahip birkaç mal üzerinde uzmanlaşmaya gidilir. Bu mallar düşük maliyetle, büyük miktarlarda üretilerek ihraç edilir. Gereksinme duyulan öbür mallar, dışardan ithal edilir.

Bu süreçte, ürünlerde çeşitlenme meydana gelir. Mekanizması şöyledir: Kapalı ekonomide, firmalar yalnızca yerli tüketici için üretim yapacaktır. Genel olarak tüketici ürün çeşitliliğine önem verir. Ancak kapalı ekonomide tüketici sayısı az olduğundan, firmalar; ölçek ekonomileri sağlamak üzere, bir maldan ancak az sayıda çeşit üretirler. Oysa açık ekonomide, dış ticaret firmanın müşterisini artırır. Her ülkede firmalar, halk tarafından en çok tercih edilen bir çeşit üzerinde uzmanlaşır. Azınlık tercihlerini karşılayacak ufak ölçekli üretim, çok yüksek maliyete yol açar. O nedenle azınlığın tercihleri, çoğunluk tercihleri bunlarla benzer olan başka ülkelerden yapılacak ithalatla karşılanır. Böylece tüketiciler bir malın dünyada üretilen  bütün çeşitlerine ulaşma olanağı elde eder.

Ölçek ekonomisine bağlı dış ticaret, tüketici gönencini (refahını) artırır. Çünkü ona belli bir malın değişik türlerinin sunulmasını sağlar. Tüketici, örneğin, zevkine göre Fransız, Alman ya da İngiliz otomobilleri arasından birini seçer. Ölçek ekonomileri teorisi, endüstri-içi ticaretin anlaşılmasını kolaylaştırmıştır.  

IX) MONOPOLCÜ REKABET TEORİSİ

A) Heckscher-Ohlin Teoremi; uluslararası ticareti, karşılaştırmalı üstünlüğe ya da faktör donatımındaki farklılığa dayandırır. Monopolcü rekabet teorisi bunu ihmal eder; endüstri-içi ticareti, mal farklılaştırılması ve ölçek ekonomileri ile açıklar.

Teori; standart uluslararası ticaret teorisinin ( ya da faktör donatımı teorisinin) “malların homojenliği” varsayımına karşı çıkar. Bu varsayıma göre ticarete giren malların birimleri homojendir; birbirinin tıpa tıp aynıdır. Homojenlik tam rekabet piyasasının koşullarından biridir. Bu varsayımdan şu sonuç çıkar : Aynı mal, bir ülke tarafından hem ihraç, hem ithal edilemez. Oysa gerçek yaşamda bunun tersi, yani aynı malın bir ülke tarafından hem ihraç, hem ithal edildiği görülmektedir. Klasik teori, bu tür ticareti açıklayamaz.

Faktör donatımı teorisi, uluslararası ticaretin tümünü açıklamak ister. Oysa monopolcü rekabet teorisi, yalnızca “endüstri-içi ticaret”i açıklamaya yöneliktir. Başka bir deyişle sorunu, sanayi malları üzerindeki iki yönlü ticareti açıklamaktır.

Monopolcü rekabet hipotezi (endüstri-içi ticaret) konusundaki ilk çalışmalara, E. Helpman ile P. Krugman’ın makaleleri örnek olarak verilebilir. Teoriye katkısı olan başka birçok yazar daha vardır6: H. G. Grubel, P. J. Lloyd ve D. Greenaway,  G. C. Hufbauer gibi...  B) Teorinin kimi temel varsayımlar şunlardır: Sanayi sektörü homojen değil, farklılaştırılmış mallar üretir. Uluslararası ticaretin çok büyük bir bölümü, bu farklılaştırılmış malların alım-satımını kapsar.

Mal farklılaştırılması; belli bir endüstride bir malın, bileşimi, kullanılışı, görünümü, en azından markası bakımından aynı endüstride üretilen öbür mallardan farklı olmasıdır. Tüketicilerin bilincinde, her ne sebepten olursa olsun bir malın farklı olduğuna dair bir inancın oluşması, o malı “farklı” kılmaya yeterlidir. Farklılaştırılmış malların klasik bir örneği otomobildir. Dünyada pek çok firma otomobil üretir. Fakat bunlar aynı endüstrinin malı olmakla birbirinden farklıdır: Bir Renauld (Fransız), bir Toyota (Japon), bir Chevrolet (ABD), bir Mercedes (Alman), bir Murat (Türk)... birbirinin aynı değildir.

Teori bakımdan önemli bir sınıflama, “endüstrilerarası ticaret” ve “endüstri-içi ticaret” şeklindeki ticaret sınıflamasıdır. Endüstriler-arası ticaret; birbirine benzer olmayan ya da bütünüyle değişik endüstriler tarafından üretilen malların alım satımıdır.

Endüstri-içi ticaret ise, aynı endüstriye ait farklılaştırılmış malların alınıp satılmasıdır. Başka bir deyişle “bir ülkenin aynı endüstri kapsamındaki farklılaştırılmış malları hem ihraç, hem de ithal etmesidir.” Buna “iki yönlü ticaret” adı da verilir. Özellikle sanayileşmiş ülkeler arasındaki ticaretin önemli bir bölümü bu türdendir. Endüstri-içi ticaret H. Grubel ve P. Lloyd tarafından geliştirilmiş olan bir indeks yardımıyla ölçülebilir8.

C) Açıklayıcı değişkenler, “mal farklılaştırılması” ve “ölçek ekonomileri”dir.

Teori, sanayi malları üzerindeki iki yönlü ticareti, ölçek ekonomileri ile açıklar. Sanayi kesiminde firmalar çoğunlukla “ölçeğe göre artan getiri” koşulları altında çalışır. Bunun doğal sonucu, monopolcü rekabet piyasasının ortaya çıkmasıdır. Bu durumda, firmalar; çok sayıda farklı türde mal üretmek yerine, bir ya da birkaç tür mal üretmeye yönelir. Böylece uzmanlaşma başlar, daha etkin teknolojiler kullanılır; ölçek ekonomilerinden yararlanılır. Ülke uzmanlaştığı mal türünün ihracatçısı durumuna gelir. Öbür mal türleri, başka ülkelerden ithal edilir.

Ülkeler arasında faktör donatımları ne derecede farklı ise karşılaştırmalı üstünlüklere bağlı “endüstriler-arası ticaret” o derecede büyük olur. Buna göre faktör donatımı (ya da karşılaştırmalı üstünlükler) teorisi, daha çok sanayileşmiş ülkelerle az gelişmiş ülkeler arasındaki ticareti açıklar. Monopolcü rekabet teorisi ise, aynı faktör donatımına sahip sanayileşmiş ülkelerin kendi aralarında gerçekleştirdikleri iki-yönlü ticareti açıklar.

D) Endüstri-içi ticaretin önemi, ilk kez Avrupa Ekonomik Topluluğu’na üye ülkeler arasındaki dış ticaret kısıtlamalarının kaldırılması sırasında fark edildi. Yapılan uygulamalı çalışmalar şunları ortaya koydu7:

(i) Bölgede ticaretin serbestleştirilmesi sonucu, ticaret hacmi büyük oranda artmıştır.

(ii) Bu artış, daha çok, aynı endüstrinin farklılaştırılmış mallarının ticareti biçiminde gerçekleşmiştir (Daha somut bir anlatımla Almanya Fransa’ya x marka otomobil ihraç edip ondan y marka otomobil ithal ediyor; İtalya, Hollanda’ya a tipi daktilo satıp, ondan b tipi daktilo satın alıyor).  

SONUÇ

1) Bu makalede, bilimsel teorilerin, zamanla geçerliliklerini nasıl yitirdiklerine örnekler ve kanıtlar bulunmaktadır. Söz konusu olgunun başlıca nedeni; teorinin dayandığı varsayımların, günün birinde realite ile çatışmasıdır. Peki, bunun sebebi nedir? Çünkü toplumsal realite, nisbeten hızlı bir şekilde değişikliğe uğramaktadır. Daha somut bir anlatımla, bugün yaşadığımız ekonomik dünya ile, geçen yüzyıldaki ekonomik dünya aynı değildir. Dolayısiyle, geçen yüzyılın olgularını açıklayan bir teori; bu yüzyılın olgularını açıklayamayacaktır. Öyleyse, değiştirilmesi gerekir. Böyle bir soruna fizik bilimlerde çok az rastlanır. Çünkü fizik dünya çok yavaş değişmektedir (Hattâ, özü itibariyle hiç değişmediği bile ileri sürülebilir).

2) Yukarda belirttiğim “genel yasa”, kuşkusuz faktör donatımı teorisi için de geçerliydi. 1960’lardan itibaren fark edildi ki bu teori, realite ile çatışıyordu. Onu açıklayamıyordu; varsayımları gerçekçi değildi. Bu eksiklik, ekonomistleri yeni teoriler kurmaya yöneltti. Kimileri karşılaştırmalı üstünlüğün kaynaklarına yeni açıklamalar getirme yolunu denedi. Başka iktisatçılar ise, geleneksel karşılaştırmalı üstünlük teorisinin, dünya ticaretini açıklamakta yetersiz olduğunu düşünüyordu. Bunlar, geleneksel ticaret teorisinin yerini alacak yeni modeller önerdiler. Bu modellerde “talep” ve“ürün farklılaştırması”  gibi yeni değişkenlere yer verildi. Ürün piyasalarında “tam rekabet” olduğu varsayımı terk edildi. Dünya ticaretini,  “eksik rekabet”  varsayımına göre açıklayan teoriler geliştirildi.

3) Makalemde söz konusu teorilerden başlıcalarını sistemli bir şekilde açıklamaya çalıştım. Ekonomide ve başka bilim dallarında bir teorinin açıklanması; oluşturucu ögelerin düzeni çerçevesinde yapılırsa, anlatımın öğreticilik derecesinin büyük ölçüde artacağı kanısındayım.

  

            DİPNOTLAR

1 Donald B. Keesing, “Labor Skills and International Trade: Evaluating Many Trade Flows with a Single Measuring Device,”  Review of Economic Statistics, 47, August 1965, pp. 287-294;   Donald B. Keessing, “Labor Skills and Comparative Advantage,”  Proceedings, American Economic Review, 56, May 1966, pp, 249-255;    P.B. Kenen,  “Nature, Capital and Trade,”  Journal of Political Economy, 78 (5), Octobre 1965, pp. 437-460;    P.B. Kenen, “Skills, Human Capital and Comparative Advantage,”  in Education, Income and Human Capital,  W. Lee Hansen (ed.), National Bureau of Economic Research, New York, 1970.

 

2 M.V. Posner, “International Trade and Technical Change,”  Oxford Economic Papers, 1961, pp. 323-341.

 

3 Bkz : W. Gruber, D. Mehta and R. Vernon, “The R and D Factor in International Trade and Investment of United States Industries,” Journal of Political Econoy, February 1967, pp. 20-37.

 

4 Raymond Vernon, “International Investment and International Trade in the Product Cycle,”Quarterly Journal of Economics, May 1966, pp. 190-207.

 

5 S.B. Linder, An Essay on Trade and Transformation, Stockholm, 1961.

 

6 E. Helpman, “International Trade in the Presence of Product Differentiation,  Economies of Scale and Monopolistic Competition,”  Journal of International Economics,  August 1981;  Paul Krugman,  “New Theories of Trade among Industrial Countries,”American Economic Review, May 1983; H. B. Grubel and P.J. Lloyd,  Intra-Industry Trade, MacMillan, London, 1975; H. B. Grubel, International Economics, Homewood, Illinois, 1977, (Chapters: 2,3,4); D. Greenaway, “Intra-Industry Trade,”  Economics, Winter,1979; G.C. Hufbauer, “The Impact of National     Characteristics and Technology on the Commodity Composition of Trade in Manufactured Goods,”  in  R. Vernon, (Ed.), The Technology Factor in  International Trade, NBER and Colombia University Press, New York, 1970, pp. 145- 231.

 

7 Bela Belassa, “Trade Creation and Trade Diversion in the European Common Market,” Economic Journal, March 1967, pp. 1-21.

 

8 Herbert Grubel and Peter Lloyd, Intra-Industry Trade : The Theory and Measurement of International Trade in Differentiated Products, Holsted Press, 1975.

      

             KAYNAKÇA 

CAVES, Richard E., “International Trade and Industrial Organization,” European Economic Review, 28 (1985). pp. 377-395).

COLEMAN, J.J. and David B. COFFIE,Note on Sources of Comparative Advantage,” International Trade and CompetitionBoston, 1994, pp. 9 -13.

HAZARD, Heather A. ve David B. COFFİE , “New Trade Theories of International Trade,”  International Trade and Competition, Boston, 1994, pp.15-30.

INGRAM,  James C., International Economics, John Wiley and Sons, Newyork,1983.

İYİBOZKURT, Erol, Uluslararası İktisat : Teori ve Politika, 3. B., Ezgi Kitabevi Yayınları, Bursa, 1995, 390 s.

KRUGMAN, Paul ,  “New Theories of Trade among Industrial Countries,” American Economic Review, Papers and Proceedings, Vol. 73, No. 2, May 1983.           

SCHUH, G. Edward, (Çev. H. Seyidoğlu ve C. Gerni), “İktisat Bilimi ve Uluslararası İlişkiler : Kavramsal Bir Çerçeve,” İşletme Dergisi, Atatürk Üniversitesi, 1982, ss. 1-22. 

SEYİDOĞLU, Uluslararası İktisat : Teori, Politika ve Uygulama, 13. B., İst., 1999, xıı+764 s.

 

   (Bu makale ilk kez:  Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi,  S.16, 2000, ss. 1-16’da  yayınlanmıştır.)
Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura